Edgar Şar yazdı: Ekonomik yıkım karşısında muhalefetin elinden ne gelir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidara geldiğinden bu yana erken seçime hep karşıydı. Ona göre erken seçim, istikrarsızlığın, yönetememenin, zafiyetin göstergesiydi. Bu da gayet normaldi, zira Erdoğan kendi dönemini, dört genel seçimin yapıldığı, 10 kez hükümetin değiştiği 90’lı yıllardan ayırmak istiyordu. Bu dönemde seçimleri iktidarının devamı adına bizatihi bir amaç olarak gören Erdoğan, “hodri meydan” diyen rakiplerine rahatça “Buyurun meydan” diyebiliyordu.   

Erdoğan otoriterleştikçe, seçimlere bakışında da önemli bir değişiklik oldu. TBMM çoğunluğunu ilk kez kaybettiği Haziran 2015 seçimlerinin ardından korku siyasetiyle dört ay sonra ülkeyi yeni bir seçime sürükleyen Cumhurbaşkanı, 2018 yılında da yaklaşmakta olan ekonomik krizi sezerek Kasım 2019’da yapılması gereken genel seçimleri bir buçuk yıl öne almıştı. Bu noktadan itibaren seçimler artık Erdoğan’ın iktidarının devamı için kullandığı taktiksel bir araç haline geldi.  

Bu taktik 2015’te olduğu gibi 2018’de de epey işe yaradı. 24 Haziran seçimlerin ertesi günü 4,5 TL olan dolar, ağustos ayında 7,24 TL’yi gördü ve bu durum birkaç ay sonra Erdoğan’a, siyasi hayatının en büyük yenilgisi olan 2019 yerel seçimlerine mal oldu. Dolayısıyla genel seçimler daha önce planlandığı gibi Kasım 2019’da yapılmış olsaydı, Erdoğan’ın işi 24 Haziran 2018’deki kadar kolay olmayacaktı. Hele ki birkaç ay önce büyükşehirlerin çoğunu CHP’ye kaybettikten sonra…

Muhalefetin geçtiğimiz hafta boyunca yaptığı erken seçim çağrılarına karşı, “Olmayacak erken seçim… Geçti onlar, tarih oldu. 15 ayda 20 ayda bir seçim yapmak bunlar ilkel kabilelerin işidir” diyen Cumhurbaşkanı, artık rakiplerine kolayca “Buyurun meydan” diyemiyor. En geç Haziran 2023’te gerçekleşecek seçimlere henüz 19 ay varsa da Erdoğan’ın elindeki seçenekler giderek azalıyor. Seçimlerin er ya da geç olacağını ve (eğer varsa) bunun haricindeki herhangi bir seçeneğin kendisi açısından seçimleri kaybetmekten dahi daha riskli olabileceğini o da biliyor. Şu an için en olası seçenek, iktidarın, elindeki seçim aracını alabildiğine popülist ekonomik politikalarla kapladığı bir “ekonomik kurtuluş savaşı” paketiyle, kendisi için en uygun olduğunu düşündüğü zamanda tercihen yine baskın bir şekilde kullanması gibi duruyor.   

Peki, esas konuya dönersek, muhalefet bu seçeneğe ne kadar hazır? CHP ve İYİ Parti haftalardır sistematik bir erken seçim çağrısı yapsa da muhalefetin kolektif hazırlığı ile olası bir baskın seçim arasında ciddi bir ters orantı olduğu ortada. Sorun sadece bugünlerin en popüler tartışması olan muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı meselesi değil, muhalefetin tüm aktörlerinin ayrı ayrı ama aynı zamanda bir bütün olarak uygulayabilecekleri kapsamlı bir seçim stratejisinin henüz var olmaması.

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanlığı için ortak bir aday göstermesi, HDP’nin de elbette adayın kimliğine bağlı olarak bu adaya destek vermesi şu an için muhtemel görünüyor. En azından seçimler ilan edilene kadar kapsamlı bir ortaklığa tamamen angaje olmak istemeyen DEVA ve Gelecek Partisi’nin ise bu tercihleri, kendi potansiyellerini maksimize etmek istemeleri sebebiyle anlamlı gözükse de bahsettiğim kapsamlı seçim stratejisinin oluşturulmasını da geciktirdiği bir gerçek.   

Anketlerde giderek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aleyhine netleşen duruma rağmen, içinde yaşadığımız otoriter rejimin elindeki imkanlar ve dünyadaki benzerlerinin bu durumlarda yaptıklarına bakıldığında, muhalefetin en son yapması gereken şey bu seçimleri çantada keklik görmek. Esas olan, aynı ittifakta olmasa bile HDP dahil tüm muhalefet partilerinin bir blok olarak hareket edebilme kabiliyetinin artırılması için, partiler arası diyaloğun seçim stratejisini kapsayacak şekilde geliştirilmesi. Nitekim, ibre muhalefeti gösterse dahi seçimler, otoriter iktidarın istediği gibi kullanabileceği bir araç haline gelmiş durumda. Seçimli de olsa otoriter rejimlerde muhalefet için seçimleri kazanmak, normal bir ülkedeki seçimleri kazanmak için yapmak gerekenden fazlasını gerektiriyor.  

Şu ana kadar Millet İttifakı bileşenleri ile DEVA ve Gelecek Partisi’nden temsilcilerin oluşturduğu bir heyetin, bir parlamenter sistem modeli üzerinde anlaşmak ve bunu ortak bir metinle kamuoyuna ilan etmek üzere bir araya geldiğini biliyoruz. Eksiklerine rağmen bu oluşumu çok anlamlı görüyor ve seçimleri kazandıktan sonra yeni hükümetin ele alacağı en önemli sorunlara karşı benzer bir yöntemle ortak yol haritaları hazırlanması gerektiğini düşünüyorum.

Bu alanların başında ise ekonomi geliyor. Bugünkü duruşlarıyla siyasi yelpazenin bir hayli farklı yerlerine düşen muhalefet partilerinin, Türkiye ekonomisinin nasıl yönetilmesi gerektiği ile ilgili bugün her noktada anlaşması mümkün de faydalı da değil. Ancak şu an tüm ülke için bir yıkım haline gelen ekonomik krizin ardından, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda neler yapılabileceği konusunda anlamlı bir uzlaşı sağlanması da bir o kadar mümkün ve hatta zorunlu. Erdoğan sonrası geçiş döneminde ülkeyi ortak aday olarak gösterilen cumhurbaşkanının koordinasyonunda, demokrasi blokunu oluşturan tüm parti ve toplumsal kesimlerin güvenini alacak bir kabinenin yine tüm muhalefet partilerinin oluşturduğu Meclis çoğunluğunun yasama gücüne dayanarak yöneteceği düşünüldüğünde, böyle bir ortak yol haritasının şimdiden hazırlanması seçmen açısından da anlamlı olacak.  

Sözünü ettiğim bu ortak yol haritası, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki 25 yılına ilişkin bir vizyon ya da planlama içermek zorunda değil. 2008 krizi sonrası tüm dünyada hızla artan gelir adaletsizliği ve pandemiyle birlikte küresel seviyede demokrasinin sürdürülebilmesi için sosyal adaleti önceleyen bir ekonomik modelin yaygınlaşacağını bugünden öngörsek dahi, her muhalefet partisinin sosyal devletten ne anladığı ve bunu nasıl uygulamaya koyacağı konusunda farklı fikirleri ve stratejileri olabilir. Ancak tıpkı siyasi alanda olduğu gibi ekonomik alanda da bu farklı vizyonların rekabet edebileceği ortamın yaratılması için öncelikle halihazırda altında kaldığımız ekonomik enkazın kaldırılması gerekiyor. Yıkım sonrası bir inşaatın nasıl yapılması gerektiği konusunda çeşitli ekol ve yaklaşımlardan hangisi seçilirse seçilsin, inşaat öncesi enkazın nasıl kaldırılacağı konusunda çok fazla seçenek olmadığı gibi anlaşmak da daha kolaydır.

Böyle bir girişimin ilk denemesi geçen perşembe TBMM’de dört muhalefet partisinin katılımıyla yapıldı. CHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin temsilcilerinin katıldığı toplantının ardından yapılan açıklamalarda, toplantının sadece bir durum değerlendirmesi olduğu ve periyodik olarak toplanmanın hedeflenmediği bildirildi. Buradan, muhalefet partilerinin ekonomiyi henüz güçlendirilmiş parlamenter sistem örneğinde olduğu gibi birlikte hazırlayacakları bir yol haritası üzerinden konuşmaya hazır olmadıkları anlaşılıyor. Öte yandan böyle bir yol haritasına olan ihtiyaç da her geçen gün kaçınılmaz bir şekilde artıyor.

Seçmen açısından kısa vadede en önemlisi, kendi sorunlarını çözebileceğine güvendiği, “kazanabilir ve yönetebilir” bir siyasi seçeneğin ortaya çıkmasıdır. Muhalefet partilerinin ortak bir aday ve kabineyle birlikte geçiş döneminde topluma ekonomik anlamda nefes aldıracak bir yol haritasıyla ortaya çıkması, seçmenin neye oy verdiğini net olarak bilmesini sağlayacak ve muhalefete olan güveni artıracaktır.    

Edgar Şar’ın yazısını Kaya Heyse seslendirdi:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus