BeşiBirYerde (34): Avrupa’da görev süresi sona eren beş lider

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Avrupa’da bir dönem kapanıyor. Geçen hafta sonu düzenlenen Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi ile Avrupa, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i uğurladı. Merkel’in vedasının dışında Avrupa’nın diğer ülkelerinde de hükümetler teker teker değişiyor. İsveç Başbakanı Stefan Lövfen, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz ve Norveç Başbakanı Erna Solberg yakın zamanda başbakanlık görevinden istifa eden isimler olarak öne çıktı. Son olarak da Çekya Başbakanı Andrej Babis sandıktan mağlup ayrıldı. “BeşiBirYerde” serimizin 34. bölümünde, Avrupa’da bir dönemin kapanışını simgeleyen beş liderin bugüne kadar öne çıkan özelliklerini kısaca derledik.

1) Angela Merkel (Almanya)

Almanya’da 2005 yılından bu yana başbakanlık görevini sürdüren Angela Merkel bir yandan görevini devretmeye hazırlanırken diğer yandan da şansölye olarak son kez Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’ne katıldı. Zirveye ilk kez Aralık 2005’te katılan Merkel, bu zirvede şimdiye kadar dört Fransa cumhurbaşkanı, beş İngiltere başbakanı ve sekiz İtalya başbakanı ile birlikte oturdu.

Angela Merkel

107. kez söz konusu zirvede yer alan Merkel’e, AB içinden ve dışından birçok ülkenin lideri saygıyla veda etti. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel, birlik tarafından Şansölye Merkel’i anmak ve 16 yıl boyunca AB Konseyi’ne sunduğu katkılar için kendisine teşekkür etmek adına hazırlanan bir kliple Merkel ile vedalaştı.

Michel, 16 yıldır şansölyelik görevini sürdüren Merkel’i “bir anıt” olarak nitelendirdi ve Merkel’siz bir AB Liderler Zirvesi’nin “Vatikansız Roma” ya da “Eyfel Kulesi olmayan bir Paris” gibi olacağını belirtti. Merkel’e hitaben “Avrupa projesinin pusulası ve parlayan ışığısınız” diyen Michel, konuşmasının ardından alkış yağmuruna tutuldu.

Öte yandan eski Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlarından Barack Obama da bir video mesaj aracılığıyla Merkel’e veda etti. Obama mesajında, “Merkez (Avrupa), sizin sayenizde birçok fırtınayı atlattı” dedi.

Şansölye Merkel 16 yıllık iktidarı boyunca Avrupa’da, 2009 yılındaki Eurozone krizi ve 2015’teki göç krizi gibi devasa problemlerle karşı karşıya kaldı. Merkel tüm bu krizlerde AB’ye liderlik ederek ve sorumluluk alarak küresel anlamda saygı toplayan bir lider konumuna yükseldi. Sabırlı ve sakin bir şekilde diplomatik yöntemler aracılığıyla büyük krizler ile mücadele eden Merkel tüm kesimler tarafından takdirle karşılandı. Tüm bu özelliklerinden dolayı Merkel, görevde kaldığı süre boyunca AB’nin de facto lideri olarak görüldü.

Zirvedeki son konuşmasında geride birçok çözülmemiş sorun olduğunu ifade eden Merkel, bunların başında hukukun üstünlüğü ve göç konularının geldiğini vurguladı. Kendisinden sonra göreve gelecek kişiye devasa problemler kalacağını açıkça dile getiren şansölye, AB’nin geleceği hakkında da endişeli olduğunu söyledi.

Almanya’da 26 Eylül’de düzenlenen seçimlerden birinci parti olarak çıkan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) ile “trafik ışığı koalisyonu” için resmen görüşmelere başladı. Koalisyonun aralık ayında kurulması bekleniyor ancak işler yolunda gitmezse Merkel 108. kez AB Liderler Zirvesi’ne katılabilir.

2)    Stefan Löfven (İsveç)

2014’ten bu yana İsveç Başbakanlığı görevini sürdüren Stefan Löfven, haziran ayında parlamentodaki oylamada göçmen karşıtlığı ile bilinen aşırı sağcı İsveç Demokratlar Partisi’nin 21 Haziran’da sunduğu gensoru önergesi sonucu parlamentodan güvenoyu alamamıştı. Güven oylaması, yeni inşa edilen evlerin kiralarının ev sahiplerinin istediği oranda yükseltilebilmesinin önünü açan tartışmalı yasa tasarısı sonrasında parlamentonun gündemine gelmişti. Löfven’in koalisyon hükümetine dışarıdan destek sağlayan Sol Parti tartışmalı yasa tasarısının kendileri için bir kırmızı çizgi olduğunu dile getirmiş ve hükümetten söz konusu kararı geri çekmesini istemişti.

Sosyal demokrat lider, ülke siyasi tarihinde böylesi bir oylamayı kaybeden ilk başbakan olarak tarihteki yerini almıştı. Başbakan Löfven 28 Haziran’daki açıklamasında parlamentodan güvenoyu alamaması üzerine istifa ettiğini duyurmuştu.

Stefan Löfven

2012 yılında Sosyal Demokratlar’ın liderliğini üstlenen Löfven, 2014 ve 2018’de düzenlenen genel seçimlerde partisini birinci sıraya taşımış ve başbakan olmuştu.

3)    Sebastian Kurz (Avusturya)

24 yaşında entegrasyondan sorumlu devlet bakanı görevini üstlenen, 27 yaşında dışişleri bakanlığına yükselen ve 2017’de Avusturya Halk Partisi’ni (ÖVP) seçim zaferine götürdükten sonra başbakanlık görevine seçilen en genç lider Sebastian Kurz, bu ayın başında hakkında çıkan yolsuzluk iddiaları sonrasında görevinden istifa etti.

Avrupa’da Angela Merkel’den sonra merkez sağda doğan boşluğu doldurabilecek liderlerden biri olarak görülen ve yaşı itibariyle önünün çok açık olduğu düşünülen Kurz’un imajı söz konusu iddialar nedeniyle oldukça sarsıldı ve kamuoyu nezdinde de itibar kaybına uğradı.

Sebastian Kurz

Kurz, görevde kaldığı süre boyunca Avusturya’daki aşırı sağcı popülist Özgürlük Partisi’nin katı göçmen tutumlarını benimseyerek ve ilk döneminde bu parti ile bir güç paylaşımı anlaşması imzalayarak AB içerisinde zaten büyük bir soruna neden olan göç krizinde ortaya koyduğu radikal söylemleriyle birliğin bütünlüğünü zedeledi.

Kurz’dan sonra Avusturya’da başbakanlık görevini Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg üstlendi. Schallenberg, 11 Ekim’de yemin ederek görevine resmen başladı. Ancak Schallenberg’in Kurz’a çok yakın ve düşük profilli bir isim olması nedeniyle kamuoyunda perde arkasında hükümeti yönetmeye devam edecek kişinin yine Kurz olmaya devam edeceği konuşuluyor. Kurz’un böylece Rusya’da Putin’in Medvedev ile ilişkisine benzer bir şekilde daha sonra başbakanlığa dönebilmek için kapıyı açık bıraktığı yorumları yapılıyor.

4)    Andrej Babis (Çekya)

“Çekya’nın Donald Trump”ı olarak görülen Çekya Başbakanı Andrej Babis, popülist söylemleriyle dikkat çeken bir isim. Partisi Gayrimemnun Vatandaşlar Hareketi (ANO) 2017’deki seçimlerde en yakın rakibine yaklaşık 20 puan fark atarak, oyların yüzde 29,6’sını almış ve parlamentodaki 200 sandalyeden 78’ini kazanmıştı.

Göreve geldiği günden bu yana kendisini AB’nin “şımarık çocukları” Polonya ve Macaristan ile aynı safta gören ve hatta daha da ileriye giderek seçim kampanyasına Macaristan’ın popülist-muhafazakar Başbakanı Viktor Orban’ı da dahil eden Babis, göçmenlik ve AB konusundaki negatif söylemleriyle dikkat çekti.

Andrej Babis

Son dönemde uluslararası kamuoyunu sarsan Pandora Belgeleri’nde de ismi geçen Babis’in belgelere göre off-shore firmalar üzerinden Fransız Rivierası’nda iki havuzlu ve sinema salonlu 22 milyon dolarlık bir malikaneyi satın aldığı ortaya çıkmıştı. Pandora Belgeleri, 2017’de “ekonomik ve siyasi elitlere savaş açarak” gِöreve gelen Babis’in imajını oldukça sarstı.

Belgelerde isminin geçmesinin ardından Babis, görevi kötüye kullandığı iddialarını reddederken, paranın kendi parası olduğunu ve vergiye tabi tutulduğunu söylemişti. Babis ayrıca bu belgelerin seçimlere çok kısa bir süre kala ortaya saçılmasının kendisini seçimlerde yenilgiye uğratmak üzere hazırlanmış bir plan dahilinde olduğu iddiasını öne sürmüştü.

Pandora Belgeleri’nin ortaya çıkmasından bir hafta sonra (9 Ekim) düzenlenen seçimlerde Sivil Demokrat Parti (ODS), TOP 09 ve Hristiyan Demokratlar Birliği’nin (KDU-CSL) oluşturduğu Spolu İttifakı, oyların yüzde 27,75’ini alarak birinci parti oldu ve Babis’in partisini yenilgiye uğrattı.

Babis’in liderliğindeki ANO yüzde 27,17 oy alırken, Çekya Korsan Partisi ve Bağımsız Şehirliler Partisi (STAN) ittifakı yüzde 15,57, aşırı sağcı Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Partisi (SPD) yüzde 9,58 oy aldı ve parlamentoya girdi. Bu sonuçların ardından parlamento aritmetiği ise şöyle oluştu: 200 sandalyeli mecliste, Spolu ittifakı 71, ANO 72, Çekya Korsan Partisi ve Bağımsız Şehirliler Partisi (STAN) ittifakı 37, SPD ise 20 milletvekili ile parlamentodaki yerini aldı.

Böylece muhalefet partilerinin bir araya gelmesi sonucunda kurulacak koalisyon hükümeti ile Babis ve ANO partisinin iktidarda kalması neredeyse imkansız hale geldi.

5)    Erna Solberg

2013’ten bu yana Norveç Başbakanlığı görevini sürdüren muhafazakar Erna Solberg’in görev süresi 12 Ekim’de verdiği istifa ile sona erdi. 13 Eylül’de düzenlenen seçimleri Jonas Gahr Stoere liderliğindeki İşçi Partisi’ne kaybeden Solberg, iki dönem boyunca başbakanlık görevini sürdürdü.

Muhafazakar Parti Başkanı olarak görevine 2004’te başlayan Solberg, partisini 2013’te iktidara taşımıştı. Gro Harlem Brundtland’tan sonra Norveç’te seçilen ikinci kadın başbakan olma unvanına sahip Solberg, Mayıs 2018’de, Kåre Willoch’u geçerek Muhafazakar Parti mensubu olarak Norveç’in en uzun süre görev yapan başbakanı olmuştu.

Solberg’e 2015’teki göç krizi sırasında Norveç’e kabul koşullarını sıkılaştırması ve göç krizini katı bir politika yürüterek idare etmesi nedeniyle İngiltere’nin eski başbakanlarından Margaret Thatcher’a atıfla “Demir Erna” lakabı verildi.

Erna Solberg

Solberg’in liderliğindeki hükümet, Mart 2020’de petrol fiyatlarındaki düşüşle başa çıkmak için işletmeleri desteklemek adına çalışanların geçici olarak işten çıkarılmasına yönelik prosedürlerin basitleştirilmesi ve vergi ayrıcalıkları gibi bir dizi önlem kabul etti.

Solberg, seçim yenilgisinden önce ise koronavirüs kısıtlamalarını ihlal etmekle gündeme geldi. 60. doğum gününü kutlamak için kocası ve 13 aile üyesiyle birlikte bir restorana giden Solberg, o sırada yürürlükte olan ulusal sağlık kurallarını ihlal etti. Yönetmeliğe göre bir grup en fazla 10 kişi ile restoranda oturabilme hakkına sahipti. Solberg, bu davranışı basına yansıdıktan sonra yönergeleri ihlal ettiği ve düşüncesiz davrandığı için özür diledi ve yönergeleri daha iyi bilmesi gerektiğini söyledi. Solberg, söz konusu sorumsuz davranışı nedeniyle polis tarafından soruşturmaya tabii tutulmasının ardından 20 bin Norveç Kronu yani iki bin 352 ABD Doları’na tekabül eden bir para cezasına çarptırıldı.

Solberg’ten boşalan başbakanlık koltuğuna İşçi Partisi lideri Stoere oturdu. Solberg sonrasındaki yeni Norveç hükümeti 14 Ekim’de kamuoyuna açıklandı. Yeni koalisyonda İşçi Partisi ile Merkez Parti yer alıyor. Kabinede 2012 yılından sonra ilk kez kadın bakanlar, erkek bakanların sayısını geçti. 19 kişilik yeni kabinede 10 kadın bulunurken, adalet ve dışişleri bakanlıklarını da kadınlar üstlendi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus