İstanbul Esenyurt Karakolu’nda hayatını kaybeden Birol Yıldırım’ın ailesi anlatıyor: “Karakol, insanın en çok güvenerek gitmesi gereken yerdir, oraya gidip ölerek çıkmak ne demek?”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Özel güvenlik amiri Birol Yıldırım’ın (42) İstanbul Esenyurt Polis Merkezi Amirliği’nde hayatını kaybetmesiyle ilgili biri tutuklu 12 polis hakkında dava açıldı. Yıldırım’ın ailesi ve avukatlarıyla Birol Yıldırım’ı, hayatını kaybettiği gece yaşananları ve yargı sürecini konuştuk.

Ablası Canan Portakal, kızı Şeyma Nur Yıldırım ve yeğeni Büşra Nur Portakal, Birol Yıldırım’ın bir karakolda bu şekilde hayatını kaybetmesinden duydukları üzüntüyü Medyascope‘a anlattı. Ailenin avukatlarından Esra Demirel, davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini düşündüklerini belirtti.

“Mevzuatta, yasada olmayan şekilde mutfak bölümüne götürülüyor”

Birol Yıldırım, İstanbul’da bir şirkette güvenlik amiri olarak çalışıyordu. 5 Haziran’ı 6 Haziran’a bağlayan gece, gözaltına alınan çalışanının akıbetini sormak üzere Esenyurt Polis Merkezi Amirliği’ne gitti. Burada hayatını kaybetti. 

İstanbul Valiliği ilk açıklamasında, Yıldırım’ın bekleme odasında fenalaştığını belirtti. Ancak Diken’den Canan Coşkun’un haberinde yayımlanan olay yeri görüntüleri, Yıldırım’ın darp edilerek içeri alındığını ortaya çıkardı. Birol Yıldırım, akıbetini sormaya geldiği çalışanının da tutulduğu mutfağa alınmıştı. Görüntülerde bir polisin eline buz koyduğu ve bir polisin ise elini ovuşturduğu yer aldı. Adli tıp raporunda da Yıldırım’ın darp edildiği, kalp damar hastalığı sonucu hayatını kaybetmes ile bu darp olayı arasında illiyet bağı olduğu belirtildi.

Avukat Esra Demirel, o gece yaşananlarla ilgili bilinenleri şöyle anlattı:

“Birol Yıldırım, yanında çalışan elemanlarından birinin karakola alındığını öğrenmesi üzerine ‘Çalışanım neden içeri alındı, durumu ne? Öğrenmek istiyorum’ diye karakola geçiyor. Önce nizamiyeden giriş yapıyor. Durumu soruyor. Sonrasında tutuklu olan komiser yardımcısı ile aralarında yargılamada ortaya çıkacak konuşmalar geçiyor. Birol Yıldırım vatandaş vasfı ile orada. Karakolda polis memuru sayısı oldukça fazla. Yaşanan karmaşa ile önce karakol dışına çıkarılmak isteniyor son anda tutuklu komiser yardımcısı, ilgili başka bir şahsa Birol Yıldırım’dan şikayetçi olup olmadığını soruyor, vatandaş da Birol Yıldırım’dan şikayetçiyim demesi üzerine komiser yardımcısı ‘Alın bunu’ diyor. Polislerimiz aşamalı kuvvet kullandıklarını söylüyor ama çok sayıda polis üzerine çullanmak suretiyle Birol Yıldırım çıkarken tekrar karakol içine alıyorlar. Ondan sonra asıl mesele başlıyor. Mevzuatta, yönetmelikte, usulde hiçbir maddede olmayan şekilde Birol Yıldırım gözaltı odasında ya da avukat görüş odasında tutulması gerekirken mutfak bölümüne alınıyor. Mutfak, kamera olmayan alan. Polislerin çay-kahve almak için girip çıktıkları bir ortam. Birol Yıldırım’ın akıbetini öğrenmek istediği çalışanı ve onun oğlu da içeride. Birol Yıldırım da onlara dahil ediliyor, üç kişi mutfakta tutuluyor. Bundan sonrasında yaşanan için yargılama olacak. Polislerimizin savunması, ayılması için su döktükleri şeklinde ama görüntülerde koridora taşan derecede su olduğu görülüyor. Birol Yıldırım’ın tüm giysileri ıslak. Ama görüntüler koridora taşan derecede su olduğu şeklinde. Adli tıp raporu geldi, Birol beyin darp gördüğü sabit. Savcımız yaralanmalarla kalp krizi arasında illiyet bağını sordu, adli tıpta ‘yaşanan stres kalp krizi tetiklemiştir, darpla kalp krizi arasında illiyet bağı vardır’ diye rapor gelmesi üzerine savcımız dava açtı.”

“Bize bir kelime demeden kaldırıma kovaladılar”

Canan Portakal, kardeşinin o gece karakol önünde bekleyen iş arkadaşlarının ulaştığı akrabalarından haber alarak karakola gittiklerini anlattı:

Kapıdan içeri giremedik. Üç adım attık dördüncü adımı atamadık. Eşim içeri girdi, ‘Burada bir şeyler olmuş herhalde yeni haber aldık, eniştesiyim. Haber sormak için geldik, doğruluğu nedir?’ dedi. Masada oturan memur bir kalktı, makineli silahı yerden aldı, sanki biz karakol basmaya gitmişiz gibi, ‘Sizin burada ne işiniz var, niye geldiniz? Açıklamayı savcı bey yapacak, çıkın dışarı’ dedi. Dışarı çıktık. Allah’ın bir tek kelimesini söylemeden karşı kaldırıma kovaladılar.”

Şeyma Nur Yıldırım da karakola gittiklerinde babasının arabasını dörtlüleri yanar halde gördüğünü belirterek “Öylece çekmiş bırakmış, oradan çıkabileceğim zannetmiş” dedi.

Aile, emniyet ve valilikten ilk yapılan açıklamalarda vurgulanan bekleme odasında kalp krizi geçirdiği ve aileye erkenden haber verildiği şeklindeki ifadelere tepkili. Yıldırım’ın alkollü olduğunun vurgulanmasına ise Canan Portakal, “Tutturmuşlar alkol, adamın izin günüydü alkollü olması kadar normal bir şey yok. Alkol dedikleri de bir bira. Tamam kardeşim alkollüydü, polisler ne içmişti? Benim kardeşim bir kişiydi, o kadar polis ne içti de benim bir kardeşimi linç ettiler, üç tane yeğenimi yetim bıraktılar” diyerek tepki gösterdi.

“Devletin üstünü kapaması değil, ağırlığını koyması gerekir”

Canan Portakal, olayın ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun babalarını aradığını, daha sonra Soylu’nun ya da başka bir yetkilinin kendilerine ulaşmadığını söyledi:

“Süleyman Soylu, ‘Karakolda öldürülen adam kim’ demiş. Demişler ki ‘Terörist.’ ‘Nereli?’ diyor, ‘Karadenizli’ diyorlar. ‘Karadeniz’den terörist çıktığını gördünüz mü?’ diyor. Sonra babamı aradı. Yanındaydım babamın. ‘Sordum böyle dediler, ben de böyle dedim, sıkılma dava artık benim davam, onun için ayrı müfettiş görevlendirdim’ dedi.”

Canan Portakal, Birol Yıldırım’ı “Milliyetçiydi, ülkücüydü, 15 Temmuz’da 45 gün evini bulamayan adam” diye anlatırken, bir kardeşlerinin ve yeğenlerinin uzman çavuş olarak görev yaptığını belirtti.  

Şeyma Nur Yıldırım, babasının çok polis arkadaşı olduğunu, hatta kendisinin polis olmasını istediğini söyledi. Ancak yaşananların ardından artık polis olmak istemediğini, 18. yaş günü için hazırlanırken babasını kaybettiğini, birlikte çok keyifli zamanlar geçirdiklerini anlattı. 

Aile, “en güvenerek gidilmesi gereken yer” olarak tanımladıkları karakolda böyle bir kayıp yaşamalarına karşılık devletin gereğini yapması gerektiğini düşündüklerini söyledi.

Canan Portakal, “Vicdan sahibi olan polisler de var, bunu derken hepsini zan altına koymuyoruz, kendi olayımıza yaşadığımız acının tarifini anlatmaya çalışıyoruz. Bu kardeşim değil de başka insan da olabilirdi. Devletin bunun üstünü kapatmaya çalışması yerine, aleni açmayabilir de, ama orta şekerli derecede de olsa, diğerlerine de ders gibi bir ağırlığını koyması gerekir. Sarhoş dahi olmuş olsa onunla nasıl mücadele edeceğini onlar bilecek, orada müdahale edilecek hareket de görmedik. Devlet kendi ayıbını ortaya çıkarsın temizlesin. Bunu yapan polis. İyi de olsa kötü de olsa polis. Gerçek olan bu” diye konuştu.

Büşra Nur Portakal da “Devletin, içindeki çürük elmaları bulup çıkarması lazım. Dayımın da eşi dostu polislerden oluşuyordu, onların adına da leke sürüldü. Ailemizde kayıp yaşandığından, bunun polis tarafından yaşanmasından dolayı ne zaman polis memuru arabası görsek tüylerimiz diken diken oluyor. İstemsiz yapıyoruz, onları suçladığımızdan değil. Ya başıma bir şey gelirse sorusu var. Karakol dediğimiz yer, insanın en çok güvenerek gitmesi gereken yerdir. Halkın güvenliğinden sorumlu insanlar var içinde. Oraya gidip ölerek çıkmak ne demek?” diye sordu.  

“Görevden uzaklaştırılmalarını istedik”

Olayla ilgili bir komiser yardımcısı 19 Ağustos’ta tutuklandı. Bir polis adli kontrol ile serbest bırakıldı. 12 polis hakkında “bilinçli taksirle ölüme neden olma” ve “kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanması nedeniyle basit yaralama” suçlamalarıyla iddianame hazırlandı.

Davanın ilk duruşması 20 Eylül’de Büyükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Avukat Esra Demirel, sanık polislerin delil karartma şüphesiyle görevden el çektirilmelerini talep ettiklerini hatırlatarak bu talebin önemini şöyle anlattı:

“Suçun işlendiği karakolda görev yapıyorlar. Delil karartma ihtimalinin en yüksek olduğu ortamda hâlâ görev yapmalarını istemedik. En azından görevden uzaklaştırılmaları gerektiği kanaatindeyiz. Bir polisimiz tutuklandı, o da yeni, o vakte dek görev yaptı. İç soruşturma devam ediyor. Keşke hepsi derhal görevden el çektirilseydi, tutuklama da daha fazla olmalıydı. Mutlaka sizin darpa katılmanız gerekmiyor. Görürseniz engellmeye çalışmanız gerekiyor. Kişi amiriniz konumunda ise üstüne bilgi vermeniz gerekiyor. Susmak menfi bir davranış, ihmali bir tavır, bu da suç. Bu yüzden tutuklanmalarını istedik. Mutfağa giren çıkan var. Görüp de bildirmemek de suç. Böyle bir ortamda görevden alınma yok, bir amir tutuklandı. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında değişeceğini umuyoruz, takdir mahkemenin olacak.”

Avukat Demirel iddianamedeki suçlamaları ise yeterli bulmadıklarını, işkence suçunun tüm unsurlarının oluştuğunu düşündüklerini belirtti ve “Adaletin yerini bulacağına inanıyoruz, mahkemeye güvenimiz tam” dedi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus