İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu’nun sunduğu Açık Oturum programının 525. bölümüne avukat Figen Çalıkuşu, sosyolog Ferhat Kentel ve siyasetçi-yazar Nesrin Nas oldu. Programda, Deniz Göktaş’la gelen politik mizah üzerinden ifade özgürlüğü, mizahın toplumsal işlevi ve Türkiye’deki kutuplaşma iklimi ele alındı..
Videonun özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisi üzerinden ifade özgürlüğü ve politik mizah tartışıldı.
- Figen Çalıkuşu, hicvin toplum için önemli bir ifade biçimi olduğunu ve eleştirinin kritik önem taşıdığını belirtti.
- Nesrin Nas, politik mizahın güçlüleri hedef aldığını ve otoriter yönetimlerin mizahı tehdit olarak gördüğünü ifade etti.
- Ferhat Kentel, mizahın kutuplaşmış toplumlarda etkili bir iletişim aracı olduğunu dile getirdi.
- Konuklar, ortak kahkahanın iktidar açısından rahatsızlık yarattığını savundu.
Figen Çalıkuşu, hicvin demokratik toplumların vazgeçilmez ifade biçimlerinden biri olduğunu belirterek, satirin doğası gereği sarsıcı, rahatsız edici ve kışkırtıcı olabileceğini söyledi. Hicvin temel amacının toplumsal aksaklıkları, siyasal iktidarı ve yerleşik kabulleri eleştirmek olduğunu vurgulayan Çalıkuşu, bu nedenle ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinin uygulanabilmesi için yalnızca bir kesimin incinmesinin yeterli olmadığını belirten Çalıkuşu, kamu barışının bozulmasına yönelik somut ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerektiğini söyledi.
Deniz Göktaş’ın yıllardır aynı gösterileri sahnelediğini, gösterinin YouTube’da milyonlarca kişi tarafından izlendiğini ve buna rağmen herhangi bir toplumsal çatışmanın yaşanmadığını hatırlatan Çalıkuşu, suçun unsurlarının oluşmadığını savundu.
Gözaltı kararının da hukuken gerekli olmadığını ifade eden Çalıkuşu, cezası alt sınırdan değerlendirildiğinde 6 aydan başlayan bir suçlama nedeniyle kaçma ya da delilleri karartma ihtimalinin bulunmadığını belirterek, “Asıl mesele hukuki değil, iktidarın kahkahadan ve kalabalıklardan duyduğu rahatsızlık” değerlendirmesinde bulundu.

“Gerçek mizah güçlüleri hedef alır”
Nesrin Nas ise tartışmanın yalnızca Deniz Göktaş üzerinden yürütülmemesi gerektiğini belirterek, esas sorunun mizahın iktidarla kurduğu ilişki olduğunu söyledi.
Gerçek politik mizahın güçlüleri, yerleşik düzeni ve toplumsal normları hedef aldığını ifade eden Nas, mizahın konfor alanlarını bozduğunu ve bu nedenle her zaman risk taşıdığını dile getirdi.
Otoriter yönetimlerin mizahı bir tehdit olarak görmesinin tesadüf olmadığını söyleyen Nas, kamusal alanda sergilenen cesaretin ve eleştirel tavrın yayılmasının iktidarlar açısından rahatsızlık yarattığını ifade etti.
Aziz Nesin’den Levent Kırca’ya, Gırgır geleneğine kadar Türkiye’de politik mizahın önemli örnekleri bulunduğunu hatırlatan Nas, rasyonel yönetim anlayışının zayıfladığı dönemlerde mizahın daha fazla baskıyla karşı karşıya kaldığını savundu.
“Mizah, konuşma yolları tükendiğinde devreye girer”
Sosyolog Ferhat Kentel ise mizahın özellikle kutuplaşmış toplumlarda en etkili toplumsal iletişim araçlarından biri haline geldiğini söyledi.
İnsanların konuşma kanallarının daraldığı dönemlerde mizahın devreye girdiğini belirten Kentel, Deniz Göktaş’ın yalnızca dini değerleri değil, devrimci çevreleri, seküler kesimleri, siyasetçileri ve kendisini de eleştirebildiğini ifade etti.
Bu yaklaşımın ayrım üretmek yerine toplumun farklı kesimlerini ortak bir gülme deneyiminde buluşturduğunu söyleyen Kentel, bunun politik açıdan dönüştürücü bir özellik taşıdığını dile getirdi.
“Kahkahadan duyulan korku kutuplaşmanın korunmasıyla ilgili”
Programda, Deniz Göktaş’ın gösterisinin farklı toplumsal kesimleri aynı salonda buluşturmasının ve ortak kahkaha üretmesinin siyasi açıdan dikkat çekici olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Konuklar, uzun yıllardır devam eden kutuplaştırıcı siyasal dilin ortak gülme anlarında zayıfladığını, bunun da iktidar açısından rahatsızlık yarattığını savundu.
Tartışmada, geçmişte Bülent Arınç’ın kadınların kahkahasına yönelik açıklamaları da hatırlatılarak “kahkaha korkusu” kavramı üzerinde duruldu. Kahkahanın yerleşik, ataerkil ve otoriter düzen açısından bozucu bir güç olarak görüldüğü ifade edildi.
Geçmişte Süleyman Demirel ve Turgut Özal gibi siyasetçilerin karikatürlere ve mizaha daha fazla hoşgörü gösterebildiği belirtilirken, günümüzde ise eleştirilerin çoğu zaman “cumhurbaşkanına hakaret” soruşturmalarına konu olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Deniz Göktaş’ın hicveden dili üzerinden, ifade özgürlüğü, politik mizah ve toplumsal kutuplaşma tartışmalarının ele alındığı programın katılımcıları, mizahın toplumun nefes alma alanlarından biri olduğunu, farklı kesimleri bir araya getirme gücü taşıdığını ve politik mizahın demokratik toplumlarda korunması gereken temel ifade biçimlerinden biri olduğunu dile getirdi.








