CJ McCollum, The Players’ Tribune’e yazdı: “Portland’da insanlar bana, toplumun önemli bir parçasıymışım gibi davrandı. Takım olarak fazlasıyla ses getirdik, birbirimize sadık kaldık ve kültür oluşturduk” 

Dokuz yıllık Portland Trail Blazers tecrübesinden, Damian Lillard ile NBA tarihinin hücumda en elit guard ikililerinden birini oluşturduktan ve ligin romantik hikayelerinden birine imza attıktan sonra CJ McCollum, New Orleans Pelicans’a takas oldu.

Geride bırakılan dokuz yıla yakışır şekilde sevgi çerçevesinde gerçekleşen bu ayrılığın ardından CJ, Portland tecrübesi ve New Orleans’a dair hislerini The Players’ Tribune için kaleme aldı. Medyascope Spor Servisi‘nde Sedat Efekan Özener, bu duygusal yazıyı sizin için çevirdi.

Sevgili Portland

Ayrılışımı Adrian Wojnarowski’den, Shams Charania’dan öğrenmedim, bir anda telefonumda 100’ü aşkın mesaj görmedim. Herhangi bir drama olmadı. Genelde bu tarz kararlar ne kadar soğukkanlı ve bazen acımasız verilse de benim durumumda, her şey çok şeffaftı.

İşte bu sebepten Portland Trail Blazers organizasyonuyla güçlü bir bağım var. Ancak her hikâyenin – ne kadar güzel olursa olsun – bir sonu vardır.

New Orleans Pelicans’a takasım açıklanmadan önceki gün, Dame ile (Damian Lillard) soyunma odasında sohbet ederken telefonum çaldı. Arayanın menajerim olduğunu gördüğümüzde Dame, “Bu gerçekten oluyor mu?” dedi. Menajerim Pelicans ile anlaşmada rötuşların kaldığını söyledikten sonra Dame ile şakalaşmaya devam ettik ancak o gün tesisten ayrıldığımda buradaki son akşamım olabileceğini biliyordum.

Ertesi sabah saat altıda, bir aylık bebeğimizi eşimle birlikte beslerken duygusal bir an yaşadığımın farkındaydım. Menajerim aradı ve haberi verdi, takas gerçekleşmişti.

Benim için Portland’da basketbol oynamak yalnızca bir iş değil, burası benim evim. Takas açıklandıktan sonra eşyalarımı toplamak için antrenman tesisimize gittim, hiç kimse yoktu ancak malzeme ekibi tarafından eşyalarım çok düzgün şekilde toparlanmıştı. (Teşekkürler Eric ve Cory, sizi özleyeceğim.)

Tesislerden ayrılmadan önce tüm takıma imzalı forma bırakmak istedim ama kulüpteki çalışanlarla başladığım forma imzalama merasimi sonrası, takıma forma kalmadığını fark ettim. Çalıştığınız organizasyonda farklı görevlerde çok sevdiğiniz insanlar olması, kolektif olarak bir aile olmak çok güzel bir his.

Ben ve Dame, bu kulüpte birlikte büyüdük. Çaylak sezonumda deplasmanlarda sabah şut antrenmanından sonra hızlıca duş alıp, takım eşofmanlarını giyip dışarı çıktığımızı hatırlıyorum. Maç önü uykusu, bize eşlik edecek biri yok; okuldan kaçan iki çocuk gibi takılıyorduk.

Bütçemize uygun mağazaları gezdiğimiz zamanlarda çok beğendiğim bir saat vardı, benim için pahalıydı. Her önünden geçtiğimde “bir dahaki sefere” diyordum ve bir noktada Dame, “O saati al, artık NBA’desin.” demişti. O saati alışımı hiç unutmuyorum ve benim için ayrı bir yeri var, yolun başını, toy zamanlarımı hatırlatıyor.

Dame ile şehirde saatlerce vakit geçirirdik ve kimse bizi tanımazdı. Şu anda üç saat yürüyüp maça çıktığımızı düşününce garip geliyor, artık gün içi uykuları, meditasyon olmadan yapamam. Son dönemde maç günleri sabah şut idmanının ardından Dame ile çocuklarımızla konuşuyoruz. Ne kadar büyüdüğümüzü fark etmek sıra dışı, gençken hayat bir film gibi.

Zamanla Dame sokakta tanınmaya başladı. İkinci yılımda hala ilk beş başlamıyordum, içimden “keşke insanlar beni de tanısa” diye geçirdiğimi ve Dame’e, “Burada hiçbir zaman ilk beş olamayacağım, beni neden draft ettiler ki?” dediğimi hatırlıyorum. Dame ise bana bakıp, “Bir gün bu takımda arka alanı ikimiz oluşturacağız ve uzun süre burada olacağız.” derdi.

Takım arkadaşlarım

Takım arkadaşlarım olmasa, benim için Portland tecrübesi böyle olmazdı. Dokuz yılda harika takım arkadaşlarım oldu; Mo Williams, Earl Watson, Evan Turner, Moe Harkless, Chris Kaman, Shabazz Napier… Ve tabii ki Nurk (Jusuf Nurkic), “Big Nurk”ü asla unutamam.

2019’daki ciddi sakatlığının ardından evine ziyarete gittiğimde koltukta oturuyordu ve kanalı SportsCenter’a çevirdi. Onun evinde olduğumuzu ve normalde ne izliyorsa onu seyredebileceğimizi söylediğimde bana emin olup olmadığımı sordu.

Televizyonda Bosna Hersek’ten yayınlar izledik, anlam veremediğim ama ilgimi çeken şeylerdi. Nurk çok eğleniyordu. Bu esnada Nurk’ün kedileri evde dolaşıyordu. Nurk’e gittiğinizde evde her zaman kendine has bir aura olurdu.

Takas olduktan sonra Nurk’ü aradım ve ona imzalı forma bıraktığımı söyledim. Bana zaten elinde olduğunu ve son maçta giydiğim formayı sakladığını söyledi. Takım arkadaşlarım… Bunları yazarken aklıma galibiyetler veya mağlubiyetler değil, o anları paylaştığım arkadaşlarım geliyor.

“Portland’da insanlar bana, toplumun önemli bir parçasıymışım gibi davrandı. Takım olarak fazlasıyla ses getirdik, birbirimize sadık kaldık ve kültür oluşturduk”

Şu an geriye dönüp baktığımda hafızam büyük anlardan ziyade Nurk ile Bosna televizyonu izlediğimiz gün gibi anlar geliyor. Dame’in babasının, Şükran Günü’nde beni ağırladıklarında yaptığı sığır kuyruğunu hatırlıyorum. İlk Oregon Pinot Noir şarabımı Tim Frazier ile içmiştim. LaMarcus Aldrige, çaylak yılında hep Krispy Kreme aldırırdı.

Golden State Warriors karşısında Batı Konferansı finalinde süpürüldükten sonra ilk kez şehir merkezinde vakit geçirdiğimde, nasıl bir reaksiyonla karşılaşacağımı kestiremiyordum. Sayısız insan bana mücadelemiz, katettiğimiz yolculuk için teşekkür etmişti. Süpürülmüştük ancak o yaz boyunca akşam yemeği parası ödemedim. Bir Trail Blazer olmanın farkı buydu, insanlar bana bir basketbol oyuncusu gibi değil, toplumun parçası gibi davrandı.

Burası benim için yalnızca bir işyeri değil, evim. Burada evlendim, çocuğum burada dünyaya geldi, kendi işimi burada başlattım. Takasın resmileştiği sabah eşime, “Bu kötü bir ayrılık değil. Her zaman iyi bir muamele gördük, şu anda kendi koşullarımızda ayrılıyoruz. Daha ne isteyebiliriz ki?” dedim.

Sıradaki durak

New Orleans’a gitmek istedim, B.I. (Brandon Ingram), Zion (Williamson), (Jonas) Valanciunas ve diğer tüm genç oyunlarla oynamak istiyorum. Bu ligde yaşadığım tecrübelerden sonra oraya profesyonellik konusunda katkım olacağını düşünüyorum. Koç tarafından oynatılmamayı, 50 sayı atmayı, şüphe duyulmayı, play-off’ta yedinci maç oynamayı ve fazlasını tecrübe ettim. New Orleans’ta parkeye koyacaklarım ve Superdome’da (New Orleans Saints’in stadyumu) futbol (Amerikan) izleyeceğim için heyecanlıyım.

Portland Trail Blazers’ın geleceğine yönelik tüm tartışmaların ardından ayrılığım, dramasız, sevgi-saygı çerçevesinde profesyonelce gerçekleşti. Portland’daki takım arkadaşlarıma, kulüp organizasyonundaki herkese ve tüm Portlandlılara sonsuz teşekkür ederim.

Benim için Portland tecrübesi galibiyetlerin ötesinde, sayısız keyifli-hüzünlü an ve kişisel gelişim demek. Geriye dönüp baktığımda bir küçük pazar takımı olarak fazlasıyla ses getirdik, birbirimize sadık kaldık ve bir kültür oluşturduk. Nihai hedefe ulaşamadık ancak bu basketbol, hayat. Yaşadıklarımızdan gurur duyuyorum.

Yazan: CJ McCollum

Çeviren: Sedat Efekan Özener

Kaynak: The Players’ Tribune

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus