İSTANBUL (Medyascope) – Usame Bin Ladin ve El Kaide’den geriye ne kaldı? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, 11 Eylül saldırılarının 25. yıldönümünde, El Kaide’nin yükselişini, küresel terörün dönüşümünü ve bu süreçlerin dünyadaki İslam algısına etkilerini değerlendirdi.
Ruşen Çakır, saldırıların gerçekleştiği gün yaşadıklarını, El Kaide’nin küresel bir örgütten yerel bir yapıya dönüşmesini, yerini alan IŞİD’in daha acımasız yöntemlerini ve tüm bu terör eylemlerinin Batı’da İslam karşıtlığını nasıl körüklediğini ele aldı.
“Kimse El Kaide demiyordu”
Çakır, 11 Eylül 2001’de NTV ekranlarında saldırıların arkasında El Kaide’nin olduğunu söylediğinde karşılaştığı tepkileri anlatarak, o dönemki genel algıyı şöyle özetledi:
“Herkes her şeyi söylüyordu ama kimse ElKaide demiyordu. Ben El-Kaide olduğunu söyledim. Bakın böyle bir kitap çıktı, işte bu da savaş ilanının gösterisidir diye. Bana bayağı güldüler, ‘Ne derler, nelere inanıyorsun’ dediler ve hep şunlar söylendi: ‘Elin Arabı bunu yapar mı? Bu Arapların yapabileceği bir şey değil, bu Usame Bin Ladin’in yapabileceği bir şey değil.’ Ama sonra ortaya çıktı ki hakikaten öyle.”
El Kaide küresel gücünü yitirdi
El Kaide’nin yıllar içindeki dönüşümüne değinen Çakır, örgütün artık küresel çapta bir tehdit oluşturmadığını vurguladı:
“Şu anda El Kaide’yi kimin yönettiğini şahsen bilmiyorum. Çünkü El Kaide küresel bir örgüt olmaktan yerel bir örgüt olmaya dönüştü. Şu anda Afrika’da özellikle El Kaide’ye bağlı birtakım güçler saldırılar düzenliyorlar. Ama bunların hiçbirisi küresel değil. Artık El Kaide’nin küresel anlamda bir eylem yapma perspektifinin olduğu söylenemez. Eski gücünün çok daha uzağında olduğu muhakkak.”

IŞİD’den sonrası kaygılandırıyor
Radikal İslam kavramının El Kaide ve IŞİD ile nasıl boyut değiştirdiğine dikkat çeken Çakır, gelişen teknolojiyle birlikte gelecekte yaşanabilecek senaryolardan duyduğu kaygıyı şöyle dile getirdi:
“Beni en çok merak ettiren ve aslında kaygılandıran husus IŞİD’in de ilerisinde ne olabilir? 11 Eylül saldırıları o dönemin teknolojisine, imkanlarına çok uyumlu çalışılmış, hazırlanmış bir saldırıydı. Çok ince çalışılmış bir şeydi. Şimdi yapay zekanın şunun bunun bu kadar baskın olduğu, teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde aynı mantaliteyle ya da benzer mantaliteyle kotarılabilecek eylemleri aslında düşünmek dahi istemiyorum.”
Müslüman algısı iyice beter oldu
Tüm bu terör eylemlerinin Batı dünyasındaki İslamofobiyi derinleştirdiğini belirten Çakır, sözlerini şöyle tamamladı:
“11 Eylül, ardından yaşananlar, başka saldırılar, IŞİD’in çıkması vesaire… Bütün bunlar dünyadaki Müslüman algısını, İslamiyet algısını iyice beter etti. Şu anda dünyanın neredeyse her yerinde baskın olan İslam karşıtlığı, Müslümanlara mesafeli durmak tavrında bu tür saldırıların çok ciddi etkisi var. Bunlar aslında var olan birtakım yargıların, nefretin açığa çıkmasına yol açtı ve o andan itibaren artık dünya hiçbir şekilde eskisi gibi değil.”
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
“Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Bugün 11 Eylül 2026, yani Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 11 Eylül saldırılarının 25. yılı. New York’ta yine törenler olacak, anmalar olacak ama dünya 11 Eylül’ü artık çok fazla gündeminde tutmuyor. 25. Yıl, bir çeyrek yüzyıl, bir anlamı var ve benim için de çok anlamı var. Biraz öznel bir yayın olacak ama şunu özellikle söylemek istiyorum: El Kaide, Usame bin Ladin, ardından gelen Eymen ez-Zevahiri bir gazeteci olarak benim hep ilgimi çekti. Tabii ki kendileriyle görüşme imkânım falan olmadı, keşke görüşebilseydim ama onların söylediklerini, yapıp ettiklerini yakından izlemeye, okumaya çalıştım. İlginçtir, 11 Eylül saldırılarından önce El Kaide üzerine bir kitap hazırlamayı düşünüyordum. Bayağı bir araştırma yapıyordum. O sırada herhangi bir yerde çalışmıyordum, bir gazetede ya da televizyonda. Metis Yayınları‘nda bir odam vardı ve orada harıl harıl El Kaide araştırıyordum fakat o tarihte El Kaide hakkında çok fazla kaynak yoktu. Yaptığı birtakım saldırılar vardı, Afrika’da, Kızıldeniz’de, şurada burada. Ama Usame bin Ladin biliniyordu, yanındakiler biliniyordu fakat çok fazla kaynak yoktu. Sonra 11 Eylül oldu ve hemen piyasada, tabii ki öncelikle Amerika Birleşik Devletleri’nde, çok sayıda El Kaide kitabı, Usame bin Ladin kitabı çıktı. Ben de o çalışmamı iptal etmek zorunda kaldım.
11 Eylül gününü de çok iyi hatırlıyorum. Çok alakasız bir konuda, Üzeyir Garih’in öldürülmesi, bir mezar ziyaretinde öldürülmesi üzerine bir çalışma yapıyordum. Türkiye’de Yahudi aleyhtarlığı üzerine arkadaşım, araştırmacı Rıfat Bali ile Metis‘in üst katındaki odamda, küçük odamda konuşuyorduk. Bir tür röportaj gibiydi. O bana hep olduğu gibi çok ayrıntılı bilgilerle çok şey öğretiyordu. Notlar alıyordum, bir taraftan kaydediyordum ve bu arada her şey kapalıydı. Kapımız kapanmıştı, cep telefonları kapalı. Ve ondan sonra ne oldu? İşimiz bitti. Önce Metis‘teki arkadaşlar dediler ki, “Aç televizyonu.” Küçük bir televizyonum vardı, açtım. Neye uğradığımı şaşırdım. Telefonumu açtım, çok sayıda mesaj, o zaman WhatsApp yok, SMS mesajı. Bir yerde çalışmıyordum ama NTV ile bir ilişkim vardı. Beni NTV‘ye çağırdılar, koşa koşa aldılar diyelim. Ve ben Amerika Birleşik Devletleri’nde çıkmış bir kitabı edinmiştim. Çok kötü bir kitaptı, çok uyduruk bir kitaptı ama kapağında Usame bin Ladin’in fotoğrafı vardı ve adı da ‘‘Amerika Birleşik Devletleri’ne savaş açmış olan adam’’dı, İngilizce çevirisi. O kitabı da elime alıp NTV‘ye gittim ve orada benden önce tabii çok kişi yorum yapmış, ben geç kaldım çünkü. Ve herkes her şeyi söylüyordu ama kimse El Kaide demiyordu. Ben El Kaide olduğunu söyledim ve o kitabı gösterdim. “Bakın böyle bir kitap çıktı, işte bu da savaş ilanının gösterisidir.” diye. Hâlâ hep hatırlarım, çoğu da arkadaşım, orada editör vesaire, bana bayağı güldüler. Hani ne derler, “Nelere inanıyorsun?” dediler. Ve hep şunlar söylendi, “Elin Arabı bunu yapar mı?” Resmen böyle söyleniyordu; ‘‘Bu Arapların yapabileceği bir şey değil, bu Usame bin Ladin’in yapabileceği bir şey değil’’ diye.
Ama sonra ortaya çıktı ki hakikaten öyle. İntihar eylemcilerinin adları belli oldu. Olayın hazırlayıcısı Halid Şeyh Muhammed hâlâ Guantanamo’da, o belli oldu vesaire ama hâlâ kimseyi tam olarak ikna edebilmiş değiller ve bunun bir komplo olduğunu, işte ‘‘Yahudiler, Amerika Birleşik Devletleri bizzat yaptı’’ falan diyenler oldu. Ardından ABD’nin Afganistan’a ve Irak’a operasyon yapması da bir tür işte ‘‘buralara operasyon yapmak için bu saldırı tezgâhlandı’’ gibi akıllara ziyan açıklamalar yapıldı. Sanki ABD’nin böyle bir şeye, yani böyle bir gerekçeye ihtiyacı varmış gibi. Şu oldu, bu oldu. Daha sonra El Kaide’nin eylemleri Batı’da, İspanya’da, İngiltere’de ve Türkiye’de devam etti. İstanbul’da dört saldırı yaptılar. Ayrı ayrı yerlere, iki sinagog, bir banka, bir de İngiltere Başkonsolosluğu İstanbul’da, bunları yaptılar. Dünyanın dört bir tarafında yaptılar ve sonra sönüşe geçti ama bitmedi. Yerini IŞİD aldı. El Kaide varlığını sürdürüyor ama esas IŞİD daha fazla öne çıktı. Bu arada 2011’de Usame bin Ladin öldürüldü. Yerini Eymen ez-Zevahiri aldı, o da 2022’de öldü. Şu anda El Kaide’yi kimin yönettiğini şahsen bilmiyorum, çok da merak etmiyorum açıkçası. Çünkü El Kaide küresel bir örgüt olmaktan yerel bir örgüt olmaya dönüştü. Şu anda Afrika’da özellikle El Kaide’ye bağlı birtakım güçler birtakım eylemler yapıyorlar, saldırılar düzenliyorlar ama bunların hiçbirisi küresel değil. Artık El Kaide’nin küresel anlamda bir eylem yapma perspektifinin de olduğu söylenemez. Eski gücünün çok da uzağında olduğu muhakkak. IŞİD ayrı bir mesele. IŞİD’de de yine özellikle Irak ve Suriye’de ilan ettikleri devletlerin sonunun hızlı bir şekilde gelmesiyle IŞİD de büyük ölçüde etkisini kaybetti ama hâlâ bu düşünceler, El Kaide, IŞİD gibi düşünceler varlığını sürdürüyor.
Beni en çok merak ettiren husus şu: Benim İslami hareket çalışmaya başladığım ilk yıllarda ‘‘radikal İslam’’ diye bir kavram vardı, hâlâ var ama radikal İslam denen olay hakkında çok az şey görüyorduk. İşte Mısır’da birtakım gruplar vardı. ‘‘İslami Cemaat’’ti yanlış hatırlamıyorsam adını. Birtakım yerel anlamda yaptıkları eylemler vardı. Tabii bir İran devrimi vardı, devrim yapmış İslamcılar ve onların kontrol ettiği Hizbullah başta olmak üzere birtakım güçler. Ama El Kaide ile… Tabii Taliban öncelikle, Afganistan cihadı ve bunun Taliban’a dönüşmesi, Taliban’ın hâkim unsur olması, onların işte oraya, Afganistan’a gelmiş yabancı savaşçılarla kurdukları ilişki ve El Kaide’nin tohumlarının o yabancı savaşçılar arasında Afganistan’da atılması ile birlikte işin rengi değişti. Gerçekten şöyle düşünür oldum: ‘‘Dün söylediklerim radikalse bunlara ne demek lazım?’’ diye ve eskinin radikal İslamcıları büyük ölçüde etkisini yitirdi. El Kaide her şeyi domine etti. Daha sonra IŞİD. IŞİD çok daha yerel çalışan ama çok daha acımasız bir örgüttü. El Kaide’nin birtakım dikkat ettiği hususlar vardı hedef alırken, hedef seçerken. IŞİD’de o da yoktu. Sırf Alevi oldukları için insanları öldürmek mesela IŞİD’e özgü bir şeydi. Yeri geldi ve yeşerdi.
Şimdi beni en çok merak ettiren ve aslında kaygılandıran husus, IŞİD’in de ilerisinde ne olabilir? Tabii şunu unutmamak lazım, birilerine çok abes gelebilir bu ama 11 Eylül 2001 saldırıları, o dönemin teknolojisine, imkânlarına çok uyumlu çalışılmış, hazırlanmış bir saldırıydı. Yani bu uçakları kaçırmak, şunu yapmak, bunu yapmak, ikiz kuleleri hedef almak vesaire çok ince çalışılmış bir şeydi. Onu yapan kişiler, gerek eylemciler ama esas Halid Şeyh Muhammed o dönemin kendilerine özgü birtakım hani zeki, yaratıcı insanlarıydı. Şimdi yapay zekânın, şunun bunun bu kadar baskın olduğu, teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde aynı mantaliteyle ya da benzer mantaliteyle kotarılabilecek eylemleri aslında düşünmek dahi istemiyorum diyeyim. Şunu da ama tekrar vurgulayayım; 11 Eylül’ün ardından yaşananlar, başka saldırılar, onun ardından IŞİD’in çıkması vesaire bütün bunlar dünyadaki Müslüman algısını, İslamiyet algısını iyice beter etti. Ve şu anda özellikle Avrupa’da gördüğümüz ama aslında Amerika Birleşik Devletleri’nde de çok baskın olan, dünyanın neredeyse her yerinde baskın olan İslam karşıtlığı, Müslümanlara mesafeli durmak, hatta onlardan uzak durmak, onları yanlarında istememe tavrında da bunun çok ciddi, bu tür saldırıların, bu tür örgütlerin çok ciddi etkisi var. Bunların sonucunda aslında var olan bir şeylerin insanlarda, Müslüman olmayan toplumlarda var olan, belki de örtülü olan birtakım yargıların, nefretin açığa çıkmasına yol açtı ve o andan itibaren artık dünya hiçbir şekilde — hep öyle deniyordu, meşhur laftı — artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi değil ve her şey, maalesef her şey daha kötüye doğru gidiyor. Ve burada söylenecek tek şey “Allah hepimizin yardımcısı olsun” olabilir.
Bugün dünyanın en çok üreten yazarlarından birisine, en popüler isimlerinden birisine ithaf etmek istiyorum, Stephen King’e. Evet, gerçekten King yani, korkunun, gerilimin kralı. 47 doğumlu, ilk kitabı “Carrie”. “Günah Tohumu” diye Brian De Palma filmini çekmişti. Çok etkileyici bir filmdi. “Carrie” ile başlamış. Böyle gerçeküstü, bilimkurgu ya da kurgubilim, artık nasıl deniyorsa, ve gerilimin olduğu çok sayıda kitabı var. “Yeşil Yol” mesela, filmi oldu, seyretmiştim. Çok nahif bir film gibiydi. “Esaretin Bedeli” var mesela, çok olağanüstü, etkileyici olmuş bir filmdir. Onu herhâlde defalarca izledim. Hep bir şekilde karşıma çıkmış bir film. Bir diğer filmi “Shining”. Evet, kim oynuyor? Tabii ki Jack Nicholson oynuyor. “Cinnet” diye oynamıştı diye hatırlıyorum. Filme uyarlanan daha nice kitabı var. Sürekli yazıyor.
Bazı dizileri var Stephen King’in. Bir tanesinin neymiş adı? “Kara Kule” dizisi. 1982 ile 2005 arasında yazmış, kitaplar yazmış. Filmlere, çizgi romanlara, tiyatrolara uyarlanmış nice eseri var. Ve ben sosyal medyada Stephen King’i yıllardır takip ediyorum. Çok sıkı bir Trump karşıtı ve lafını esirgemeyen bir adam, öyle söyleyeyim. Müthiş birisi. Birazcık ilginiz varsa böyle kurgubilime, gerçeküstü şeylere, Stephen King’i muhakkak biliyorsunuzdur, muhakkak okumuş ya da izlemişsinizdir. Onun kitaplarından yapılmış filmlerin içerisinde, herhâlde bir 10’a yakın izlemişimdir, hiçbirisi kötü değildi. Yani yönetmenlerin, oyuncuların da etkisi vardır muhakkak ama esas olarak kitaplarındaki o acayip kurgu, yaratıcılık… Şapka çıkartılacak bir isim. Şu anda 79 yaşında, 68 kuşağının bir ismi ama 68’de ne yaptığını bilmiyorum. Esas olarak Amerika’nın Maine eyaletinde ve orayı anlatan, Amerika’nın bir anlamda merkezinde olmayan, bir New York’ta ya da California’da olmayan ama sadece Amerika’yı değil tüm dünyayı etkileyen bir isim. Stephen King’e, burada tekrar bir kere daha söyleyeyim, şapka çıkarıyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“








