Aylardır süren İBB davasında beklenen gün geldi. Duruşmanın 64. gününde Ekrem İmamoğlu savunmasını yapmak için hakim karşısına çıkacak.
Medyascope muhabirleri Furkan Karabay, Fırat Fıstık ve Ali Deniz Çakır gelişmeleri Silivri’de takip edecek. Medyascope editörleri gelişmeleri aktaracak.
- Ruşen Çakır yorumladı: Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını beklerken
- İBB davasında 62. gün: Fatih Keleş’in savunması başladı
- Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın yargılandığı casusluk davası ertelendi: Duruşmada neler oldu?
- Duruşması ertelendi: İmamoğlu diploma davasında ne anlattı?
Medyascope'a destek olmak ister misiniz?
Herkese merhaba!
Gün boyu yaşanan gelişmeleri canlı aktarım sayfamızdan aktarmaya devam ediyoruz. Tam da bu noktada küçük bir hatırlatma yapmak istiyoruz.
Haberciliğimizi sürdürebilmek sizlerin desteğiyle mümkün. Medyascope’a destek olmak ise sadece beş dakika.
Doğru ve güvenilir haberciliğin devam etmesi için tıkla ➡️ https://abonelik.medyascope.tv/
Mahkeme başkanı: "Fatih Keleş'in savunması 13.00'te bitmeli"
Avukat Nergiz İnce’nin savunmasına devam ederken mahkeme başkanı araya girdi. Mahkeme başkanı, İnce’nin savunmasını saat 13:00’da keseceğini söyledi. İnce, bunun savunma hakkının ihlali olduğunu ve kayda geçmesini söyledi.
"Hangi suçu işledi de 8 milyon dolar vermeyi göze aldı?"
Avukat Nergiz İnce, Fatih Keleş'i suçlayan itirafçılardan Sarp Yalçınkaya'nın tahliye olmak için 8 milyon dolar verdiğini hatırlattı. İnce, "Hangi suçu işledi de 8 milyon dolar vermeyi göze aldı? Türk savcılarına güvenmiyor mu? Masum olduğuna inandığı halde savcılara güvenmediği için mi 8 milyon dolar para ödüyor” dedi.
İnce, itirafçı Ertan Yıldız’ın bir diğer itirafçı Süleyman Atik'i ifadesinde tanımamazlıktan geldiğini söyledi. İnce, "İlk iki ifadesinde 10 yıldır tanıdığına ilişkin beyanı var. Sonraki 4 ifadesinde ondan hiç bahsetmiyor" dedi.
Savcılığa tepki gösteren İnce, "Bir gün çıkıp Ertan Yıldız bizi kandırdı diyeceksiniz. Ama siz Ertan Yıldız'ın beyanlarına çok güvendiniz. Kandırdı da diyemeyeceksiniz. Keşke sadece Ertan Yıldız kandırmış olsa sizi" ifadelerini kullandı.
Fatih Keleş'in avukatı savunmaya devam ediyor
Avukat Nergiz İnce, “Fatih Keleş'in Ekrem İmamoğlu'nun kasası olduğu” iddiasına değindi. İnce, iddianamede Keleş'i İmamoğlu'nun kasası, örgütün kasası, bazen de kasalardan biri olduğunun iddia edildiğini, bu konuda sürekli bir değişim olduğunu belirtti. İnce, Keleş’in “suçlu olduğunun herkes tarafından bilindiğine” dair soyut bir söylem olduğuna dikkat çekti. İnce, "O halde bu 'herkes' isimli şahıs ya da 'herkes'lerden oluşanların tespit edilerek mahkemeniz huzurunda tanık olarak dinlenmesini talep ediyoruz" dedi.
İnce devamında, "Kim olduğu belirsiz bu topluluktan yola çıkılarak müvekkilime kasa yakıştırması yapılamaz. 'Herkes'in tespit edilmesini istiyoruz" ifadelerini kullandı. İnce, Ekrem İmamoğlu'nun konutundaki güvenlik kameralarının alınması talimatının Fatih Keleş tarafından verildiği iddiası içinse "Görüntülerde müvekkilim yok. Atılı suç tarihinde cezaevindeydi" dedi.
Ekrem İmamoğlu’nun savunma için kürsüye gelmesi bekleniyor
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 59’u tutuklu, 414 sanıklı İBB davasının ilk duruşması 63. günde, değişen adıyla İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin karşısındaki 1 No’lu Duruşma Salonu’nda devam ediyor.
Duruşma, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in avukatlarının savunmasıyla sürüyor. Devamında Ekrem İmamoğlu’nun savunma için kürsüye gelmesi bekleniyor.
Keleş’in avukatı Nergiz İnce, dün yarım kalan savunmasına, Leonard Cohen'in şarkısına atıfta bulunarak devam etti. İnce, "Herkes biliyor geminin su aldığını, herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini, ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu, Biz de biliyoruz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı neden örgütlü suçları dosyaya koydu” dedi.
Dün neler oldu?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik davada tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, Beylikdüzü dönemindeki suçlamalar ile örgüt yöneticiliği iddialarını reddetti. Hakkındaki isnatların "içi boş iddialar ve saptırılmış ithamlardan" oluştuğunu savunan Keleş, "Bugün burada suçsuzluğumu değil, gerçek dışı bu kurgunun tutarsızlığını ispat etmek için savunma yapıyorum" dedi.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu 414 sanıklı İBB Davası'nın görülmesine, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam edildi.
Davaya "örgüt yöneticiliği" ile suçlanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in savunmasıyla devam ediliyor.
Örgüt yöneticiliğine ilişkin savunmasını daha önce yaptığını hatırlatan Keleş, iddianamenin üçüncü bölümünde Beylikdüzü dönemine ilişkin doğrudan cezalandırılması istenen eylemlerin dayanaksız olduğunu ifade etti. Keleş, Uğur Güngör'ün ticari uyuşmazlığında kendisini baskı aracı olarak kullandığını ileri sürerek, "Mehmet Murat Çalık'a gönderdiği mesajda adımı şantaj enstrümanı olarak kullandı. Beni iddialarına dahil etmesindeki gerçek niyet, 14 Mart 2024 tarihli tehdit içerikli mesajdan açıkça anlaşılmaktadır" dedi.
"Temel konularda farklı beyanlar verdiler"
Savunmasında, Uğur Güngör, Davut Akay ve Zafer Gül'ün ifadelerinin birbirleriyle ve kendi anlatımlarıyla çeliştiğini söyleyen Keleş, söz konusu kişilerin rüşvet parasının miktarı, paranın kim tarafından teslim edildiği, teslim tarihi, yeri ve senetlerin sayısı gibi temel konularda farklı beyanlar verdiklerini belirtti.
Keleş, Uğur Güngör'ün ilk ifadesinde senet ödemesinin kendisi, Davut Akay ve Zafer Gül tarafından iş yerinde elden yapıldığını söylediğini, sonraki ifadelerinde ise ödemeyi yapan kişiler ve teslim sürecine ilişkin farklı anlatımlarda bulunduğunu kaydetti. Davut Akay'ın da önce kendisini tanımadığını ve ödeme sürecinde bulunmadığını söylediğini, daha sonraki ifadesinde ise Zafer Gül ile birlikte para teslimine tanıklık ettiğini öne sürdüğünü hatırlattı. Bu iddiaları destekleyen herhangi bir teknik delil bulunmadığını savunan Keleş, "Dosyada HTS ya da baz kayıtları dahil aleyhime tek bir somut delil yoktur" dedi. İddianamede yer verilen baz kayıtlarının da Beylikdüzü'nü değil Ataşehir'i gösterdiğini belirten Keleş, avukatlarının incelemesine göre söz konusu kayıtların farklı güzergâhlarda seyir halindeki telefonlardan kaynaklanan rastlantısal veriler olduğunu ifade etti.
"İddiaya konu para tesliminden yaklaşık bir yıl önce tadilat projesi zaten onaylanmıştı"
Keleş, savcılığın ilk eylem kapsamında ileri sürdüğü rüşvet iddiasının da belediyenin resmî kayıtlarıyla çürütüldüğünü savundu. İddianamede rüşvetin, 11. Mahalle projesinde tadilat ruhsatının alınması karşılığında verildiğinin öne sürüldüğünü belirten Keleş, Beylikdüzü Belediyesi kayıtlarına göre tadilat ruhsatının 22 Ekim 2015 tarihinde düzenlendiğini, Uğur Güngör'ün ise paranın 22 Ağustos 2016'da teslim edildiğini iddia ettiğini söyledi. "İddiaya konu para tesliminden yaklaşık bir yıl önce tadilat projesi zaten onaylanmıştı" dedi.
"Dönemin belediye başkanı AK Partili Yusuf Uzun'du, ben o dönem belediye meclis üyesi bile değildim"
Keleş, iddianamenin ikinci eyleminde yer alan Kubist Projesi'ne ilişkin suçlamaları da reddetti. Metin Gül'ün, projenin iskânını alabilmek için kendisine 2,5 milyon lira rüşvet verdiği yönündeki iddiasının yalnızca soyut beyana dayandığını savunan Keleş, iddia edilen para tesliminin nerede, ne zaman ve kimlerin huzurunda yapıldığına ilişkin hiçbir somut açıklama bulunmadığını söyledi. Dosyada Metin Gül ile arasındaki tek telefon irtibatının 3 Mart 2014 tarihli olduğuna dikkati çeken Keleş, "Ben o tarihte henüz belediye meclis üyesi bile değildim. Dönemin Belediye Başkanı AK Partili Yusuf Uzun'dur. Kamu görevim olmayan bir dönemde gerçekleşen bir irtibatın rüşvet suçuna dayanak yapılması hukuken mümkün değildir" dedi.
"Kimse elde ettiği yasal bir hak için gayrimeşru bir yola başvurmaz"
Kubist Projesi'nin iş bitirme tutanaklarının da 13 Mart 2014 tarihinde, yani kendisi ve Ekrem İmamoğlu göreve gelmeden önce onaylandığını belirten Keleş, "İskân için gerekli işlem zaten tamamlanmıştı. Hukuken kazanılmış bir hak için rüşvet verildiği iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Kimse zaten elde ettiği yasal bir hak için gayrimeşru bir yola başvurmaz" ifadelerini kullandı. Savcılığın Kalekent Projesi'ne ilişkin 8 numaralı eylemde de Metin Gül'ün 5 milyon lirayı kendisine ve Adem Soytekin'e verdiği yönündeki iddiasıyla "rüşvete aracılık" suçlamasında bulunduğunu hatırlatan Keleş, bu iddiaların da somut delilden yoksun olduğunu savundu.
Keleş, savunmasında iddianamede yer alan 5 numaralı "Beylikdüzü'ndeki Deniz İstanbul isimli inşaat projesinden Veysel Erçevik'in aracılığıyla Adem Soytekin'in 3 adet daire, Fatih Keleş'in 1 milyon dolar rüşvet alması" eylemine ilişkin suçlamaları da reddetti. Savcılığın, Deniz İstanbul projesinde ruhsat engellerinin aşılması karşılığında Fuat Keleş'ten 1 milyon dolar rüşvet aldığı ve rüşvete aracılık ettiği iddiasında bulunduğunu hatırlatan Keleş, bu suçlamaların çelişkili beyanlara dayandığını savundu.
Keleş, Fuat Keleş ile Mustafa Keleş'in farklı tarihlerde verdikleri ifadelerin hem kendi içinde hem de birbirleriyle çeliştiğini belirterek, Fuat Keleş'in ilk ifadesinde hiç tanımadığı halde kendisinin satış ofisine geldiğini, ruhsat işini çözeceğini söyleyerek kendisini iş yerine çağırdığını, burada 1 milyon dolar talep ettiğini ve bunun üzerine üç senet düzenlendiğini iddia ettiğini aktardı. Ancak daha sonraki ifadesinde senet sayısını "4-5 de olabilir" şeklinde değiştirdiğini ve ödemelerin Mart 2019 ile Aralık 2020 arasında yapıldığını öne sürdüğünü ifade etti. Mustafa Keleş'in ise önceki ifadelerinde adını hiç anmazken sonradan oğlunun anlatımını tekrar ederek kendisini olayın içine dahil ettiğini söyledi.
"Kötü kurgulanmış bir senaryo"
Keleş, 1 milyon dolar gibi büyük bir meblağın teminatı olduğu ileri sürülen senetlerin nasıl düzenlendiği, kimler tarafından imzalandığı ve nasıl imha edildiğine ilişkin dosyada hiçbir delil bulunmadığını belirtti. Fuat Keleş'in senet sayısını ve ödeme tarihlerini dahi net olarak hatırlayamadığını ifade eden Keleş, "Hayati önemdeki bu ayrıntıların hatırlanmaması, anlatının gerçek bir hafızaya değil kötü kurgulanmış bir senaryoya dayandığını göstermektedir" dedi.
Savunmasında, hem 1 numaralı hem de 5 numaralı eylemde rüşvet ödemesinin vadeli senetlerle yapıldığının iddia edildiğine dikkat çeken Keleş, "İki yıla yayılan vadeli senetlerle rüşvet anlaşması yapılması hayatın olağan akışına uygun değildir" ifadelerini kullandı.
Keleş, dosyada ne Deniz İstanbul satış ofisinde ne de kendi şirketi Dörter Mermer'de ortak baz kaydı bulunduğunu belirterek, aleyhine delil olarak gösterilen tek baz kaydının 10 Ocak 2019 tarihinde Mermerciler Sitesi çevresinde tespit edilen yedi dakikalık bir sinyal çakışması olduğunu söyledi. Keleş, bu kaydın da iddia edilen görüşme, senet düzenlenmesi ve para teslimi anlatımıyla teknik olarak uyuşmadığını savundu.
"Seçim sonucu belli değilken 21 aya yayılan vadeli senetlerle rüşvet anlaşması gerçeklikle bağdaşmamakta"
Savcılığın kurgusunun mantık dışı olduğunu ileri süren Keleş, iddiaya göre rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarihte yerel seçimlere 75 gün bulunduğunu, ne Mehmet Murat Çalık'ın Beylikdüzü Belediye Başkanı ne de Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçileceğinin kesin olmadığını belirterek, "Henüz seçim sonucu belli değilken tarafların 1 milyon dolarlık bir rüşvet anlaşmasını 21 aya yayılan vadeli senetlerle yaptığı iddiası gerçeklikle bağdaşmamaktadır" dedi. Fatih Keleş, ayrıca avukatlarının sunacağı belediye kayıtlarına göre Deniz İstanbul projesine ilişkin 2019 yılında alınmış bir yapı ruhsatının da bulunmadığını kaydetti.
"Haksız ithamların gölgesinde adalet aramaya çalışıyorum"
Fatih Keleş, şunları söyledi:
"İddia konusu eylemlerin ne denli mesnetsiz ve asılsız olduğu açıktır. Şu an karşınızda bulunma sebebim somut deliller değil, içi boş iddialar ve saptırılmış ithamlardır. Olgusal değil, keyfîdir. Hayatın olağan akışına aykırı, saptırılmış iddialar yüzünden bugün özgürlüğümden koparılmış bir halde savunma yapmak durumunda bırakılıyorum. Bu haksız ithamların gölgesinde adaleti aramaya çalışıyorum. Aslında bugün burada suçsuzluğumu değil, bu gerçek dışı kurgunun tutarsızlığını ispat etmek için savunma yapıyorum.
İşte savcılık beni böylesine gerçek dışı, kötü bir kurgudan ibaret çelişkili bir dizi beyan ile sözde örgütün Beylikdüzü döneminden beri en etkili üyesi, yöneticisi ilan etmektedir. Burada ciddi bir isnat değil, resmen keyfî bir yakıştırma söz konusudur."
"Korzay ile temaslarım proje kapsamında"
Keleş, Cebeci Maden Bölgesi'ndeki ruhsat ve maden faaliyetleriyle ilgili iddiaların somut delile dayanmadığını belirterek bu projenin bir devlet projesi olduğunu ifade etti. Kendisinin bölgede yürütülen ticari faaliyetler nedeniyle ilgili kişilerle görüşmesinin doğal olduğunu belirten Keleş, İSFALT'ın ruhsat sahibi iştirak şirketinin genel müdürü Burak Korzay ile temaslarının da yalnızca proje kapsamında gerçekleştiğini söyledi. Korzay'dan hiçbir zaman hukuka aykırı bir talepte bulunmadığını ifade eden Keleş, hakkında yer alan beyanların bağlamından koparıldığını ve gerçeği yansıtmadığını dile getirdi. Ayrıca iştirak şirketleri koordinasyonu, İstanbul Yönetim AŞ veya ihale süreçlerinde herhangi bir görevi bulunmadığını kaydeden Keleş, ihaleleri organize ettiği ya da ihale bilgilerine eriştiği yönündeki iddiaların tamamını reddetti.
Fatih Keleş, savunmasının Yakup Öner'e ilişkin bölümünde de Boğaziçi İmar Müdürlüğü üzerinden gayriresmî bir yapı kurduğu ve menfaat sağladığı yönündeki iddiaları reddetti. Ertan Yıldız'ın ifadesiyle başlayan süreçte, Süleyman Atik ve Yakup Öner'in beyanları doğrultusunda savcılığın kendisini Boğaziçi İmar'da karar verici, yönlendirici ve menfaat talep eden kişi olarak gösterdiğini belirten Keleş, dosyada anlatılan olayların taraflarını tanımadığını, bu kişilerin de kendisini tanımadıklarını söyledi. Hakkındaki suçlamaların tarih, olay, rakam ve somut delil içermeyen genel ifadelerden ibaret olduğunu savunan Keleş, Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nde hiçbir görev ve yetkisinin bulunmadığını söyleyerek, "Görev ve yetkim olmayan bir kurumda karar verici olmam ya da menfaat temin etmem mümkün değildir" dedi.
"Bu dosyada deliller susuyor, 'itirafçı' sıfatıyla kurtuluş arayanlar konuşuyor"
Keleş, öğleden önceki savunmasını şu sözlerle tamamladı:
"Ceza yargılaması, 'birisi öyle dedi' diye değil, 'delil öyle diyor' diye yapılır. Bu dosyada deliller susuyor, sadece 'itirafçı' sıfatıyla kurtuluş arayanlar konuşuyor. Ancak onların anlattığı masal, somut gerçekliğin altında kalmaktadır. Hukuk, varsayımlar ve ısmarlama beyanlar üzerine inşa edilemez. Hakkımdaki bu 'zorlama' yöneticilik sıfatının ve mesnetsiz rüşvet suçlamalarının hiçbir hukuki dayanağı yoktur.
Süleyman Atik'in ifadeleri, etkin pişmanlık kurumunun ne denli kötüye kullanıldığının göstergesidir. Etkin pişmanlık; delil üretmek için değil, gerçeği ortaya çıkarmak için vardır. Gerçeğe aykırı, çelişkili ve dış doğrulamadan yoksun beyanlarla birçok kişinin tahliye edildiği bir tabloda; aynı beyanların tarafım açısından ağır suçlamalara dayanak yapılması, hukuk güvenliği ile bağdaşmamaktadır. Bu dosyada maddi gerçeğin, beyan zincirinden değil; somut ve objektif delillerden aranması gerekmektedir.
"Şoförüm, kendi emeğiyle para kazanıp ailesini geçindirmekten başka bir iş yapmamıştır"
Sözde etkin pişmanlık ifadelerinin ne denli dayanaksız olduğu ve kişilerin hiçbir somut delil olmaksızın yalnızca atfı cürüm ile tutuklandığını gördüğümüz bir diğer eylem ise, 2016 yılından beri İBB'de şoför olarak çalışan, 2020'den beri de benim makam şoförlüğümü yapan Hüseyin Yurttaş'ın da tutuklanmasına sebebiyet veren 18 numaralı eylemdir. Gerek Hüseyin'in gerekse bu eylemde yer alan diğer şoförlerin tutuklanmasına ise yalnızca Ertan Yıldız'ın şoförü Bayram Yıldırım'ın sözde etkin pişmanlık ifadeleri sebebiyet vermiştir.
Bu sebeple açıkça söylüyorum: Şoförüm Hüseyin Yurttaş bakımından savcılık tarafından yapılan 'kurye' ve 'taşıyıcı zincir' benzetmelerini asla kabul etmiyorum. Kendisi emeğiyle para kazanıp ailesini geçindirmekten başka bir iş yapmamıştır, ben de kendisinden bugüne kadar hukuka aykırı bir iş yapması için hiçbir talepte bulunmadım. Bu dosyaya oğlum Mustafa, yeğenim Murat ve ağabeyim Zafer yine akıl almaz etkin pişmanlık beyanları ve varsayımlarla dahil edildiler. Hepsi kan bağımdır, ailemdir, canımın bir parçasıdır. Hukuksuz bir iş yapmadığım gibi kendi aile üyelerimden de hukuksuz bir iş yapmaları için hiçbir talepte bulunmadım, onları aracı kılmadım. Bu iddialar benim açımdan çok yaralayıcıdır."
Duruşmaya 1 saat ara verildi.
Duruşma, "örgüt yöneticiliği" ile suçlanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in avukatlarının savunmasıyla devam etti.
Avukat Nergis İnce, savunmasında iddianamenin hukuki dayanaklarını ve soruşturma sürecini eleştirdi. İnce, dosyada aynı hukuki durumda bulunan kişiler arasında farklı uygulamalar yapıldığını savunarak, "Ayrıcalık değil, eşitlik; iltimas değil, ölçü; peşin kanaat değil, gerekçeli değerlendirme istiyoruz" dedi.
İnce, müvekkiline yöneltilen suçlamaların büyük ölçüde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin ifadelerine dayandığını belirterek, bu beyanların hukuki güvenilirliğinin tartışılması gerektiğini söyledi. Duruşmada dinlenen birçok etkin pişmanlık sanığına, ifadeleri önceden basından görüp görmediklerini sorduğunu aktaran İnce, önemli bölümünden "Basından gördüğüm kadarıyla" yanıtını aldığını ifade etti.
"Gizlilik kararına rağmen ifadeler basına servis edildi"
Soruşturma dosyasında CMK'nın 153. maddesi kapsamında gizlilik kararı bulunduğunu hatırlatan İnce, buna rağmen etkin pişmanlık ifadelerinin çeşitli medya kuruluşlarında tam metin halinde yayımlandığını savundu. İnce, duruşmada Sabah, Yeni Şafak, Anadolu Ajansı ve çeşitli internet sitelerinde yayımlandığını belirttiği haberleri tek tek göstererek, ifadelerin çok kısa süre içinde kamuoyuna ulaştırıldığını söyledi.
İfadelerin kamuoyuna sızdırılmasının ardından yeni etkin pişmanlık beyanları alındığını hatırlatan İnce, "Pek çok kişi kendi gördüğünü değil, okuduğunu anlattı. Yaşadığını değil, başkalarının kurduğu anlatıyı tekrar etti. Bu nedenle mahkemenizin önüne kirlenmiş bir delil ortamı getirildi" dedi.
"Soruşturma aşamasındaki ifadeler yok hükmündedir"
Avukat İnce, soruşturma sürecinde alınan ifadelerin bağımsızlığını yitirdiğini ifade ederek, "Bu soruşturma aşamasında alınan ifadelerin tamamının yok hükmünde olduğunu düşünüyorum. Sanıkların gerçek anlamda ilk ifadeleri mahkemeniz huzurunda alınmaktadır" ifadelerini kullandı. Mahkemeden, bundan sonraki sorgularda beyanların medya haberlerinden etkilenip etkilenmediğinin ayrıca araştırılmasını talep etti.
"Etkin pişmanlık tahliye vaadine dönüştürüldü"
İnce, Fatih Keleş hakkında soruşturma sürecinde ortaya atılan "Florya'da gömülü para" iddialarının da gerçeği yansıtmadığını savundu. Müvekkili hakkında "evinin parkesinin altında 2 milyon dolar bulunduğu" yönündeki haberlerin yayımlandığını, ancak bu iddiaların iddianamede yer almadığını belirten İnce, buna rağmen daha sonra alınan bazı etkin pişmanlık ifadelerinde bu haberlerdeki anlatımların tekrarlandığını belirtti.
Savunmasının devamında CMK'nın ifade alma usullerini düzenleyen 148. maddesine değinen İnce, soruşturma sürecinde etkin pişmanlık kurumunun amacından saptırıldığını ifade etti. İddianame düzenlenene kadar 167 kişinin tutuklandığını, bunlardan 60'ının daha sonra tahliye edildiğini söyleyen İnce, tahliye edilenlerin ortak özelliğinin etkin pişmanlık veya ikrar kapsamında ifade vermeleri olduğunu belirtti. İnce, "Ortaya çıkan tablo 'itirafçı ol, tahliye ol' pratiğidir. Etkin pişmanlık kurumu kanuna aykırı bir yarar vaadine dönüştürülmüştür" dedi.
"Aileler üzerinden baskı kuruldu"
İnce, soruşturma sürecinde aile bireylerinin birlikte gözaltına alınması ve tutuklanmasının da kişilerin iradesini etkilediğini belirtti. Elif Subaşı örneğini veren İnce, Subaşı'nın ilk ifadelerinde yalnızca eşi ve otizmli çocuğunun durumunu anlattığını, daha sonra etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu söyledi. Aynı şekilde Murat Kapki, Yakup Öner ve AKM Yapı dosyalarında da benzer örnekler bulunduğunu vurgulayan İnce, bazı aile fertlerinin ifadeleri alınmadan tahliye edilmelerinin dikkat çekici olduğunu belirtti.
İnce, tüm bu nedenlerle soruşturma aşamasında elde edilen etkin pişmanlık beyanlarının hukuka uygun delil niteliği taşımadığını savunarak, mahkemeden bu beyanların güvenilirliğinin yargılama sırasında ayrıntılı biçimde değerlendirilmesini talep etti.
"CMK'da soruşturma savcılarıyla sohbet ya da hasbihal diye bir uygulama yok"
İnce, soruşturma sürecinde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan isimlerin çok sayıda ifade verdiğini belirterek, bu beyanların güvenilirliğinin olmadığının altını çizdi. İnce, müvekkili Fatih Keleş'in de ailesi üzerinden baskı altına alınmaya çalışıldığını hatırlatarak, Keleş'in avukatlarına haber verilmeden adliyeye götürüldüğünü söyledi. Dosyada buna ilişkin herhangi bir usul tutanağı bulunmadığını savunan İnce, "CMK'da soruşturma savcılarıyla sohbet ya da hasbihal diye bir uygulama yok. Müvekkilim o gün farklı bir karar vermiş olsaydı bugün yeğeni de, ağabeyi de tutuklu olmayacaktı" dedi.
"Süleyman Atik 10, Adem Soytekin 8, Sarp Yalçınkaya 6 kez etkin pişmanlık ifadesi verdi"
Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren sanıkların sayısı ve ifade tekrarlarına ilişkin hazırladığı tabloyu mahkemeye sunan İnce, dosyada benzeri görülmemiş sayıda etkin pişmanlık beyanı bulunduğunu söyledi.
İnce, Süleyman Atik'in 10, Adem Soytekin'in 8, Sarp Yalçınkaya'nın 6, Yakup Öner ile Ertan Yıldız'ın ise 5 kez etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiğini belirterek, "Savcılık adeta stüdyo haline getirildi. Kimisi 10 defa pişman olmuş, kimisi 8 defa, kimisi 5 defa. Bunlara 'vadeli pişmanlar' diyorum. Tek seferde pişman olamıyorlar" ifadelerini kullandı.
Bu kadar çok değişen ifadeler karşısında hangi beyanın esas alınacağının belirsiz olduğunu savunan İnce, "Süleyman Atik'in ilk ifadesindeki anlatımı mı, beşinci ifadesini mi, yoksa onuncu ifadesini mi dikkate alacağız? Ceza yargılamasında delilin istikrarlı ve şüpheden uzak olması gerekir" dedi.
"İtirafçılar, yeniden tutuklanmamak amacıyla suçu başkalarına yükledi"
İnce, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kişilerin asli fail konumunda olduklarını, tahliye olabilmek veya yeniden tutuklanmamak amacıyla suçu başkalarına yüklediklerini ifade etti. Yargıtay içtihatlarına da atıfta bulunan İnce, hukuki menfaati bulunan kişilerin beyanlarının tek başına mahkûmiyet için yeterli delil sayılamayacağını belirterek, Ertan Yıldız'ın ifadelerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Savunmasının devamında soruşturma makamının maddi gerçeği ortaya koyacak resmî belgeleri toplamadığını savunan İnce, Beylikdüzü Belediyesi'ne ilişkin imar işlem dosyalarının, Boğaziçi İmar Müdürlüğü kayıtlarının, Cebeci dosyasında ise MAPEG ve İstanbul Valiliği evraklarının dosyada bulunmadığını ifade etti. Rüşvet iddialarının araştırılması için öncelikle ilgili ruhsat ve iskân dosyalarının incelenmesi gerektiğini belirten İnce, "Bir müteahhit 'şu tarihte ruhsat almak için rüşvet verdim' diyorsa yapılacak ilk iş belediyeden imar işlem dosyasını istemektir. Bizim dosyamızda bunlar yok" dedi.
"450 sayfalık iddianame delil eksikliğini gizliyor"
Nergis İnce, iddianamenin sayfa sayısının fazlalığının delillerin güçlü olduğu anlamına gelmediğini savunarak, "İyi bir iddianame suçun hangi tarihte ve hangi somut eylemle işlendiğini birkaç sayfada anlatabilir. Sayfa sayısının çokluğu delilin gücünü değil, somutlaştırma yeteneğinin zayıflığını gösterir" ifadelerini kullandı.
İddianamede varsayımların ve birbirini tekrar eden etkin pişmanlık beyanlarının somut delil gibi sunulduğunu ifade eden İnce, dosyada yer almayan bazı iddiaların yalnızca beyanlar üzerinden kamuoyunda algı oluşturduğunu savundu. "Delil ile yorum, olgu ile varsayım birbirine karışmış durumda. Etkin pişmanlık beyanlarının bir bütün halinde iddianameye konulması mahkemede de zehirleyici bir algı yaratıyor" dedi.
Savunmasının bu bölümünü tamamlayan İnce, etkin pişmanlık beyanlarının tek başına mahkûmiyete esas alınamayacağını belirterek, soruşturma sürecinde toplanmayan somut deliller ve resmî kayıtlar dikkate alındığında müvekkili Fatih Keleş hakkında beraat kararı verilmesini talep etti.
"Kanunda olmayan bir kavram dosyanın merkezine yerleştiriliyor"
İnce, iddianamede "İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü" tanımının kullanıldığını belirterek, Türk Ceza Kanunu'nda "çıkar amaçlı suç örgütü" şeklinde bir suç tanımı bulunmadığını savundu. Savcılığın, 2005 yılında yürürlükten kaldırılan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu'ndaki ifadeleri bugünkü dosyaya taşıdığını öne süren İnce, "Kanunda olmayan bir kavram dosyanın merkezine yerleştiriliyor" dedi.
Bir kamu kurumunun suç örgütü olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen İnce, belediyelerin kuruluş amacının kanunla belirlendiğini hatırlatarak, "Bir kamu idaresinin işleyişi sırasında suç işlendiği iddiası, yöneticilere yöneltilmiş olsa bile o idari yapıyı suç örgütü haline getirmez. Bunun için kuruluş amacının suç işlemek olması gerekir" ifadelerini kullandı.
İnce, soruşturmanın kapsamına da dikkat çekerek bugüne kadar düzenlenen operasyonlarda 600'den fazla kişinin gözaltına alındığını, çok sayıda genel sekreterlik, daire başkanlığı ve iştirak şirketinin soruşturmaya dahil edildiğini belirtti. Savcılığın "belediyeyi hedef almıyoruz" yönündeki yaklaşımının dosyayla çeliştiğini savunan İnce, "Ne yazık ki soruşturma makamı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kendisini suç örgütü, kamu görevlilerini ise örgüt mensubu olarak görüyor" dedi.
Mahkeme Başkanı: "Mahkemeyi biz mi yönetiyoruz başkaları mı yönetiyor anlamıyorum, çıkıyorlar dışarda açıklama yapıyorlar"
Çarşamba günü Ekrem İmamoğlu'nun savunmasıyla başlayacağını daha önce söylediğini ve bu yüzden avukatların savunmasını kısa tutması gerektiğini ifade etmesi üzerine Keleş'in avukatı Baran Kaya, "Ben müvekkilimin savunmamın üzerine tahliye edileceğini düşünüyorum. Ama yok siz dinlemeyeceksiniz, önemi yoksa ben savunma yapmayım" dedi. Bunun üzerine Mahkeme Başkanı, "Bugün saat akşam 22.30'a kadar devam ederiz yarın da öğlene kadar sizin savunmanızı dinlerim ardından Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına başlarım öğleden sonra. Ne yapacağım, ne edeceğim yarın Ekrem Bey'in savunmasına başlayacağım yarın. Mahkemeyi biz mi yönetiyoruz başkaları mı yönetiyor anlamıyorum zaten. Çıkıyorlar dışarda 'biz ağustosta savunma yapacağız' diyorlar" dedi.








