İngiliz felsefeci Baggini: “Illuminati’nin dünyayı kontrol ettiği düşüncesi, sanıldığı kadar çılgınca değil”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İngiliz felsefeci Julian Baggini tarafından The Guardian gazetesinde kaleme alınan 14 Şubat tarihli yazıyı Türkçe çevirisiyle kısaca aktarıyoruz:

Şayet Illuminati gerçekse, herhalde evrendeki en gizli olmayan topluluk olmalı. Bu topluluk kendini saklama konusunda o kadar başarısız ki, hayal gücü ve Google haricinde ek bir kaynağı olmayan birçok insan tarafından varlığı internetin her köşesinde, her gün ilan ediliyor.

Gündemdeki en son Illuminati “muhbiri”, beklenmedik bir isim: Eski Kanada Savunma Bakanı Paul Hellyer. Eski bakan Hellyer, uzaylılar tarafından dünyamıza getirilen, fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı sona erdirecek bir teknolojinin, Illuminati tarafından saklandığını iddia ediyor.

Bununla alay etmek kolay, ama aynı zamanda güven verici de. Hayal dünyasında yaşayan komplo teorisyenlerinden daha aklıbaşında ve rasyonel olduğumuzu düşünmek elbette güzel bir his. Problem şu ki, bu kişiler ve geri kalanlarımız arasında aslında tür değil derece farkı var.

İnsanların her şeyi kontrol eden, gizli bir seçkin sınıfın varlığına inanmasının nedenlerini insan doğasında bulmamız mümkün. İnsanlar, sürekli olarak kalıpların (pattern) ve faillerin (agency) arayışındadır. Kalıp arayışı hayatta kalmamız için esastır ve olmayan kalıpları varsaymanın maliyeti, gerçekte var olan kalıpların farkında olmamaktan daha hafiftir. Şayet atalarımız kuruyan mahsullerin çürüdüğünü fark edememiş olsalardı, muhtemelen açlıktan öleceklerdi. Fakat bir keçiyi kurban ettikleri takdirde yağmur yağması ihtimalinin arttığını varsaymaları, en kötü ihtimalle biraz et ziyan etmelerine neden olmuştur.

Faillik varsayımı da benzer şekilde faydalıdır. Kişilerin hareketlerini, bu hareketlere çeşitli sebepler atfetmeden anlayamayız. Ancak ABD’li düşünür Daniel Dennett’ın “kasıtlı duruş” (intentional stance) olarak adlandırdığı yaklaşımı benimsemek -bilinçli bir kasıt olmadığını bildiğimiz zamanlarda da- yardımcı olabilir. Başka bir deyişle, bitkileri güneş ışığını “isteyen” veya çiçek açmaya “çalışan” canlılar olarak düşünmek, onların davranışlarını anlamak için kolay bir yol olabilir.

 

illuminatiBu temel bilişsel mekanizmalar sorun yaratmaya başladığında, bunları patoloji olarak tanımlarız. Örneğin pareidolia, rastlantısal verilerde kalıp görmeye verilen addır – tıpkı krakerlerin üzerinde Hz. İsa’nın suretini görenler veya Donald Trump’ın sosyal güvenlik numarasında kıyamet gününün tarihi olduğunu düşünenler gibi. Ancak katı bir rasyonel bakış açısıyla bakıldığında, bu mekanizmaların her zaman kusurlu olduğu görülür. “Normal” bir insan ve pareidolia sahibi bir insan arasındaki fark, kalıplara karşı hassaslığın, gündelik hayatlarında işlevsellik sorunu yaratıp yaratmadığıdır. Benzer şekilde, gerekenin ötesinde fail arayışı medikal bir problem olmaktan ziyade, insanlık halidir.

Dahası, bu temel bilişsel mekanizmaları gereğinden fazla kullanmamız çoğu zaman patolojik bir kusur değil, anlaşılması mümkün bir arzudur. Dünya kafa karıştırıcı ve karmaşıktır. Neredeyse hepimiz onu derleyip toparlamaya çabalarız – ki sosyal bilimler, ekonomi ve uluslararası ilişkiler gibi akademik disiplinlerin ortaya çıkışının nedeni de aslında budur. Bu disiplinler bir çoğumuzun sahip olmadığı zamanı, eğitimi ve aklı gerektirir. Dünyayı anlamlandırmak için daha hızlı ve bulanık yollara başvuruşumuz, bu nedenle pek de şaşırtıcı değildir.

Hellyer ve onun gibileri peşinen yok saymak yerine, kendi düşünce biçimimizin aynı zayıflıkları ne ölçüde içerdiğine bakmamız daha iyi bir fikir olabilir. Paul Hellyer’ın deyimiyle “dünyayı yöneten gizli bir gruba” mutlak güç atfetmek, birçok çevrede tuhaflık değil, aksine zeka emaresi olarak görülür. Tabi bahsi geçen bu gizli grup küresel finans eliti, askeri-endüstriyel kompleks, büyük ilaç firmaları veya tarım endüstrisi olduğu sürece. Bu tür fikirlerin Illuminati’yle aynı çatlaklık düzeyinde olmadığını söylemiyorum. Ancak gerçekten de, benzerliklere karşı bizi kör eden, farklılıklardır. Bu tür ikincil derece komplo teorileri bazı bariz gerçekler üzerine kurulduğu için, çoğu insan gördüklerinin “hakiki ve kısıtlı” güçten “hayali ve mutlak” güce kaydığını fark edememektedir.

Tüm bunlardan çıkarılacak yanlış bir ders, gizli güçlere inanan kişilerin deli olduğudur. Dünyamızdaki Hellyer’ları deli olarak görmek yerine, düzeni sorgulamaya ve dünyayı yönlendiren gizli çıkar gruplarını ifşa etmeye olan istekliliğimizin bir faturası olarak görmeliyiz. Hakikati ararken, delilikle flört ederiz. Fakat “saklı gücün” bu kadar gerçek ve tanıdık olduğu bir dünyada, yapılacak tek akla yatkın şey de aslında budur.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus