İSTANBUL (Medyascope, Goltane Ghazi) – Medyascope, CI Bloom kapsamında altı sanatçı ile röportaj gerçekleştirdi. Sanatçılar Türkiye’de üretim süreçlerini, toplumsal baskıyı ve sanat ortamının sorunlarını anlattı.
Medyascope, CI Bloom etkinliği kapsamında Arik Levy, Eda Zamanpur, Seçkin Cebeci, Şevval Basalan, Mustafa Karyağdı ve Bedri Baykam ile röportaj yaptı. Sanatçılar, Türkiye’de sanat üretiminin farklı deneyimler üzerinden nasıl şekillendiğini aktardı.
İsrail kökenli Fransız sanatçı Arik Levy, üretimini yaşam deneyimleriyle doğrudan ilişkilendiriyor. Levy, “Yaptığım şey aslında tüm hayatıma bir tepki” dedi. Tüm deneyimlerinin heykel ve resim gibi işlerinde somutlaştığını belirten Levy, çalışmalarının denge, destek ve varoluş gibi kavramlardan beslendiğini aktardı. Sanatçı, “Kim kimi tutuyor ve neden tutuyor gibi sorularla başlıyorum” diye ekledi. Dünyanın giderek istikrarsızlaştığı bu dönemde bu soruların daha güncel bir anlam kazandığını da vurguladı.
Levy İstanbul’u birçok kez ziyaret etti
Türkiye’de defalarca sergilenen Levy, İstanbul’a olan bağlılığını aktardı:
“Bu ülkeyi, insanlarını, enerjisini ve açık fikirliliğini çok seviyorum.”
Heykelin izleyiciye yeni bir dünya vizyonu sunduğunu öne süren sanatçı, soyut çalışma biçiminin Türkiye’deki sosyal yapı ile örtüştüğünü de belirtti. Türkiye’de işlerine gösterilen ilgiyi “harika” olarak niteledi.

Ressam Eda Zamanpur ise kadın sanatçıların karşılaştığı algı sorununa dikkat çekti. Zamanpur’a göre kadın olarak resim üretmek, çevrede çoğunlukla bir hobi olarak karşılık buluyor. “Aynı yollardan gidiyorsun ama kendini daha fazla anlatmak zorunda kalıyorsun” diyen Zamanpur, küçük yaşından bu yana sanat ile ilgilendiğini aktardı. Bunun bir hobi olmadığını hem çevresine hem de insanlara sürekli anlatmak durumunda kaldığını belirtti.
Cebeci toplumsal baskının üretimi şekillendirdiğini söyledi
Seçkin Cebeci, sanat üretiminde toplumsal baskının etkisini doğrudan anlattı. Önceki işlerinin büyük bölümünde özgürlüğe koşan kadın figürleri yer aldığını aktaran Cebeci, kimsenin bu işleri açıkça yasaklamadığını ama bir bölümünün bu eserleri çok açık bulduğunu belirtti. Sanatçı şöyle konuştu: “İnsanlar işleri beğeniyor, takdir ediyor ama ‘iş yerime asamam, içinde kadın figürü var’ diyebiliyor.” Cebeci, hayatın içindeki bir şeyi sanatta görmek istememelerini her zaman tuhaf bulduğunu ekledi. Sektörde tutunmanın zorluğuna değinen sanatçı, tanımadığı bir kitleye iş üretirken artık kimseyi rahatsız etmemeye çalıştığını da aktardı.
Mustafa Karyağdı ise sanatın kavramsal boyutuna odaklandı. Sanatın bugüne düşmüş bir şey olmadığını, geçmişi ve geleneği olduğunu vurgulayan Karyağdı, sanatçının zihnindekini ne ölçüde gerçekleştirebildiğinin ayrı bir mesele olduğunu öne sürdü. “Sanat önce zihinde oluşuyor” diyen Karyağdı, bazı sanatçıların hiç üretilmeyen, yalnızca zihinde kalan işler üzerinde çalıştığını da aktardı.
Basalan sanat tarihi eğitiminin zorunlu olmasını savundu
Türkiye’de tabu sayılan konular üzerinden eserler üreten Şevval Basalan, sanatın toplumsal meselelerle doğrudan ilişki kurması gerektiğini savundu. Toplumsal olayları, savaşları ve kadın hakları ihlallerini anlattığını belirten Basalan, “Bunları anlatırken benden güzel bir manzara beklenemez” dedi. Sanatçı amacını şöyle tanımladı: “İzleyiciye bir darbe vurmak.” Bir eserde kişilik haklarına saldırı yoksa o eserin araştırılması ve anlaşılmaya çalışılması gerektiğini vurgulayan Basalan, sanata tepki vermeden önce sanat tarihine bakılması gerektiğini de savundu. Sanat tarihi derslerinin okullarda zorunlu hale getirilmesinin önemine de ayrıca dikkat çekti.

Bedri Baykam ise Türkiye’deki sanat ortamını değerlendirdi. Kendini koleksiyoner olarak tanımlayan birçok kişinin aldıkları eserlerin anlamı konusunda yeterli bilgi sahibi olmadığını öne süren Baykam, koleksiyonerlerin kendi aralarında konuşarak sanat anlayışı geliştirdiklerini düşündüklerini ama bunun gerçekle bağlantılı olmadığını belirtti. “Sanatı dinlemeye, öğrenmeye, düşünmeye hazır çok az insan var” dedi.








