Behçet Darğın yazdı: Julio Cortazar’ın çocukluk anıları

28 Haziran 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı, kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına aldı. ABD ve Japonya gibi büyük güçlerin de dâhil olmasıyla cepheler genişledi, savaş yayıldı. Başlatılan dünya savaşı yangın, tarafsız kalmaya çalışan devletleri de içine çekti. Dünya iki kutba ayrıldı. Korku, belirsizlik ve karamsarlık dünyanın dört bir tarafını sardı. Bu karanlık günlerde, 26 Ağustos 1914’te Belçika’nın başkenti Brüksel, Almanya’nın havan topu saldırısına uğradı. Bu tarihte, Arjantin Cumhuriyeti’nin Brüksel ataşesi Julio Florencio Cortázar Descotte’nin oğlu Julio Cortázar dünyaya geldi. Yıllar sonra bu savaşı, “Bu gezengende yaşayan en barışçıl insanlardan birinin doğmasına neden oldu.”[1] şeklinde hatırlayacaktı. Ülkeleri Arjantin’in tarafsız kalması vatandaşlarına Avrupa’da rahat dolaşma kolaylığı sağladı. Cortázar ailesi, savaşın dışında kalmış bir ülkeye gitmek istiyordu. Bu fırsatı kullanarak Arjantin pasaportuyla önce İsviçre ardından İspanya’ya geçti. 1915’ten 1918’e kadar Barselona’da güzel bir çocukluk geçirdi. Barselona, ileride Cortázar’ın da içinde yer alacağı Latin Amerika edebiyatının Boom kuşağı yazarlarına merkezlik edecektir.

Julio Cortazar’ın çocukluk anıları
Behçet Darğın yazdı: Julio Cortazar’ın çocukluk anıları

İnsan beyni gerçekten ilginçtir. Yaşanmışlıklar çoğu zaman herhangi bir süzgeçten geçmeden zihnin en ince kıvrımlarına, kılcal damarlarına kadar işler. Orada silinmeden kalır; ömür boyu insanla birlikte yaşar, filizlenir, beklenmedik anlarda, bazen de farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkar. Julio Cortázar, çocukluğunun yaklaşık üç yılını Barselona’da geçirdi. Bu kısa zamanda kentin doğasıyla iç içe bir yaşam sürdü. Barselona’nın altın rengi kumsalları, tuzlu rüzgârları, yakıcı yazları, Akdeniz’in ılık suları ve dev dalgaları, küçük Cortázar’ı İspanya’ya mest etmişti. Bu şehirden kendini koparamıyordu. O kadar ki, neredeyse her gece rüyalarında o sahilleri, o ışığı, o maviliği görüyordu. 1918’de aile Arjantin’e döndü, bir liman kenti olan Banfield’de hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler. Ancak Barselona, Cortázar’ın hayatında açık kalmış bir sayfa olarak kaldı. Her ne kadar oradan ayrılmış olsa da, o şehir, mimarisiyle, doğasıyla, kültürüyle hep onunlaydı.

Julio Cortázar dokuz-on yaşlarındayken, birbirinden bağımsız görünen, aralarında herhangi bir ilişki kuramadığı fayanslar, renkli porselenler, mayolikalardan kurtulamıyordu, sürekli rüyalarına geliyordu. Bu mozaikler gözlerinin önüne gelirdi sık sık. Ama anlamını bir türlü kavrayamadı. Bu tuhaf, kendisine anlamsız gelen hayalleri annesiyle paylaştı. “Neden sürekli bunları görüyorum?” diye sordu. Annesi Herminia Descotte, zeki ve kültürlü bir kadındı. Oğlunun sözlerini dikkatle dinledi, gülümsedi. Ardından bu görüntülerin bir anlamı olduğunu söyledi. Julio’nun çocukken oyunlar oynadığı, Barselona’nın Gràcia semtinde yer alan Park Güell’den gelen hatıralardı bunlar. Gaudí’nin natüralist dönemine ait bu ünlü park, renkli seramiklerle bezenmiş yapıları, kıvrımlı banklarıyla kendisinde iz bırakmıştı. Cortázar, yıllar sonra gazeteci Joaquín Soler Serrano’ya verdiği bir röportajda bu anısını şöyle anlatacaktı:“Gaudi’ye duyduğum derin hayranlık belki de iki yaşındayken başlamıştı.” [2]  

Behçet Darğın yazdı: Julio Cortazar’ın çocukluk anıları

Şiir, sone, roman, öykü, düzyazı ve eleştirel metinler kaleme alan Cortázar, edebiyat dışında mitoloji, antropoloji, psikoloji, boks, sinema ve fotoğrafçılıkla ilgilenen dünyaca tanınan bir yazardır. Arjantin’den Fransa’nın Marsilya şehrine giderken uçak, havada arızalanır ve acil iniş yapmak zorunda kalır. İniş noktası, çocukluk anılarının ilk tohumlarının atıldığı, edebiyata kucak açmış Barselona şehridir.

Aktarma yapacağı yeni uçağın uçuş saatine kadar zaman vardır. Çocukluk hatıraları onu çağırır. Cortázar, belleğinin bir köşesinde hâlâ canlı duran o mekâna, Park Güell’e küçük bir kaçamak yapar. Belki de yıllar önce ardında bıraktığı çocukluk izlerini yeniden bulabileceğini düşünüyordur. Ancak karşılaştığı manzara bambaşkadır. Ne park eski parktır, ne de o, aynı kişidir. Hayat, olduğu gibi kalmaz. Hiçbir yer, hiçbir şey sabit değildir. Zaman, hem mekânı hem de onu değiştirmiştir. Artık bir yetişkinin bakış açısından bakmaktadır Park Güell’e. Çocukken, gördüğü o kıvrımlı banklar, mozaikler ve Gaudí’nin renkli evreni şimdi daha uzakta, daha farklı görünmektedir. Parkın renkleri canlılığını yitirmiş, yeşillikleri solmuş, çocukluk arkadaşları yerlerini başka çocuklara bırakmıştır. Park değişmiştir ama daha da önemlisi, Cortázar’ın bakışı değişmiştir. Çocukken, eğlenceli gelen her bir detay şimdi daha gerçek, daha ağır, hatta biraz hüzünlüdür. Anılarla gerçekler yerlerini değiş tokuş yapmış.

1977 yılında İspanya’da yayımlanan “A Fondo” programına konuk olur ve işte bu karşılaşmayı şu sözlerle anlatır:

“Hatta optik açıdan bakıldığında bile farklıydı. Şimdi 1.93 boyundaki ben Park Güell’e bu yükseklikten bakıyordum; oysa o çocuk, büyülü bir bakışla kendi boyu seviyesinde görüyordu her şeyi. O büyülü çocuk bakışını korumaya çalışsam da ne yazık ki bu her zaman mümkün olmuyor.” [3]

Keyifli okumalar…


[1] Minguel Herraez, Julio Cortazar-Gözden Geçirilmiş Bir Biyografi, Çev. Çağla Işıl Soykan, Everest yayınları, İstanbul, 2021,s,33

[2] Age, s, 34

[3] Age, s, 35

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş