Yalanlar, hayaller ve saklanan bilgiler: ABD yönetimi Kabil’in düşeceğini 2019’dan bu yana biliyordu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kabil’in Taliban’ın eline bu kadar hızlı geçmesi, tüm dünyayı şaşkına çevirdi. Ancak ABD yönetimi, işlerin bu noktaya geleceğini aslında 2019 yılından beri biliyordu. O yıl ABD merkezli Washington Post gazetesi, “Gerçeklerle savaş” manşetiyle bir haber yayımladı. Haberde, ABD yönetiminin hazırlattığı, 2 bin sayfalık bir rapor anlatılıyordu. Bu rapora göre, farklı dönemlerden üst düzey Amerikalı yetkililer Afganistan’da devam eden savaş hakkında sürekli yalan söyledi ve savaşın kazanılamaz olduğunu gösteren kanıtları kamuoyundan sakladı. Şimdi yeniden anlam kazanan bu haberin ayrıntılarını Gökalp Badak sizin için derledi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli The Washington Post’un araştırmacı gazetecisi Craig Whitlock’un Afganistan Savaşı ile ilgili eline geçen resmi belgelerden yola çıkarak kaleme aldığı haber, üst düzey ABD’li yetkililerin 2001 yılındaki işgal girişiminin başından itibaren Afganistan’daki savaş hakkında gerçeği söylemediklerini, yanlış olduğunu bildikleri halde umut verici açıklamalarda bulunduklarını ve savaşın kazanılmaz hale geldiğine dair kanıtları gizlediklerini ortaya koyuyor.

Whitlock’un eline geçen resmi belgeler, ABD tarihindeki en uzun silahlı çatışmanın temel başarısızlıklarını incelemesi için görevlendirilen federal bir ekip tarafından ortaya konuldu. Hazırlanan projede kapsamında generaller, diplomatlar, yardım görevlileri ve Afgan yetkililer gibi savaşta doğrudan rol oynayan insanlarla röportajlar yapıldı. Belgelerde daha önce hiçbir yerde yayımlanmayan iki bin sayfadan fazla not yer aldı.  

ABD yönetimi, proje için görüşülen kişilerin büyük çoğunluğunun kimliğini açığa çıkarmamaya ve tüm açıklamalarını gizlemeye çalıştı. The Washington Post, üç yıllık bir hukuk mücadelesinin ardından Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası (Freedom of Information Act) kapsamında belgeleri yayımlamaya hak kazandı.

Röportajlarda düşüncelerini dile getiren 400’den fazla kişi, Afganistan’da neyin yanlış gittiğine ve ABD’nin yaklaşık 20 yıl süren bu savaşta nasıl bir bataklığa düştüğüne dair eleştirilerde bulundu.

“Afganistan’da ne yaptığımızı bilmiyorduk”

George W. Bush ve Barack Obama yönetimlerinde Afganistan’da görev yapan General Douglas Lute, “Afganistan hakkında temel bir anlayıştan yoksunduk, ne yaptığımızı bilmiyorduk. Burada ne yapmaya çalışıyoruz? Ne üstlendiğimize dair en ufak bir fikrimiz yoktu” dedi.

Lute, Afganistan’da hayatını kaybeden ABD askerlerinden Kongre, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı arasındaki bürokratik anlaşmazlıkları sorumlu tuttu.

Devasa meblağda para harcandı 

Projenin kamuoyuna açıklanmaması koşuluyla konuşan ABD’li yetkililer, savaş stratejilerinin ölümcül derecede kusurlu olduğunu ve Vaşington’un Afganistan’ı modern bir ulus haline getirmek için devasa meblağda para harcadığını kabul etti.

Röportajlarda, ABD’nin ülkede kontrolden çıkan yolsuzluğu azaltmak, yetkin bir Afgan ordusu ve polis gücü oluşturmak ve Afganistan’ın gelişen afyon ticaretine bir darbe indirmek için başvurduğu başarısız girişimlere dikkat çekildi.

Whitlock’un o dönemdeki haberinde, ABD’nin Afganistan’daki savaşa ne kadar harcadığına dair kapsamlı bir muhasebe yapmadığı ancak öne çıkan bazı maliyetlerin şaşırtıcı olduğu vurgulandı.

Brown Üniversitesi’nden siyasetbilimci ve Savaş Maliyetleri Projesi (Costs of War Project) Eş Direktörü Neta Crawford tarafından enflasyon göz önünde bulundurularak yapılan bir tahmine göre, 2001 yılından bu yana Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı, 934 ile 978 milyar dolar arasında bir miktar harcama yaptı veya tahsis etti.

Bu rakamların yaralı gazilerin tıbbi bakımından sorumlu olan CIA ve Gazi İşleri Bakanlığı gibi diğer kurumlar tarafından harcanan paraları içermediği de ayrıca belirtildi.

Belgeler, ABD’lilere Afganistan’da ilerleme kaydettiklerini söyleyen ve Afganistan’ın savaşmaya değer olduğu konusunda yıllarca güvence veren ABD başkanları, ordu komutanları ve diplomatların büyük bir manipülasyona neden olduklarını ortaya koydu.

Görüşülen kişilerin birçoğu, ABD yönetimlerinin halkı kasten yanlış yönlendirmeye yönelik açık ve sürekli çabalarını anlattı. Görüş verenler, Kabil’deki askeri karargâhlarda ve Beyaz Saray’da, durum böyle olmadığı halde, ABD’nin savaşı kazanıyormuş gibi görünmesi için istatistikleri çarpıtmanın yaygın olduğunu söyledi.

“ABD halkına sürekli yalan söylendi”

Röportajları yürüten federal dairenin başkanı John Sopko ortaya çıkan belgelerin, “ABD halkına sürekli yalan söylendiğini” gösterdiğini kabul etti.

Röportajlar, Sopko’nun dairesi olan Afganistan Yeniden Yapılanma Özel Müfettişliği (Special Inspector General for Afghanistan Reconstruction) tarafından yürütülen bir projenin yan ürünü olarak biliniyor. SIGAR olarak bilinen daire, 2008 yılında Kongre tarafından savaş bölgesindeki israfı ve yolsuzlukları araştırmak için kurulmuştu.

2014 yılında Sopko’nun talimatıyla SIGAR, olağan denetim görevinden ayrıldı ve bir yan girişim başlattı. “Alınan Dersler” (Lessons Learned) başlıklı 11 milyon dolarlık proje, ABD’nin herhangi bir ülkeyi işgal ettiğinde veya parçalanmış bir ülkeyi yeniden inşa etmeye çalıştığında aynı hataları tekrarlamaması için Afganistan’daki politika başarısızlıklarını teşhis etmeyi amaçlıyordu.

Projede görev alan personel, Afganistan’da 600’den fazla kişiyle görüştü. Görüşülenlerin çoğu ABD’li olmakla birlikte, SIGAR analistleri NATO müttefikleriyle röportaj yapmak için Londra, Brüksel ve Berlin’e de gitti.

“Afganistan’da açıkça başarısız olduk”

Bush ve Obama döneminde Afganistan özel elçisi olarak görev yapan eski üst düzey ABD’li diplomat James Dobbins proje kapsamında verdiği röportajda, “Yoksul ülkeleri zengin etmek için işgal etmeyiz. Otoriter ülkeleri demokratik hale getirmek için işgal etmeyiz. Şiddet uygulayan ülkeleri barışçıl hale getirmek için işgal ediyoruz ve Afganistan’da açıkça başarısız olduk” diye konuştu.

Afganistan Savaşı hakkında ele geçirilen belgelerin Vietnam’da sızan belgeleri andırdığı da belirtildi. Vietnam’a dair Pentagon belgeleri, 1971’de sızdırıldıklarında ABD yönetiminin ABD’nin Vietnam iç savaşına nasıl müdahil olduğu konusunda uzun zamandır kamuoyunu yanılttığını ortaya çıkararak sansasyon yaratmıştı.

Haberde Afganistan’da yaşanan fiyaskonun temel nedenine dair çarpıcı bilgiler göze çarpıyor. Başlangıçta, ABD’nin açık bir hedef olarak Afganistan’ı işgal ettiğini, bu hedefin El Kaide’ye misilleme yapmak ve 11 Eylül 2001 saldırılarının tekrarını önlemek olduğu belirtiliyor. Ancak zaman ilerledikçe ve savaş uzadıkça Afganistan konusundaki hedeflerin ve misyonun değişmeye devam ettiği ve ABD stratejisine olan inanç eksikliğinin Pentagon, Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı’nın içinde kök saldığı vurgulanıyor.

ABD yönetimlerinin içinde temel anlaşmazlıkların çözülememesinin Afganistan politikasının hedefini saptırdığı söyleniyor. Bu noktada, bazı ABD’li yetkililerin savaşı Afganistan’ı demokrasiye dönüştürmek için kullanmak isterken, bazılarının Afgan kültürünü dönüştürmek ve kadın haklarını ilerletmek istediği ve bir diğer grubun ise Pakistan, Hindistan, İran ve Rusya arasındaki bölgesel güç dengesini yeniden şekillendirmek istediğine dikkat çekiliyor.

Yapılan röportajlar, ABD’li komutanların nedenini bir yana brakın, kiminle savaştıklarını söylemekte dahi zorlandıklarını gösteriyor. El Kaide mi düşmandı yoksa Taliban mı? Pakistan dost muydu düşman mıydı? CIA’nın maaş bordrosundaki savaş ağaları bir yana, IŞİD ve yabancı cihatçıların şaşırtıcı çeşitliliği ne olacaktı?

Sonuç olarak, sahadaki ABD askerlerinin çoğu zaman dostunu düşmandan ayıramadığı röportajlara yansıdı. Buna kanıt olarak da Özel Kuvvetler ekibinin adı açıklanmayan eski bir danışmanının 2017’de proje kapsamında verdiği röportaja atıfta bulunuldu. Söz konusu röportajda eski danışman, “Onlara iyi adamların ve kötü adamların nerede yaşadığını göstermek için bir haritayla geleceğimi düşündüler. Elimde bu bilginin olmadığını anlamaları için birkaç konuşma yapmam gerekti. İlk başta, sürekli şunu sordular: ‘Ama kötü adamlar kim, neredeler?‘” dedi.

Öte yandan, George W. Bush döneminde Savunma Bakanı olarak görev yapan Donald Rumsfeld’e ait 8 Eylül 2003 tarihli bir bilgi notunda Rumsfeld’in, “Kötü adamların kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok” diyerek durumdan şikayet ettiği ve “İnsan istihbaratında feci derecede eksiğiz” dediği ortaya çıktı.

Afganistan’da ulus inşa etme tuzağına düşüldü

Haberde, Afganistan Savaşı sırasında görev yapan tüm ABD başkanlarının, ABD kamuoyuna sürekli aynı şeyi vaat ederek, Afganistan’da “ulus inşa etme tuzağına düşmekten kaçınacaklarını” söyledikleri belirtildi.

Buna örnek olarak da, eski başkanlardan Obama’nın New York’taki ABD Askeri Akademisi’nde 1 Aralık 2009 tarihinde yaptığı konuşmadaki “Açık çek verme günleri sona erdi…Afganların kendi güvenliklerinin sorumluluğunu üstlenmeleri gerektiği ve Amerika’nın Afganistan’da sonu gelmeyen bir savaşla ilgilenmek istemediği açık olmalıdır” sözleri gösterildi.

İstisnasız bütün ABD yönetimlerinin bu konuda başarısız oldukları söylenirken, ABD’nin Afganistan’ı yeniden inşa etmek için 133 milyar dolardan fazla para ayırdığı ve bu miktarın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Marshall Planı ile Batı Avrupa’nın tamamını kalkındırmak için harcanan paradan daha fazla olduğuna dikkat çekildi.

ABD’li yetkililer Kabil’de kendi hükümetlerini örnek alan demokratik bir hükümet yaratmaya çalıştı. Ancak bu, kabileciliğe, monarşizme, komünizme ve İslam hukukuna alışmış Afganlar için yabancı bir kavramdı.

Kimliği açıklanmayan eski bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi 2015 yılındaki görüşmede, “Politikamız, Afganistan’ın güçlü bir merkezi hükümet geçmişi olmadığı için aptalca olan güçlü bir merkezi hükümet oluşturmaktı. Güçlü bir merkezi hükümet kurmanın süresi 100 yıldır ki bizim böyle bir zamanımız yoktu” diye konuştu.

“Sebepsiz yere para harcandı, yapılan gereksiz yardımlar yolsuzluğu körükledi”

Haberde ayrıca, ABD’nin Afganistan’a yönelik yardımların gereğinden çok fazla olduğuna dikkat çekildi. ABD’li temsilcilerin ve komutanların ülkedeki okullara, köprülere, kanallara ve diğer inşaat projelerine ne kadar çok harcarlarsa, güvenliğin o kadar hızlı artacağına inandıkları belirtildi. Ancak ülkedeki yardım görevlilerinin, ABD yönetimini bu yardımların fazla olduğu ve ters bir etki yarattığı konusunda uyardığı söylendi.

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’ndan (USAID) adı açıklanmayan bir yönetici, harcadıkları paranın yüzde 90’ının aşırıya kaçtığını tahmin ettiğini söylerken, “Objektifliği kaybettik. Bize para verildi, harcamamız söylendi ve biz de sebepsiz yere harcadık” dedi.

Öte yandan, Vaşington’un Afganistan’a yaptığı yardımların ülkede tarihi düzeyde yolsuzluğa yol açtığı da dile getirildi. Kamuoyu önünde sürekli olarak rüşvete müsamaha göstermeyeceğini söyleyen ABD’ yönetiminin, müttefikleri olan Afgan siyaset simsarlarının hiçbir yaptırım ile karşılaşmaksızın ülkeyi yağmalamasına göz yumduğunun altı çizildi.

Afganistan’da birkaç kez görev almış olan Albay Christopher Kolenda, dönemin Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai liderliğindeki Afgan hükümetinin 2006’ya kadar “kendisini bir kleptokrasiye dönüştürdüğünü” ve ABD’li yetkililerin stratejilerine yönelik ölümcül tehdidi tespit edemediklerini söyledi.

Kolenda bu noktada “kanser” benzetmesini kullanmayı sevdiğini dile getirirken, “Küçük yolsuzluk cilt kanseri gibidir; bununla başa çıkmanın yolları vardır ve muhtemelen sonunda iyi olacaksındır. Bakanlıklarda daha üst düzeyde yolsuzluk kolon kanseri gibidir; daha kötü, ama zamanında yakalarsan, muhtemelen iyisindir. Ancak kleptokrasi beyin kanseri gibidir, ölümcüldür” diye konuştu.

ABD’li yetkililer, yolsuzluğun iltihaplanmasına izin vererek, destek verdikleri sallantıdaki Afgan hükümetinin meşruiyetinin ortadan kalkmasına neden olduklarını söyledi. Hâkimler, polis şefleri ve bürokratların karıştıkları rüşvet skandallarının birçok Afgan’ı demokrasiden soğuttuğunu ve düzenin sağlanması için Taliban’a yönelttiğine vurgu yapıldı.

En büyük fiyaskolardan biri: Afgan güvenlik güçleri

ABD’li generaller yıllar geçtikçe kamuoyuna, stratejilerinin merkezinde istikrarlı bir ilerleme kaydettiklerini söyledi: Güçlü bir Afgan ordusu ve ülkeyi dış yardım olmadan savunabilecek ulusal polis gücü yetiştirmek.

Ancak proje kapsamında verilen röportajlarda ABD’li yetkililer, Afgan güvenlik güçlerini yetersiz ve motivasyonsuz olduğunu söyledi ve Afgan güvenlik güçlerinin sürekli asker kaçağı verdiğini belirtti. Ayrıca Afgan komutanları, on binlerce “hayalet asker” için ABD’li vergi mükellefleri tarafından ödenen maaşları cebe indirmekle suçladı.

Hiçbir yetkilinin, Afgan ordusunun ve polisinin Taliban tehlikesini tek başına savuşturabileceğine, hatta yenilgiye uğratabileceğine dair inancı yoktu. Savaşın başından 2019’un sonuna kadar 60 binden fazla Afgan güvenlik gücü mensubu öldürüldü. Bu rakam, ABD komutanlarının sürdürülemez olarak adlandırdığı bir zayiat oranına tekabül ediyor.

Bir ABD askeri yetkilisi, askere alınan kişilerin üçte birinin “uyuşturucu bağımlısı veya Taliban militanı” olduğunu tahmin ettiğini söylerken, bir başka yetkili askerlerin ABD üslerinden sürekli yakıt çaldığını belirtti.

İsmi açıklanmayan üst düzey bir USAID yetkilisi, “Orduyu bu kadar hızlı ve bu kadar iyi inşa edebileceğimizi düşünmek delilikti” dedi.

“Afyon üretimini önleyemedik” itirafı

ABD’nin Afgan güvenlik güçlerine yönelik umutları boşa çıkarken, Afganistan dünyanın önde gelen büyüyen bir bela kaynağı haline geldi: Afyon.

ABD, savaşın başından 2019 yılının sonuna kadar bu sorunla mücadele etmek için yaklaşık 9 milyar dolar harcadı ancak Afgan çiftçiler her zamankinden daha fazla afyon ve haşhaş yetiştiriyor. Birleşmiş Milletler (BM) Uyuşturucu ve Suç Ofisi’ne göre Afganistan, 2018 yılında küresel afyon üretiminin yüzde 82’sinden sorumluydu.

Eskiden ülkede görev yapmış yetkililer afyon çiftçiliğini kısıtlamak için yaptıkları hemen hemen her şeyin geri teptiğini söyledi. General Douglea Lute, hedeflerinin gelişen bir pazar ekonomisi kurmak olduğunu ancak ülkede çalışan tek pazarın afyon ticareti olduğunu belirtti.

Yetkililer ayrıca ABD ve müttefiklerinin uyguladıkları afyon politikasının bölge halkı üzerinde negatif etki yarattığına ve bunun Taliban’ı güçlendirdiğine dikkat çekti. 

İlk başta, Afgan haşhaş çiftçilerine mahsullerini yok etmeleri için İngilizler tarafından ödeme yapılırken, bu yardım onları sadece gelecek sezon için daha fazla büyümeye teşvik etti. Daha sonra ABD hükümeti, hiçbir tazminat ödemeden haşhaş tarlalarını ortadan kaldırdı ve bu da çiftçileri Taliban’ın yanında yer almaya teşvik etti.

“Vietnam hayaleti başından beri Afganistan’ın üzerinde gezindi”

11 Ekim 2001’de, ABD Taliban’ı bombalamaya başladıktan birkaç gün sonra bir muhabir Bush’a, “Afganistan’da Vietnam benzeri bir bataklığa çekilmekten kaçınabilir misiniz?” diye sordu.

Vietnam’da çok önemli dersler aldık” diyen Bush bu soruya, “İnsanlar bana sık sık soruyorlar, ‘Bu ne kadar sürecek?’ Bu özel cephe, El Kaide’yi adalete teslim etmek için gereken süre kadar sürecek. Yarın da olabilir, bir ay sonra da olabilir, bir iki yıl da sürebilir. Ama biz galip geleceğiz” karşılığını verdi.

Ancak ortaya konulan belgeler, ABD askeri yetkililerinin Vietnam Savaşı döneminde kullanılan eski bir taktiğe, yani kamuoyunu manipüle etmeye başvurduğunu gösteriyor.

Emekli general Barry McCaffrey, 2006’da Afganistan’daki bir araştırmadan döndükten sonra, Taliban’ın etkileyici bir geri dönüş yaptığını bildirirken, “Önümüzdeki 24 ay içinde çok tatsız sürprizlerle karşılaşacağız” dedi.

McCaffrey, “Afgan ulusal liderliği, önümüzdeki birkaç yıl içinde çantayı NATO’nun elinde bırakarak Afganistan’dan parmak uçlarında uçup gitmemizden ve her şeyin yeniden kargaşaya dönüşeceğinden topluca korkuyor” diyerek Haziran 2006’da bir uyarıda bulunmuştu.

Öte yandan dönemin Savunma Bakanı Rumsfeld’in danışmanı Marin Strmecki, Pentagon şefine daha kötü haberle dolu 40 sayfalık gizli bir rapor verdi. Yolsuzluk ve beceriksizliği nedeniyle Afgan hükümetine karşı “muazzam bir halk hoşnutsuzluğunun oluştuğunu” aktaran Strmecki, ABD’nin müttefiki olan Pakistan’ın desteği sayesinde Taliban’ın güçlendiğini bildirdi.

Ancak Rumsfeld’in kişisel inisiyatifiyle Pentagon, halka çok daha farklı bir hikaye anlatmayı tercih etti. Pentagon bu anlamda, Afganistan’da büyüyen tehlikeleri anlatmak yerine ülkede kadınlara yönelik bazı ilerlemeci adımlara ve yollardaki arabaların ortalama hızına dikkat çekerek durumun iyiye gittiğinde ısrar etti. Birçok ABD’li üst düzey askeri yetkili, yıllar boyunca ülkede istikrarlı bir ilerleme kaydedildiği konusunda demeçler verdi.

Vietnam fiyaskosu sırasında da ABD’li yetkililer, ABD’lileri kazandıklarına ikna etmek için şüpheli istatistikleri öne sürmüştü. Bunların en ünlüsü, Pentagon’un ceset sayılarını veya öldürülen Vietkong gerillalarının sayısını vurgulayarak, kaydedilen rakamları bir başarı ölçüsü olarak şişirmesiydi.

“Learned Lessons” projesi kapsamında yetkililerden alınan bilgiler, bu durumun Afganistan vakasında da değişmediğine dikkat çekiyor. Röportajlarda ABD yönetimlerinin, çarpıtılmış, sahte veya düpedüz yanlış olduğunu bilinen istatistikleri rutin olarak lanse ettiği sayısız örnek itiraf ediliyor.

Örneğin, üst düzey bir Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) yetkilisi olarak tanımlanan bir kişi, aksi yönde güçlü kanıtlar olmasına rağmen Obama, Beyaz Saray ve Pentagon’dan 2009’dan 2011’e kadar ülkedeki asker artışının işe yaradığını gösteren rakamlar üretmeleri için sürekli baskı olduğunu söyledi. 

Adı açıklanmayan yetkili, “İyi metrikler oluşturmak imkansızdı. Eğitilmiş asker sayılarını, şiddet seviyelerini, toprakların kontrolünü kullanmayı denedik ve hiçbiri doğru bir tablo çizmedi. Metrikler savaş süresince hep manipüle edildi” dedi.

Yetkiliye göre, Kabil’deki canlı bomba saldırıları Taliban’ın çaresizliğinin, isyancıların doğrudan çatışmaya giremeyecek kadar zayıf olduğunun bir işareti olarak tasvir edildi. Yetkili, tüm bu manipülasyonların temelde iki nedeninin olduğunu ve bunların ülkede işlerin yolunda gittiği yönünde bir fikir oluşturmak ile ABD’nin ülkeden çıkmasının düzenin bozulmasına neden olacağı algısını yaratmak olduğunu belirtti.

Askeri görevliler ve diplomatlar, sahadaki koşullar ne olursa olsun, ilerleme kaydettiklerini iddia etti. Emekli bir general ve aynı zamanda bir dönem Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapan Michael Flynn 2015’te, “Büyükelçilerden en alt kademeye kadar, hepsi harika bir iş çıkardığımızı söylüyorlar. Gerçekten mi? Öyleyse, bu kadar harika bir iş yapıyorsak, neden kaybediyormuşuz gibi geliyor?” diyerek bu konudaki şüphesini dile getirdi. 2013 ve 2014’te Afganistan’da kontrgerilla danışmanı olarak görev yapan emekli Albay Bob Crowley ise Kabil’deki askeri karargâhta “gerçeğin nadiren hoş karşılandığını” söylerken, “Kötü haberler sık sık bastırıldı” diye konuştu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus