Onur Alp Yılmaz: “Bu karar, ABD’nin yeni Ortadoğu dizaynı arayışının bir uzantısı”

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’ın yayınına katılan Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararını ve partinin geleceğini değerlendirdi.

Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Doç. Dr. Onur Alp Yılmaz, CHP’ye verilen ‘mutlak butlan’ kararını değerlendirdi.
  • Yılmaz, iktidarın bu kararı tepki almadan geçiştirmek istediğini belirtti.
  • CHP’nin mevcut durumu, mitinglerin yarattığı illüzyona kapılmak olarak tanımlandı.
  • Siyaset, sadece iç dinamiklerle açıklanamaz; muhalefetin yeni bir yol bulması gerektiğini vurguladı.
  • Bu karar, Türkiye tarihinin en büyük kırılmalarından biri olarak değerlendirildi.
Bilmeniz gerekenler

Ruşen Çakır’ın, toplumsal muhalefetin vereceği tepkinin belirsizliği ve kararın bayram öncesine denk getirilmesiyle ilgili sorusuna Onur Alp Yılmaz; iktidarın bu meselenin büyük bir reaksiyon oluşturmadan sönümleneceğini düşünerek bu adımı attığını belirtti. CHP’nin mevcut durumunu “yankı odasına sıkışmak” olarak tanımlayan Yılmaz, partinin mitinglerin yarattığı illüzyona kapıldığını söyledi.

Ortadoğu dizaynı ve iktidarın hamleleri

Onur Alp Yılmaz, Kemal Kılıçdaroğlu ve muhalefetin genel olarak iktidarın dış politika ile iç siyaseti harmanlayan hamlelerini doğru analiz edemediğini vurguladı:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarla uzlaşma hamlelerini, adımlarını görmeyen siyaseti doğru okuyamayan, iktidarın Ortadoğu’da Amerika’nın giriştiği dizayna bir müttefik olmasıyla Türkiye’de yaşananların ilişkisini çok geç kavrayan ve bunu kavrayan insanları moral bozmakla itham eden bir durum vardı.”

Onur Alp Yılmaz: "Bu karar, ABD’nin yeni Ortadoğu dizaynı arayışının bir uzantısı"
Onur Alp Yılmaz anlattı: Mutlak butlan aslında ne anlama geliyor?

“Liberal ezber bitti”

Siyasetin sadece iç dinamiklerle ya da Batı’nın müdahalesiyle açıklanamayacağını belirten Yılmaz, muhalefetin yeni bir yol bulması gerektiğini belirtti:

“Sıklıkla şu söyleniyordu batı engel olur, Avrupa engel olur, piyasalar engel olur bu liberal ezber bitti. Dünyayı ve Türkiye’yi bütüncül okumayan bir hikâyenin başarılı olma şansı yok. Batı kararını vermiş, bu yüzden bunu dengelemek için bunun dışında kalan aktörler Türkiye’deki muhalif hareketlerin temas kurması ya da en azından batıda bu sürecin dışında kalan buna eleştirel yaklaşan insanlarla muhalefetin temas kurması önemli. Bu işin nasıl toplumsallaştırılacağı, Türkiye’deki sınıfsal baskıyla ilişkisi, emekçi insanların hayatını nasıl etkilediğine dair ilişki önem taşıyor.”

Kılıçdaroğlu’nun “özgüveni” ve CHP içindeki tepkiler

Kılıçdaroğlu’nun “Herkesi sükûnete davet ediyorum.” açıklamasına Onur Alp Yılmaz şöyle cevap verdi:

“CHP’nin iktidarı yargı sopasıyla inşa etmeye kalkışıp sonra partimiz her şeyi yapmaya muktedir demesi çok ilginç. Kemal Kılıçdaroğlu şuna güveniyor; içerideki siyasi elitlerin büyük bir kısmı ‘Zaten bir sonraki listeyi ben yapacağım için mecburen bana biat edecekler.’ gibi bakıyor bu süren tartışmalı olma hali bir yerden sonra son bulacak gibi bakıyor. Kılıçdaroğlu’nun kendisine “özgüveni” çok da boşuna değil.”

Bir süredir kendisinin ne yaptığını hepimiz biliyoruz bu bir sır değil, CHP’li yetkililer Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki gösterirken özne kullanmıyorlar. Öznesiz tepkiler gösterildi, yarın mutlak butlan atanırsa diye ve açıkta kalırsak diye, bu adımları da görmezden gelmeyelim, maalesef Türkiye’nin siyasetçi kumaşı bu.”

Mevcut durumda rejimin istediği kontrollü muhalefeti yaratmak bağlamında konforlu bir alan sunulduğunu belirten Yılmaz, “Türk halkı bunu görmeli, bu görüldükten sonra bütün irademizi siyasetçilere teslim ettikçe bu garabet düzenin içinden çıkamayacağımı idrak etmemiz gerekiyor.” dedi.

Onur Alp Yılmaz: "Bu karar, ABD’nin yeni Ortadoğu dizaynı arayışının bir uzantısı"
Onur Alp Yılmaz anlattı: Mutlak butlan aslında ne anlama geliyor?

Türkiye siyasetinde büyük kırılma

Kararın sadece bir parti içi mesele olmadığını, rejimin nitelik değiştirdiğini belirten Onur Alp Yılmaz, mutlak butlan kararının Türkiye tarihinin en büyük kırılmalarından biri olduğunun altını çizdi:

“Amerika’nın Ortadoğu’da giriştiği dizayna dayanarak kalıtsal bir otorite kurmak isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Rejimin rekabetçi unsurlarını ortadan kaldırıp AKP’nin bir kartel partiye dönüşmesi, bir hegemonik otoriterliğe doğru gidişe işaret eden son derece kritik bir eşik. Bugün geldiğimiz noktada insanlara bırakın Erdoğan’ı değiştirmeyi siz ana muhalefet partisinin genel başkanını bile değiştiremezsiniz deniyor. Halksız bir siyaset yapmak, elitler arasına sıkışmış, Türkiye’de sanki demokrasi varmış gibi gösteren yeni bir siyasal sistem kurgulanmaya çalışılıyor.”

Video deşifresi

Onur Alp Yılmaz: “Bu karar, ABD’nin yeni Ortadoğu dizaynı arayışının bir uzantısı”

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Siyaset Bilimci Onur Alp Yılmaz’la konuşacağız ama bir toparlayayım. Peş peşe açıklamalar geliyor. CHP yöneticilerinin açıklamaları geliyor. “Tanımıyoruz” diyorlar. Ümit Özdağ darbe olarak niteliyor. Aynı şekilde Müsavat Dervişoğlu da çok açık bir pozisyon aldı. Türkiye İşçi Partisi öyle, EMEP öyle. Şu ana kadar DEM Parti’den açıklama bekleniyor. Bu arada demin söyledim, Adalet Bakanı bunun bağımsız ve tarafsız yargının kararı olduğunu ve herkesin uyması gerektiğini söyledi. Onur Alp Yılmaz, ne dersin, Adalet Bakanı’nın sözlerine itibar edelim mi? 

Onur Alp Yılmaz: Barış ve Demokrasi Festivali güzel gidiyor mu, diye sormak isterim ben.

Ruşen Çakır: Evet, bekliyor muydun bu kararı?

Onur Alp Yılmaz: Elbette bekliyordum Ruşen abi. Hatırlayacaksın, seninle yaptığımız yayınlarda da, Medyascope‘ta yazdığım yazılarda da aslında bunu ifade etmeye çalıştım ben. İktidar, Cumhuriyet Halk Partisi’ni topyekûn çökertme harekâtına girişmiş durumda. Bu 1,5 yıldır böyle. Sadece bugün olan bir şey değil. Ve bunun terörsüz Türkiye süreciyle paralel biçimde ilerletildiğini ifade ediyorum ben o günden beri. Aslında Türkiye’de birkaç sürecin beraber ilerlediğini görüyoruz. Biz iktidarın Ortadoğu’da Amerika’nın tezleriyle uyumlu hâle gelme, bunun karşılığında Türkiye’de böyle dikensiz bir gül bahçesi gibi, muhalefetsiz bir Türkiye yaratma, hatta bunun açık bir biçimde Amerikan Büyükelçisi tarafından dile getirildiği bir süreci yaşıyor. Bunun yanında terörsüz Türkiye bu işin başka bir uzantısı. İktidarın muhalefetine darbe yapan bir siyasi parti olmaktan çıkıp, yüzyıllık Kürt sorununu çözen parti hâline gelme iddiasının bir uzantısıydı en başından beri aslında yapılan bu işin adı. Bunu anlatmaya çalışıyordum. Dolayısıyla benim için sürpriz olmadı ama elbette üzücü oldu. Elbette Türk demokrasisi açısından çok ciddi bir geri çekiliş anlamına geliyor bu. İktidarın, rejimin rekabetçi unsurlarını tamamen tasfiye etmeye niyetlendiği ve bunu açıkça yaptığı bir sürece işaret ediyor. Bu yüzden Türkiye açısından epeyce demokratik açıdan geriye gidişin bir göstergesi olarak ifade etmemiz mümkün.

Ruşen Çakır: Peki, şimdi 19 Mart’ta çok ciddi bir mücadele oldu, direniş oldu ve hatta CHP bayağı bir Türkiye’de siyasete damga vurdu. Zamanla birazcık etkisini yitirmiş olabilir ama şimdi bir 21 Mayıs süreci başladı, ben öyle düşünüyorum. Katılır mısın bilmem. Nasıl bir cevap bekliyorsun burada? Şimdi iktidarın hamlesini gördük, 19 Mart’ta da görmüştük, şimdi burada görüyoruz. Ama CHP’nin ve genel olarak muhalefetin ve toplumsal muhalefetin nasıl tepki vereceğini şu anda bilmiyoruz. Ne düşünüyorsun? İnsanlar yoruldu mu? Bir de 9 günlük bayram tatilinin öncesine getirildi vesaire.

Onur Alp Yılmaz: İktidar zaten bu meselenin bir an önce sönümleneceğini ve bunun çok büyük bir reaksiyon oluşturmayacağını muhtemelen düşünerek bu adımı attı. Göreceğiz bunu. Öngörmesi çok zor ama şunu ifade edelim: 19 Mart’tan beri bence Cumhuriyet Halk Partisi – ki bunu defalarca eleştiren biri olarak söylüyorum – mitinglerin illüzyonuna kapıldı. Yani mitinglerin illüzyonuna kapılarak siyaset yapılmaz Türkiye gibi bir ülkede. Bunu ben ‘‘yankı odasına sıkışmak’’ olarak adlandırıyordum o günden beri ve hakikaten böyle de oldu. Günün sonunda baktığımızda, Kılıçdaroğlu’nun iktidarla bütün uzlaşma hamlelerine, adımlarına, atılımlarına rağmen bunu görmeyen, siyaseti doğru okuyamayan, iktidarın Ortadoğu’da Amerika’nın giriştiği dizaynla bir müttefik olmasıyla Türkiye’de yaşananların ilişkisini çok geç kavrayan, bunu kavramakta geciken; bunu kavrayan insanları moral bozmakla itham eden bir durum vardı karşımızda. İşte örneğin kendi adıma söylemem gerekirse; Cumhuriyet Halk Partisi’nin topyekûn çökertilme harekâtına girişildiğini, mutlak butlanın elbette atanacağını ifade ettiğimde moral bozmakla itham ediliyordum. Ama iktidar böyle bir şeyi ortaya attığı andan itibaren bunu neden yapmaması gerektiğinin ya da bunu neden yapmayacağının cevabı yoktu bende. Sıklıkla şu söyleniyordu: “İşte Batı buna engel olur, Avrupa buna engel olur, işte piyasalar buna engel olur. Burada bir piyasa duvarı var.” Ben de artık bu liberal ezberin dünyada bittiğini ifade ediyordum. Bunun dünyayı 2002 perspektifinden okumak olduğunu ifade ediyordum ve maalesef bu süreç beni haklı çıkartmış oldu. Artık dünyayı ve Türkiye’yi bütüncül okumayan bir hikâyenin başarılı olma şansı yok. Batı kararını vermiş. Batı kimle çalışmak istediği konusunda gayet net ve bu yüzden diyalektik bir şey söylüyorum; bunu dengelemek için bunun dışında kalan aktörlerle Türkiye’deki muhalif hareketlerin temas kurması ya da en azından Batı’da bu sürecin dışında kalan, buna eleştirel yaklaşan insanlarla muhalefetin temas kurması son derece önemli. Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin bırakılıp bırakılmayacağı tartışmasının nereye varacağı son derece önemli. Yeni bir cumhurbaşkanı adayıyla, örneğin bu sürece liderlik etmesi öngörülen bir cumhurbaşkanı adayıyla bu sürece devam edilip edilmeyeceği sorusu son derece önemli. Ve bu işin nasıl toplumsallaştırılacağı, bu işin Türkiye’deki sınıfsal baskıyla ilişkisi, emekçi insanların hayatını nasıl etkilediğine dair ilişki; bunların kurulması son derece büyük önem taşıyor. Bunlar olmadığı sürece eski ezberlerle, sanki Türkiye’de demokratik bir rekabet varmış gibi ezberlerle yapılan piyasa kaderciliğine dayanan yorumların ne kadar geçersiz olduğunu yaşanan son 1,5 yıl bize gösterdi.

Ruşen Çakır: Şimdi Kılıçdaroğlu bir açıklama yaptı. Arkadaşlara da rica ediyorum, onun görüntüsünü ekrana bir an önce hazırlasınlar. Yazılı bir açıklama. Diyor ki: “Hiç kimse endişe etmesin. Partimizi bu tartışmaların içinden çıkaracak ve iktidar yürüyüşünü devam ettireceğiz. Herkesi sükûnete ve ortak akla davet ediyorum. Biz bir aradayız.” diyor. Ne diyorsun Kılıçdaroğlu’na?

Onur Alp Yılmaz: Ya inanılmaz gerçekten. Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidarın yargı sopasıyla inşa etmeye kalkışıp sonra “Partimiz her şeyi yapmaya muktedir” demek epeyce ilginç bir şey. Ama tabii Ruşen abi şunu da ifade edeyim müsaadenle; Kılıçdaroğlu neye güveniyor burada? Temel soru bu. Kılıçdaroğlu şuna güveniyor: “İçerideki siyasi elitlerin büyük bir kısmı zaten ‘bir sonraki listeyi ben yapacağım’ için mecburen bana biat edecekler” gibi bakıyor bu süreç böyle devam ederse. Ve bu sürecin tartışmalı olma hâli bir yerden sonra son bulacak gibi bakıyor. Bu da son derece önemli, bunu da ifade etmek lazım. Yani Kılıçdaroğlu’nun kendisine tırnak içinde özgüveni çok da boşuna değil, bunun altı çok da boş değil. Dikkat et, bir süredir Kılıçdaroğlu’nun ne yaptığını hepimiz biliyoruz. Bu bir sır değil. Yani Cumhuriyet Halk Partili yetkililer Kılıçdaroğlu’na tepki gösterirken özne kullanmıyorlar. Yani öznesiz tepkiler gösterildi. “Yarın mutlak butlan atanırsa diye” ve “açıkta kalırım diye” yapılan bu adımları da görmezden gelmeyelim. Maalesef Türkiye’nin siyasetçi kumaşı bu ve bu kumaşta bu insanlara, rejimin istediği kontrollü muhalefeti yaratmak bağlamında inanılmaz konforlu bir alan sunuyor. Türk halkı bunu görmeli. Bu görülmeli. Ve bu görüldükten sonra bütün irademizi siyasetçilere teslim ettikçe bu garabet düzenin içinden çıkamayacağımızı idrak etmemiz gerekiyor.

Ruşen Çakır: Bu, “rejimin istediği kontrollü muhalefet” dedin, önemli bir şey. Mesela Özgür Özel’in de Ekonomist’te yazdığı yazıda “CHP’yi kapatmak değil, ehlileştirmek istiyor iktidar” demişti. Bu senin söylediğinle örtüşüyor ve rejimin istediği kontrollü muhalefetin yeni bir aşamasındayız o zaman.

Onur Alp Yılmaz: Elbette öyle. Yani bu siyaset biliminde iki farklı kavram vardır. Biliyorsun seçimlerin İngilizcesi “election” bir de “acclamation” diye bir kavram vardır. Bu alkışlama mekanizması demektir. Yani evet önümüze bir sandık koyulur ama o sandığın sonucu değiştirmeyeceği bellidir. Bizler açısından sadece birer pazar aktivitesine dönüşmüştür ve bu, Türkiye’nin fiilen Rusyalaşması ya da Azerbaycanlaşması anlamına gelir siyasal sistem açısından. Türkiye’de aslında benim itirazım ve son 1,5 yıldır yazdığım yazılarda ya da çıktığım yayınlarda anlatmaya çalıştığım şey tam da buydu. Amerika’nın desteğiyle, Amerika’nın Ortadoğu’da giriştiği dizayna dayanarak kalıtsal bir otoriterlik kurmak isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız biz. Yani biz artık hukuken çok partili bir sistemimiz olsa da, hukuken Türkiye’de çok parti olsa da, tek partinin hüküm süreceği bir yeni rejime doğru gidiyoruz. Bu hakikaten rejimin rekabetçi unsurlarının ortadan kalkıp AK Parti’nin bir kartel partiye dönüşmesi, bir hegemonik otoriterliğe doğru gidişe işaret eden son derece kritik bir eşik. Bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok büyük bir kırılma yaşandı. Yani yargı marifetiyle Türkiye’de muhalefet partisinin genel başkanı değiştirildi. O partinin üyelerinin seçtiği, delegelerin seçtiği genel başkan yerine yargı kararı dedi ki: “Hayır, siz genel başkan seçemezsiniz; genel başkanı biz seçeriz.” dedi. Yani bu şu demek aslında: Bugün geldiğimiz noktada insanlara “Bırakın Erdoğan’ı değiştirmeyi, siz ana muhalefet partisinin genel başkanını dahi değiştiremezsiniz” deniyor. Bunun ne kadar vahim bir şey olduğunun farkında mıyız? Yani halksız bir siyaset yapmak artık elitler arasına sıkışmış, Türkiye’de sanki demokrasi varmış gibi gösteren, rejime meşruiyet üreten yeni bir siyasal sistem kurgulanmaya çalışılıyor. Bunu görmek lazım. Türkiye’de bir perde kapanmak üzere. Henüz kapanmadı ama kapanırsa çok acı çekeceğiz.

Ruşen Çakır: Peki, ne yapabilir şimdi Özgür Özel ve arkadaşları? Tabii bu arada Ekrem İmamoğlu falan iyice unutulacak Türkiye’de. Bambaşka bir süreç başlıyor. Şimdi Büyükşehir Belediyesi davası vesaire hep bunun gölgesinde kalacak. Ne bekliyorsun CHP’den? Bir hazırlıkları vardır herhâlde.

Onur Alp Yılmaz: Onu ben bilemem, o konunun muhatabı ben değilim.

Ruşen Çakır: Hayır, yani sen ne bekliyorsun? Ne yapabilirler? Mesela yeni bir parti iyi bir seçenek mi, yoksa parti içerisinde kalıp bu sürecin gelişmesini mi bekleyecekler? Ne yapabilirler? Çünkü çoğunluk aslında şu anda parti teşkilatının, milletvekili grubunun vesaire çoğu şu andaki yönetimde.

Onur Alp Yılmaz: Şimdi tabii üç temel seçenek var burada. Bunlardan birincisi senin az önce ifade ettiğin partide kalma hâli. İkincisi yeni bir partiye geçme hâli. Üçüncüsü ise hem partide kalıp hem de yeni yönetimi tanımama hâli. Ama bunun üçünün de maliyeti var. Partide kalma durumunda örneğin yeni bir kurultay yapıldığında iktidar neden o kurultayı tanısın ve Özgür Özel’in yönetimini tanısın diye bir soru var. Yani daha önceki kurultayı tanımayanlar bunu neden tanısın gibi bir soru ortaya çıkacak. Orada da çeşitli şaibe iddiaları muhtemelen ortaya atılacak. Yeni bir parti kurulsa bu parti seçimlere sokulacak mı? Bir soru işareti. Yani iktidarın neye yeltendiğini gördüğümüzde benim aslında kaygılarım daha da artıyor, onu ifade etmem lazım. Diğer taraftan bu parti için kaynak nasıl yaratılacak, seçimler nasıl finanse edilecek, kampanya nasıl finanse edilecek gibi çeşitli soru işaretleri beliriyor. Üçüncüsü; partide kalınsa ve yönetim tanınmasa, bu şekilde ilerlense burada da iktidar muhtemelen bu havanın sönmesini ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin sonu gelmeyen tartışmalara savrulmasını hedefliyor. Aslında iktidar bu açıdan düşündüğümüzde, Ruşen abi, her açıdan – yani bu formüllerden hangisi geçerli olursa olsun – istediği karmaşıklaşmış CHP görüntüsünü elde etmiş oluyor gibi bir durum var karşımızda. Milletvekili grubunun ne yapacağı son derece önemli. Orada ifade ettiğim gibi bir grup öznesiz Kılıçdaroğlu eleştirisi yapıyordu, bakalım onlar neler yapacak. Kamuoyunun desteği ne şekilde cereyan edecek? Hani 19 Mart’tan sonra bir şey görmüştük; Kemal Bey kurultayı kaybettiği günden itibaren ilk defa kurultaya katılmıştı 6 Nisan’da. Bu aslında biraz kamuoyunun baskısıyla olmuş bir şeydi. Dolayısıyla tüm bunları önümüzdeki süreçte göreceğiz. Ama dediğim gibi her birinin bir maliyeti var ve iktidar, mevcut Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarının içinde yer almadığı bir siyasi sistem istiyor. Bu da son derece açık. Yani Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ekibinin tasfiye edildiği yeni bir siyaset arenasına ihtiyaç duyuyorlar.

Ruşen Çakır: Şimdi son olarak şunu sormak istiyorum. “Çözüm sürecine paralel bir süreç” dedin. Buradan şunu anlıyorum: İktidar çözüm sürecinde kararlı, CHP’yi de tüketmekte kararlı. Öyle anlıyorum kabaca. Bu haliyle mesela DEM Parti’den ilk gelen açıklamalar bu olayın karşısında duracakları yolunda bir ilk izlenim, birazdan açıklama gelecek. Nasıl olacak bu? Yani CHP’nin bu haliyle çözüm süreci hiçbir şey olmamış gibi gidebilir mi?

Onur Alp Yılmaz: Ben onu söylemiyorum, ona itirazım var benim. Ben iktidarın çözüm sürecinden alacağını zaten CHP’ye yaptıklarıyla aldığını düşünüyorum. Bu saatten sonra çözüm süreci Erdoğan için hiçbir zaman zaten bir şey ifade etmedi bence CHP’ye yapılanlar haricinde. Ve yine bir şey ifade etmemeye devam ediyor. Yani 19 Mart’tan sonra AK Parti’ye “cuntacı” diyen bir Cumhuriyet Halk Partisi vardı. Cuntacı bir partiyle masaya oturmak siyaseten çok maliyetlidir. Bu aslında ahlaki olarak son derece problemli bir şeydir. İktidar orada Cumhuriyet Halk Partisi’nin elinden bu ahlaki kozu almış oldu. Bir anda iktidarla masaya oturan partiler, muhalefetine karşı darbe yapan, bir cuntacılığa girişen partiyle değil de, tırnak içinde “yüzyıllık Kürt sorununu çözmek için inisiyatif alan partiyle” masaya oturan bir partiye dönüştüler, birer aktöre dönüştüler. Bu da ahlaki üstünlük bahşetti onlara. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani orada ahlaki üstünlüğü yeniden ele geçirme hamlesiydi iktidarın ve bunda başarılı oldular. Bu saatten sonra iktidar açısından çözüm sürecinin şeyi bitmiştir. Yani onlar alacaklarını aldılar ve siyaset zeminini o anda yeniden kurguladılar. Bir anda AK Parti’yi Cumhuriyet Halk Partisi izole edebilecekken, AK Parti Cumhuriyet Halk Partisi’ni izole etti ve maalesef Türkiye’deki aydınların birçoğu da 10 yıldır savaş politikası, çatışma politikası yürüten AK Parti’yi değil, Cumhuriyet Halk Partisi’ni samimiyet testine tabi tuttular o komisyon masasına oturulan süreçte. Yani “Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın” diyen yoktu. “Neden bu kadar Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanı tutuklanıyor?” diyen yoktu ya da diğer taraftan “Demokratikleşme bu kadar karmaşık bir şey değil. Bunun için komisyon kurmanıza gerek yok. Seçilmiş insanları tutuklamasanız demokratikleşme açısından epey bir mesafe kat etmiş oluyoruz.” diyen yoktu. Ve bu çılgınlığın içinde herkesin CHP’yi samimiyet testine tabi tuttuğu bir denklemin içinde biz AK Parti’nin siyaset zeminini çözüm süreci üzerinden yeniden terbiye ettiğini gördük. Bugünden sonra AK Parti açısından çözüm sürecinin hiçbir anlamı yoktur. Erdoğan istediği anda bu masayı devirir.

Ruşen Çakır: Of… Çok sağ ol Onur Alp. Birden “of” dedim. Neyse, işimiz zor. Çok teşekkürler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.