Beş yaş, zorunlu eğitim kapsamına alınacak – Uzman klinik psikolog Deniz Bozunoğulları: “Çocukların bedensel, psikolojik ve sosyal gelişimi için anaokulu ve kreşler çok önemli, böyle bir adım olumlu”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhurbaşkanlığı yıllık programına göre beş yaş zorunlu eğitim kapsamına alınıyor. Uzman klinik psikolog Deniz Bozunoğulları, beş yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınmasını olumlu bir karar olarak değerlendirdi. Türk Eğitim-Sen Başkanı Talip Geylan ise “Bu konuda atılacak adımlar özellikle küçük yerleşim merkezlerinde çok hızlı bir gelişime ve eğitimin dönüşümüne sebep olacaktır” dedi. 

Resmi Gazete’de yayımlanan 2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre beş yaş zorunlu eğitim programına alınacak ve program kapsamında çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerini gözeten eğitim ortamlarının oluşturulması için yeni hedefler belirlenecek. Programla birlikte anaokulları ve kreşlerin eğitim yapıları, teknolojiye ve çevreye uyumlu, güvenli, ekonomik, estetik, erişilebilir, standartları ve kalitesi yüksek bir mimaride tasarlanacak. 

“Yetişkinlerle sürekli iletişim halindeki çocukların ince ve kaba motor becerisi gelişemiyor”

Beş yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınmasını Medyascope’a değerlendiren uzman klinik psikolog Deniz Bozunoğulları, çocukların sosyal ve fiziksel gelişimleri için bu kararın olumlu olduğunu belirterek şunları söyledi: 

“Kreş ve anaokullarının zorunlu eğitim kapsamına alınması çok olumlu bir karar, çünkü günümüzde anneden ayrılmakta zorlanan çocuklar var. Bir diğer yandan ise çocuklarını kreş ve anaokullarına pahalı olduğu gerekçesiyle göndermeyen ebeveynler var. Her iki durumda da çocuklar evlerde sürekli yetişkinlerle iletişim kuruyorlar ve bu sürede akran desteği, akranla beraber iyileşme ve oynama kısımları gelişemiyor. Paylaşma, ince ve kaba motor becerisi eksik kalıyorlar ve sosyal öğrenmeleri düşüyor.” 

“Anaokullarının zorunlu hale getirilmesi çocukların bedensel, psikolojik ve sosyal gelişimi için çok önemli”

Anaokulu ve kreşlere giden çocukların hareket halinde olduklarını ve bu tarz okulların çocuklara her anlamda iyi geldiğini belirten Bozunoğulları, çocukların düzen oturtarak ilköğretime alıştıkları bir süreç olduğunu söyledi. Bozunoğulları şöyle devam etti:  

“Salgında eve kapanan, ‘salgın çocukları’ dediğimiz bebekler ve çocuklar, bu süre zarfında akranlarıyla iletişime geçemediler. Bununla beraber çocuklarda okula veya dışarıda akranlarıyla bir araya geldiğinde konuşamama veya iletişim kuramata zorlandıklarına şahit olduk. Bunların önüne geçebilmek için ve aslında hayata adapte olabilmeleri için anaokulları önemli bir yere sahip. Anaokullarının zorunlu hale getirilmesi çocukların bedensel, psikolojik ve sosyal gelişimi için çok önemli.” 

Bazı ebeveynlerin çocuklarına evde eğitim vermek istediğini, bunun da uygulanabilecek bir yöntem olduğunu belirten Bozunoğulları, her halükârda çocukların akranlarıyla iletişimde olması gerektiğini vurguladı. 

“Her çocuk biriciktir ve her çocuğa iyi gelecek yaklaşım farklıdır”

Bozunoğulları, beş yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınmasının, eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin giderilmesine yararı olacağını belirterek, şunları söyledi: 

“Beş yaşından itibaren okulun zorunlu olmasıyla istismar veya kötü muameleye uğrayan çocukların tespiti daha kolay olacaktır. Ev okulu sistemini denemek isteyen ebeveynler olabilir, bu da uygun ama bu tarz bir eğitim tercih ediliyorsa sosyal gelişim açısından çocukları evde eğitiyorlarsa, dışarıda  akranlarıyla oyun oynamaları sağlanmaları gerekiyor. Anaokulları bu imkanı çok güzel sağlıyor. Her çocuk biriciktir ve her çocuğa iyi gelecek yaklaşım farklıdır. Çocuklar Milli Eğitim Bakanlığı’nın klasik eğitim sistemi, Montessori sistemi veya Waldorf eğitim sisteminde de yetişebilir.” 

Tüketim toplumunun içerisinde ve kapitalist sistemde çocukların kendi kendilerine sistem kurmaları, kendi oyuncaklarını yarattıkları bir eğitim sisteminin olması ve doğayla birebir temas etmeleri gerektiğini söyleyen Bozunoğulları, “Çocukların kendi potansiyellerini ortaya çıkaracakları, oyuncaklarını kilden, çamurdan yaptıkları Waldorf eğitim sistemi çok daha iyi. Çocuklara insanın biricikliğini unutmadan temas etmek lazım” dedi. 

“Çocuklara alternatifleri sunmamız gerekiyor ki çocuklar potansiyellerini ortaya koyabilsin”

14 Eylül 1990 tarihinde Türkiye’nin imzacısı olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni hatırlatan Bozunoğulları, sözlerini şöyle tamamladı:  

“Çocuk Hakları Sözleşmesinin dört ana ilkesi var. Ancak Türkiye’de en az önemsenen ana ilkelerden biri ‘çocuğun görüş ve katılım hakkı’. Biz de şöyle bir atasözü vardır: ‘Sus küçüğün söz büyüğün.’ Bu söz bize şunu öğretiyor: ‘Sen çocuksun sen anlamazsın.” Çocuğun kelimeleri oyuncaklardır, dili oyundur. Çocuklar, bazen ben bunu istemiyorum diyebilir ve çocuğunuzu dinlemek zorundasınız. Çocuğun beyan hakkı olabilsin. Çocuklara alternatifler sunmamız gerekiyor ki çocuklar potansiyellerini ortaya koyabilsin.” 

“Okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamına alınması ortak paydada buluşmayı sağlayacaktır”

Türkiye’de okul öncesi eğitimin  zorunlu hale gelmesinin olumlu bir bir uygulama olacağını söyleyen Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan ise Medyascope’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Mevcut okulöncesi eğitim hizmetlerine baktığımız zaman, karşımıza maalesef farklı uygulamalar çıkıyor. Devam süreleri ile merdiven altı kurumlar, özel okullar bünyesinde kayıtsız çocuklar, farklı kurumlara bağlı olan kreş ve bakımevlerinde eğitim alan çocuklar var. Bu da eğitim kalitesi açısından tek bir eğitim programının dışında çok başlı eğitim öğretimin nitelikli tek elden verilmesini engellemektedir. Okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamına alınması, bu alandaki karmaşaları giderecek ve ortak paydada buluşmayı sağlayacaktır” dedi. 

“Milli motiflerle oluşturulmuş oyunlar çocukların dünyasına yön vermelidir”

Türkiye’de yeteri kadar okul öncesi eğitim merkezi olmadığını vurgulayan Geylan şunları söyledi: 

“Eğitimin en önemli yaş grubu maalesef bu gün eğitim sistemimizin dışındadır. Bu konuda atılacak adımlar atılarak özellikle küçük yerleşim merkezlerinde çok hızlı bir gelişime ve eğitimin dönüşümüne sebep olacaktır. Okulöncesi eğitimi taşraya taşımalı, yerleşim merkezlerinin tamamında okul öncesi ile ilgili mekanlar oluşturulmalıdır. Milli benliğin oluşabilmesi için  okul öncesi kurumların hızla artırılması, bu kurumlarda çağın gereklerine uygun milli motiflerle oluşturulmuş oyunlar çocukların dünyasına yön vermelidir. Kültür benliğinin bu yaşlarda oluştuğu unutulmamalıdır.” 

“Ücretli öğretmenlerle bu süreç yürütülmemelidir” 

Anaokulları ve kreşlere yapılacak öğretmen atamalarının lisans mezunu öğretmen adayları üzerinden yapılması gerektiğini vurgulayan Geylan, hükümetin halihazırda yaptığı atamalarda öğretmen ihtiyacını karşılamaktan çok uzak olduğunu belirterek, “Okul öncesi tüm kurumlarda öğretmen istihdamının lisans mezunu öğretmenler üzerinden olması gereğidir. Alan mezunu olmayan ücretli öğretmenlerle bu süreç yürütülmemelidir” dedi.

“Sanat, drama, oyun gibi alanlı öğretmen branşlarının oluşturulması erken çocukluk eğitiminin kaderini değiştirecektir”

Beş yaş grubu çocuklar için yapılan planlamaların yanı sıra dört yaş ve üç yaş çocuklar için de bir uygulama yapılması gerektiğini belirten Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bakanlığımızın okullaşma oranları ile ilgili yapacağı yatırımı olumlu ve geleceğe yapılan en değerli yatırım olarak görmekteyiz. İnşallah sözde kalmaz ve gerçekleşir. Burada hatırlatmak istediğimiz okullaşma oranlarının artması için toplum bilincinin nasıl oluşturulacağıdır. Okulöncesi alanda fiziksel gelişim, sanat, drama, oyun gibi spesifik alanlı öğretmen branşlarının oluşturulması topyekûn erken çocukluk eğitiminin kaderini değiştirecektir”  dedi. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus