İsviçre’de her yıl 14 Haziran, kadınların eşitlik mücadelesinin en güçlü simgelerinden biri haline geldi. “Kadınlar isterse her şey durur” sloganıyla anılan bu tarihi Kadınların Grevi, bugün Zürih’te yüz binlerce kadının katılımıyla yaklaşık 6 kilometrelik bir yürüyüşle gerçekleşti.
Filistin, Afganistan, Sudan, Kürdistan, Yemen ve Afrika’daki kadınların yaşadıkları şiddetin çığlığı ve sesi olmak amacıyla düzenlenen eylemde, kadınlara özgürlük talebi ön planda tutuldu. Yürüyüşün iki etabında kadınlar 5’er dakika yerde oturarak ve uzanarak protesto gerçekleştirdi. Ardından çığlıklar atarak ayağa kalkan katılımcılar, söz konusu ülkelerdeki kadınlar adına ses olma ritüelini yerine getirdi. Sıklıkla Kürtçe Jin Jiyan Azadi ve farklı dillerde kadın ,yaşam, özgürlük sloganları atıldı.
Eylem, Paradeplatz’da bulunan İsviçre merkezli bankaların olduğu merkezde sonlandı.

Bu yılki grev, hem İsviçre’deki kadınların eşitlik taleplerini hem de dünya genelindeki kadınlara yönelik şiddete karşı küresel dayanışmayı güçlü bir şekilde ortaya koydu.
14 Haziran yürüyüş tarihi 1981’deki anayasal eşitlik maddesinden başlayarak, kitlesel grevler ve yürüyüşlerle dolu bir mirası temsil ediyor. Refah düzeyi yüksek bir ülkede yapısal cinsiyet eşitsizliğinin hâlâ derin izler taşıdığını gösteren bu hareket, 1991 ve 2019’daki büyük grevlerle ülke tarihine damga vurdu ve günümüzde de her yıl yenilenen bir feminist gelenek oluşturdu.

1981: Anayasal eşitlik ve gerçeklik arasındaki uçurum
Her şey, 14 Haziran 1981’de yapılan halk oylamasıyla başladı. İsviçre federal anayasasına “Kadın-Erkek Eşitliği” maddesi eklendi. Bu, kadınların yasal eşitliğinin resmileşmesi anlamına geliyordu. Ancak pratikte eşitlik çok yavaş ilerledi. Ücret eşitsizliği, ev içi bakım emeğinin tanınmaması, siyasette yetersiz temsil ve cinsiyet temelli ayrımcılık devam etti. Kadın hareketi, anayasal maddenin kâğıt üzerinde kalmasını protesto etmek üzere bu tarihi bir referans noktası haline getirdi.
1991: İlk ulusal kadın grevi – Tarihe geçen mobilizasyon
1981 referandumunun 10. yıl dönümünde, 14 Haziran 1991’de İsviçre tarihinde dönüm noktası niteliğinde bir eylem gerçekleşti. Yaklaşık 500 bin kadın (ve bazı erkekler) fabrikalardan ofislere, evlerden okullara kadar işlerini bıraktı. Bu, 1918’deki genel grevden sonraki en büyük kitlesel hareketti.
Mor dalga şeklinde sokaklara dökülen kadınlar, “Wenn Frau will, steht alles still” (“Kadın isterse her şey durur”) sloganıyla eşit ücret, eşit fırsatlar ve cinsiyet ayrımcılığının sona ermesini talep etti. Piknikler, mitingler ve protestolarla ülke çapında yankı uyandıran grev, 1996’da Cinsiyet Eşitliği Yasası’nın çıkarılmasında etkili oldu. Yine de tam eşitlik sağlanamadı.
2019: İkinci büyük dalga ve mor sel
Tam 28 yıl sonra, 14 Haziran 2019’da hareket yeniden alevlendi. Yine yaklaşık 500 bin kişi katıldı. Zürih, Cenevre, Bern gibi kentlerde mor kıyafetler, ıslıklar ve pankartlarla sokaklar doldu. Talepler güncellendi: Eşit ücret, ücretsiz bakım emeğinin tanınması, cinsel şiddete ve tacize son, siyasette daha fazla kadın temsili.
Grevin etkisiyle parlamentodaki kadın oranı arttı, ancak ücretlerdeki %15-18’lik fark ve diğer yapısal sorunlar çözülmedi. Bu grev, genç nesilleri de harekete geçirerek 14 Haziran’ı yıllık bir feminist eylem günü haline getirdi.

Günümüze uzanan gelenek: 2023-2025 ve ötesi
2019’dan itibaren her yıl 14 Haziran’da “Feminist Grev” veya “Kadın Grevi Günü” kutlanıyor. Katılım on binlerden yüz binlere değişse de, hareketin gücü artıyor. 14 Haziran 2019 günü gerceklesen yürüyüş en yüksek katılımlı kitlesel yürüyüştü. Yaklaşık 2 milyon kadın katıldı.
2023’te 500 binden fazla kişi “Saygı, daha fazla maaş, daha fazla zaman!” talebiyle sokaklardaydı. Kadın cinayetleri, bakım emeği ve kamu harcamalarındaki kesintiler ön plandaydı.
2024 ve 2025’te de Zürih, Bern, Cenevre başta olmak üzere 25’ten fazla kentte yürüyüşler ve eylemler düzenlendi. Göçmen kadınların hakları, patriyarkal şiddet, ekofeminist yaklaşımlar ve bakım emeği vurgusu öne çıktı. 2025’te ücret farkının hâlâ %17,5 olduğu raporlandı.
Zürih Feminist Grev Kolektifi gibi oluşumlar, 2027 için ülke çapında bir “Bakım Grevi” kampanyası başlattı. Hareket, sendikalar, feminist kolektifler ve sol örgütlerle güçleniyor.

Neden hâlâ gerekli?
İsviçre gibi “nötr” ve zengin bir ülkede bile kadınlar eşit işe eşit ücret alamıyor, bakım yükü ağırlıklı olarak omuzlarında ve şiddet tehdidi devam ediyor. 14 Haziran, sadece bir anma günü değil; somut adımlar için baskı aracı… Kadınlar, “Zürih’te de olsa asla eşit değiliz” diyerek sistemik sorunlara dikkat çekiyor.
Bu mücadele, Türkiye’deki feminist hareketler ve küresel dayanışma için de ilham kaynağı. 14 Haziran, kadınların kolektif gücünün ne kadar dönüştürücü olabileceğini bir kez daha gösteriyor.








