Endişeli muhafazakârlar anlatıyor: “Kılıçdaroğlu demokrat bir insan fakat parti olarak güvenimi kazanması kolay değil”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) oy vermiş fakat son yıllarda AKP’den kopmuş endişeli muhafazakârlar, son zamanlarda Türkiye’nin en çok konuşulan kesimlerinden biri haline geldi. Olası bir Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iktidarında kazanılmış haklarını kaybetme endişesi yaşayan kararsız muhafazakâr seçmenlerle konuştuk. Yaşadıkları endişeleri haberleştirdik. 

AKP sonrası nasıl bir Türkiye’de uyanacağını ve kendisine ne olacağını pek kestiremeyen muhafazakâr kesim, Türkiye’nin yüzde 15’ini oluşturuyor. Anketlere göre seçmenin yüzde 20’si kararsız. Kararsızların yarısından fazlası muhafazakâr ve daha önce AKP’ye oy verdi. 

“CHP’nin yönetiminde çoğunluğu oluşturanların muhafazakârlardan rövanş alacağını düşünüyorum”

Selma(*) 48 yaşında emekli öğretmen. Farklı bir şehirde yaşadığı için Whatsapp üzerinde röportaj yaptığımız Selma, kendisini muhafazakar olarak tanımlıyor. Başörtüsü sorununu yaşamış, 28 Şubat sürecinde yaşananlara tanıklık etmiş. AKP’nin ilk yıllarında oy vermiş olsa da son birkaç yıldır AKP’ye oy vermiyor. Selma, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu demokrat buluyor ancak CHP yönetiminde çoğunluğu oluşturanların, muhafazakârlardan rövanş alacağını düşünüyor:

“Kılıçdaroğlu’nda endişem yok. Demokrat bir insan olduğunu düşünüyorum. Fakat CHP’de bazı sivri kişiler ve kemikleşmiş bir zihniyet olduğunu düşünüyorum. Onlar değişmedikten sonra CHP’den bir korku olur. Yoksa Kılıçdaroğlu’nun bu siyaseti yapabileceğini düşünüyorum. Muhtemel bir iktidar değişikliği gözüküyor yakın zamanda. Yeni kurulacak koalisyonda hayat tarzımızı ya da kazanımlarımızı kaybetmek gibi endişelerim var. CHP’nin yönetiminde çoğunluğu oluşturanların, muhafazakârlardan rövanş alacağını düşünüyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’nu da rahat bırakmazlar endişesi yaşıyorum, Kılıçdaroğlu’nu da sıkıştırırlar. Onu da verdiği sözlerden dönmeye zorlayabilirler. Çünkü bu yönetimdeki kişiler CHP’yi eskiden beri oluşturanlar, CHP’ye yerleşmiş, köklemiş kişilerden bahsediyorum, bu kişiler CHP’den ayrılmadan, yerlerine daha demokrat, daha yapıcı insanlar gelmedikten sonra Kılıçdaroğlu’nun işinin tek başına zor olduğunu düşünüyorum.”

“Hangi partinin iktidara geldiği değil hangisinin daha adil ve demokrat olduğu önemli”

28 Şubat döneminde yaşananları hatırlatan Selma, Türkiye’de yaşanan kutuplaşmadan artık herkesin yorulduğunu vurguluyor ve yeni iktidarın daha demokrat olmasını istiyor:

“Özellikle bizlerin de yaşadığı başörtüsü sorunu ile ilgili konularda şu andaki gibi rahat olmayabiliriz. Kuran kurslarında eskiden eğitim yaşı beşinci sınıfı bitirmeden yasaktı. Şu anda dört yaşına kadar düştü. İsteyen tercihini bu yönde kullanabiliyor. İstemeyenler de Milli Eğitime bağlı anasınıflarına gönderebiliyor. Şu anda bir alternatif var ama iktidar değişiminde yine bu yasaklar gelebilir, yaş sınırı yükseltilebilir. Eğitim konusunda böyle korkularımız var, yok değil. İnsanlar böyle kutuplaştırmalardan bıktı artık. Özellikle şimdiki gençler daha yapıcı, daha objektif, daha demokratik. Gençlerin çabaları ve gayretleri bu yönde hep. Eskinin konularını konu edinmiyorlar artık. Bu konuların ısıtılıp ısıtılıp önümüze konmasından biz de sıkıldık artık. Hangi partinin iktidara gelmesinden ziyade, hangisinin daha adil ve demokrat olduğu önemli bizim için. Bundan sonra demokrat olduğuna kanaat getirdiğimiz bir parti istiyoruz. Yeter ki insanların hakkına hukukuna ve inancına saygı göstersin. Tek derdimiz bu.”

“İnsanların değerlerini aşağılayanlar kendilerini AKP alternatifi olarak sunduğu sürece beklenen kırılmanın yaşanmasını imkânsız görüyorum”

Ahmet, 56 yaşında, 28 Şubat sürecinin tam ortasında kalmış muhafazakârlardan, “28 Şubat dönemini acı bir şekilde yaşamış, mesleğimden olmuş, maddi ve manevi çok büyük sorunlar atlatmış birisiyim” diyor. Ahmet, rövanş endişesinin Türkiye’de her iktidar değişiminde oy tercihlerini belirleyen ve haklı geçerlilikleri olan bir etmen olduğunu düşünüyor:

“Rövanş endişesi Türkiye’de her iktidar değişiminde oy tercihlerini belirleyen ve haklı geçerlilikleri olan bir etmen oldu. Ak Parti iktidarının ilk dönemlerinde endişeli sekülerler vardı. O dönemin endişelileri haklarını kaybetmekten korkanlar değil imtiyazlı konumlarını kaybetme endişesi taşıyan gruplar ve kurumlardı. Evet, muhafazakârlar bu süreçte haklarının bir kısmını nihayet kazandı fakat bununla birlikte kademe kademe otoriterleşme de yaşandı. Bu noktada yeniden bir iktidar değişimi olası gözüküyor. Bu değişimden faydalanma amacı güden, rövanş arzusu taşıyan kesimlerin muhalefet çatısı altında olmaları muhafazakârların endişesini hem arttırıyor hem meşrulaştırıyor. Ben 28 Şubat dönemini acı bir şekilde yaşamış, mesleğimden olmuş, maddi ve manevi çok büyük sorunlar atlatmış birisiyim. Hayat tarzlarımız nedeniyle ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördük. Bu travma Ak Parti iktidarının ömrünü bu kadar uzun tuttu. Hala da devam ediyor olmasının sebebi de Ak Parti’nin alternatifi olan partilerin bu hassasiyeti bir türlü kabullenememiş olması olarak görüyorum. İnsanların değerlerini aşağılayan zihniyetler kendilerini AKP alternatifi olarak sunduğu sürece beklenen kırılmanın yaşanmasını imkânsız görüyorum.”

“Kılıçdaroğlu demokrat bir insan fakat parti olarak güvenimi kazanması kolay değil”

31 Mart 2019’daki yerel seçimlerin muhafazakârların oy tercihinin değişebildiğini gösterdiğini vurgulayan Ahmet, Kılıçdaroğlu’nun çabasını samimi bulduğunu belirtiyor ancak CHP’ye yönelik endişeleri sürüyor:

“Muhafazakâr dediğimiz sosyolojinin yekpare bir kitle olmadığı, bu camianın, kendisini muhatap alan bir başka siyasi irade gördüğünde oy tercihlerinin değişmesinin de sanıldığı kadar zor olmadığını belediye seçimlerinde gördük. O süreçte özellikle Kılıçdaroğlu’nun çabasını ve samimiyetini şahsen takdir ettim. Sonuçları da görüldüğü gibi alındı. Kendisinin demokrat bir insan olduğu görünüyor. Fakat parti olarak güvenimi kazanmasının da kolay olduğunu söyleyemem.  Endişelerimizi gidermeye çalışan kendisi olduğu gibi onu besleyenin de kendi partisi içerisindeki, artık marjinal diyebileceğimiz bir kesim olduğunu görüyorum. Bu da elbette doğrudan AKP iktidarına yarıyor.”

“AKP veya CHP arasında tercih yapmaktan daha fazlasına layık olduğumuzu düşünüyorum”

Ahmet, muhafazakârların kazandığı hakları kolay kolay kaybetmeyeceğini düşünüyor. CHP ya da AKP arasında seçim yapmaktan daha fazlasını hak ettiklerini vurgulayan Ahmet, şunları söylüyor:

“Şahsen, edinilmiş haklar konusunda geriye dönüşün -bunu arzulayan kişiler var olsa da- kolay kolay yaşanabileceğini hiç sanmıyorum. Sanmıyor olsam da bu niyette olan kişilerle birlikte iktidar olmuş bir partinin Türkiye’ye bir şey katabileceğini de düşünmüyorum. AKP veya CHP arasında tercih yapmaktan daha fazlasına layık olduğumuzu düşünüyorum. Bu noktada, yerel seçimlerde olduğu gibi, muhalefet cephesinin demokratik katılımla olabildiğince genişletilmesini faydalı buluyorum.”

“Ak Parti döneminde yapılmış her türlü hukuksuzluk, tarafsız bir yargı ve idari denetimden geçmeli”

Mehmet(*) 26 yaşında, ilahiyat mezunu ve şu anda öğretmenlik yapan bir genç. Kendisini muhafazakâr olarak tanımlasa da AKP iktidarına karşı oldukça mesafeli. Mehmet ile Twitter üzerinden tanıştık. Röportajı yapmadan önce Mehmet ile telefonda uzun bir konuşma yaptık. Daha sonraki görüşmemizde ise kendisine “Olası bir CHP iktidarında hayat tarzına müdahale olacağını düşünüyor musun?” diye sordum. Mehmet, CHP’nin son zamanlarda toplumu kucakladığını ve sorunlara çözüm üreten bir siyasi anlayışa dönüştüğü fikrinde:

“CHP’nin son zamanlardaki siyasi anlayışı toplumu kucaklayan, toplumun sorunlarına çözüm üreten bir anlayışa dönüştü. Kılıçdaroğlu’nun demokrat tavrı, toplumun değişik kesimlerinde yapıcı bir bütünlük sağladı. Ancak bunu CHP’nin tüm kesimlerinde bulmak oldukça zor. Hala elitist, laik CHP kadrolarında, taraftarlarında hayat tarzlarına müdahale söylemleri, imaları yersiz değil. Kılıçdaroğlu, CHP’yi ne kadar demokratlaştırsa da bunu tam anlamıyla sağlamış değil. Açıkçası bizler Ak Parti döneminde Türkiye’de yapılmış her türlü hukuksuzluğun, tarafsız bir yargı ve idari denetimden geçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu denetimin bir öç alma, bir rövanş alma düşüncesine karşıyız. Türkiye’nin artık bu alışkanlıklardan kurtulması gerek.”

“Kılıçdaroğlu, uzun zamandır çözüm üreten, demokrasiye katkı sunan açıklamalar yapıyor”

Mehmet, toplumda başörtüsü ve inançlara karşı önyargının epey azaldığını düşünse de hala az da olsa bir kesimin muhafazakârları ötekileştirdiklerini düşünüyor:

“Zaman zaman kamuoyuna yansıyan haberlerde de gördüğümüz kadarıyla muhafazakârların kıyafetlerinden, inançlarından ve düşüncelerinden ötürü tahkir edildiklerini, ötekileştirildiklerini görüyoruz. Sosyolojik olarak toplum, başörtüsü ve inançlar konusunda çok büyük mesafe almış olsa da küçük de olsa hala böyle bir endişe mevcut. Siyaset artık çözüm merkezi olmalı. Kılıçdaroğlu, uzun zamandır siyasetin tüm bileşenleriyle konuşan, çözüm üreten, katılımcı ve çoğulcu demokrasiye katkı sunan açıklamalar yapıyor.

Mehmet de muhafazakar seçmenin bir çoğu gibi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun demokrat bir siyasetçi olduğu konusunda hemfikir:

“İnanç ve özgürlükler konusunda hiçbir sorunun olmayacağının teminatı veriyor. Ben bu bakımdan Kılıçdaroğlu’nu oldukça demokrat buluyorum. Siyasetin tıkanmışlığına siyasi yönden alan açıyor. Sürekli ‘dostlarımız’ vurgusu yapması, bunu önemsemesi, diğer partilerle iletişim kanallarını açık tutması, kucaklayıcı bir kimliği inşa ettiğine inanıyoruz.”

“CHP’nin kucaklayıcı tavırda sahici değil”

Özel bir üniversitede psikoloji öğrencisi olan Murat (*) 25 yaşında ve kendisini İslamcı olarak tanımlıyor. Murat ile görüşmemizi yüz yüze gerçekleştirdik. Murat’a, CHP iktidarının kendisinin yaşamına müdahale edip etmeyeceği konusunda ne düşündüğünü soruyorum:

“Yaşam tarzıma müdahale olacağını düşünüyorum. CHP rejimin başlangıcından beri olan müdahaleleri biliyoruz hepimiz. 1923’ten beri oluşan bazı sıkıntılar, söylemler ve baskılar zaten bunun bir örneği. Başörtü yasağının geri geleceğini düşünmüyoruz ancak CHP’nin de bu konuda ağzının yandığını, belirli inkılaplarının başarılı olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitime kadar yapılan değişimlere rağmen halkta büyük bir karşılığını bulamadıkları için, bunun da tepkisini belirli seçim dönemlerinde gördüklerinden ve çok partili sisteme geçtikten sonra kazanmadıklarından anlayabiliriz. Onlar da bunun farkındalar, bu konuya girme taraftarı değiller hatta kucaklayıcı tavır gösteriyorlar. Ancak bu kucaklayıcı tavırda sahici değiller. Düşünceleri kucaklayıcı tavra aykırı. Bunu sadece gösteriyorlar.”

“Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı döneminde tepki göreceğimizi düşünüyorum”

Murat, 2018 yılından beri AKP’ye “kırgın” olduğunu söylüyor. Deva ve Gelecek partilerinin, CHP’ye asla oy vermeyecek bir kesim için alternatif olduğunu düşünüyor. Ancak kendisi bu iki partiye de oy vermeyeceğini söylüyor ve nedenini ise şu cümlelerle anlatıyor:

“AKP tarafına kırgınlığım var. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı döneminde tepki göreceğimizi düşünüyorum. 2018’den sonra AKP’ye küskünlüğüm başladı. Belirli politikalarında yanlış yaptıklarını düşünmüştüm. AKP’den samimi olmayan kucaklayıcı tavırlar gördüm. Şu anda oy verme isteğim yok. Benim AK Parti’ye olan kırgınlığım CHP’ye kayacak bir durumda değil. Herhangi bir muhafazakârın da aynı durumda olduğunu düşünüyorum.  Deva ve Gelecek partilerinin buna göre ayarlandığını düşünüyorum. Çünkü belirli bir kesim vardır ve asla CHP’ye oy vermeyecektir. O yüzden onların fikirlerine biraz daha yakın olabilecek partiler kurulduğunu düşünüyorum. DEVA ve Gelecek Partisi gibi. Benim ikisine de yakınlığım yok.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus