Sedat Peker’in Adli Tıp Kurumu’na ilişkin iddiaları: Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya göre iktidarın etkisindeki kurum “özerk” hale getirilmeli

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, 7 Ağustos’ta paylaştığı tweetlerde, geçen yıl hayatını kaybeden eski Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekili ve anayasa profesörü Burhan Kuzu‘nun para karşılığı Adli Tıp Kurumu raporu almak için devreye girdiğini, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun da Kuzu’nun başrolde olduğu tüm bu suçlara sessiz kaldığını iddia etti.

Sedat Peker, iktidara yakın isimlerin adının geçtiği,kamuoyunun gündeminden düşmeyen Yeldana Kaharman ve Aleyna Çakır‘ın şüpheli ölümlerinde Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarına müdahale edildiğini öne sürdü. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya göre bu durumu aşmanın tek yolu ATK’nın özerkliğinin sağlanması.

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, eski AKP Milletvekili Burhan Kuzu’nun bir kişiyle WhatsApp konuşmasının ekran görüntülerini de paylaştı. Konuşmada, parayla Adli Tıp Kurumu raporu çıkarılması isteniyordu. Peker, Burhan Kuzu’nun konuyla ilgilendiğini ve raporun Kuzu’dan istendiği gibi çıktığını ileri sürdü ve şunları söyledi:

“Bir gün bu konularla ilgili yargılamalar başladığında HTS kayıtları da çıkarılıp dosya sübuta erecektir, yani tamamlanacaktır. İşte o zaman bu suçlara karışan Süslü Sülü’yü ve diğer görevlileri hiç kimse ama hiç kimse kurtaramayacaktır.” 

Peker’den Tolga Ağar iddiası

Sedat Peker, Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Yeldana Kaharman’ın şüpheli ölümüyle ilgili adli tıp raporunun da AKP Elazığ Milletvekili Tolga Ağar’ı kurtarmak için hazırlandığını öne sürdü:

“AKP milletvekili Tolga Ağar tarafından tecavüze uğrayıp intihar ettiği söylenen Yeldana Kaharman kardeşimizin olayında olduğu gibi, Aleyna Çakır kardeşimizin ölüm olayında olduğu gibi, hiçbir suçlu ceza çekmeyecektir. Çünkü bir kişinin yargılanıp ceza alması için asıl olan tek şey Adli Tıp raporudur. Adli Tıp raporlarının gerektiği bedel ödenerek nasıl çıkarıldığını Burhan Hoca’nın WhatsApp yazışmalarından net olarak görebilirsiniz. Tolga Ağar’ı kurtarmak için Adli Tıp raporu hemen hazırlanıyor.”

Peker: “Ümitcan Uygun’un babası Süleyman Soylu’nun arkadaşı

Sedat Peker, Aleyna Çakır’ın şüpheli ölümüyle ilgili ATK raporunun da katil zanlısı Ümitcan Uygun’un kurtulabilmesi için istenen şekilde hazırlandığını, Uygun’un babasıyla İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yakın arkadaş olduğunu iddia etti.

Peker, “Aleyna Çakır kardeşimizin ölümünden sorumlu tutulan Ümitcan Uygun’un kurtulabilmesi için gerekli Adli Tıp raporu da şahsın babası, Süleyman Soylu’nun yakın arkadaşı olduğu için gerektiği şekilde hemen hazırlanıyor. Ancak unutulan bir şey var, Ümitcan Uygun dışarıda özgürce gezerken bu sefer başka bir kardeşimizin, Esra Hankulu’nun ölümüne sebep oldu. Gerçi bu paylaşımdan sonra Adli Tıp’tan artık istediği raporları çıkaramayacakları için kurtulabilmesi pek mümkün olmaz” diye yazdı.

Fincancı: “Adli Tıp Kurumu’nun devlete bağlı bir kuruluş olması, gücün kötüye kullanılma riskini beraberinde getirir”

Tüm bu iddiaların ardından Adli Tıp Kurumu’nun işleyişi de tartışma konusu oldu. TTB Merkez Konseyi Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, kurumun yapısını şöyle anlattı:

“Adli Tıp Kurumu, Adalet Bakanlığı’nın bağlı kuruluşu. Dolayısıyla her hükümet değişikliğinde özellikle idari görevlere hükümete yakın kişilerle yerleştirilir. Bu başından beri böyledir. Türkiye’de Adli Tıp Kurumu yapılanması ve yasası 1980 darbesi sonrası değiştirildiğinde zaten buna uygun bir hale getirilmiştir. Devlete bağlı bir kuruluş olması burada zaten gücün kötüye kullanılma riskini beraberinde getirir. Bilirkişilik, bağımsız bir yapılanmaya ihtiyaç duyar ama Türkiye’de bağımsız bir bilirkişilik yapılanması söz konusu değildir. Ben bunu 1980’lerde asistanlık dönemimden başlayarak gözlemledim. Ne yazık ki uygun bulunmayan raporlar, özellikle de insan hakkı ihlalleri, işkence raporları nedeniyle defalarca görevden alındım.”

“Pudra şekeriyle hayatını döndüren iktidar mekanizması, parayla bilirkişilik hizmetlerini de satın alabilir”

Gücün kurumlar üzerinde değişik tezahürleri olduğunu söyleyen Fincancı, çoğunlukla korkutma, sindirme yöntemiyle belgeleri değiştirme ve istenildiği yönde rapor çıkarılmasına yönelik yaklaşımların olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Bir diğer tezahürü de para tabii ki. Özellikle rüşvetin, parayla iş yapma yaklaşımının günümüzde Türkiye’de daha da yaygınlaşması, değerlerin yozlaşması ile bu durumların daha da görünür hale gelmiş olması şaşırtıcı değildir. Pudra şekeriyle hayatını döndüren ve lüks tüketimini değer olarak tanımlayan bir iktidar mekanizması, parayla bilirkişilik hizmetlerini de satın alabilir.”

“Adli Tıp Kurumu özerk olmalı”

ATK’nın özerk olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Fincancı, özerkliğin olmadığı durumda da bu müdahalelerin nasıl engellenebileceğini şu sözlerle anlattı:

“Biz 1992’de Adli Tıp Uzmanları Derneği’ni kurduk. O tarihten beri de özellikle üniversitelerin bu konuda bilirkişilik yapması ile ilgili çalışmalar yürüttük, standardizasyon çalışmaları ve eğitimler yaptık ve üniversitelerden de bilirkişi raporları hazırlanmaya başlandı. Dünyada da uygulama böyle aslında, çapraz sorgulama yöntemiyle farklı bilirkişilerin yaptığı değerlendirmeler tartışılıyor, sorgulanabiliyor ve hakikate ulaşılmaya çalışılıyor. Aslında kötüye kullanımı önleyecek şeylerden biri bu. Tabii ki en iyisi Adli Tıp Kurumu’nun özerkliği olurdu.”

Adli Tıp Kurumu’nun tarihçesi

Türkiye’de Adli Tıp Kurumu’nun kökleri 1839 yılında Sultan II. Mahmut tarafından Galatasaray’da açılan Mekteb-i-Tıbbiyye-i Şahane’de ilk defa Tıbb-ı Kanuni (Adli Tıp) dersleri verilmesine dayanıyor.

1857 yılında Sultan Abdülmecid tarafından verilen bir fermanla içinde Tıbb-ı Adli İşleri Encümeni de bulunan “Meclis-i Umur-u Tıbbiyye-i Mülkiye ve Sıhhiyye-i Umumiyye Teşkilatı” kuruldu. Bu teşkilat daha sonra 1915 tarihinde kurulan Sıhhiyye Nezaretine (Sağlık Bakanlığı) bağlandı. 1917 tarihinde 225 sayılı kanunla bugün Adalet Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren Adli Tıp Kurumu’nun temelleri atıldı. Adliye Nezareti (Adalet Bakanlığı) Teşkilatı içinde bugünkü anlamda bir kurum olarak Tıbb-ı Adli Müessesesi ve Meclisi kuruldu.

2017 yılında 100’üncü yılına giren ATK, 1982‘de 2659 sayılı kanunla büyük ölçüde bugünkü organizasyon yapısına dönüştü. 2006 yılında Bahçelievler’deki başkanlık binasına taşındı ve faaliyetlerini burada sürdürmeye başladı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus