Isaac Asimov: Robotların geleceği üzerine (1965-Türkçe altyazılı)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bilimkurgunun benim hayatımda oldukça önemli bir yeri var. Bununla beraber, hiçbir zaman bilimkurgu film veya kitaplarının doğrudan veya dıştan görünen bir fanatiği olmadım. Diğer bir deyişle, odamda bilimkurgu film veya animelerinden posterler, kitaplığımda güzel ve parlak ciltli bilimkurgu klasikleri olmadı.

Sanırım bilimkurgu severliğim, olduğum kişiye dair dışarıya birtakım bilgiler sunmak amacı ile kullandığım bir araç halini almadı hiçbir zaman. Daha ziyade, önünü alamadığım bir merak ile insan aklının ve hayal gücünün sınırlarını zorlamaya çalışan yazarları keşfederek kendimi eğlendirdiğim, bazen elime kalem alıp da “Bakalım ben neler yapabiliyorum?!” diye anlamsız bir girişimde bulunduğum ve sonucun hemen her zaman hüsranla sonuçlandığı bir ihtiyaç benim için bilimkurgu.

Hiç gerek yokken daha açık olmam gerekirse: Gerçek olmadığını bildiğim birtakım yalan yanlış varsayımların hayatımın şurasında burasında yer aldığı şekliyle seviyorum ben bilimkurguyu: Zaman zaman sessiz bir gecede sakin gökyüzüne bakarken evrenin hiç görmediğimiz uzak bir köşesinde bilmem kaçıncı büyük evren savaşının patlak verdiğini veya binlerce yıldır sürdüğünü düşünerek gülümsüyor ve sonra kafayı sallayıp “Olacak iş değil” diyerek hayal dünyamdan tam anlamıyla kopuyor ve hatta olabilecek en sert biçimiyle gerçeğe toslayarak ayılıyorum.

Uzun bir yolu pek de alelacele yürümezken, çok gelişmiş bir ırkın insanların arasına sızdığını, yanımdan geçen kişinin de bu kılık değiştirmiş evrendaşım olduğunu varsayarak durduk yere kıkırdıyorum. Tabii hemen sonra, hep olduğu gibi, silkinip de kendime geliyorum. Diyorum ki kendi kendime, belki ben de anıları silinmiş, kendime ve evrene dair bildiğim ne varsa daha birkaç saniye önce oluşturularak aklıma yerleştirilmiş bir deney faresiyim.

Böyle olmadığını biliyor, böyle bir şeye ihtimal vermiyorum, ama yürürken zamanın geçmesini sağlıyor böyle şeyler, beni eğlendiriyor. Ben o yolu yürürken zamanın belki de binlerce defa durdurulup sonra devam ettirildiğini, dolayısıyla da aslında kesintisiz bir gerçeklik yaşadığını sanırken o aralarda tonlarca şeyin olup bittiğini hayal etmenin neresi kötü? (Bilmem, belki de bir yerleri kötüdür.)

İşte bilimkurgu ile böyle bir bağım var. Ne kadar anlatabildim, bilmiyorum. Herhangi bir şeyi herhangi birine anlatmak mümkün mü, onu da bilmiyorum. Ancak şu an bunların bir önemi yok sanırım. Geleyim Asimov sevdama.

Seneler önce Asimov’un birkaç bağımsız romanı, öyküsü ve ardından o ünlü Robot, Vakıf ve İmparatorluk serisini bir çırpıda okumuştum. Birkaç ay sürmüştü süreç, toplamda seri 16 kitaptı galiba. Baştan sona bir bütün olarak kurgulanmış, hemen her bölümünde insanı hayrete düşüren bir sürprizle insanın merakını olanca gücüyle tetikleyen bu seri, geleceğin dünyasında belki şu an sahip olduğumdan daha eğlenceli ihtimalleri düşleyebileceğimi göstermişti bana. Hatta öyle ki, artık robotlar ile ilgili bir şey düşünürken, kendimi Asimov evreninden soyutlamam imkânsız bir hale gelmişti. Belki hâlâ da öyledir, bilemiyorum.

Her neyse, Asimov’un 1965’te BBC’ye verdiği şu röportajı görünce (ki aslında ilk bir dakikasını daha önce görmüş ve çevirip kanalda paylaşmıştım; geçenlerde devamını da görünce hemen not etmiştim), çevirip yayınlamak istedim. Şu an belki bizim için bile hala epey uzak sayılan bir gelecekte, robotlar ile insanların yollarının kesişeceğini, bu durumda insan ile robot arasındaki farkı nasıl ayırt edebileceğimizi, hatta bu iki kültürden daha yüksek bir kültür inşa edip edemeyeceğimizi soruyor Asimov.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus