Iraklılar yarın parlamento seçimleri için sandık başına gidiyor: “Halkın sorunu çok ama seçimlerden beklentisi yok”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Irak, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra, sürekli bir kaos ve savaş ile karşı karşıya kaldı. Ülkedeki parlamento seçimleri yarın (10 Ekim) yapılacak olsa da, sandıkta büyük bir değişim beklenmiyor. Halk umutsuz ve güvensiz. Siyasi aktörlere ve sisteme duyulan güvensizlik, seçimlere katılımı da etkileyeceğe benziyor. Bir dükkanda kasiyer olarak çalışan ekonomi bölümü mezunu 30 yaşındaki Muhammed, “Seçimler bir değişiklik getirmeyecek. Bana bir yurttaş olarak en temel hizmetler dahi sunulmazken neden oy kullanayım?” diyor.

Irak Seçim Komisyonu’nun temmuz ayında yayımladığı istatistiklere göre, 21 koalisyon ve 109 partiyi temsil eden 3 bin 249 adayın yanı sıra çok sayıda bağımsız aday 329 üyeli Irak Parlamentosu’na girmek için yarışacak. Ülkedeki toplam seçmen sayısı ise 25 milyona yakın. Ayrıca, seçim yasasında yapılan son değişikliklerle parlamentoda kadınlara yüzde 25’lik kota ayrıldı. 

Iraklılar, seçimleri seslerini duyurmak için bir yol olarak görmüyor

Pek çok Batılı ve Iraklı siyasi karar alıcı için, parlamento seçimleri demokrasiyi Irak’ta konsolide etmek için kritik önemde. 2003 yılındaki işgalden sonra yapılan ilk seçimlerde seçmenlerin yüzde 80’i sandığa gitmişti. O günden bu yana Irak’ta pek çok şey terse doğru gitse de, en çok gerileyen şey halkın sisteme duyduğu güveni.

En son 2018’de yapılan genel seçimde, çoğu gözlemci ve hatta bazı yetkililer seçime katılım oranının yüzde 30’dan az olduğunu belirtti. Resmi rakamlara göre ise seçimlere katılım yüzde 44’tü. Iraklılar, seçimleri seslerini duyurmak için bir yol olarak görmedikleri gibi, mevcut politik aktörlerle değişimin mümkün olmadığına da inanıyor. 

Mevcut düzene duyulan güvensizliklerinin ifadesi olarak yüzbinlerce protestocu 1 Ekim 2019’da başkent Bağdat ve ülkenin güneyindeki şehir meydanlarını işgal etmişti. Göstericiler elektrik ve temiz su, iş imkanlarının artırılması ve temel kamu hizmetleri talep ediyordu. Çoğunlukla genç ve Şii olan protestocular, ülkenin imkanlarının en büyük siyasi bloklara ödül olarak verildiği bir siyasi sistemde değişiklik istiyordu. Göstericilerin talebi, bir partinin veya liderin görevden alınmasından daha fazlası, yani tüm siyasi sistemde köklü bir değişiklik görmekti. Dahası, göstericiler, İran’ın Irak üzerindeki etkisinin son bulması gerektiğini yüksek sesle haykırmaktaydı.

Adil Abdülmehdi’nin başında yer aldığı eski hükümetse 600 protestocuyu öldürüp on binlercesini yaralayarak gösterileri bastırmak için çabaladı ama bu sert müdahale göstericilerin taleplerinden vazgeçmesini engelleyemediği gibi Abdülmehdi’nin koltuğuna da mal oldu.

Siyasi ortamdaki tıkanıklığı aşmak için protestocuların bir talebi de erken seçimdi. Yarın yapılacak seçimler, bu talebi karşılamak adına ilk planlanan tarihten altı ay erken yapılıyor. Ancak protesto hareketleri ve birçok Iraklı, yapılan seçimleri boykot edecek gibi gözüküyor. Halka göre, siyasi sistemde hiçbir değişiklik belirtisi yok. Halkın gözünde aynı liderler ve partiler, Irak’ın petrolden elde ettiği rantı, devlet makamlarını kendileri ve yandaşları için bölüşmek için rekabet ediyor. Ülkenin başta petrol olmak üzere yarattığı zenginlik nüfusun çoğuyla paylaşılmıyor. Geniş halk kitlelerinin desteğini ise artık bu kısır ideolojik tartışmalarla kazanabilmek pek mümkün gözükmüyor.

Irak’ta yolsuzluk siyasi olarak onaylandı

Ülkede önce göstericiler şehir meydanlarında katledildi, sonra aktivistler ve sivil toplum örgütleri ile mensupları suikastlara, gözaltı ve işkenceye maruz bırakıldı. Silahlı gruplar ve çeşitli milis gruplar güpegündüz kameralar önünde insanlara saldırırken siyasi sistem bir şekilde bu grupları korumaya devam etti.

Bu süre zarfında Batılı ülkeler diplomatik yollarla siyasi seçkinler ve vatandaşlar arasındaki güveni yeniden inşa etme çabalarını destekledi. Ancak bu girişimler, ülkenin kaosa sürüklenmesinin asıl nedenleriyle yüzleşmedi. Böylelikle sorunlar üst üste birikerek dağ gibi oldu.

Pek çok kişiye göre Irak’ta yolsuzluk siyasi olarak onaylandı ve politik sistemin olmazsa olmaz bir parçası haline geldi. Uluslararası toplum ise bu temel sorunları ele almak yerine, seçim sisteminin teknik özelliklerine ve geçmiş seçimleri gölgede bırakan türlü sahtekârlık örneklerine odaklanıyor. 

Bazı Iraklı siyasi elitler de protestoculara ulaşmaya çalıştı ve protestonun liderlerini siyasete sokmak için çabaladı. Amaç mağdur nüfusu temsil eden alternatif adayların katılımını artırabilmek, politik alanda gerçek reformlar yapılabilmesinin önünü açmak ve iktidar ortağı partilerin sistem üzerindeki kontrolünü sınırlamaktı. Fakat bu çabalar sonuçsuz kaldığı gibi, halk ve yönetici kesim arasındaki halihazırda pamuk ipliğine bağlı olan güveni de yerle yeksan etmişe benziyor.

Mevcut siyasi liderler ve protestocular arasındaki uçurumu kapatamamanın bir nedeni, göstericilerin ve sistemin hayal kırıklığına uğrattığı Iraklılar’ın örgütsel olarak birleştiğine dair hatalı varsayımdı. Göstericiler tek bir hareketi temsil etmediği gibi, bir mezhebe ya da etnisiteyi de mensup değil. Seçkinlerin diyalog kurmak için bu kadar çok hareketten bir avuç protestocu veya aktivist ile temasa geçmesi sonuç vermedi.

“Seçimler bir değişiklik getirmeyecek”

Zeytin, badem gibi ürünlerin satıldığı bir dükkanda çalışan ekonomi bölümü mezunu 30 yaşındaki Muhammed, “seçimin bir değişiklik getirmeyeceğini” bildiğini söylüyor. Muhammed yaşadığı ekonomik zorluklar nedeniyle evlilik fikrini de şimdilik ertelediğini belirtiyor. Seçimlerde sandığa gitmeyeceğini söyleyen Muhammed, “Bana bir yurttaş olarak en temel hizmetler dahi sunulmazken neden oy kullanayım?” diyor.  Güvenliğinden endişe eden pek çok Iraklı gibi güncel siyasi meseleler konuşurken tam adını vermek istemeyen Muhammed, “Yaşadığım mahallede yollar en son 2003’ten önce asfaltlanmıştı” diyerek sisteme olan eleştirisini de dile getiriyor.

Halkın sorunu çok ama düzenden beklentisi yok 

Irak’ta “Teşrin” ya da “Ekim” protestoları, iktidar partilerinin ve siyasi sistemin büyüyen bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya olduğuna dair ciddi bir uyarıydı. Seçimin şiddetten uzak, özgür ve adil bir ortamda yapılabilmesi ülkede demokrasiye olan güveni yeniden sağlayabilir. Her ne kadar ideal senaryo olarak bu ileri sürülse de, uzmanlar ve halk seçimleri büyük değişikliklerin habercisi olarak görmüyor.

Göstericiler, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra yapılan siyasi değişiklikten büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Bu değişiklik, ana etnik ve dini grupların liderleri arasında hükümet ve kilit devlet bürokrasisi pozisyonlarını bölen Lübnan tarzı bir siyasi sistemin devreye girmesine vesile oldu. Irak’ta “Muhasasa” olarak bilinen bu yönetim tarzına göre cumhurbaşkanı Kürt, başbakan Şii ve meclis başkanı da Sünni olacak şekilde belirlenmişti. Hal böyle olunca, kritik siyasi pozisyonları tutanlar içinden geldikleri dini veya etnik cemaatin çıkarlarını ulusal çıkarların önünde tutma yanlışına düşüyor. Bu da halk arasında memnuniyetsizliğin artmasına ve IŞİD vb. grupların toplumsal destek bulmasına vesile oluyor.

Irak’taki işsizlik oranı (1999-2020)

Irak’ta siyasilerin karıştığı yolsuzluklar, halkın yoksullaşması ve işsizlik gibi ekonomik problemler herkesin malumu. Dünya Bankası verilerine göre Irak’ta işsizlik oranı koronavirüs salgını öncesinde yüzde 13,74 iken, genç işsizlik oranı salgın öncesinde yüzde 25’in üzerinde seyrediyordu. Kaldı ki bu oranların salgın nedeniyle daha da arttığı düşünülüyor. 

Irak’taki genç işsizliği oranı (1999-2019)

Seçimde öne çıkması beklenen partiler ve ittifaklar

Etnik ve mezhepsel anlamda Irak toplumunda yerleşik bir yere sahip partiler veya ittifaklar seçimlerde iyi sonuç elde etmeye yakın görünüyor. Şiiler arasında, popüler din adamı Mukteda es-Sadr ve hareketi, büyük olasılıkla seçimleri ya ilk sırada tamamlayacak ya da iktidar yolundaki ana rakipleri Fetih İttifakı ile başabaş bir yarış verecek. Esasen Haşdi Şabi içindeki İran yanlısı paramiliter gruplara bağlı partilerden oluşan Fetih İttifakı, eski Başbakan Nuri El Maliki‘nin Kanun Devleti Koalisyonu ile birlikte 2018 seçimlerinde ikinci büyük parlamento blokunu oluşturmuştu. 

Sünni Araplar arasında da rekabet kıran kırana devam ediyor. Rekabet Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi‘nin Taqaddum Partisi ile iş insanı Khamis el-Khanjar‘ın Azm Partisi arasında yaşanıyor. El-Halbusi’nin partisinin Mukteda es-Sadr ve din adamı Ammar el-Hakim ve eski Başbakan Haydar el-İbadi gibi merkezdeki diğer Şii gruplarla ittifaka girmesi muhtemel iken, Azm Partisi’ni ise Fetih İttifakı’nı desteklemesi bekleniyor. Kürtler’in çoğunluğu oluşturduğu yerlerde ise Mesrur Barzani‘nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi‘nin (KDP) yarışı ilk sırada tamamlaması bekleniyor.

Köklü siyasi partiler, birçok bakımdan bağımsız adaylar ve diğer irili ufaklı partilere göre üstünlüğe sahip. Büyük partilerin fonlar, medyaya erişim, organizasyonel altyapı ve kitleleri harekete geçirme gücü açısından büyük bir avantaja sahip olduğu söylenebilir. Dolayısıyla bu durum büyük siyasi partilerin yarışı kontrol etmesini ve kendilerine rakip olacak adaylar ya da partileri kolayca ekarte etmelerini sağlıyor.

Önceki seçimlere benzer şekilde, hiçbir parti veya blokun 329 sandalyeli mecliste salt çoğunluğunu sağlayamayacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu nedenle seçimlerin ardından uzunca bir koalisyon ve hükümet kurma süreci olacağa benziyor. 2018’de müzakereler sekiz ay sürmüş ve yukarıdaki tüm tarafları içeren bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlanmıştı.

Uluslararası ve bölgesel güçlerin gözü Irak’taki seçimlerde

Irak’ın, çevresindeki güçler ile daha istikrarlı ilişkiler kurmak isteği bir sır değil. Irak, ağustos ayında Bağdat’ta düzenlediği konferans ile komşuları ve diğer bölge ülkeleri ile daha fazla işbirliği yapmaya ne kadar istekli olduğunu göstermişti. Bu konferansa birçok devlet başkanı katılmıştı. Ancak düzenlenen konferans her ne kadar olumlu bir adım olsa da Bağdat’taki herhangi bir yeni hükümet, etrafını saran çok daha güçlü devletler arasında dikkatli bir yol izlemeye devam etmek zorunda kalacağa benziyor.

Irak açısından en etkili komşu İran

Irak açısından bu komşuların en etkilisi İran. 2003 yılındaki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) liderliğindeki işgalden bu yana, Bağdat’taki her hükümet başarılı olmak için hem Tahran’ın hem de Vaşington’ın onayına ihtiyaç duyuyor. Örneğin 2018’de İran ve ABD, Başbakan Adil Abdülmehdi’nin hükümetinin kurulması ve iki yıl sonra ise Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin geçici hükümeti konusunda uzlaşmaya varmıştı.

Iraklı Şii politikacıların hepsi İran etkisinde değil

Fakat Iraklı Şii politikacıların hepsinin İran etkisinde olduğu söylenemez. Ancak Tahran’ın Arap komşusu üzerindeki nüfuzu hiç şüphesiz 2003’ten beri istikrarlı şekilde artıyor. İran’da ağustos ayında İbrahim Reisi liderliğinde kurulan muhafazakar hükümet, Bağdat’ın ABD’den daha da uzaklaşmasını arzu edebilir. İran’ın Irak üzerindeki başlıca hedefi ABD’li askeri eğitimenler ve danışmanlar da dahil olmak üzere ABD birliklerinin Irak’tan tamamen çekilmesini sağlamak olarak görülüyor.

İbrahim Reisi

Irak’ın bir diğer komşusu ise güneyde yer alan Körfez ülkeleri. Bu ülkeler, İran’ın, Irak ve Ortadoğu’da yayılmasından derin endişe duyuyor. Körfez ülkeleri Bağdat’taki yeni hükümetinin ABD’ye yakın kalmasını sağlamanın yollarını arayacağa benziyor. Ayrıca bu ülkeler perde gerisinde ağustos ayında Bağdat konferansında olduğu gibi bölgesel işbirliğini daha da geliştirmenin yollarını arayacak gibi.

Türkiye ile ilişkiler nereye?

Irak’ın kuzey komşusu Türkiye ile ilişkileri de bir o kadar önemli. Ankara, iş yapabileceği ve özellikle Türk kuvvetlerinin Irak’ın kuzey sınırındaki PKK ile bağlantılı kamplara sürekli müdahalede bulunmasını engellemeyecek bir hükümetin Bağdat’ta olmasını arzu ediyor. Bağdat’ı en çok endişelendiren ise Türkiye’nin PKK’ya yönelik hava saldırılarının ülkenin orta ve güneyine yayılma ihtimali. Geçen yıl Türkiye’nin Irak’a düzenlediği bazı hava saldırılarında, Haşdi Şabi paramiliter gruplarının hedef alınması Bağdat’ta endişeye yol açmıştı. Türkiye’nin düzenlediği hava saldırıları, Şii partilerince Irak’ın egemenliğinin ihlal olarak değerlendirilmişti. Haşdi Şabi ve ona bağlı gruplar, Suriye ve Irak’ı birbirine bağlayan Şengal gibi noktalarda PKK ve PKK yanlısı gruplarla yakın işbirliği içinde çalışıyor.

Öte yandan, Türkiye genel olarak Irak’taki Sünni gruplar ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalışıyor. Hatta 2005 yılında Irak’ta yapılan ilk seçimlerde Sünniler boykot kararı aldığında dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Sünni grupları bu kararından geri döndürmeye çalışmıştı. Örneğin bu hafta AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak’taki seçimlere hazırlanan iki Iraklı Sünni partinin liderini Ankara’da ağırladı. Bu durum, Ankara’nın Sünniler üzerinde kontrol sağlamaya çalışma politikasını terk etmediğini gösteriyor.

Irak’taki ABD askerlerinin geleceği büyük bir muamma

Bağdat’ta kurulacak hükümetin önünde, ABD askeri varlığının Irak’taki geleceğinin ne olacağı ile ilgili iki önemli soru duruyor. Birincisi, ABD önderliğindeki koalisyon IŞİD veya diğer radikal Sünni grupları kontrol altına almakta kilit rol oynuyor. IŞİD, kontrolü altındaki toprakları kaybetmesine rağmen Kerkük, Salahaddin ve Diyala gibi yerlerde güvenlik güçlerine saldırılar düzenlemeye devam ediyor. Sadece eylül ayında IŞİD’in kurduğu iki pusuda, 13 Iraklı güvenlik görevlisi öldürüldü. 2011’de ABD’nin tamamen çekilmesinin üzerinden üç yıl geçtikten sonra Irak’ın üçte biri IŞİD tarafından ele geçirilmişti. Bunun üzerine Vaşington bazı ABD birliklerini Irak’a geri göndermek durumunda kalmıştı. Oysa Vaşington bu sefer, askeri eğitmenlerini ve danışmanlarını Irak’ta tutmayı ve dahası Irak’ın terörle mücadelesine hava desteği ile devam etmeyi planlıyor.

İkinci olarak, yeni hükümetin ABD’nin kalan tüm güçlerinin geleceğinin ne olacağı konusunda iç baskılarla nasıl başa çıkacağı bir muamma olarak duruyor. Özellikle Ocak 2020’de İran’ın Küdüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi lideri Ebu Mehdi el-Mühendis’in ABD’nin insansız hava aracı saldırısında öldürülmeleri bu baskıları gözle görülür biçimde artırmıştı. Hatta o tarihten itibaren ABD’nin Irak’taki üslerine Şii milisler tarafından saldırılar düzenlendi. İran ile P5+1 ülkeleri arasında 2015 yapılan Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nın (JCPOA) geleceğinin ne olacağı da Irak’taki durumu etkileyebilir. Zira Irak bir anlamda, İran ve ABD arasındaki bilek güreşinin sahnelendiği bir oyun alanına dönüşmüş durumda. Öte yandan, ABD’nin Irak’taki askeri varlığından şikayetçi olmayanlar da var. Özellikle Kürt partileri, ABD’nin Irak’taki varlığını destekliyor.

Türkmenler tek listeyle seçimlere girecek

Irak Türkmenleri seçimlere tek listeyle girmeye hazırlanıyor. Irak’ın Kerkük, Musul, Selahaddin, Bağdat, Süleymaniye, Diyala ve Erbil kentlerindeki Türkmenler, yarınki seçimlere “Birleşik Irak Türkmenleri Cephesi” adı altında gidiyor. Türkmenler’in seçim programı, aynı zamanda Birleşik Irak Türkmenleri Cephesi Başkanı da olan Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Hasan Turan tarafından kamuoyuna açıklandı.

Törende konuşan Irak Türkmen Cephesi Kerkük Milletvekili ve Birleşik Irak Türkmenleri Cephesi Kerkük Milletvekili adayı Erşat Salihi, 2022 ve 2023 yıllarının bölge ve Irak için önemli olduğuna dikkati çekti. Türkmenler’in yeni hükümette yer almaları gerektiğini vurgulayan Salihi, Türkmenler’in Irak Meclisi’ne fazla sayıda milletvekili göndermesi gerektiğine de değindi.

Birleşik Irak Türkmenleri Cephesi, listesinde, Irak’ın çeşitli kentlerinden 17 aday gösterdi. Kerkük’ten yedi, Musul’dan üç, Erbil’den iki, Diyala’dan iki ile Selahaddin, Süleymaniye ve Bağdat’tan birer aday gösterildi.

“Beni Kim Öldürdü?”

Irak’ta halkın Saddam Hüseyin sonrası kurulan hükümetlerden yüksek beklentisi vardı ama zamanla bu beklentilerin karşılanmadığı görüldü. 2019 yılında patlak veren ülke çapındaki protestolar halkın yolsuzluklara, yoksulluğa, ayrımcılığa, işsizliğe tepkisiyle kısa sürede çığ gibi büyümüştü. O günden bugüne tüm dünya gibi Irak’ta da koronavirüs salgını nedeniyle halihazırda görülen ekonomik ve sosyal problemler daha da büyüdü. Dolayısıyla yeni hükümetin ekonomik açıdan geriye gitmiş ve adil bir bölüşümün olmadığı, etnik ve mezhepsel olarak bölünmüş bir ülkeyi yöneteceği aşikârken, halkın mevcut politikacılar ve partilerden beklentisi yok denecek kadar az.

Protesto hareketinin karşılanmamış en önemli taleplerinden biri, öldürülen protestocular ve aktivistler için adaletin yerini bulmasıydı. Başbakan Mustafa el Kazımi’nin verdiği söze rağmen adaleti sağlayamaması, “Beni Kim Öldürdü?” sloganıyla ülke çapında protestoların yapılmasını tetiklemişti.

Irak’ta hükümetin geniş bir koalisyondan oluşması, çoğu zaman önemli kararlar üzerinde uzlaşma çıkmamasına neden oluyor. Koalisyonun geniş olması geçmiş yıllarda yönetimsel sorunlara neden olmuş ve hükümetin karar alma kabiliyetini sınırlandırmıştı. Bu çıkmaz da Teşrin ya da Ekim protestolarının ortaya çıkmasına neden olmuştu. Yeni parlamentonun reform gündemini ilerletmek konusunda şu anki kadar isteksiz olduğu ortaya çıkarsa, önümüzdeki yıllarda ülkenin daha fazla protestoya sahne olması kaçınılmaz görünüyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus