Milliyetçi-muhafazakâr kadınlar anlatıyor: “Feminist olmasam bile bu iktidarın milliyetçilik anlayışını benimsemezdim”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Metropoll araştırma şirketi, 24 Haziran 2018 Milletvekili Seçimleri’nde yaşı tutmadığı için veya tutmasına rağmen bir nedenle sandığa gitmemiş 18-24 yaş grubu genç seçmenlerin tercihlerini analiz etti. 6 Temmuz’da sonuçları paylaşılan araştırma, Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) oy vereceğini söyleyen gençlerin sayısının azaldığını gösterdi. Araştırmaya göre, gençlerin yüzde 21,8’i kendini “milliyetçi”, yüzde 8’i ise “muhafazakâr” olarak tanımlıyor. Bu gençlere hangi partiye oy verecekleri sorulduğunda ise yüzde 5,5’i MHP’ye oy vereceğini söylüyor.

Araştırma, kendini milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlayan çok sayıda genç olduğunu gösterse de, bu gençlerin olası bir seçimde çok az bir kısmınınMHP’ye oy vereceğini gösterdi.

Milliyetçi ve muhafazakâr kadınların dönüşümü ile ilgili daha önce yaptığımız “Feminist kadınlar Meral Akşener’i anlatıyor” haberinde, gazeteci ve antropolog Ayşe Çavdar şunları söylemişti: “Dindar-muhafazakâr kadınların feminizm ya da kadın hareketiyle alışverişini yıllardır konuşuyoruz. Milliyetçi-muhafazakâr kadınların dönüşümleri hakkında ise çok daha az şey biliyoruz. 1990’larda bu iki muhafazakâr janr birlikte yükselişe geçmişlerdi. Dindar-muhafazakâr kadınlar, AKP dolayısıyla iktidar nimetlerinden faydalanmakla kadın haklarından ‘feragat’ makası merkeze alınarak çokça konuşuldu ve ne kadar kötü bir imtihan verdiklerini gördük. Ama milliyetçi-muhafazakâr kadınların -ki bu kadınların AKP’nin yarattığı itme kuvveti dolayısıyla hızla eskisinden daha çok sekülerleşme eğiliminde olabileceğini de eklemek lazım- bütün bu süreçte nasıl bir seyir izlediklerini bilmiyoruz.”

Araştırma sonuçlarından hareketle, kendini milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlayan ve feminist olduğunu belirten Selma(*) ile yıllar içindeki dönüşümünü konuştuk.

Selma, kendini bildiğinden beri milliyetçi ve muhafazakâr olduğunu söylüyor. Dönüşümü ise, feminizmle tanışması ile başlıyor. Ailesinin de muhafazakâr ve milliyetçi olduğunu söyleyen genç kadın, onlarla anlaşamadığını ve çoğu zaman tartıştığını anlatıyor: 

“Feminizm ile tanışmamış ve değişmemiş olsam dahi, eminim iktidarın anlayışında bir milliyetçiliğe sahip olmazdım”

“Kendimi hep milliyetçi-muhafazakâr olarak tanımlıyordum. Lisede özellikle, çevrenin genişlemesi ile çok fazla şey öğrenmeye başladım. Benim milliyetçilik tanımım değişti ve ben de ister istemez değişmiş oldum. Türkiye’de genel olarak kullanılan ‘milliyetçilik’ kavramı iktidar ile birlikte iyice kirlendi, çürüdü. Ben ve benim gibi milliyetçilik kavramının üzerinde düşünen kadınlar milliyetçiliğin kendisinin kötü değil, bunu çıkarları için kullanan kişilerin kirlettiğini görüyor. Milliyetçilik akılcı ve eşitlikçi bir düşünce. Özellikle kadınlar, Türkiye’de erkeklerle eşit bir şekilde yaşayamıyor. Aslında dönüşümüm tam da kendi hayatımda bu sorunların başladığı yerde oldu. Bir erkek tarafından baskılanmanın, şiddet görmenin ve öldürülmenin çok olası olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Her kadın gibi ben de, sadece kadın olduğum için bir sürü ayrımcılığa ve haksızlığa uğradım. Özellikle üniversite hayatımda bunlar oldu diyebilirim. Feminizm mücadelesi bizim ülkemizde, bir kadın olarak öldürülmeden yaşayabilmek için verdiğimiz bir mücadeledir. Siyasi iktidarda olanların, milliyetçiliği ile bildiğimizin de, muhafakazarlığı ile bildiğimizin de gerçekten öyle olmadıklarını artık hepimiz biliyoruz. Feminizm ile tanışmamış ve değişmemiş olsam dahi, eminim iktidarın anlayışında bir milliyetçiliğe sahip olmazdım.”

“Abimlerin bisiklet sürmeye hakkı vardı ama ben kız çocuğu olduğum için hakkım yok sanıyordum”

Selma’ya, dönüşmesine neden olan bir olay olup olmadığını soruyorum. Genç kadın, çocukluğundan beri iki abisinin, annesi ve babası tarafından hep daha çok sevildiğini düşünüyormuş. Üniversitede okuduğu yıllarda, eve geç geldiği için babasından şiddet gördüğünü anlatıyor:

“Aslında böyle bir olay ya da durum olarak tam şu diyemem. Çocukluğumdan beri abimlerle aramda hep bir uçurum vardı. Annem ve babamın gözünde de erkek oldukları için her şeyi yapmaları normal ve olağandı. Ben ise aynısını yapmayı bırakın, bir benzer harekette bulunsam kıyamet kopardı. Çocukken bisiklet sürmek istedim, süremedim ama onlar doyasıya sürdü. Çocukken denize, plaja gittiğimizde onlar şortla girerken, ben mayonun altına tayt giymek zorundaydım. Oyunlarda bile eşit değildik, düşünün. E, tabii bu büyüdükçe de devam etti. Onlar dershaneye yollandı üniversite için, ben yollanmadım. Üniversiteyi evde çalışarak kazandım. Okula başladığım ilk yıl özellikle, kendi istediğim ve yapmadığım çok şey olduğunu fark ettim. Kendime dönüp, bunları yapmaya başlayınca da evde kıyametler kopmaya başladı. Annem bencillikle, babam ise ‘yoldan çıkmakla’ suçladı. Eve geç geldiğim için defalarca şiddet gördüm. Abimlerden çok daha erken saatlerde gelmeme rağmen. Üniversite ikinci sınıfa geçtiğimde ise bir bahaneyle evden ayrılıp, okuldan arkadaşlarımla aynı eve geçtim. Hâlâ da ayrı yaşıyorum, üniversiteyi bitirmeme rağmen. Ben kendimi çok geç fark ettim. Nedeni, ailemin daha çocukluğumdan itibaren beni kıstırması, bastırması, bir sigara izmariti gibi ezmesi. Böyle baskılara maruz kalan insanlar özlerini bile unutur. Kendilerine belki hayatları boyunca dönemezler. Özellikle bizim ülkemizde böyle kadınlar çok var. O kadar kendilerini unutmuşlar ki çocukluklarından beri, şimdi büyüseler de kendilerine dönemiyorlar. Ben zor da olsa döndüm. Gerçekten, abimlerin bisiklet sürmeye hakkı var ama ben kız çocuğu olduğum için yok sanıyordum. Bu çok acı verici değil mi?”

“Voleybol oynadığı için linç edilen ve erkeklerle eşit görülmediği için aşağılanan Türk kadınlarının yanındayım”

Selma, geçmişte de milliyetçi, muhafazakâr ve feminist kadınlar olduğunu anlatıyor. Özellikle milliyetçi ve feminist kadınların, tarih boyunca siyasi olarak fikirlerinin ciddiye alınması için mücadele verdiğini söylüyor:

Biraz geçmişe gidecek olursak, Osmanlı’da, Tanzimat döneminde yetişen eğitimli kadınlar sonraki kuşaklarda Osmanlı’da hak arayışlarına girmişti. 2. Meşrutiyet döneminde ise örgütlü hareket edilmeye başlandı. Birçok kadın cemiyetleri kuruldu, dergiler çıkarıldı. Türkiye’nin ilk kadın hakları savunucusu Nuriye Ulviye Mevlan Civelek, ‘Kadınlar Dünyası’ dergisini kurmuştu örneğin. Kız çocukları için ilköğretim zorunlu ve ücretsiz hale geldi ilerleyen süreçte. Ve bugün bu noktadayız. Kadın mücadelesi devam ediyor, çok güçlü bir şekilde. Ben milliyetçi, muhafazakâr ve feminist bir kadınım. Kendimi geliştirdiğim ve dönüştürdüğüm için çok fazla tepki aldım. Bundan sonra da alacak gibiyim ama sorun değil. En son yaşadığımız, voleybol oynadığı için linç edilen ve erkeklerle eşit görülmediği için aşağılanan Türk kadınlarının yanındayım. Bu eril zihniyete ve baskıya boyun eğmiyorum. Ben bir Türk kadını olarak her alanda, her an, erkeklerle eşit haklara sahip olmak istiyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus