Robert Lewandowski: “Futbol topunu ayağımın önüne atan ve asla ne için oynadığımı unutmamamı sağlayan kişi babam. Jürgen Klopp ile yaptığımız konuşma, babamla yapmayı özlediğim konuşmalar gibiydi.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gerd Müller’in 49 yıllık rekorunu kıran, modern zamanların en komplike, belki de kalan son santrforların temsilcisi Bayern Münih futbolcusu Robert Lewandowski‘nin 11 Ocak 2021’de Players’ Tribune’e yazdığı “The Movie/Film Şeridim” yazısını Medyascope Spor Servisi’nden Sedat Efekan Özener çevirdi.

Film Şeridim

Birkaç gün önce uyandıktan sonra yatakta kafamı çevirdiğimde garip bir şey gördüm. Hani bazen çok güzel bir uyku ve rüyadan uyandığınızda hâlâ o gerçeklikte gibi hissedersiniz ya. Bir seremonide ödül aldığım gibi bir hayal hatırlıyorum ama emin değilim. Sonra o cisme dokundum ve gerçekmiş! (Robert Lewandowski, 2020’de FIFA ve UEFA Yılın Erkek Futbolcusu ödüllerini kazandı.)

Size Polonyalı bir futbolcu olmakla ilgili bir detay verdiğimde, yaşadığım şaşkınlığı daha iyi anlayacaksınız. Ödül töreninden önce Bayern Munih’te harika bir yıl geçirdim. Ödülü kazanabileceğimi, hatta hak ettiğimi biliyordum. Ancak Polonya’da bu açıdan aşağılık kompleksine sahibiz. Polonyalı hiç kimse yılın en iyi futbolcusu seçilmedi, küçükken idolünüz olabilecek bir süperstar yok. Scout’lar sıklıkla, “Bir Polonyalıya göre oldukça yetenekli” ifadesini kullanır. Bu sebeplerden dolayı yeterince iyi olmadığımız, hiçbirimizin zirvede yer alamayacağı hissiyatına kapılırız.

Bu nedenle ödülü kazandığımda inanamadım. Klişe gelebilir ama o anda hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Futbol topuna ilk dokunuşum, sahada ilk koşuşum, bu noktaya ulaşana kadar bende emeği olan insanlar… Bu film gözümde üç bölüm halinde geldi, bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Çünkü büyük hayaller kurmaktan korkan bir Polonyalı veya başka bir yerden bir çocuk okuduğunda bakış açısı değişebilir.

Bölüm 1: Kiliseden erken ayrılma

Küçük bir çocukken, lokal bir kilisede ilk komünyonumda (dini ritüel) bulunuyordum. Katoliklerin alışkanlıklarını bilmeyenleriniz için, oldukça özel bir gün. Kilisede kalabalık olarak başlayan etkinlik, daha sonra ailemizle devam eder.

Buluştuktan üç saat sonra, uzakta bir maçım vardı. Kutlamadan önce babam Krzysztof, papazla bir konuşma yaptı. Bu esnada Varşova’ya 40 dakika uzaklıkta olan küçük memleketim Leszno’daydım, babam herkesi tanıyordu. Babam kutlamaya yarım saat erken başlayıp 10 dakika erken bitirmek için papazla konuşurken, inanması güç ama papaz beni tanıyordu ve “Tabii, neden olmasın. Futbolu ne kadar sevdiğini biliyoruz” diyerek izin verdi. Oradan babamla koşa koşa ayrıldığımızı hatırlıyorum. Bu arada maçı kazanmıştık.

Bu hikâye çocukluğumu ve babamı özetliyor. Beş yaşında futbol oynamaya başladığımda Leszno’da yaş grubumda futbol takımı yoktu, ben de iki yaş büyüklerle oynuyordum. Zorlu oluyordu çünkü oldukça çelimsizdim. Uzun süre idmanlar için birer saat git-gel yaptığım Varşova’da bir takımda oynadım. Ailem beni antrenmanlara götürmeye istekli olmasa, futbol hayalim başlamadan bitebilirdi.

Annem ve babam beden eğitimi öğretmenleriydi. Babam okuldan sonra beni antrenmana götürür, iki saat orada bekler, daha sonra birlikte eve dönerdik. İdman yaptığım yerde soyunma odası yoktu, yağmurlu günlerde arabaya ıslak ıslak binerdim. Akşam saat 10’da hava karanlıkken eve döndüğümüz günleri hatırlıyorum. Evet, babam sırf benim idman yapabilmem için her gün dört saatini harcardı.

Başka ailelerin, benim aileme bunu neden yaptıklarını sorduklarını hatırlıyorum. Bu soruya asla benim profesyonel futbolcu olmamı istekleri cevabını vermediler, her zaman hayallerim olduğu ve futbolu çok sevdiğimi söylediler. Çocuklarına başarılı olmaları için baskı yapan aileleri hatırlıyorum, bu çok yanlış bir yaklaşım. O ebeveynler sporcu olmanın, yaptığın sporu kalpten gelerek sevdiğini bilmiyorlar.

Küçükken çelimsiz olduğum için başarılı olmayacağımı söyleyen çok insan oldu. Bu gibi durumlarda ailem bana her zaman içgüdülerime güvenmemi söyledi. Bu bir forvete, hatta herhangi bir insana verilebilecek en iyi tavsiye.

Bölüm 2: Reddetme

16 yaşındayken uzun bir hastalık sürecinin ardından babamı kaybettik. Küçük bir çocukken, sadece babanızla konuşabildiğiniz konular vardır. Onu kaybettikten sonra onunla konuşmak, yalnızca 10 dakika dahi olsa dertleşmek istediğim zamanlar oldu. Annem bu konuda elinden gelenin fazlasını yaptı, babamın eksikliğini hissettirmemeye çalıştı, bu açıdan ona inanılmaz saygı duyuyorum.

O zaman Polonya’nın en büyük kulüplerinden biri Legia Varşova’nın ikinci takımında oynuyordum. 3. lig seviyesindeydik. 2006’da kontratım bitiyordu. Dizimden ciddi bir sakatlık yaşadım ve toparlayamayacağımı düşündüler. Sözleşmemi uzatmayacakları haberini zahmet edip antrenör bile söylemedi, sekreter haber verdi.

Hayatımın en kötü günlerinden biriydi, babamı kaybettikten sonra kariyerimin de kötüye gittiğini düşündüm. Sözleşmemin uzamayacağı haberini aldıktan sonra arabaya bindiğimde ağlamaya başladım ve annem oldukça yapıcı yaklaştı. Daha küçük bir kulüp olan ve beni birkaç ay önce istemiş olan Znicz Pruszkow’la iletişime geçti. Beni hâlâ istedikleri için şanslıydım, oraya gittim ve tedavime başladım ancak düzgün koşamıyordum bile. Düşünün, büyük yetenekler Barcelona’da, Bayern Münih’te oynuyorken ben Polonya 3. liginde düzgün koşamıyorum bile.

O dönemki psikolojiyi yönetmeye çalışmak beni çok geliştirdi, özgüvenimi ve fiziksel kuvvetimi tekrar kazanmaya çalışıyordum. Kazandıktan sonra, her maç gol atmaya başladım. Dört yıl sonra teklifler ardı ardına geldi. Birçok insan ne yapmam gerektiğiyle ilgili yorum yaptı ama ben ailemin bana verdiği tavsiyeye uyarak içgüdülerimi takip ettim. İçten içe nereye gitmek istediğimi biliyordum ve Almanya serüvenim başladı.

Bölüm 3: Jürgen Klopp ile girdiğimiz iddia

2010 yılında Borussia Dortmund’daki ilk aylarımdı ve açıkçası zorlanıyordum. İlk geldiğimde birkaç kelime Almanca konuşabiliyordum. Jürgen Klopp yönetiminde antrenmanlar çok yoğun geçiyordu.

Arayışta olduğum bir dönemde Klopp bana meydan okumak istedi ve bir iddiaya girdik. Eğer antrenmanda 10 golden fazla atabilirsem, bana 50 euro verecekti. Bir süre başaramadım ve ben ona 50’şer euro verdim. Klopp gülüyordu ancak bir süre sonra tablo tersine döndü, para kazanmaya başlayan ben oldum. Bir noktada, “Yeter tamam, artık hazırsın” dedi. Ancak pratikte hazır değildim, maçlar antrenmanlardan oldukça farklı.

O sezon kenardan geliyordum, ikinci yarıda daha fazla oynamaya başladım ama forvetin arkasında, 10 numarada oynuyordum. 9 numara oynamak istiyordum ama o altı ay için Klopp’a teşekkür etmem gerek, daha derinde oynamak bana çok şey öğretti.

İkinci sezon başladığında yine zorlanıyordum. Jürgen Klopp’un benden beklentileri olduğunu anlıyordum ama tam olarak ne beklediğini kavrayamıyordum. Şampiyonlar Ligi’nde Marsilya’ya karşı aldığımız ağır bir mağlubiyetin ardından benden ne beklediğini anlamak için konuşmak istedim. Bana söylediği her sözü hatırlamıyorum ama vücut dili sayesinde birbirimizi anlamıştık, harika bir konuşma yaptık.

Üç gün sonra Bundesliga’da Augsburg karşısında üç gol ve bir asist yaptım. 4-0 kazandığımız maç benim için dönüm noktası oldu. Mental bir kırılma yaşadım ve bunun babamla ilgisi var. O zaman fark etmedim ama şimdi dönüp bakınca Klopp’la yaptığım o konuşma, yıllardır babamla yapmak istediğim konuşmalardan biriydi. Jürgen’le her konuyu konuşabilirdim, ona güvenebilirdim. Bir aile insanı ve her zaman sizin özel hayatınızda neler yaşadığınıza dair empati kurabilir.

Jürgen benim için sadece bir baba figürü değildi, aynı zamanda “kötü” öğretmen figürüydü. Bunu olabilecek en pozitif anlamda söylüyorum. Okul döneminizde en çok hatırladınız öğretmeniniz kim? Sizi hiç zorlamayan, çünkü bir beklentisi olmayandan bahsetmiyorum, sizin üstünüze düşen ve zorlayandan bahsediyorum. Sizi geliştiren öğretmen o değil mi, Jürgen de öyleydi. Sizin B alan bir öğrenci olmanızı istemezdi, A+ almanızı isterdi ve en önemlisi bunu sizin iyiliğiniz için isterdi. Dortmund’a geldiğimde her şeyi çabucak yapmak isterdim, Klopp soğukkanlı olmayı öğretti. Daha sakin şekilde kontrol ve pas yapmayı, şut çekmeyi öğrendikten sonra ise bu sefer hızlı ve net olmamı istedi. Basit duruyor ancak dahice.

Jürgen Klopp önce insan, sonra futbolcu olduğumuzu asla unutmazdı. Hiç unutmuyorum, hafta sonunun ardından bir antrenmanda önceki gün aldığım alkolü gizlemeye çalışıyordum. Futbolcular alkol içtiği günün ardından alkol kokusunu gizlemek için sabahları sarımsak yer. Antrenmanda yanıma gelip havayı kokladı ve “Havada sarımsak kokusu alıyorum” dedi. Alkol aldığımızda gayet iyi bilirdi ama bizi kötü hissettirmezdi. Bahsettiğim anda bir süre sessizlik oldu, ardından birbirimize bakıp gülmeye başladık. İşin özü, Klopp’u asla kandırmaya çalışmayın, çok zeki bir insan.

Kariyerimde beni geliştiren tek teknik direktör Jürgen Klopp değil, Bayern Münih’e transfer olduktan sonra Jupp Heynckes, Pep Guardiola, Carlo Ancelotti ve Hansi Flick’in üzerimde büyük emeği var. Yalnızca Bayern’de oynamak bile çok öğretici bir tecrübe, beklentiler çok yüksek ve kulüp çok profesyonel yönetiliyor. Standartlarınızı yükseltmeniz gerekiyor ve siz de yapıyorsunuz. Çevremdeki insanlar olmadan böyle bir kariyere sahip olamazdım ama en önemlisi, eşim Anna.

Znicz Pruszkow’da oynarken üniversitede tanıştık. Beslenme ve beden eğitimi üzerine okuyordu. 26 yaşındayken onun bilgileriyle beslenme düzenimi ve mental gücümü nasıl artırabileceğim üzerine çalışmaya başladık. Bütün genç futbolculara önerim, ne zaman problemlerinizi içinize atmak yerine çevrenizle paylaşsanız, çözümü daha kolay oluyor. Bu aydınlanmayı yaşamak futbolcu ve insan olarak beni çok ileri taşıdı.

Hayatımda yaşadıklarımı düşününce, anlattığım filmi gözden geçirince ne kadar şanslı olduğumu fark ediyorum. Hiçbir başarı tek başına elde edilmiyor. Elimde tuttuğum veya yatağıma koyduğum her ödül takım arkadaşlarım sayesinde oldu. Buna çocukluk arkadaşlarımı, antrenörlerimi, kız kardeşimi, kiliseden erken ayrılmama izin veren papazı, hayatımın en zor anlarında yanımda olan annemi dahil ediyorum.

Ve babam. Benim profesyonel futbolcu olduğumu görmek için yaşamadı ama tüm maçlarımı yukarıda, en güzel yerden izlediğini düşünüyorum. Futbol topunu ayağımın önüne atan ve neden oynadığımı unutmamamı sağlayan kişiydi. Para, şöhret veya kupalar için değil, futbolu sevdiğim için. Teşekkür ederim baba.

Bu filmde kafamdaki son sahne onunla birlikte. Bu anı, tüm başarılarımdan önce, yaşadığımız yerdeki insanlar dışında kimsenin adımı bilmediği bir dönemden. Bir sabah babam beni Polonya’nın bir yerindeki bir maça götürürken futboldan, okuldan veya başka bir konudan konuşuyorduk. Camdan dışarı bakarken ağaçları geçişimizi izleyip birazdan oynayacağım maç için heyecanlanıyorum. Sahada ne yapacağımı, nasıl gol atacağımı, futbolu düşünüyorum.

Anılarım bu kadar. Benimle birlikte hep taşıdığım en iyi hatıralarım…

Yazar: Robert Lewandowski

Çeviren: Sedat Efekan Özener

Editör: Doğa Üründül

Kaynak: https://www.theplayerstribune.com/posts/robert-lewandowski-bayern-munich-soccer

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus