Çin modeli ve Türkiye ekonomisinin durumu: Türkiye “Çin modeline” mi geçiyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türk Lirası’nın (TL) uzun zamandır değer kaybetmesiyle beraber döviz kurlarının yükselmesi Türkiye ekonomisinin gidişatına ilişkin farklı soruları beraberinde getirdi. Yerli paranın değerinin düşmesiyle beraber daha fazla dış yatırımcının ülkeye geleceği ve ihracatın artmasıyla yerli üretimin hızlanacağı varsayımı “Türkiye Çin modelini mi uygulayacak?” sorularının kamuoyunda tartışılmasına yol açtı. Medyascope’a konuşan uzmanlar ise böyle bir durum olmadığını, bu modelin koşullarının Türkiye’de bulunmadığını ve Türkiye’nin bir plana sahip olmadığını söyledi. 

Türk Lirası yüzde 80 değer kaybetti

Dolar kuru bugün (6 Aralık) itibariyle 13,70 civarında seyrederken Türk Lirası dolar karşısında yılbaşından beri yaklaşık yüzde 80 değer kaybetti. Döviz kurlarının yükselmesi yeni dönemde takip edilecek ekonomi programı için bilinçli bir tercih gibi gösteriliyor. Döviz değerlerinin yukarı çıkmasıyla kurların rekabetçi hale geleceği, ihracatın artması ve ithalatın azalmasıyla ödemeler dengesindeki iyileşmelerden dolayı enflasyonun düşeceği amaçlanan politikalardan biri olarak ileri sürülüyor. 

Ucuz işgücü

Döviz kurlarının TL karşısında değer kazanması yabancı yatırımcıların Türkiye’ye gelmesini hızlandırırsa kurlardaki artış nedeniyle Türkiye’deki ücretlerin düşmesi muhtemel. Yani Türkiye’nin ucuz işgücü haline gelmesi konuşulan ihtimallerden biri. Uzun zamandır ucuz işgücü denince akla ilk gelen ülke Çin Halk Cumhuriyeti’ydi. Halihazırda dünyanın Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) sonraki en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’in bu yola giden ekonomi politikaları ise yaklaşık 40 sene önce başladı. 

Büyümenin yüzde 42’si üretim kaynaklı

1978 yılıyla beraber Çin’de birtakım ekonomik reformlar uygulanmaya başladı. Devlet tarafından kontrol edilen fiyat politikalarında gevşemelere gidilirken yabancı yatırımların ve dış ticaretin hızlandırılması sağlandı. 1979-94 yılları arasında Çin’in ekonomik büyümesinin yüzde 42’si üretim kaynaklıydı. 

Murat Kubilay: “Çin’de Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar yoksulluk vardı”

1990’ların başında üretimin büyüme içindeki payı sermaye yatırımlarını geçti. Bu da klasik kalkınma modelinden farklı bir büyüme şekli olarak değerlendirildi ve “Çin modeli” olarak adlandırıldı. Ancak 1980 ile 2000 yılları arasında Çin’de büyük bir fakirlik yaşandığına dikkat çeken uluslararası finans uzmanı Dr. Murat Kubilay, bu süreci şöyle anlattı:

“Çin, 1980 ile 2000 arasında ucuz işgücü ülkesiydi ve bugün Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar yoksulluk ve geniş işgücü havuzuna sahipti. Bu dönemde devletin de desteklediği emek sömürüsüyle iç sermaye birikimi oluşturdu. Bu birikim de planlı devlet yönetimiyle zamanla yüksek teknolojili yatırıma dönüştü. Zamanla Çin yüksek teknoloji üreten bir ülke olmaya başladı. Bunu yapabilmek için sanayi kapasitenizin oluşması gerekiyor ve çok uzun süre boyunca iç üretim hattı ile uygun insan kaynağının gelişmesi ve pazarlar bulmanız gerekiyor. Çin kendi başına zaten çok büyük bir pazar. Türkiye böyle bir pazar değil.”

Çin 1994’ten sonra düzenli şekilde ticaret fazlası vermeye başladı

Çin’deki sermaye stoku 1979-1994 arasında yüzde yedi artmasına rağmen sermaye birimi başına mal ve hizmet üretimi neredeyse aynı kaldı. Sermaye stoku 1978 öncesi büyümenin neredeyse yüzde 65’ini oluştururken, sermaye ve işçiliğin toplamının sonraki dönemde yaşanan büyümedeki payı yüzde 58’e düştü. 1994’den sonra düzenli şekilde ticaret fazlası vermeye başlayan Çin, 2001 yılının sonunda Dünya Ticaret Örgütü’ne dahil olduktan sonra ticaret hacmini de büyüttü. 

2011’de Çin’in GSYH’nın yüzde 32’sini katma değerli ürünlerin imalatı oluşturuyordu

2007 yılında yüzde 14,2 büyüyen Çin’in, 2011’de Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’sının (GSYH) yüzde 32’sini katma değerli ürünlerin imalatı oluşturuyordu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye’deki imalat sektörünün GSYH içindeki payı ise 2020 yılında yüzde 19’du. Aradan geçen 40 senede üretim devi haline gelen Çin’de dünyadaki üretimin yaklaşık yüzde 30’u yapılıyor. Çin’in 2020 yılındaki GSYH’sı ise 15,38 trilyon dolar. 

Prof. Dr. Aziz Konukman: “Türkiye’nin tedarik zincirinde kapladığı alan Çin modelini takip edemez” 

Medyascope’a konuşan ekonomist Prof. Dr. Aziz Konukman’a göre Türkiye’nin Çin modelini takip etmesinin önündeki en önemli iki büyük engel Türkiye’nin tedarik zincirinde kapladığı alanın Çin’e göre çok daha küçük olması ve plansızlık. Çin’de bir plan doğrultusunda hareket edildiğini ve sanayisi geliştikten sonra katma değerli ürünler üretmeye başladığını belirten Konukman, “Dijital dönüşümde Çin’in çok büyük payı vardı. Eğer yüksek katma değerli entegrasyonu ve tedarik zincirine katılmayı görmezden gelerek sadece ucuz işgücüne odaklanırsanız işin bir boyutunu görürsünüz. Kaldı ki Türkiye’de ucuz ücretle çalıştırma politikası da uzun süre devam ettirilemez” diye konuştu.

“Hammadde ve pazar açısından Çin çok daha avantajlı”

Hem hammaddeye ulaşma hem de pazar açısından da Çin’in Türkiye’ye göre çok daha avantajlı olduğunu aktaran Konukman, “Çin hammaddeye ulaşma konusunda ve girdi sorunlarına rağmen tedarik zincirlerinde çok güçlü bir ülke. Bu bambaşka bir model. Çin bunları bir planlama doğrultusunda hayata geçirdi. Bizim ekonomimizde hiçbir planlama yok. Yerli üretimin artacağına dair de hiçbir planlama yok. Açıklanan projeler üretim değil rant projesi” dedi.

Murat Kubilay: “Böyle iddialı bir proje yok”

İki ülkenin sanayi yapısı ve iç pazarının oldukça farklı olduğunu vurgulayan Dr. Murat Kubilay ise Türkiye’nin bu politikayı uygulamaya kalkması halinde siyasi maliyetlerinin de olacağını belirterek şunları söyledi:

“Çin’de seçimlerle gitme ihtimali olmayan Çin Komünist Partisi vardı. Ancak bu süreci yürütmeye çalışmanın Türkiye’deki seçimlerde bir maliyeti olacak ve doğru bir strateji olsa bile toplumu ikna etmek başarılamayacaktır. Zaten böyle iddialı bir proje yok. Şu andaki başarısız ekonomi yönetimlerini bir büyük planın parçası gibi gösterme çabası var.”

Oktay: “Çin parasının üzerindeki değer kaybı baskısına direndi”

“ÇİN: Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri” kitabının yazarı akademisyen Fatih Oktay da ulusal paranın değerini düşük tutmanın Çin modelinin ana öğesi olmadığını vurgularken Çin’in 1997’den 2005’e kadar parasının değerlenmesine izin vermediğini, 2014-2016 arasında ise parasının üzerindeki değer kaybı baskısına direndiğini belirtti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus