Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (131): İyi, kötü ve çirkin

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yerli yersiz Türkiye’nin ne kadar büyük, güçlü ve ekonomik açıdan canlı olduğu iddia eden siyasi iktidar, son yaşanan orman yangını ve sel felaketlerinin ardından vatandaştan para toplamak için kamu bankalarında hesap açtı. Ekonomi Tıkırında’nın 131. yayınında Sedat Pişirici, bu ortamda AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz yaklaşımı ile Merkez Bankası’nın politika faizi kararını, yanı sıra Türkiye İstatistik Kurumu’nun Haziran 2021 işsizlik verilerini değerlendirdi.

AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta Resmi Gazete’nin 13 Ağustos 2021 Cuma tarihli nüshasında da yayımlandığı üzere, yangın ve sel afetlerinden zarar gören ve bundan sonra meydana gelebilecek yangın ve sel afetlerinden zarar görecek olan afetzedeler için yardım kampanyası başlatılmasına karar verdi. Erdoğan’ın kararını, kısa adı AFAD olan İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı yerine getirecek. Valiliklerin, belediyelerin, kamu kurumlarının topladığı yardımlar AFAD’a aktarılacak, bağışta bulunmak isteyen gerçek ve tüzel kişiler de nakit yardımlarını AFAD’ın duyuracağı banka hesap numaralarına yatıracak. Nitekim AFAD, “Yangın ve Sel Afeti Yardım Kampanyası” için derhal üç kamu bankasında açılmış 21’er adet Türk Lirası, Amerikan Doları ve Avrupa Birliği Avrosu hesabını kamuoyuna duyurdu.

Geçen yıl CHP’li belediyelerin koronavirüs salgını için bağış toplamasını, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ağzından “Devlet, vali izin vermeden banka numaraları açıklayıp ‘Ben yardım topluyorum’ derseniz başka devlet, yeni hükümet oluşturmak istiyorsunuz” diyerek engelleyen siyasi iktidar, bu sefer de koalisyon ortakları AKP ve MHP ile onların yörüngesindeki sivil toplum kuruluşlarının dışında kalan, yani AKP’li ve MHP’li olmayan Türkiye Cumhuriyeti belediyelerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşlarının afetzedelere yardım çabalarını tek elden yönetmeye çalışıyor. Afetzedeler için yardım toplamak elbette yerinde bir girişim ama Erdoğan’ın kararı birkaç açıdan sorunlu. 

Örneğin İstanbul, Ankara veya İzmir’de yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Muğla’da, Antalya’da, Kastamonu’da, Sinop’ta yangın ve selden etkilenmiş bir başka Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına ayni veya nakdi yardımda bulunmak isterse, adına “devlet” dediğimiz kamu hizmeti aygıtı ile bizim adımıza o aygıtı kullanması için vekil tayin ettiğimiz siyasi iktidar buna ne karışır? İktidardaki AKP-MHP koalisyonuna oy vermemiş, o koalisyona ve icraatlarına güvenmeyen bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, afetzedelere güvendiği kurumlar üzerinden yardımda bulunmak isteyemez mi? Bir siyasi patinin genel başkanı olan cumhurbaşkanının her fırsatta “onun olduğunu” söylediği bakanlıklardan biri olan, dolayısı ile AKP’li cumhurbaşkanına hizmet eden İçişleri Bakanlığı “devlet” de, tıpkı o bakanlık gibi bir kamu kurumu olan ama AKP’li olmayan x, y, z belediyeleri “devlet” değil mi; yardım toplarken AFAD kadar kıymeti harbiyeleri yok mu?

Hadi hepsi bir yana, yeri geldiğine ve hatta çoğu zaman yeri değilken, Türkiye’nin ne kadar da büyük, güçlü ve muktedir bir devlet, ne kadar da büyük ve gelişen bir ekonomi olduğu haykırılıp, “itibardan tasarruf olmaz” denilerek külliyeler, kaşaneler inşa edilip, diğer ülkelerin, özellikle de ABD’nin ve Batı Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi ne kadar çok kıskandığı iddia edilip, 

yangın söndürme uçağı yokken ormanlar çatır çutur yanarken “Help Turkey” kampanyasını ve kampanyayı duyuran Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını neredeyse vatan haini ilan ederken, şimdi aynı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını banka hesap numarası verip yardıma çağırmak neyin nesidir?

Ne oldu ödediğimiz vergiler? Özel Tüketim Vergisi diye toplanan paralara ne oldu? Ne oldu, daha bu yılın başında, millet koronavirüs salgını nedeni ile işini gücünü telefonla bilgisayarla internet üzerinden halletmeye çabalarken, Erdoğan’ın kararı ile oranı %7,5’tan %10’a çıkarılan Özel İletişim Vergisi’nden gelen paralara? Ne oldu 1999 depreminden beri toplanan deprem vergilerine? Yoksa hala, 2011’de dönemin AKP hükümetinin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in“Toplanan deprem vergilerini duble yollara harcadık” dediği gibi, afetzedenin hakkı olan para hala asfalta ve betona mı gömülüyor?

Millet bunca yıldır, çoğu zaman haberi olmadan dolaylı vergiyi, her zaman göz göre göre, mesela otomobillere uygulanan ve arabanın çıplak fiyatının yarısı kadar uygulanan Özel Tüketim Vergisi’ni çatır çatır öderken, neden hala halktan para toplamaya çalışılıyor? Neden iş buraya gelince, “İtibardan tasarruf olmaz, bu devlet afetzedesinin yarasını sarar, vergisini ödeyen millet yardım da etmek istiyorsa bu onun gönlünün yüceliğindendir ama devletin kaynakları yeterlidir” denmiyor, denemiyor?

Afetzedeler için halktan ayrıca para toplamaya çalışmak, bu siyasi iktidarın ilk ayıbı değil. Geçen yılın başında da “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” diyerek, koronavirüs salgınının şirketler ve çalışanlar üzerindeki etkisini gidermek için Milli Dayanışma Kampanyası başlatmış, yine milletten para istemişlerdi. Şimdi de “milletimiz müsterih olsun her türlü zararını karşılayacağız” dedikten 15 gün sonra milletten para istiyorlar. Hem de nasıl bir ortamda istiyorlar? Enflasyon, hayat pahalılığı, yoksulluk, işsizlik, endişe, güvensizlik almış başını gitmişken.

Bakın bu iktidarın, başkanını dokuz kere değiştirdiği, 10. başkan Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer’in de ilk iş olarak kendinden önceki başkanın kurduğu “Fiyat İstatistikleri Danışma Kurulu” ile “İşgücü Piyasası Danışma Kurulu”nu kapadığı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), geçen hafta salı günü, Haziran 2021’in işsizlik verilerini açıkladı. TÜİK’e göre, haziran ayında 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı, mayıs ayına göre 823 bin kişi azalarak 3 milyon 399 bin kişi olmuş. İşsizlik oranı ise 2,5 puanlık azalış ile %13,1’den %10,6’ya gerilemiş.

Yani TÜİK’e göre Türkiye’de mayıstan hazirana bir ayda 823 bin işsiz, iş bulmuş. Bu işsizler nerede iş bulmuş? 8 bini inşaatta, 136 bini hizmet sektöründe, 163 bini tarımda, 296 bini sanayide. Mayıstan hazirana bir ayda en çok işsiz istihdam eden sektör, sanayi olmuş. Ama yine TÜİK’in geçen hafta açıkladığına göre, o sanayi mayıstan hazirana üretimini bir ayda ancak %2,3 artırabilmiş. Biz şimdi ağustosun ortasındayız, umalım ki haziranda işbaşı yapan 296 bin işçinin emeği ile sanayi üretimi patlasın. Çünkü patlamazsa işimiz zor. Çünkü sanayi, milletten bağış toplanarak idare edilebilecek bir iş değil.

Geçen hafta piyasaların ya da janti bir tanımlama ile “ekonominin aktörleri”nin, yürekleri pır pır ederek beklediği bir şey de Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun perşembe günkü toplantısından çıkacak politika faizi kararıydı. Yürekler neden pır pır ediyordu?

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, 29 Temmuz 2021’de yılın üçüncü enflasyon raporunu açıklarken, “Enflasyon ve enflasyon beklentilerindeki mevcut yüksek seviyeler, enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar sıkı parasal duruşun kararlılıkla sürdürülmesini gerektiriyor” diyerek sıkı para politikasının süreceğini bildirmişti.

Bundan bir hafta sonra ise 4 Ağustos 2021 Çarşamba gecesi, AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir özel televizyon kanalında “Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz, yüksek faiz yok. Çünkü yüksek faiz, bize yüksek enflasyonu getirecektir” demişti.

Naci Ağbal’ın başkanlığı sırasında %17’den %19’a çıkarılan politika faizi dört aydır bu oranda sabit tutuluyordu. Ağbal bu artıştan bir gün sonra Erdoğan tarafından görevinden alınmış, yerine Şahap Kavcıoğlu atanmıştı. Kavcıoğlu göreve başladıktan sonraki dört Para Politikası Kurulu toplantısında da politika faizi oranı %19’da sabit tutulmuştu. Gelgelelim Temmuz 2021’de %18,95 gelen tüketici fiyatları enflasyonu ve %44,92 gelerek ağustosta tüketici fiyatları enflasyonunun %19 ve üzerine çıkabileceğini fısıldayan üretici fiyatları enflasyonu karşısında, sıkı para politikasına devam edeceğini bildiren Merkez Bankası’nın, görevi olan fiyat istikrarını sağlamak, yani enflasyonla mücadele edebilmek için, politika faizi oranını bırakın düşürülmesi, yükseltmesi gerektiği de apaçıktı.

Sanki Sergio Leone’nin spagetti western filmi “İyi, Kötü ve Çirkin”in Türkiye versiyonu seyrediliyordu. Perdeden filmin o meşum müziği yayılırken, söylenecekler söylenmiş ve silahlar çekilmişken, kimin ayakta kalacağı merakla beklenirken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, Şahap Kavcıoğlu başkanlığındaki beşinci toplantısında da politika faizi oranını ne düşürdü, ne yükseltti, yine %19 oranında sabit tutmaya karar verdi. Bir sonraki düelloya kadar ortalık sakinleşti. Kasaba eşrafı dükkanlarına çekildi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus