İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” adlı kitabının toplatılmasını, İmamoğlu’nun siyasi geleceğini, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in yükselen etkisini ve Türkiye’nin güncel siyasi gündemini değerlendirdi.
Ruşen Çakır, Türkiye’nin son siyasi gelişmelerini, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını anlattığı “Millet Şahidimdir” kitabına getirilen toplatma kararını, İmamoğlu’nun siyasi kariyerindeki muhtemel yansımalarını ve YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in siyasette artan ağırlığını değerlendirdi.
“Savunmasına bile tahammülleri yok”
Çakır, İmamoğlu’nun kitabın toplatılması kararını, 15 yıl önce Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” kitabına yapılan müdahaleye benzetti. İktidarın İmamoğlu’nun cezaevinde etkisizleştiğine dair algı üretmeye çalıştığını ancak atılan adımların bunun tam tersini gösterdiğini anlatan Çakır, şunları söyledi:
“Ekrem İmamoğlu’nun artık unutulduğu, gözden düştüğü şeklinde yorumlar yapılıyor. Evet, birileri unutmuş olabilir ama ülkeyi yönetenler unutmuyor. Savunmasının kamuoyu tarafından bilinmesine bile tahammülü olmayan bir iktidar var. Bu da bize gösteriyor ki iktidar hâlâ Ekrem İmamoğlu’ndan çok ciddi şekilde endişeleniyor, ondan korkuyor.”
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in daha önce bir televizyon yayınında, mahkemenin canlı yayınlanmasını hâlâ isteyip istemediğini İmamoğlu’na sorduğunu hatırlatan Çakır, gelinen noktada iktidarın İmamoğlu’nun savunmasının kamuoyunca bilinmesine bile tahammül edemediğini vurguladı.

Hani Ekrem İmamoğlu unutulmuştu!
Son dönemde İmamoğlu’nun artık gündemden düştüğü, unutulduğu yönünde yorumlar yapıldığını, bu yorumlardan birinin de CHP’nin eski Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan’ın Karar gazetesindeki yazısı olduğunu aktaran Çakır, kitap toplatma kararının bu görüşün tam tersini gösterdiğini anlattı.
“Ülkeyi yönetenler unutmuyorlar, onu çok ciddi bir şekilde takip ediyorlar” diyen Çakır, Özgür Özel’in son dönemde sergilediği performansla öne çıktığını, İmamoğlu’nun ise geride kaldığı bir tablonun oluştuğunu söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama bu kitap toplatma olayı da bize gösteriyor ki ne kadar geride kalırsa kalsın, ne kadar sesi duyulamaz olursa da olsun, Ekrem İmamoğlu’na çok ciddi bir şekilde kaygılırlar.”
Çakır, çerçeve yasa sürecinde İmamoğlu’nun net bir tavır koymadığını söyledi. İmamoğlu’nun cezaevinden siyaset yapma performansını Selahattin Demirtaş ile kıyaslayan Çakır, İmamoğlu’nun bu konuda Demirtaş kadar etkili olamadığını belirtti. “Kitap toplamak, daha çıkmamış kitabı toplamak Türkiye’nin bir ayıbı” diyen Çakır, İmamoğlu’nun bir an önce tahliye olmasını temenni ettiğini vurguladı.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları.
Bugün aslında çözüm süreci ve çözüm sürecine yönelik eleştiriler hakkında konuşmak istiyordum. Fakat dün Özgür Özel’in yaptığı bir açıklamanın çok önemli olduğunu düşündüm ve ondan bahsetmek istiyorum. Ekrem İmamoğlu bir siyasi savunma hazırladı. Biliyorsunuz bunun ilk celsede savunmasını yapması mümkün olmadı. Şimdi ikinci celsede yapması mümkün olacak ama nasıl olacak, ne kadar süre verecekler bilmiyoruz. Ama şunu öğrenmiştik: Ekrem İmamoğlu savunmasını hazırlamış ve bu savunma önce kitap olarak çıkacak diye duymuştuk ama kitap bitti mi, adı ne vesaire bunları bilmiyorduk. Fakat dün itibarıyla öğrendik ki hazırlanmış ama daha kitap piyasaya sürülmeden toplama kararı alınmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başvurusu üzerine. Yine öğrendik ki kitabın adı “Millet Şahidimdir” miş ve Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılacakmış. Bu kitabın adı ve yayınevi çok şaşırtıcı değil ama kitabın daha çıkmadan toplatılması çok önemli.
Bunu dün birçok meslektaşım 15 yıl önce Ahmet Şık’ın yazdığı “İmamın Ordusu” kitabının daha basılmadan Fethullahçı yargı tarafından engellenmesini ve Ahmet’in tutuklanmasını hatırlatarak yaptılar. 15 yıl aradan geçti, yine çıkmamış bir kitap üzerinden bir operasyon yapılıyor, yargı operasyonu yapılıyor. 15 yıl önceki fark şuydu: Ahmet kitabı yazdığı için tutuklandı ve kitabın çıkmasına izin verilmedi, fakat kitap internet ortamında bir şekilde dolaşıma girmişti. Bu sefer ise Ekrem İmamoğlu tutuklu olduğu için kitabın çıkmasına izin verilmiyor. Bu da bize gösteriyor ki hâlâ Ekrem İmamoğlu’ndan bu siyasi iktidar çok ciddi bir şekilde endişeleniyor. Ondan çekiniyor, korkuyor. Halbuki geçenlerde, yakın bir zamanda Adalet Bakanı Akın Gürlek bir televizyon, TV100 yanılmıyorsam, orada canlı yayında çok iddialı bir şekilde ne dedi? “Ekrem Bey mahkemenin canlı yayınlanmasını istiyordu. Bakalım hâlâ aynı görüşte mi?” diyerek sanki mahkemelerin Ekrem İmamoğlu’nun aleyhine geliştiğini, Ekrem İmamoğlu’nun mahkemelerdeki söylenenlerin kamuoyu tarafından bilinmesini istemediğini ima etmişti. Ama şimdi bakıyoruz ki onun savunmasına bile, savunmasının kamuoyu tarafından bilinmesine bile tahammülü olmayan bir iktidar var. Bunu net bir şekilde söyleyebiliriz.
Ve burada bir başka husus da şu: İmamoğlu hakkında son dönemde söylenen, onun artık devre dışı kaldığı, unutulduğu, gözden düştüğü şeklinde yorumlar çok ciddi bir şekilde yapılır oldu. Hatta İmamoğlu’na en yakın isimlerden CHP’nin eski Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan, bununla ilgili daha önceki gün bir yazı yazdı Karar gazetesine, dün yazı yazdı. Tam da bu konuyu ele almıştı. Onun yazısıyla bu haber, yani kitabın daha çıkmadan yasaklandığı haberi üst üste geldi. Evet, birileri unutmuş olabilir ama ülkeyi yönetenler unutmuyorlar. Onu çok ciddi bir şekilde takip ediyorlar. Ama şurası da bir realite ki artık ne kadar zaman oldu tutuklu kalması ve bu arada ülkede çok şeyin yaşanması… O kadar çok şey yaşandı ki Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı, gözaltına alındığı 19 Mart 2025’ten bu yana; belediyelere operasyonlar, CHP’ye mutlak butlan, her şeyin altüst olması, çok sayıda kişinin içeri girmesi, çıkması, parti değiştirmeler ve bu arada bir de çözüm süreci, o konuda çerçeve yasa vesaire. O kadar şeyin arasında Ekrem İmamoğlu kendini duyurma konusunda çok fazla fırsata sahip olmadı. Yine engeller çıkartıldı. Özellikle sosyal medya hesapları sürekli engellendi, bunu biliyoruz. Mahkemede konuşmasına yer yer, her zaman değil ama yer yer sınırlamalar, engellemeler getirildi. Ve bu arada tabii şu da çok önemli, bütün bu yoğun süreçte Özgür Özel çok başarılı bir performans sergiledi. Yani bunların sonucunda Özgür Özel’in daha öne çıktığı, Ekrem İmamoğlu’nun daha geride kaldığı bir süreç yaşıyoruz, burası muhakkak. Ama bu kitap toplatma olayı da bize gösteriyor ki ne kadar geride kalırsa kalsın, ne kadar sesi duyulamaz olursa olsun, Ekrem İmamoğlu’ndan çok ciddi bir şekilde kaygılılar.
Serkan Özcan yazısında demiş ki: “Madem öyle tutuksuz yargılayın ve bakalım, ne olacak görelim.” Açıkçası böyle kafamda canlandırmaya çalıştım. Ekrem İmamoğlu bugün tahliye olsa ve Özgür Özel’le birlikte o yeni otobüsleriyle, “teyzem sağ olsun” otobüsüyle Türkiye’de dolaşsalar nasıl bir ilgi görürler açıkçası çok merak ediyorum ve biraz da kestirebiliyorum. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nun tahliyesi konusunda iktidar hiçbir zaman niyetli olmayacaktır. Yani daha savunmasını kitaplaştırmasına tahammül edemeyen, sosyal medya hesaplarına tahammül edemeyen bir iktidar var. Bu arada şunu da özellikle vurgulamak lazım: İmamoğlu cezaevinde olmasının dışında birtakım olaylarda, özellikle mesela son çerçeve yasa meselesinde bence kendisinden bekleneni yapmadı ya da yapamadı. Neydi o kendisinden beklenen, en azından benim beklediğim? Çerçeve yasa konusundaki tavrını açık ve net bir şekilde destek, yani evet ise evet, hayır ise hayır, bunu söyleyebilmesiydi. Mesela Şişli Belediye Başkanı bunu yaptı. Herkesten önce yaptı ve “evet” dedi. Hatta kendisiyle sonra röportaj da yaptık. Sorularımızı da cevapladı ve ardından da durduğu pozisyonunu tekrar savundu. Ekrem İmamoğlu Özgür Özel’in konuşmasını, tavrını bekledi ve ondan sonra Özgür Özel’e destek verdi. Bunun sorunlu olduğunu düşünüyorum. Bu tek bir olay değil. Şu haliyle bakıldığı zaman Ekrem İmamoğlu’nun Türkiye’deki gündem konusunda, Türkiye’de gelişen gündem konusunda bir lider, bir cumhurbaşkanı adayı olarak daha fazla etkili, çarpıcı ve insanların konuşacağı şeyler söyleyebilmesi, yapabilmesi lazım.
Yine Serkan Özcan’ın yazısına referans vereceğim. Orada Selahattin Demirtaş örneğini vermiş. Hiç de yanlış değil ama Selahattin Demirtaş’ın bir cezaevi performansını da ki son dönemde kendisi bir karar aldı, artık siyasi konularda konuşmayacağını söyledi. Çok istisnai durumlar dışında konuşmuyor ama konuştuğu zaman nasıl etkili olduğunu, tabanı nasıl harekete geçirdiğini özellikle seçim dönemlerinde görmüştük mesela Selahattin Demirtaş’ın. Dolayısıyla Selahattin Demirtaş’la kıyaslandığında Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden siyaset yapma performansı onun kadar başarılı değil. Bunun tabii birçok nedeni var. Öncelikle Selahattin Demirtaş’ın bir davasının olması meselesi var ama dünkü CHP’nin, bugünkü YENİ Parti’nin bir Kürt hareketininki gibi bir davası olduğundan açıkçası çok emin değilim.
Tekrar başa dönelim. Evet, hiç de öyle unutulmuş değil ya da şöyle söyleyelim, herkes unutsa bile siyasi iktidar Ekrem İmamoğlu’nu unutmayacağa benziyor. En son geçen hafta savunmamı yaptığımda Silivri’de Ekrem İmamoğlu ile karşılaştık. Orada benim savunmamdan sonra kendisiyle kucaklaştık. Bir an önce tutukluluğunun sona ermesini temenni ediyorum ve siyasetin Türkiye’de gerçek aktörler tarafından, esas aktörler tarafından özgürce bir şekilde yapılabilmesini temenni ediyorum. Şunu da tekrar söyleyelim; kitap toplamak, daha çıkmamış kitabı toplamak Türkiye’nin bir ayıbı. 15 sene önce de ayıbıydı, şimdi de ayıbı. Fethullahçılardan böyle kopya çekiyor olmaları da bu iktidarın ayıbını daha da katlıyor.
Bugün bir dostumdan bahsetmek istiyorum. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Abimdi diyeceğim ama arkadaşımdı aynı zamanda: Semih Vaner. Öleli bayağı bir zaman oldu, 18 yıl olmuş. Evet, şubat ayında kaybettik Semih’i. Benden büyüktü, benim gibi frankofondu. Tabii benim Fransızcamın yanında onun Fransızcası apayrı bir şeydi. Fransa’da yaşayan bir sosyal bilimciydi ve ben de kendisini o vesileyle tanıdım. 80 sonu, 90 başlarında Fransa’nın en önemli araştırma merkezlerinden Paris’teki Uluslararası İnceleme ve Araştırmalar Merkezi’nde yöneticilik yapıyordu ve özellikle Türkiye, Akdeniz, Türkiye-İran ilişkileri üzerine çalışan bir isimdi. Çok eleştirel birisiydi. Kimseye minneti yoktu ve Türkiye hakkında özellikle Fransa’da, Fransız medyasındaki yanlış bilgileri düzeltmekten çok yorgun düşüyordu ama bıkmıyordu.
Semih sayesinde Fransa’da çok kişi tanıdım. Beni birçok kez kendi çalıştığı yerlerde konferans vermeye, tartışmalara katılmaya çağırmıştı. Ben özellikle o tarihlerde, 90 başlarında, Türkiye’de İslami hareketi, kısmen de Kürt hareketini anlatıyordum. Ve Semih’ten çok şey öğrendim. Eleştirel bakışı özellikle öğrendim. Angaje olmamayı, araştırdığım konulara mesafeli bakabilmeyi öğrendim. Kendisi Türkiye’de de birkaç toplantıya katıldı. Bir kitabı çıktı, Metis‘ten basıldı, ‘‘Semih’e Armağan’’ olarak yazılan bir kitap. Evet, ‘‘Avrupa Birliği, Demokrasi ve Laiklik’’. Bütün bunlar Semih’in favori konularıydı tabii. Ama şunu unutmayacağım, o tarihte Semih’in ölümü maalesef Türkiye’de çok ciddi bir şekilde haber olmadı. Fransa’da bilindiği kadar, Fransa’da gördüğü saygıyı, ilgiyi diyelim, Türkiye’de maalesef görmemişti. Çok sevdiğim bir dostum olarak bu yayını ona ithaf etmek istiyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







