İSTANBUL (Medyascope) – TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Meclis’te çerçeve yasa görüşmelerinde yaptığı konuşmada teklifin içeriğini ve kapsamını eleştirdi. Şık, silahların susmasını desteklediklerini belirtirken, teklifin demokratikleşme ve hukuk güvencesinden uzak olduğunu söyledi ve ekledi: “Emredilirse bu yasanın uygulamasından da vazgeçecek savcıların olduğu bir ülkede bu düzenleme gerçekten barışı sağlayabilir mi?”

TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, TBMM Genel Kurulu’nda kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak adlandırılan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” görüşmeleri sırasında konuştu. Şık, teklifin içeriğinin ve kapsamının gizlendiğini, meselenin siyasi, tarihsel ve sosyolojik kökleriyle yüzleşmekten kaçınıldığını söyledi.
Teklifin katılımcılık ve şeffaflıktan uzak olduğunu belirten Şık, “İçeriği ve kapsamı gizlenen, meselenin siyasi, tarihsel, sosyolojik kökleriyle yüzleşmekten kaçınan, katılımcılık ve şeffaflıktan uzak, oldubittiye getirerek önümüze koyduğunuz teklif bir yoklar metni” dedi.
Şık, teklifte devletin kendisiyle yüzleşmesine ilişkin herhangi bir madde bulunmadığını belirterek, “Meseleyi adlandırmak için dahi ‘Kürt’ kelimesi yok” ifadelerini kullandı. Eşit yurttaşlık, ana dil, barış akademisyenleri, hasta tutuklular, hukuk normlarına dönüş ve demokratikleşme başlıklarının da teklifte yer almadığını söyledi.
“Bu düzenleme gerçekten barışı sağlayabilir mi?”
Muhalefetin yargı süreçleriyle karşı karşıya olduğu ve seçilmiş siyasetçilerin tutuklandığı bir ortamda teklifin güven vermediğini söyleyen Şık, “Talimatla hareket eden, soruşturma için basit şüpheye bile ihtiyaç duymayan, emredilirse bu yasanın uygulamasından da vazgeçecek savcıların olduğu bir ülkede bu düzenleme gerçekten barışı sağlayabilir mi?” diye sordu.
Şık, Türkiye’de yaşanan hukuki ve siyasi gelişmeler üzerinden teklifin uygulanabilirliğini de sorguladı. “NATO gelecek” gerekçesiyle insanların gözaltına alındığını ve tutuklandığını söyleyen Şık, “fesih olmuş örgüt” başlığı altında yasa çıkarıldığını belirtti.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasını da eleştiren Şık, AYM kararlarının uygulanmadığı bir ortamda yeni bir yasal düzenlemenin tek başına güvence oluşturamayacağını savundu.
Şık, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Selçuk Kozağaçlı, Adnan Selçuk Mızraklı, Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in durumlarını örnek göstererek, mevcut hukuk düzeninin uygulamasına ilişkin eleştiriler yöneltti.
“Barışın gerçek güvencesi kanunların herkese eşit uygulandığı bir hukuk düzeninde gerçek bir yüzleşme ve onarıcı adalettir. Ve o düzen olmadan hiçbir yasa kendi başına güvence değildir.”
“Kürt meselesi köklü bir hesaplaşma gerektiriyor”
Kürt meselesinin çözümünün yalnızca yasal bir düzenlemeyle mümkün olmayacağını belirten Şık, “Kürt meselesi; köklü bir hesaplaşma gerektiren, bu coğrafyanın en karanlık dönemleriyle yüzleşme ve onur mücadelesidir” dedi.
Şık, iktidarın belirlediği sınırlar içinde bir barışın kalıcı olmayacağını savunarak, ihtiyaç duyulanın demokratik bir düzen olduğunu söyledi. Demokratikleşmenin barışın önünü açacağını belirten Şık, demokratikleşme talebinin üzerinin örtülmesinin ise mevcut düzenin devamına hizmet edeceğini ifade etti.
“Bizim evetimiz tasarının eksiklerini örten bir onay değil”
Şık, teklifin eksiklerini eleştirmesine rağmen silahların bırakılması ihtimalini önemsediklerini söyledi. Teklife iktidar mahfilleri dışında verilecek “evet” oylarının hükümete duyulan güvenden kaynaklanmayacağını belirten Şık, şöyle konuştu:
“Bizim evetimiz tasarının eksiklerini örten bir onay değil; ödenen bedellere, kuşaktan kuşağa taşınan dayanışma ve barış iradesine duyduğumuz sorumluluğun ifadesidir.”
Şık, teklifin devlet ile örgüt arasında fesih ve kısmi özel af içeren bir “mütareke metni” niteliğinde olduğunu söyledi. Silahların bırakılmasını desteklediklerini belirten Şık, “her kim olursa olsun tek bir çocuğun daha ölmemesi ihtimalini” ciddiye aldıklarını ifade etti.






