Erdoğan Türkiye’yi devraldığı gibi bırakmak üzere

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi yıllar. 2022’nin ilk tek kişilik yayınıyla karşınızdayım. Böyle diyorum, çünkü dün, pazar günü, İYİ Parti’nin Ekonomi Politikaları Başkanı Prof. Bilge Yılmaz’la yaklaşık bir saatlik bir söyleşi yaptık — çok iyi bir söyleşiydi, izlemeyenler varsa tavsiye ederim. Kendisi Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Wharton School’da bir bölüm başkanı, kürsüsü var ve bunu bırakıp siyâsete girmiş bir isim. Aslında bugün, birazdan konuşacağımız olayla doğrudan ilgili bu; çünkü ekonomi konuşacağız. Orada Bilge Yılmaz’ın söylediği, esas olarak, Türkiye’deki ekonomik sorunların temelinde, büyük ölçüde –hepsinde değil tabii– liyâkat sorununun yattığını özellikle vurgulamıştı. 

Şimdi, bu yayının başlığını biraz provokatif attım; çünkü dedim ki: “Erdoğan ülkeyi devraldığı gibi bırakmak üzere”. Tabii bunun tanıtımını yaptıktan sonra çok sayıda izleyiciden, takipçiden eleştiri geldi; Erdoğan’ın devraldığı gibi bırakmadığını söyleyen, çok daha kötü bir durumda olduğunu söyleyen değişik örnekler verdiler. Olabilir, o ayrı bir tartışma; ama benim “devraldığı gibi bırakmak”tan kastım, tabii bu sabah açıklanan enflasyon rakamları. Mâlûm, enflasyon yıllık %36 –resmî rakam tabii bu–, son 19 yılın en büyük rakamı; yani AKP, iktidarının başlangıç tarihine geri döndü. Geçmişinde, 19 yılın gerisinde daha yüksek rakamlar var tabii ki; ama bu gidişle, her ne kadar Merkez Bankası 2022 için hedefini %5 koyduysa da, hattâ Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Ocak ayında eksi enflasyon beklendiği söylense de, bunların hepsi bir yana, biz yaşadıklarımıza bakıyoruz ve %38’le on dokuz yıl önceki başladığı noktaya dönmüş bir ekonomi var. 

Ekonominin bütün bu yönlerinde değil tabii ki; ama vatandaşı doğrudan en çok ilgilendiren husus enflasyon olduğu için buradan başladığımız yere geri dönmüş oluyoruz. Bir diğer husus da tabii, başlıktaki diğer provokatif unsur, “bırakmak üzere” sözü. “Bırakmak üzere” sözünden, tabii ki Erdoğan iktidarının artık daha fazla sürmeyeceği sonucu çıkar. O maksatla söyledim, ama hâlâ bir şekilde, açıkçası Türkiye’nin 2023’ü beklemeden seçime gideceği düşüncesindeyim. Tabii artık, nasıl söyleyeyim, bu erken seçim olacağı iddiası önermesinden dolayı bayağı bir pişmanım; ama bir taraftan da bayağı bir ısrarcıyım.

Bir de bugün fark ettim, Fehmi Koru da kendi kişisel sayfasında benzer şeyler söylemiş. En azından benim gibi, aynı gerekçelerle olmasa bile düşünen bir başkası var diyelim. Şöyle deniyor tabii ki: Yılbaşında ilk günden açıklanan dev zamların ardından birçok kişi dedi ki: “Artık seçim falan kimse beklemesin, bu zamlar yapılmazdı.” Tabii ki bu önemli bir saptama; hattâ zamanında, kimdi hatırlamıyorum ama ülkeyi yönetenlerden birisi, “Seçimlerden önce zam yapacak kadar enayi miyim?” diye açık açık kamuya yönelik olarak konuşmuştu. Tabii ki, büyük zamların ardından seçim beklemek siyâseten çok gerçekçi değil; fakat bu hâliyle artık hiçbir şekilde toparlaması mümkün olmayan, 20 Aralık’taki o aldatıcı, kur garantili mevduat hesaplamasıyla sözüm ona ekonomiye nefes aldırdığı söylenen, ama rakamlar ortaya çıkınca hiç de vatandaşın dövizlerini öyle koşa koşa bozdurmamasının gösterdiği bir gerçek var: Vatandaşın hükümete güvenmediği ortaya çıktı.

Şimdi, iktidârın yeni birtakım uygulamalar peşinde olduğu söyleniyor; fakat bütün bunların herhangi bir şeyi toparlama imkânı bence yok ve Erdoğan bir şekilde artık bu defteri kapatmak zorunda kalacak ve büyük bir ihtimalle – tam bire bir aynı düşünmesek de Fehmi Koru da benzer bir şey söylemiş– sonuçta bunu kendisinden sonra geleceklere yıkıp gidecek, öyle gözüküyor.  Bu sonuçların ardından –ki %36 açıklaması TÜİK tarafından yapıldı– TÜİK’e kimse samîmî bir şekilde inanmıyor; hattâ en son Kemal Kılıçdaroğlu kapısından çevrilmişti biliyorsunuz. Ali Babacan –başkaları da kullanmıştır belki–, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o meşhur Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanından hareketle, “Rakamları Ayarlama Enstitüsü” demiş TÜİK için. O bile %36 diye bir rakam telaffuz ediyor, ama birtakım bağımsız kuruluşlar, gruplar, bunun %80 ve belki de daha yukarıda olduğunu söylüyorlar. 

Her halükârda, bir yıl içerisinde vatandaş çok ciddi bir kayba uğradı. Vatandaşın, yani sıradan vatandaşın, genellikle orta sınıf ve alt sınıfların, alt-orta sınıfların iyice yoksullaştığı bir dönemdeyiz ve ülkenin kaderini en azından sandıkta bu kesimler belirliyor ve bu sonuçtan hareketle bakıldığı zaman Erdoğan devrinin artık daha fazla sürmesi mümkün değil. Tabii, burada şöyle bir sorun çıkıyor karşımıza: Devralacak olanlar neyi nasıl yapacaklar? Nasıl toparlayacaklar? Bir zamanlar çok söylenirdi, yakında tekrar söylenmeye başlanacak herhalde, iktidara gelenler –bu, ülkenin iktidarı olsun ya da belediye olsun, hattâ bir futbol kulübünün başına geçenler olsun–, genellikle “enkaz devraldık” derlerdi. 

Daha en baştan işinin ne kadar zor olduğunu göstermek ve belki de yapacağı hataları geçmiş yönetime kesmek için… ama şu hâliyle baktığımız zaman, bugün îtibâriyle Türkiye, yeni birisinin geldiği andan îtibâren, o yeni birisinin çok gönül rahatlığıyla –gönül rahatlığı derken, hoşlanarak değil belki, ama çok kendinden emin bir şekilde– “enkaz devraldığı”nı söyleyebileceği bir dönem yaşıyoruz. Bugün yine birtakım zam haberleri var. ÖTV’ler kimi zaman artırılıyor, kimi zaman doğrudan zamlar getiriliyor; fakat mesela Erdoğan bugün ne yapıyor? Enflasyonun açıklandığı bir günde, “Dış Ticaret Rakamları Açıklama Programı” yapıyor ve ilginç bir şekilde bu yılki dış ticaret artışının neredeyse enflasyona denk, %30’larda olduğunu açıklamış ve Türkiye’yi –cümle aynen Erdoğan’a ait, çünkü sosyal medyada iktidar yanlısı bir medya kuruluşunun paylaşımından aldım, Erdoğan’ın bugünkü konuşmasından alınan bir cümle: “Son iki yıla ait ekonomik veriler, Türkiye’nin başarısını açıkça ispat ediyor.” Tamamen bir “paralel evren”. Bunu, Medyascope’ta yazmaya başlayan Prof. Haluk Levent böyle tanımlamıştı, evet, bir paralel evren. Türkiye, bir yanıyla enflasyon olayını yaşarken, bir yanıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan bir ekonomik başarı tablosu çizmeye çalışıyor.

Muhtemelen bu akşam iktidar yanlısı televizyonların ana haber bültenleri, yarın iktidar yanlısı gazeteler, enflasyon rakamlarını geri plana atarak, hattâ hiç bahsetmeyerek, büyük bir ihtimalle bu dış ticaret meselesini öne çıkartacaklar ve Türkiye’nin ne kadar büyüdüğünü, ne kadar dünyaya örnek bir ülke olduğunu vs. anlatacaklar; ama artık bu rakam, TÜİK’in açıklamak zorunda kaldığı %36 var — ki %36 dememek için ne kadar uğraştıklarını ve hangi rakamdan %36’ya nasıl uğraşarak geldiklerini hayal edebiliyorum. Kendisi, adını şimdi unuttum, TÜİK Başkanı, en son Kemal Kılıçdaroğlu’nu kabul etmeme gerekçesi olarak ne söylemişti: “Bu kadar hassas verileri hazırlayan bir kurumu siyâsete âlet etmek istemedim”; ama bugünkü açıklaması da bayağı bir siyâsî açıklama. İlginç bir şekilde –çok acayip gerçekten–, biz bu rakamı bile veri aldığımızda çok şey söyleyebiliyoruz.

Rakamın kendisinin az gösterilmiş olduğunu büyük ihtimalle düşünüyoruz, ama az gösterilmiş hâli bile, çok ciddi bir şekilde, Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin ne kadar derin olduğunu ve bunu toparlamanın artık kolay kolay –daha önce de değildi belki ama– kolay kolay mümkün olmadığını bize gösteriyor. 

Seçim olmak zorunda bana göre. Tabii ki Erdoğan seçimi yapmak istemeyecek, tabii ki sonuna kadar şansını deneyecek; ama anladığım kadarıyla denenecek bir şans kalmış değil. Ne kadar geciktirirse o kadar büyük bir başarısızlık iktidar partilerini bekliyor. MHP’nin oyunun, en son kamuoyu araştırmalarında %7’nin bile altında olduğu söyleniyor — ki biliyorsunuz MHP’yle AKP seçim barajını %10’dan %7’ye indirmeyi düşünüyorlardı. Onun bile altına gidebilecek olan bir MHP söz konusu ve bu Erdoğan’ı iyice zor durumda bırakıyor.

Normal şartlarda şöyle bir tablo oluyordu, en son seçimde öyle oluyordu: “AKP’den gidenler MHP’ye yöneldi” diyordu kamuoyu araştırmacıları. Şimdi, AKP’den gidenler nereye gidiyor? Belki tarafsız, kararsız olarak duruyorlar; ama muhalefet partilerine doğru gittikleri kesin ve büyük bir kopuş yaşanıyor. Şapkadan en son çıkartılmak istenen tavşanla, aslında ortada bir şapka da olmadığı tavşan da olmadığı çok kısa bir sürede ortaya çıktı ve Erdoğan ile onun adına konuşan az sayıdaki kişinin ne içeriye ne dışarıya güven verme ihtimâli kalmıyor. 

Tabii bu arada şunu da özellikle not düşmek lâzım: Bugünkü Dış Ticaret Açıklaması Programı’nın görüntülerine baktığınız zaman, hâlâ Erdoğan’ın etrafında pervane gibi dönen, bayağı bir gözüne girmeye çalışan birtakım iş insanları da var; ama onlar da herhalde bu devrin kapanacağını, kapanmakta olduğunu görüyorlardır. Erdoğan’ın bu “Türkiye Ekonomi Modeli” sisteminden kısa sürede vazgeçildi, ama hâlâ varmış gibi duruyor. 

Her halükârda, Erdoğan’ın ekonomi uygulamalarında çok geniş kesimler kaybediyor, ama birileri de kazanıyor. İşte o kazananlar da Erdoğan’la kareye girmeye çalışıyorlar, fakat onun kaybetmesinin kesinleştiği andan îtibâren büyük bir can havliyle bu kareden çıkmaya, geçmiş fotoğrafları silmeye çalışacaklar. Çok uzatmaya gerek yok. 20 yıldan bu yana çok şey değişti ülkede, çok şey de yaşandı gerçekten. Çok büyük dönüşümler oldu, çok büyük kopuşlar oldu, çok büyük mağduriyetler oldu. Bunların bilançosunu Erdoğan iktidarı sona erdiğinde ayrıca yaparız, yapmaya çalışırız; ama şu hâliyle baktığımız zaman, Erdoğan’ın en büyük iddiası Türkiye’yi ekonomik anlamda düze çıkartmaktı.

Bugün hâlâ, “Son iki yıla ait veriler Türkiye’nin başarısını açıkça ispat ediyor” dese de, bunun hiçbir inandırıcılığı olmadığı belli. Ekonomik anlamdaki iddiasını tam anlamıyla kaybetmiş bir iktidarın ömrünün çok uzun olduğunu beklemek hiç de gerçekçi olmayacaktır. Bitirirken, 2022’nin Türkiye’ye huzur, barış ve mutluluk getirmesini istiyorum ve özel olarak da Osman Kavala, Aysel Tuğluk, Selahattin Demirtaş gibi –ilk aklıma gelen isimler bunlar, Gültan Kışanak da var, başkaları da var–, düşüncelerinden dolayı cezaevinde olan herkesin, ayrımsız, hangi görüşten olursa olsun herkesin bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum ve Türkiye’nin olabildiğince hukuk devleti normlarına dönmesini temenni ediyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus