Ezra Klein, Nolan’ın Odyssey filmini yazdı: “Hilebazlar çağı sona eriyor”

Matt Damon_The Odysseus

The New York Times yazarı ve Vox’un kurucularından gazeteci Ezra Klein, Christopher Nolan’ın The Odyssey filmini ABD Başkanı Donald Trump, Elon Musk ve modern sağın güç anlayışı üzerinden değerlendirdi. Nolan’ın Odyssey’de anlatmak istediği mesajın Batı’nın unuttuğu merhamet, karşılıklılık ve ahlaki sorumluluk değerlerini yeniden hatırlatmak olduğunu savunan Klein’ın yazısını sizler için Türkçeleştirdik.

The Odyssey üzerine görüş bildirmekte biraz geç kaldığımı kabul ediyorum. Bunu küçük çocuklarım olmasına verin. Çok sık sinemaya gitmiyorum. Ama Christopher Nolan’ın nasıl bir numara yaptığını görünce şaşırdım. Elon Musk bu filmin ne olduğunu anlamadı. Ama film, Musk’ın ne olduğunu anlıyor. Kim olduğumuzu, neye dönüştüğümüzü ve neye dönüşmekte olduğumuzu anlıyor, üstelik bize bir çıkış yolu da gösteriyor.

Hileler, The Odyssey’nin merkezinde. Mitolojide Odysseus bir hilebazdır. Hikâyenin ilk satırında pek çok yolu, pek çok oyunu ya da pek çok dönüşü olan adam olarak tanımlanır. Çevirmene göre dâhi, kurnaz ya da karmaşık bir adamdır. Arzuları ve çelişkileri olan biridir; eve dönmekten başka hiçbir şey istemediği halde sürekli uzaklarda kalmayı seçer, karısını özler ama tanrıçalarla birlikte olmaktan da vazgeçemez. Odysseus hiçbir zaman tek bir şey değildir; daima pek çok şeydir.

Matt Damon ise bir hilebaz değil. Nolan’ın The Odyssey’sindeki sorunun Damon olacağını düşünüyordum. Lupita Nyong’o ve Elliot Page’in oyuncu seçimine yönelik öfke sürerken, benim The Odyssey ile bağdaştıramadığım asıl tercih Damon’ın Odysseus olarak seçilmesiydi. Damon bana çoğu zaman tek düze biri gibi görünür: Sabah erken kalkan, temiz beslenen, yatmadan önce nadiren bir kadehten fazla şarap içen biri. Odysseus böyle değildir.

Ancak Nolan bir hilebaz aramıyordu. Onun Odysseus’u başka bir şeydi. Bunun Nolan’ın ilk hilesi olduğunu söyleyebiliriz.

Burada durup hilebazlar hakkında biraz konuşmak istiyorum; çünkü son birkaç yıldır bu arketipe sessizce takıntılıyım. İskandinav mitolojisinde Loki, Yoruba hikâyelerinde Eshu, Amerikan yerlilerinin anlatılarında Çakal ya da Kuzgun, Polinezya’da Maui, Antik Yunan’da Hermes ve Odysseus birer hilebazdır.

Lewis Hyde, harika kitabı Trickster Makes This World’de hilebazın işlevinin “bir kültürün dayandığı şeyleri açığa çıkarmak ve bozmak” olduğunu yazar. Hilebaz geleneklerin ve tabuların arasında dans eder; söylenmemesi gerekeni söyler, yapılmaması gerekeni yapar. Düzenin içine düzensizlik katar, normalde gizli olanı görünür kılar. Büyümeyi mümkün kılan hasara yol açar. Ama mutlu son hiçbir zaman garanti değildir. Hilebaz yenileyici de olabilir, yıkıcı da. Çakal ateşi getirir, Kuzgun güneşi getirir, Loki ise Ragnarök’ü.

Hyde’ın savı, hilebazların hem gerekli hem de tehlikeli olduğu yönünde. Her toplumun yüzleşmesi gereken bir gerilimi temsil ederler. Bozulmaya yaratıcılıkla karşılık veremeyen bir kültür değişime dayanamaz. Temel değerlerini koruyamayan bir kültür ise yozlaşma tarafından tüketilir. Fazla düzen felce, fazla kaos çöküşe yol açar.

Bir kaos çağında yaşıyoruz. Bir hilebazlar çağında yaşıyoruz. Musk, Başkan Trump, Tucker Carlson, Andrew Tate, Nick Fuentes… Modern sağın grameri hilelerle dolu. Hangisi ciddi, hangisi değil? Hangisi kışkırtma, hangisi vaat? Bunu neden söylediler ve nasıl yanlarına kâr kaldı? Bu insanların yalnızca birer hilebaz olduğunu söylemiyorum. Hyde’ın odaklanmayı tercih ettiği türden kültür yaratıcıları değiller. Ama çağımızın baskın figürlerinin gelenekleri ve tabuları ezerek, söylenmemesi gerekeni söyleyerek, yapılmaması gerekeni yaparak güç topladıklarını söylüyorum.

Hyde, Amerikalıların hilebazı sevdiğini, çünkü onun “Amerika hakkında gerçekten doğru olan ama açıkça söylenemeyen şeyleri somutlaştırdığını” yazmıştı. Hyde’ın kitabını yayımladığı 1998’de bu doğru olabilir. Sonraki yıllarda Amerikan kurumlarının ve toplumsal geleneklerinin kemikleştiği; toplumun fazla kuralcı ve bürokratik hale geldiği; çok fazla şeyin söylenemez, ihlal ve icada fazla az alan kalmış olduğu yönündeki savı da anlayabiliyorum.

Ama bugün artık söylenemeyecek pek az şey var. Kültürümüzün en iyi taraflarının üzerine kurulduğu fikirler ve ahlaki ilkeler altüst edildi, kirletildi. Şimdi asıl soru, bu yıkıma yaratıcılık ve yenilenmeyle karşılık verilip verilemeyeceği.

Nolan’ın The Odyssey’sinin merkezindeki soru da bu. Film görünüşte Zeus’un yasası üzerine kurulu: Dilenciye ve yabancıya, sana davranılmasını istediğin gibi davran. Ancak pek çok klasikçinin işaret ettiği gibi Zeus’un yasası aslında bu değildir; daha dardır. Misafire ya da yabancıya konukseverlik göstermeyi buyurur, çünkü herkes kılık değiştirmiş bir tanrı olabilir. Bu, merhamet ya da karşılıklılık etiği değildir.

Nolan’ın asıl hilesini burada görüyoruz: Nolan, Yahudi-Hıristiyan ahlakının özünü The Odyssey’nin içine gizlice sokmuş. Nolan’ın filmindeki Zeus yasası, Levililer 19:34’teki şu buyruğu yankılar: “Ona sizden biriymiş gibi davranacak ve onu kendiniz kadar seveceksiniz. Çünkü siz de Mısır’da yabancıydınız.” Haham Hillel’in şu sözünü yankılar: “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma; bütün Tevrat budurgerisi onun yorumudur.” Matta 7:12’de İsa’nın söylediğini yankılar: “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanızsiz de onlara öyle davranınÇünkü Kutsal Yasa’nın ve peygamberlerin söylediği budur.”

Böyle bir ahlak anlayışı oldukça zorlayıcı, pek azımız buna uygun yaşıyoruz. Ancak modern sağın mensuplarıyla ilgili sorun yalnızca bu ilkeye uygun yaşamamaları değildir; ondan nefret etmeleridir. Aramızda yaşayan yabancıya kendi yurttaşımıza davrandığımız kadar iyi davranmak “intihara meyilli empati” diye küçümsenir. Trump yönetimi göçmene, yabancıya, zayıfa ve yoksula yönelik acımasızlığı yüceltiyor. Zenginlerin vergilerini düşürmek için Medicaid’den para kesiyor. Bütün medeniyetleri yok etmekle tehdit ediyor.

Modern sağ, haraç ve tahakküm mantığı üzerine kurulu. Beyaz Saray’ın üst düzey danışmanlarından Stephen Miller, CNN’den Jake Tapper’a şöyle demişti: “Jake, gerçek dünyada güç, kuvvet ve iktidar tarafından yönetilen bir dünyada yaşıyoruz. Bunlar zamanın başlangıcından bu yana dünyanın demir yasalarıdır.”

Ama bu demir yasaların yerini Altın Kural almamış mıydı? Odysseus Truva Atı hilesini tasarladığında, Troyalıların kendisinin de taptığı tanrılara duyduğu saygıyı kullanarak şehri yağmaladığında ve sokaklarını kana buladığında bir kahraman mıdır, yoksa kötü adam mı? Bu bir hile midir, yoksa suç mu? Homeros’a göre Odysseus kahramandı. Nolan’a göre ise kurtarılmaya muhtaç bir ruh Homeros’un çağından bizimkine kadar uygarlığın değerlerinde bir devrim yaşandı; medeniyetin ne anlama geldiği altüst oldu. Biz bu ayrımın hangi tarafındayız?

Modern sağ, Batı medeniyetinin onu inşa eden güç, tahakküm ve hiyerarşi iştahını kaybettiğine inanıyor. Bronze Age Pervert gibi bir teorisyenin genç Trumpçılar için zorunlu okuma haline gelmesinin bir nedeni var. Curtis Yarvin ve Michael Anton gibi sağcı entelektüellerin bir Amerikan Sezar’ına ihtiyaç olup olmadığını tartışmasının bir nedeni var. Trump yönetiminin Roma tarzı mimariye takıntılı olmasının bir nedeni var. Hem düşünsel hem estetik olarak sürekli bu döneme dönmeleri tesadüf değil.

Musk’ın X’te yaptığı yakın tarihli bir konuşma, bu düşüncenin ne kadar ileri gittiğini gösteriyor. Bir kullanıcı Musk’a “akıllanma” ve klasik liberalizmi terk etme zamanının geldiğini, çünkü “evrensel oy hakkının evrensel acıya yol açtığını” söyledi. Musk’ın yanıtı şuydu:

“Akıllandım.”

Nolan’ın The Odyssey’sinde Truvalı Helen, ticaret yolları üzerinde daha fazla hâkimiyet kurmak için başlatılan bir savaşın bahanesi. Ticaret akışları üzerinde daha fazla tahakküm peşinde koşarken küresel düzenle çarpışan bir yönetim döneminde bu oldukça anlamlı bir tercih.

Kanada Başbakanı Mark Carney de bu düzene yönelik itirazında, yaşananları tarif etmek için Antik Yunan’a döndü: “Güçlüler yapabileceklerini yapar, zayıflar ise katlanmak zorunda olduklarına katlanır. Thukydides’in bu sözü kaçınılmazmış, uluslararası ilişkilerin doğal mantığı yeniden kendini dayatıyormuş gibi sunuluyor.”

Nolan’ın Odysseus’u Truva’nın yağmalanmasını hatırladığında, 10 yıllık öfkenin tek bir gecede bir şehrin üzerine boşalmasını düşünerek beti benzi atıyor. O sahnede, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e boşalttığı birikmiş öfkeyi ve İsrail’in o tarihten bu yana bunun yüz katını Gazze’ye boşaltmasını düşünmemek benim için zordu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu şimdi İsrail’in geleceğini “Atina ve süper Sparta” olarak tanımlıyor.

Sapiens’in yazarı, İsrail doğumlu tarihçi Yuval Noah Harari, bunun haber verdiği küçülmeyi açıkça görenlerden, bana şunları söyledi:

“Düşünce özgürlüğünün ne anlama geldiği, güçsüz bir azınlık olmanın ne demek olduğu üzerine düşüncelerin ve pratiklerin büyük bölümü Yahudi düşünürler tarafından geliştirildi. İki bin yıl boyunca dünyanın dört bir yanındaki Yahudiler, çalışmayı ve öğrenmeyi en yüce manevi faaliyet saydı. İki bin yılın sonunda onlara soruyorsunuz: Ne öğrendiniz? İki bin yıl boyunca çalıştınız. Ne öğrendiniz?

Sonra Netanyahu gibi insanlar size şunu söylüyor: Öğrendiğimiz şey ‘Romalı olmanız gerektiği, güçlü olmanız gerektiği, lejyonlar kurmanız ve şehirleri yok etmeniz gerektiği. Hayatta önemli olan tek şey bu.’

Bu meşru bir değerler sistemi. Roma’nın yararlı olduğu yanlar vardı. Ama iki bin yılın sonunda Yahudiler yalnızca Romalılara dönüşecekse bütün bunların anlamı neydi? O halde neden iki bin yılı boşa harcadınız? En başta Romalı olabilirdiniz.”

Nolan’ın en iyi hilesi işte bu: En eski ahlaki kurallarımızdan birini yeniden yeniymiş gibi duyurmak. Yahudi-Hıristiyan geleneğinin en iyi taraflarını Zeus’un yasasına dönüştürmek; böylece bu ilkenin neden önemli olabileceğini ve hâlâ bize ne söyleyebileceğini görmemizi sağlamak.

Odysseus sonunda, ahlaki düzeni ihlal etmesinin çevresindeki herkesi felakete sürüklediğini görüyor. Truva’ya karşı savaşı başlatan Kral Agamemnon öldü, çünkü savaş öncesinde rüzgâr çıkması için kızlarını kurban etmesini asla affetmeyen karısı boğazını kesti. Truva düştü. Odysseus’un evi İthaka, karısına ve topraklarına göz diken; bu uğurda oğlunu öldürmekte sakınca görmeyen taliplerin istilası altında. Odysseus ve adamları barbarlarla savaşmıyordu; barbarlar kendileriydi. Yaptıkları da daha fazla barbarlığa yol açtı.

Batı medeniyetini yeniden büyük yapma vaadiyle yükselen siyasi hareket de kendi mirasına ihanet etti. Dünya artık Amerika’ya bakıyor ve bizi barbarlar olarak görüyor: Küresel düzeni ortadan kaldıran, istediğini alan ve direnemeyenlerden haraç isteyen ülke olarak.

Siyasi muhalefetin şimdi yapması gereken, Nolan’ın fark ettiği şeyi görmek: Acımasızlığın bir zayıflık olduğunu söylemek, uygarlık değerlerimizin onaylanmasıdır. Kalıcı ve düzgün bir toplumu yalnızca merhamet ve karşılıklılık inşa eder. Düzen gerekli ama ahlak ve özdenetimden yoksun düzen sapkınlığa ya da otoriterliğe dönüşür. Başkalarına, bize yapılmasını istemediğimiz şeyleri yapmamak buyruğunda da, bizim de bir zamanlar Mısır topraklarında yabancı olduğumuzu hatırlamakta da hem güzellik hem bilgelik vardır.

Hyde, kitabının sonunda hilebazın hikâyesinin ne zaman yıkımla, ne zaman yenilenmeyle sona erdiğini düşünür. Ona göre felaket, dünyalar yeniden birbirine bağlanamadığında gelir. Loki yerin altında zincire vurulur, sonsuza kadar üzerine zehir damlatılır ve bunun sonucu dünyanın sonudur. Hermes ise bizim dünyamız ile yeraltı dünyası arasında bir bağ kurar; Persephone’nin ve dolayısıyla baharın her yıl geri dönmesini sağlar. Başka bir deyişle, kültürler ancak kopmuş dünyalar yeniden birbirine bağlandığında güçlerini yeniden keşfedebilir.

Bunu fazla didaktik hale getirmek istemiyorum, bu yüzden şurada bitireceğim: Amerika’da adalet, ilerleme arayanların Tevrat’ın, Yeni Ahit’in ve Bağımsızlık Bildirgesi’nin dilinin yeni bir dünya adına kullanılabileceğini fark ettiği zamanlarda tekrar tekrar ilerledi. Din, liberalizm ve yurtseverlik bu ülkede uzun süredir rahat bir ilişki içinde değil.

Ama modern sağın aldığı biçim, bu çalışmayı yeniden yapmak için bir alan açtı. Yenilenme zordur. Eski değerleri yeni biçimlerde görmeyi gerektirir. Klişeye dönüşmüş bir ahlaki mirasın, değersizleştirildiği ve unutulduğu bir çağda hâlâ güç taşıdığını fark etmeyi gerektirir. Ama yapılabilir. Yapılması gerekiyor.

Nolan’ın Odysseus’u bir hilebaz değildir. Hilebazların yol açtığı yıkıntılar arasında yaşayan bir adamdır. Biz de öyleyiz. Bu film ve filme verilen tepkiler, hilebazlar çağının sona erdiğinin bir işaretidir.

Şimdi bu dünyayı yeniden kuracak insanlara ihtiyacımız var.

Yazının orijinalini buradan okuyabilirsiniz.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş