Almanya seçimlerine doğru (4): Çalkantılı bir seçim sürecinden sonra iktidara yürüyen Yeşiller ve lideri Annalena Baerbock

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Almanya’da 26 Eylül’de düzenlenecek seçimlerle yeni bir döneme giriliyor. Federal seçimlerle Şansölye Angela Merkel’in 16 yıllık görev süresi sona erecek. Yeşiller Partisi tarihinde ilk kez bu seçimlerde bir başbakan adayı çıkardı: Partinin eş genel başkanı Annalena Baerbock. Almanya seçimleri serimizin üçüncü bölümünde Yeşiller Partisi ve partinin başbakan adayı Baerbock hakkında bilmeniz gerekenleri derledik. 

Almanya’da 26 Eylül Pazar günü yapılacak seçimlerde sandıktan hangi parti birinci çıkarsa çıksın, Yeşiller ve Annalena Baerbock, Almanya’nın bir sonraki hükümetinde söz sahibi olacağa benziyor. Ülkede Merkel’in ardından yeniden bir kadının, Baerbock’un şansölye olmasının hayalini kuranlar da büyük çoğunlukta. Baerbock da adaylığı açıklandığı zaman, “Bugün adaylığımın açıklanmasıyla toplumumuza bir söz vermek, bir davette bulunmak istiyorum. Zengin, çeşitli ve güçlü olan ülkemizi pozitif bir geleceğe ulaştırmak hedefindeyiz. Bu hedeflere ulaşabilmek ancak değişim ile mümkün. Ve değişim kaçınılmaz” demişti. 

Annalena Baerbock

Baerbock ve Habeck’in liderliğindeki Yeşiller’in gözle görülür büyümesi 

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak seçimlerinde, 1970’li yılların sonunda sistem partilerine karşı bir protesto hareketi olarak ortaya çıkan ve son yıllarda pek çok eyalette hükümet koalisyonlarında yer almayı başaran Yeşiller Partisi, ilk kez bir başbakan adayı çıkardı: Annalena Baerbock.

Baerbock, 2008 yılında Yeşiller Partisi’nde politik görevler almaya başladı. İlk olarak partisini eyalet parlamentosunda temsil etti. Kısa bir süre sonra, 2013 yılında, Almanya Federal Meclisi’ne (Bundestag) katıldı. Güvenlik politikaları ve dış politika ilgilendiği konuların başında geliyor.

Annalena Baerbock ve Robert Habeck

2018 yılında partisinin eş genel başkanlığı görevini Robert Habeck ile birlikte paylaşmaya başladı. Baerbock ve Habeck’in liderliğinde parti büyüme trendi içine girdi. Hatta öyle ki yeni liderlerin partiye altın günlerini yaşattığı ve hiç olmadığı kadar toplumsal desteği arkasına aldığı söylenebilir.

Baerbock, 1980 yılında Kuzeybatı Almanya’da dünyaya geldi. Evli ve iki çocuk sahibi Baerbock, uluslararası hukuk alanında lisans derecesine sahip. Eğitim hayatı boyunca Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Londra ve Brüksel’de bulunan Baerbock, çok iyi derecede İngilizce biliyor.

“Almanya’nın değişime ihtiyacı var ve değişim kaçınılmaz”

Nisan ayında Yeşiller Partisi, Şansölye Angela Merkel’in yerine Annalena Baerbock’u aday olarak gösterdi ve Baerbock’un adaylığını görkemli bir törenle açıkladı. Aslında Baerbock, Habeck’in ardında partinin ikinci güçlü politik figürü olarak gösteriliyordu, bu yüzden Baerbock’un adaylığı kimilerine göre sürpriz oldu. 

Adaylığının açıklandığı toplantıda destekçilerine seslenen Baerbock, “Bugün adaylığımın açıklanmasıyla toplumumuza bir söz vermek, bir davette bulunmak istiyorum. Zengin, çeşitli ve güçlü olan ülkemizi pozitif bir geleceğe ulaştırmak hedefindeyiz. Bu hedeflere ulaşabilmek ancak değişim ile mümkün. Ve değişim kaçınılmaz” demişti.

İklim krizi Baerbock’un konuşmasında uzun uzun değindiği meselelerin başında geliyordu. Yeşiller, iklim krizine karşı vermiş oldukları mücadelede diğer partilerden ayrı bir tutum sergiledi ve bu tutum farklılığı son yıllarda partinin toplumsal desteğini artırmasına neden oldu. Baerbock, partisinin iklim değişikliğine, yenilenebilir enerjiye ve kömürün temel enerji hammaddesi olarak kullanılmamasına ilişkin fikirlerini dile getirirken “Yaşam tarzımızı, varlığımızı iklim değişikliğine göre ayarlamak için gerçekten bir değişiklik yapmamız gerekiyor. Bu değişiklik için ise 30 yıldan az zamanımız var. Bu değişiklik bizim kuşağımızın temel görevi” dedi.

“Almanya güçlü demokrasisiyle Avrupa’nın kalbinde yer alacak”

Baerbock adaylık konuşmasında sık sık Avrupa ve Avrupalılık meselelerine de değindi ve “Almanya güçlü demokrasisiyle Avrupa’nın kalbinde yer alacak” ifadesini kullandı. Baerbock, son yıllarda başta Almanya ve Fransa gibi Avrupa Birliği (AB)’nin merkezinde yer alan ülkelerde başlayan AB ve göçmen karşıtı sağcı politik figürlerden ayrıştıklarını, “çeşitlilikte birlik olabilen bir AB ve Almanya’ya inandığını” dile getirdi.

Parti politikasıyla reel-politik arasında köprü kurabiliyor

Baerbock, Yeşiller’in parti politikasıyla reel politikayı bir araya getirebilecek en önemli politik figür olarak görülüyor. Her ne kadar Baerbock’ın uluslararası hukuk alanında lisans çalışmasını yapması, güvenlik meseleleri ve dış politika ile ilgileniyor oluşu, bu meselelerde pasifist ve mesafeli bir tutum takınan parti politikalarıyla tezat teşkil ediyor gibi görünse de aslında bu durum, partinin reel politika ile arasındaki mesafenin kapanmasına vesile oluyor. 

Angela Merkel ve Annalena Baerbock

Örneğin, Baerbock Bundestag’ta vekilken verdiği bir demeçte, “Avrupa dış politikada, özellikle de güvenlik meselelerinde aktif görevler almalıdır. Bence, Avrupa güvenlik ve dış politika meseleleriyle yüzleşmek zorundadır” demişti. Bu tutum, Obama yönetiminin gündeme getirdiği ve sonrasındaki başkanların da üzerinde durduğu “Avrupa’nın dış politika ve güvenlik konularında aktif rol alması gerekir” tutumuyla aynı düşünsel zeminde buluşabiliyor.

“Değişim cesaret ister ve değişim 26 Eylül’de önünüze gelecek olan sandıkta”

Yeşiller Partisi ve 40 yaşındaki şansölye adayı Baerbock, 26 Eylül’deki seçimi kim kazanırsa kazansın, Almanya’nın bir sonraki hükümetinde söz sahibi olacağa benziyor. 

Baerbock, faaliyeti sona eren bir kömür işletmesinin önünde konuşurken.

Faaliyetine son veren bir kömür işletmesinin önünde yaptığı konuşmada Baerbock, bu fikre nasıl ısındığının işaretini verdi: “Bu seçim sadece önümüzdeki dört yıl için bu ülkeyi kimin yöneteceğinin veya dört yıl içinde olacaklarla ilgili değil, geleceğimizle ilgili.”

Değişimin ancak cesaretle ve cüretkâr olmakla başlayacağına inanan Baerbock, “Sevdiğimiz ve değer verdiğimiz şeyleri korumak için değişime ihtiyacımız var. Değişim cesaret ister ve değişim 26 Eylül’de önünüze gelecek olan sandıkta” dedi.

16 yıllık Angela Merkel iktidarından sonra Almanya halkının gerçekte ne kadar değişiklik istediği sandıkta belli olacak. Şansölye Merkel, iktidarında finansal kriz, göçmen krizi, popülizm ve koronavirüs salgını başta olmak üzere sayısız krizi başarıyla atlattı ve Almanya’nın kıtadaki liderliğini sağlamlaştırarak kendini vazgeçilmez kıldı. Diğer adaylar, Merkel’e en çok benzeyen kişinin kendisi olduğunu ve var olan politikaların da ancak kendisinin liderliğinde sürdürülebileceğini kitlelere inandırmakla meşgul.

Annalena Baerbock ise aksi bir tutum sergiliyor. Kendisinin farklı olduğunu ve statükoyu sarsmayı amaçladığını her seferinde dile getiriyor. Baerbock, Merkel’in çözemediği veya çözmekte zorlandığı krizlerle başa çıkmaya çalışacak: Otomobil sektörünü karbon salımı meselesinde yola getirmek, ülkeyi kömürden uzaklaştırmak, Çin ve Rusya gibi stratejik rakiplerle ticari ilişkileri yeniden düşünmek gibi.

“İklim değişikliği bizimle birlikte”

Baerbock, seçim çalışmalarını yürüttüğü otobüsüyle de dikkat çekiyor. Yeşiller’in şansölye adayı seçmenlerle buluşmak için, güneş panelleriyle kaplı, parlak, yeşil ve çift katlı bir otobüs ile seyahat ediyor.

Baerbock’un otobüsü, Yeşiller’in seçim kampanyasının önemli bir parçasına dönüştü.

Baerbock’un ilk durağının, bu yaz selden ağır şekilde etkilenen ve Almanya’nın endüstriyel kalbi olan Kuzey Ren Vestfalya eyaleti olması da tesadüf değil.

Annalena Baerbock, Kuzey Ren Vestfalya’daki duraklarından biri Bochum’da çocuklarıyla birlikte birkaç yüz öğrenci, işçi ve genç ebeveynden oluşan bir kalabalığa seslendi. Baerbock, “İklim değişikliği diğer ülkelerde, çok uzaklar coğrafyalarda olan bir şey değil. İklim değişikliği bizimle birlikte” dedi.

İklim değişikliğinin sosyoekonomik boyutlarına da değinen Baerbock, “Zengin insanlar iklim krizinde bir şekilde çıkış yolunu bulacaktır. Ama ya çoğunluk? Çoğu insan bulamayacak. İşte bu yüzden iklim değişikliği ve sosyal adalet benim için madalyonun iki yüzü” diye konuştu.

Yeşiller’in vaadi karbondan azade bir ekonomi inşa etmek

Almanya’nın karbon nötr bir ekonomiye dönüşümünü finanse etmek için on yıl boyunca 50 milyar euroluk yeşil yatırımlarda bulunmayı vaat eden Yeşiller, bunun finansmanını ise ülkenin katı ve dengeli bir şekilde oluşturulmuş bütçe kuralını kaldırarak sağlamayı planlıyor.

Yeşiller, Almanya’nın mevcut hedefi olan 2038’den çok daha önce kömürle enerji üretmesini aşamalı olarak durdurmayı amaçlıyor, Alman karayollarında saatte 130 kilometre hız sınırını destekliyor ve Almanya’nın savunma harcamalarının artırılmasına karşı çıkıyor.

Annalena Baerbock, 2021’in başlarında Deutsche Welle ile yaptığı röportajda, ABD Başkanı Joe Biden’ın Paris İklim Anlaşması’na geri dönme kararını memnuniyetle karşıladığını belirtti. Baerbock, “Biz Avrupalılar, Alman hükümeti de dahil olmak üzere, ABD yönetiminin iklim-nötr işbirliği konusunda öne sürdüğü önerileri hayata geçirmek için mevcut durumdan faydalanmalıyız. Bir an evvel harekete geçmeli, Yeşil Düzen’e geçmeliyiz” dedi.

Yeşiller Partisi, Almanya dışındaki ülkelerden de destek buluyor

Yeşiller Partisi ve onun ortaya koyduğu program yalnızca Almanya içinde değil, diğer AB ülkelerinde de heyecan yaratmışa benziyor. Yeşiller Partisi 7 Eylül itibarıyla, Hollandalı bir teknoloji girişimcisinin partiye tarihinin en yüksek tek seferlik nakit bağışını yapmasından sonra, federal seçimler öncesinde toplamda Şansölye Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birliği’nden (CDU) daha büyük miktarda bağış toplamış durumda.  

Yeşiller’in bağışçısı Steven Schuurman

Bağışı yapan iş insanı Steven Schuurman, “İklim krizi o kadar büyük ve uluslararası bir sorun ki bununla ancak hükümetler aracılığıyla başa çıkabilirsiniz. Almanya belki de AB’deki en etkili ülke ve dahası Yeşiller’in parti programı ve durumun aciliyetini anlayan bir adaylarının olması beni etkiledi” dedi.

Ülkedeki yasalara göre, Alman siyasi partilerinin AB içinden olması şartıyla ülke dışından özel bağış almalarına izin veriliyor.  

“Türkiye’den gelen göçe ülkemizin bir başarısı olarak yer verilmeli”

Annalena Baerbock, Türkiye’den göçün Almanya tarihinin başarı hikayelerinden biri olduğunu vurgulayarak eğitim müfredatına dahil edilmesi gerektiğini belirtti. “Misafir işçilerin” yaşam boyu sundukları katkının onurlandırılmadığını belirten Baerbock, “Türkiye’den gelen göçmenlerin çoğu düşük kalifiye olup en ağır işleri yaptılar, kötü ve muğlak koşullar içerisinde çalıştılar, ailelerinden uzaklarda yaşadılar ve onlara doğru dürüst Almanca öğrenme fırsatı dahi tanınmadı. Hem bu kişilerin yaşam hikayeleri hem de onların torunları toplumsal tarih hafızamızda önemli bir yere sahip. Dolayısıyla bu insanların hikayelerine daha fazla ilgi ve dikkat gösterilmeli. Biz bir göç ülkesiyiz ve çokseslilik, çeşitlilik Almanya’nın güçlü tarafı” diye konuştu.

Türkiye’den Almanya’ya çalışmak için giden göçmenler.

Aynı zamanda Yeşiller, Batılı askerlerin ve Batılı ülkeler için çalışan Afganlar’ın yanı sıra Afgan mültecilere yardımda bulunmanın ve onları mülteci olarak kabul etmenin gerektiğine inanıyor. Baerbock, mültecileri kabul etmenin ahlaki sorumluluk olduğunu savunuyor.

“Yaşadıklarım, Hilary Clinton’ın yaşadıklarına benziyor”

Siyasi gözlemciler, Annalena Baerbock’a yönelik saldırıların orantısız olduğunu ve bu saldırıların arkasında daha derin bir olgunun yattığına inanıyor. Neredeyse yirmi yıldır bir kadın şansölyeye sahip olmalarına rağmen kadınlar bugün hâlâ Alman siyasetinde cinsiyetçi saldırılara muhatap olabiliyor.

Baerbock, adaylığı sırasında yaşadıklarını Hilary Clinton’un yaşadıklarına benzetiyor.

Seçim duraklarından birinde otobüsün üzerinden konuşan Baerbock, “Adaylığım sırasında yaşadığım bazı şeyler, Hillary Clinton’ın 2016 ABD seçimlerinde yaşadıklarına benziyor. Ben yenilenmeden ve değişimden yanayım, diğerleri statükodan yana ve elbette statükodan çıkarı olanlar adaylığımı kendilerine açılmış bir savaş ilanı olarak görüyor” dedi.

Şansölye Merkel, 2005 yılında 51 yaşında ilk kez göreve geldiğinde, eski Şansölye Helmut Kohl’un “kızı” olarak tanımlanmıştı. Merkel’in saç kesimi ve giyimi hakkında bitmek bilmeyen yorumlar yapılmıştı. Aynı zamanda Merkel’in başbakanlık için gerekli yetkinliğe sahip olup olmadığı sorgulannmıştı. Kendi partisindeki siyasi yoldaşları dahi onu “geçici lider” olarak görmüştü. Kısacası, Almanya gibi 16 yıldır bir kadın başbakanın yönetimindeki bir ülkede bile erkek egemen zihniyetin siyasetteki izdüşümünü görmek mümkün.

Yeşiller ekonomiye, sosyal politikalara ve dış politikaya nasıl bakıyor?

2004 yılında Letonya’daki kısa süreli Yeşiller iktidarından sonra, Yeşiller Partisi Avrupa’daki bir seçimde ilk kez bu denli güçlü bir konumda bulunuyor. Partinin ekonomi, sosyal politikalar ile dış politika ve güvenlik konularını nasıl ele aldığına kısaca bakalıım.

Parti, ekonomi alanında klasik sol ekonomi politikalarıyla neoliberal çevre politikalarını bir araya getirmeye çalışıyor. Örneğin, parti bir yandan asgari ücretin saat başına 9 eurodan 12 euroya çıkarılması, büyük teknoloji devlerinin ve zenginlerden yüksek vergiler alınması gibi klasik sol ekonomi politikalarına odaklanırken, öte yandan çevre dostu olmayan ürünlerin AB’ye girişine yüksek gümrük tarifelerinin uygulamasını destekliyor.

Parti, sosyal politika konularında ise ırkçılığa sıfır toleransı, kadın haklarını ve LGBTİQ+ topluluğun haklarını savunuyor. Yeşiiler’in faaliyete başladığı 1979 yılından itibaren seçimle göreve gelmiş tüm yetkililerinin en az yüzde 50’si kadınlar arasından belirleniyor. Cinsiyete dayalı maaş farklarının ortadan kaldırılması, yasal olarak cinsiyet belirsizliği tanınması parti politikaları arasında yer alıyor. Ayrıca, polis reformunun yapılması ve ırkçılıkla mücadele edilmesi için 10 maddelik bir eylem planı da parti tarafından hazırlanmış durumda.

Yeşiller, insani bir mülteci politikasının hayata geçirilmesi için çalışırken, iltica başvurularında koşulların gevşetilmesini de istiyor. Parti, 2017 yılında yayınladığı manifestoda, Almanya’nın mülteci sorununu daha fazla entegrasyon ve önleyici tedbirlerle aşması gerektiği belirtildi. Manifestoda, entegrasyon ile mutlu bir yaşamın kastedildiği ve mutlu yaşamın da mültecilerin Alman anayasasını ve temel değerlerini kabul etmesiyle mümkün olacağı vurgulandı. Yeşiller, önleyici tedbir olarak ise Almanya’nın silah satışını durdurması, uluslararası kuruluşlarla işbirliğini artırması ve iklim kriziyle daha fazla mücadele etmesini önerdi.

Dış politikada ise parti, Almanya’nın sınırları içindeki ABD’ye ait nükleer silahların kaldırılmasını ve Almanya’nın NATO’nun nükleer paylaşım programından çıkmasını savunuyor. NATO tarafından yüzde 2 olarak belirlenen savunma harcamalarını da fazla ve tehlikeli bulan Yeşiller, Çin ve Rusya’ya karşı da sert bir tutum alıyor. Merkel’in Çin ile olan ekonomik ilişkileri öncelemesi ve oradaki insani sorunları görmezden gelmesini eleştiriyor. Yeşiller, Sincan Özerk Bölgesi başta olmak üzere Çin’deki insan hakları ihlallerini eleştirmiş ve bu sebepten dolayı birkaç yıl önce Çin’i ziyaret eden heyetteki bir Yeşiller Partisi milletvekili ülkeye sokulmamıştı. Öte yandan Yeşiler, Rusya ve Almanya arasında inşa edilen Kuzey Akım-2 projesine de karşı. Bu projenin Almanya’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını artıracağını ve daha önemlisi ülkeyi fosil yakıtlara bağımlı kılmaya devam edeceğini ileri sürüyor.

Halk, Baerbock’un adaylığını nasıl karşılıyor?

Şansölye adayı Annalena Baerbock hakkında Alman kamuoyundan farklı sesler yükseliyor. Emekli öğretmen Katharina Münch, “Baerbock duygulara değil, ciddi konulara odaklandı. Doğrusunu söylemek gerekirse dirayetli bir görüntü verdi” dedi.

Fakat Baerbock’un genç yaşı ve deneyimsizliğinden endişe duyanların sayısı da az değil. 29 yaşındaki satış memuru Frank Neuer, “Baerbock, başbakanlığa aday olmak için ne başarmış ki? Onun adaylığı, tıpkı benim şansölye adayı olmam gibi bir şey” diye konuştu.

Baerbock’un münazaralardaki performansı “etkileyici”

Almanya’da en fazla oy alacağı tahmin edilen üç partinin şansölye adayları 12 Eylül Pazar günü, üçüncü ve son kez televizyon tartışmasında buluştu. Muhafazakârlarn adayı Armin Laschet, CDU/CSU blokunun oy oranını iyileştirmek için son şanslarından biri olarak değerlendirilen münazarada istediğini alamadı. Tartışmanın hemen ardından yapılan çıkış anketinde, “Kimin performansını daha iyi buldunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 32’si SPD adayı Olaf Scholz cevabını verirken, onu yüzde 26’yla Baerbock ve yüzde 20 ile de Laschet izledi.

Olaf Scholz, Annalena Baerbock ve Armin Laschet son televizyon münazarasında.

Daha çok yerel siyasi meselelerin tartışıldığı münazarada, dış politika konularına genellikle değinilmedi. Baerbock’un performansı kamuoyunda etkileyici olarak değerlendirildi.

Yeşiller neden son anketlerde geriledi?

Yeşiller Partisi, bu yılın başlarında ülkenin büyük bir kısmının desteğini almış ve bu destek anketlere yansımıştı. Parti seçim anketlerinde, Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve onun Bavyeralı kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birlik’ten (CSU) oluşan, görevi sona erecek Şansölye Angela Merkel’in liderliğindeki muhafazakar ittifakın önünde gidiyordu.

Ancak Yeşiller’in, eş genel başkanları Annalena Baerbock’u nisan ayında şansölye adayı olarak göstermesinin ardından işler ters gitmeye başladı. Baerbock, intihal yapmak, bazı ek gelirlerini beyan etmekten kaçınmak ve özgeçmişini “güzelleştirmek” ile suçlandı. Ayrıca bir röportajında yaptığı alıntıda ırkçı bir ifade kullanması da eleştirileri üzerine çekmesine neden oldu. Baerbock yaptıkları için özür dilese de, bu özür anketlerde Yeşiller’i ileriye taşıyamadı.

Öte yandan, hem partisi hem de muhalifleri, medya tarafından haksızlığa uğradığını ve cinsiyetçi haberlerin kurbanı olduğunu çeşitli platformlarda dile getirdi. Hatta kimi gazeteciler seçimleri kazanması halinde Baerbock’a, “annelik ve başbakanlık ile nasıl başa çıkacağını” bile sordu.

ING’nin Küresel Makro Başkanı Carsten Nickel, Almanya’daki seçim kampanyasını “tüm adaylar ve partiler için bir rollercoaster yolculuğu” olarak değerlendirdi. Nickel, “Şimdiye kadar, bu iniş çıkışlar, içerik ve konular üzerine gerçek bir tartışmadan çok, önde gelen adayların popülaritesi ve yanlış adımları tarafından belirlendi. Baerbock ve dolayısıyla Yeşiller, ilkbahardaki dalgalanmanın ardından serbest düşüşe geçti. Bu düşüş, Baerbock tarafından yapılan bir dizi gaf ve yanlış adımla yakından ilişkili. Ancak seçimlere bir süre daha var ve pek çok şey olabilir” dedi.

Son yapılan ankete göre, SPD 15 yıl sonra tekrar birinci parti konumuna yükselmişken, CDU ile CSU oyları ise son 37 yılın en düşük seviyesinde.

Baerbock ve Yeşiller ise anket sonuçlarına göre yüzde 10 ile 20 arasında oy alıyor. Buna partinin Avrupa seçimlerinde olduğu kadar, Almanya’daki bölgesel seçimlerde iyi bir performans göstermesini de eklemekte yarar var. Almanya’daki seçim yalnızca Almanlar için değil, AB ve dünya için de kritik önem taşıyor. Bakalım Yeşiller için bu kez işler yolunda gidecek mi? Bekleyip göreceğiz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus