Almanya seçimlerine doğru (3): Seçimlerin kaybedeni Armin Laschet

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Derleyen: Berkcan Tuner

Almanya’da 26 Eylül Pazar günü düzenlenecek seçimlerle yeni bir döneme giriliyor. Federal seçimlerle Şansölye Angela Merkel’in 16 yıllık görev süresi sona erecek. Seçimler yaklaşırken Merkel’in yerine geçecek şansölye adayının Armin Laschet olacağı belli oldu. Armin Laschet kimdir? Kazanma şansı nedir? Sel felaketindeki davranışı anketlere nasıl yansıdı? Vaatleri neler? Almanya seçimleri serimizin üçüncü bölümünde Merkel’in yerine aday gösterilen “Türk Armin”i ve Alman cumhuriyetinin 72 yıllık tarihinde sadece 20 yıl hükümetin dışında kalan birlik partilerindeki son durumu mercek altına aldık. 

Başbakan Angela Merkel’in muhafazakâr Hıristiyan Birlik Partisi (CDU), Bavyera’daki kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) ile on yılı aşkın bir süredir Almanya siyasetine hâkim durumda. 19 Nisan 2021 tarihinde, parti içerisinde yapılan bir oylama sonucu CDU lideri Armin Laschet, rakibi CSU lideri Markus Söder’i geride bıraktı ve CDU/CSU birliğinin yeni şansölye adayı oldu. 

Markus Söder ve Armin Laschet

Armin Laschet kimdir?

2017 yılından beri Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinin başbakanlık görevini yürüten 60 yaşındaki Laschet, Almanya’nın Belçika-Hollanda sınırlarına yakın ve en batıdaki şehri Aachen’de büyüdü.  Hâlâ da bu şehirde yaşıyor. Dindar bir Katolik olan Laschet, eşi ile bir kilise korosunda tanıştı. Laschet hukuk eğitimini tamamladıktan sonra bir süre gazetecilik yaptı ve ardından siyasete atıldı.

Madenci bir babanın oğlu Laschet, Almanya’nın güçlü kömür endüstrisini yıllarca savundu. Aynı zamanda güçlü uluslararası bağlantılara sahip olmasıyla bilinen Laschet, Avrupa Birliği (AB) yanlısı bir çizgide ilerliyor.

Laschet, 2005 yılında kendi bölgesinde uyum bakanı olarak Türk toplulukları ile güçlü bağlar kurdu. Türkler ile güçlü bağlar kurmasının ardından kendisine “Türkler’in Armin’i” denmeye de başlandı. Laschet, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politikalarını eleştirmesine rağmen Türkiye’nin Almanya ve AB için önemini vurguluyor. Kendisi aynı zamanda Türkiye’de AKP’ye oy vermeyen milyonlarca insanın olduğunu  ve bu nedenle Türkiye-AB ilişkilerinde alınacak kararların, AKP’ye muhalif olan kişilerin aleyhine olmaması gerektiğini savunuyor.

Armin Laschet ve Recep Tayyip Erdoğan

Irkçılık ve göçmenler hakkında ne düşünüyor? 

Laschet, Gazete Duvar’dan Ayşegül Karakülhancı’ya verdiği röportajda ırkçılık ile ilgili, “Irkçılığa karşı elimizde en büyük silah, eğitim ve demokratik değerlerden oluşan çerçevedir. İnsanların bir araya geldiği her yerde, evlerde, okullarda ve idari kurumlarda demokratik bir ortak yaşamı desteklemeliyiz” dedi.

Laschet, göçmen kökenli insanların politikadaki yeri hakkında ise “Tüm partilerde ve eyalet başkanlıklarında, devreye girecek ve aynı zamanda görev almaya hazır göçmen kökenli insanlara gereksinimimiz var” ifadelerini kullandı.

Türk-Alman ilişkileri “göç” konusuna göre mi şekillenecek?

Laschet’e şansölye olması durumunda, Türkiye ile ilişkilerde ne tarz bir politika izleyeceği sorulduğunda, “Göçün beraberinde getirdiği zorlukları ancak Türkiye’yle beraber çözebiliriz” dedi ve Almanya’nın Türkiye ile ilişkilerinin “göç” konusuna odaklanacağını belirtti.

Laschet, bir milyondan fazla göçmenin Almanya’ya geldiği 2015 yılında, Merkel’in göçmenlikle ilgili tartışmalı ve “yumuşak” olarak nitelendirilen “açık kapı politikası”nı sıkı sıkıya destekledi.

Laschet 2021 ocak ayında CDU başkanlığını kazanarak Merkel’in halefi olma yolunda önemli bir adım atmıştı. Nisan 2021’de ise Bavyera’daki kardeş parti CSU’nun lideri Markus Söder’i geçerek merkez sağın adayı olma yarışından başarıyla çıktı.

Kendisini Merkel’in doğal halefi olarak gören Laschet, rakibi Söder’e karşı kazandığı zaferle de bu imajı güçlendirdi. Ancak Laschet, Merkel’in yerini almak için CDU/CSU birliğ,nin ortak adayı olmayı başarsa da gaflarıyla ve yaptıklarıyla eleştirilerin hedefi haline geliyor.

Sel felaketinden sonra akıllardaki tek soru: Laschet, Almanya’yı yönetebilecek mi?

Temmuz ayında Batı Almanya’da yaşanan ve 50’si kendi bölgesinde olmak üzere 190 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan sel felaketi Laschet’in kriz yönetme becerisinin sorgulanmasına neden oldu. Laschet, bir gazetecinin iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik önlemler konusundaki sorusuna “Affedersiniz genç hanım, politikayı değiştirmemiz gereken bir gün yaşamıyoruz” diyerek,  küçümseyen bir cevap verdiği için sosyal medyada yoğun şekilde eleştirilmişti. Laschet aynı zamanda Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in kurbanları anması esnasında arka planda gülerken görüntülenmiş ve bu fotoğrafın ortaya çıkmasıyla Laschet’in ve CDU’nun imajı ciddi şekilde zarar görmüştü.

Armin Laschet, sel felaketi sonrası gülerken kameralara yansımıştı.

Armin Laschet’in, iş insanı Elon Musk ile görüşmesi de tepkilerin odağı oldu. Ağustos ayında Elon Musk ve Laschet, Almanya’da kurulması beklenen Tesla fabrikası için görüşmüştü. Laschet bu görüşme sonrasında çevreciler tarafından fabrika projesinin çok su tüketeceği gerekçesiyle eleştirilmişti.

Armin Laschet ve Elon Musk

CDU ve Bavyera’daki kardeş partisi CSU’ya verilen destek koronavirüs nedeniyle azalırken, Kuzey Ren Vestfalya Başbakanı ve CDU/CSU birliğinin ortak adayı Laschet, koronavirüs sürecindeki kötü yönetimi nedeniyle eleştirilerin hedefi oldu.

Laschet de Yeşiller Partisi’nin başbakan adayı Annalena Baerbock gibi intihal söylemleri ile gündeme geldi. 2009 yılında göçmenlikle ilgili yazdığı kitabında “Yükselen Cumhuriyet – Bir Fırsat Olarak Göç” adlı bir kaynağa atıf vermediğini açıklayan Laschet, “Açıkçası benim sorumluluğumda hatalar var, özür dilemek istiyorum” dedi.

Laschet’in seçim kampanyası, gafları, kitabında ortaya çıkan intihal ve sel felaketi sonrasında kahkaha atarken görüntülenmesi sebebiyle olumsuz etkilenmiş gibi duruyor.

Yapılan anketlere göre CDU/CSU yüzde 21 oranında oy alarak, oylarında rekor bir düşüş yaşadı. 31 Ağustos’ta yapılan bir başka ankette ise seçmenlerin sadece yüzde 10’luk kesiminin Laschet’i şansölye olarak seçmek istediği görüldü.

Laschet’in seçimleri kazanma şansı nedir?

BBC’nin Berlin muhabiri Damien McGuinness’e göre Laschet, Merkel tarzı merkezci bir siyaset yapmayı aniden bıraktı ve gelenekçi sağcı bir siyasetçi olarak ortaya çıktı. Muhafazakâr müttefikleri bu konuda heyecanlı olsa da Laschet’in siyasetindeki ani değişim, seçim kampanyasının kötü gittiğine dair bir işaret.

Yakın zamana kadar CDU/CSU, Almanya’nın orta sınıfını kazanmayı ve yüzde 30’un üzerinde oy elde etmeyi umuyordu ancak yapılan anketlere bakıldığında, bu istekleri imkansıza yakın. Armin Laschet’in politikalarını merkez sağa doğru çevirmesi ise çekirdek muhafazakâr kesimin oylarını toplamak amacıyla yapılan bir hamle gibi görünüyor. Birlik partileri bu noktadan sonra, yüzde 20 civarı oy oranına razı olacak gibi görünüyor.

Seçimlerin genellikle merkezciler tarafından kazanıldığı düşünüldüğünde, Laschet’in aniden sağa kayması riskli bir hamle ancak her şeye rağmen Laschet yine de Almanya’nın bir sonraki şansölyesi olma şansına sahip.

Vaatleri neler?

İklim krizi konusunda CDU ve kardeş partisi CSU, Almanya’nın sanayi ülkesi olma özelliğinin korunması gerektiğini savunuyor. Birlik partileri, Almanya’nın karbon nötr bir ülke olmasını hedefliyor, bu hususta teknolojik ve ekonomik yatırımlara güveniyor.

CSU Genel Başkanı Markus Söder, kömür enerjisinin 2038 yılında bırakılmasını savunurken, CDU Genel Başkanı ve şansölye adayı Armin Laschet ise kömür enerjisinin bırakılması için 2030 yılını işaret ediyor.

Göç konusunda ise CDU, göçün kurallı ve düzenli olması gerektiğini savunuyor. CDU’nun seçim programında, “Sosyal sistemlere yönelik göçü reddediyoruz” ifadesine yer veriliyor ve suç işleyen göçmenlerin ise sınır dışı edileceği vurgulanıyor. CDU uyum sağlamış göçmenlerle ilgili olarak ise “Değerlerimizi paylaşıp, yasalarımıza uyduklarında ve dilimizi konuştuklarında tüm fırsatlara sahip olmalıdırlar” görüşünü benimsiyor.

Avrupa’ya yönelik politikada ise CDU ve CSU, koronavirüs sebebiyle askıya alınan ekonomik istikrar kriterlerinin en kısa zamanda yürürlüğe girmesini istiyor. Birlik partileri, koronavirüs nedeni ile ortak borçların tahsilatının sadece bir kerelik kaldırılmasında da hemfikir.

Savunma politikalarında birlik partileri, NATO üyesi ülkelerin yıllık gayri safi yurtiçi hasılalarının yüzde 2’sini savunma için harcamaları hedefini ve NATO’nun ekonomik katkı sunmadığı ortak bir Avrupa ordusunun kurulması fikrini destekliyor. Birlik partileri aynı zamanda, Alman ordusundaki askerlerin sayısının 184 binden 203 bine çıkarılmasını hedefliyor. 

Son olarak birlik partileri dış ticaret konusunda, Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) güçlendirilmesini talep ediyor ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin de mümkün olan en kısa sürede yeniden başlatılmasını istiyor.

Hıristiyan Demokratlar: Almanya’nın en güçlü partisi

Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU), Bundestag’daki 709 koltuktan 245’ine sahip ve Merkel liderliğinde 16 yıldır iktidarını sürdürüyor. CDU, Bavyera’da faaliyet gösteren kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) ile birlikte üye sayısı bakımından Almanya’nın en büyük ikinci partisi. CDU, Bavyera eyaleti hariç, tüm federal eyaletlerde seçimlere katılıyor.

CDU’nun kendisini Hıristiyan olarak tanımlamasının sebebi, partinin bir mezhebe bağlı olmadan, doğrudan Hıristiyanlığın sunduğu imaja bağlı olduğunu gösterme çabası. Parti İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulduğunda, ismine “Hıristiyan” sözcüğünü ekleyerek, Katolikler ve Protestanlar arasındaki siyasi karşıtlığın aşılmasını hedeflediğini gösterdi.

Parti programında, insan Tanrı’nın eseri olduğu, insanın onurunun korunması gerektiği yazılı. Hıristiyan sembollerinin ve dini bayramların korunmasını savunan CDU, kendisini “sağın merkezinde” konumlandırırken, halkı birbirinden ayırmadan, herkese uygun politikalar sunduğunu belirtiyor.

1946 tarihli ilk parti programında, “Hıristiyanlığın görüşü, her bireyin insanlık onuru, siyasi, ekonomik ve kültürel hayatta geçerli olan temel değer ve kılavuzdur. Bu aynı zamanda siyasi ve dini özgürlük, hukuk güvenliği, kadınların özgürce faaliyet göstermeleri, dayanışma ve adalet temel değerlerine dayalı azınlıkların korunmasında da geçerlidir” ifadeleri yer alıyor.

Federal Almanya tarihinde CDU/CSU birliği, diğer partilerin hepsinden daha uzun süre iktidarda kaldı. CDU lideri Armin Laschet verdiği bir röportajda, “Federal Almanya’nın 70 yıllık tarihinin 50 yılında, şansölyelik makamında CDU yer aldı ve parti önemli bir sorumluluk üstlendi” dedi. 2005 yılından bu yana Merkel liderliğinde Almanya’nın yönetimini üstlenen CDU, 2017 seçimlerinde üst üste üçüncü kez ülkedeki en güçlü siyasi parti oldu.

Hıristiyan Birliği, tüm eyalet parlamentolarında temsil ediliyor ve toplam 1879 koltuğun 483’üne sahip. Birlik kurduğu koalisyonlar ile birlikte 16 eyaletin dokuzunda hükümet ortağı iken, altısında ise CDU liderleri eyalet başbakanlığı yapıyor. Avrupa Parlamentosu’ndaki 709 milletvekilinden 23’ü Hıristiyan Birliği’nden.

CDU, 16 yıldır iktidardaki Angela Merkel’in liderliği ile güçlü bir dönem geçirdi. Merkel’in yerine şansölye adayı olacak Armin Laschet, yaptıkları ve söyledikleri ile eleştirileri üzerine topluyor. Anket sonuçlarına göre, CDU’nun ve Laschet’in oyları ciddi şekilde düşüş eğilimi gösteriyor ve işler hem Hıristiyan Birliği hem de Laschet için pek parlak görünmüyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus