New York Times muhabirleri kayıp Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın hikâyesini yazdı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD’nin The New York Times gazetesinden Ben Hubbard ve David Kirkpatrick, 14 Ekim’de kayıp Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın geçmişini özetleyen bir yazı kaleme aldı. Yazının orijinalinden aktarıyoruz:

Cemal Kaşıkçı geçen sonbahar geldiği ABD’ye veda ederken çok sayıda berbat haberi de beraberinde götürdü. Suudi kraliyet ailesinin danışmanı ve resmi olmayan sözcüsü olarak geçirdiği başarılı kariyerin ardından yeni Veliaht tarafından kendi ülkesinin sınırları içerisinde yazı yazması yasaklandı. Hatta Twitter’da görüş beyan etmesi bile yasaktı. Suudilerin sahip olduğu gazetelerde artık ona yer yoktu. Evliliği sallantıdaydı ve arkadaşlarına, kendisini Veliaht’ı eleştirmemesi konusunda ikna etmeye gitmesinler diye seyahat yasağı getirilmişti.

Kendisi ABD’ye ayak bastığı zaman çok sayıda arkadaşı kendi ülkesinde gözaltına alınmıştı. Kaşıkçı için kısa süre içerisinde ülkesine geri dönmek çok riskliydi. Bu zaman aralığı belki daha da uzayabilirdi, hatta yaşantısının sonuna dek…

ABD’de The Washington Post için köşe yazıları yazmaya başladı ve Batı’da güvenliği bulduğuna inandı. Ancak Batı’nın kendisine sağladığı koruma yakın zamana kadar sürdü. Kaşıkçı en son, evlilik için birkaç belge almaya gittiği İstanbul’daki Suudi Başkonsolosluğu’na girerken görüldü. Sonrasında kendisinden haber alınamadı. Türk yetkililere dayandırılan haberlere göre, burada Suudi ajanlardan oluşan bir ekip onu öldürdü ve cesedini parçalara ayırdı.

Suudi yetkililer bu iddiaları yalanlasalar da aradan geçen iki hafta sonunda ne başkonsolosluğu güvenlik içinde terk ettiğine yönelik ne de başına ne geldiğine yönelik inandırıcı bir kanıt ortaya koyabildi.

Kaşıkçı’nın ortadan kaybolması, Trump ve büyük müttefiki Suudi Arabistan’ın aralarının açılmasına da neden oldu. Sadece Trump değil, aynı zamanda Batılı başka ülkelere de güven veren 33 yaşındaki Veliaht Muhammed Bin Selman’ın saygınlığı büyük yara aldı.

Genç Veliaht’ın, Kaşıkçı’nın öldürülme emrini vermiş olma ihtimali ilişkileri daha da kötü hale getirebilir. Veliaht’ın Yemen’deki askerî saldırılarının, Lübnan Başbakanı’nı alıkoymasının, vaizleri tutuklamasının görmezden gelinmesinin ardından bu olay, işadamlarını ve diğer müttefikleri, Veliaht’ın acımasız bir otokrat olduğuna ikna edebilir.

Siyasal İslama olan ilgisi, şu anda Kaşıkçı’nın akıbetiyle ilgili bilgi talep eden Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de kişisel bağlarının güçlenmesini sağlamıştı.

Usame bin Ladin röportajıyla gelen şöhret

Gazetecilik kariyeri boyunca Suudi Krallığı’nın en bilinen isimlerinden birisi olan Kaşıkçı, uluslararası alanda ise ününü genç Usame bin Ladin ile yaptığı röportaj ile elde etti. Devamında ise Suudi prenslerinin ve krallarının dert ortağı olarak bilindi. Son 30 yıldır Suudi Arabistan ile şu ya da bu şekilde işi olan neredeyse herkesi tanıyordu. Ancak Washington’da yaşıyor olmanın da getirdiği birtakım avantajlar vardı.

Kendisi tanıyan onlarca kişi ile yapılan röportajlara göre özgür şekilde yazma eğilimi ve yurtdışından reform çağrıları yapması onu Veliaht ile karşı karşıya getirmişti.

Veliaht Muhammed, Suudi siyasi yapısındaki konsensüs geleneğini terk ederek kendi gücünü büyük ölçüde denetimsiz hale getirmişti. Dolayısıyla eğer hain olarak algılanan birinin ölüm emri verildiyse, muhtemelen kendisi tarafındandır.

Kaşıkçı’nın ilk ünü Cidde’de Bin Ladin ile yaptığı röportaja dayanır. Tıpkı Bin Ladin gibi o da önemli ancak kraliyet mensubu olmayan bir aileden geliyordu. Amcası bir silah tüccarıydı ama Kaşıkçı bunun avantajlarını hiçbir zaman kullanmamıştı.

Indiana’da üniversite okuduktan sonra ülkesine döndüğünde pek çok arkadaşı Kaşıkçı’nın Müslüman Kardeşler’e katıldığını söylüyor. Daha sonra İhvan’ın toplantılarına gitmeyi bırakan Kaşıkçı yine de genelde Batı karşıtı bir retoriği benimseyerek muhafazakâr bir İslamcı olmaktan vazgeçmemişti. Ancak bu retoriği kuracağı ilişkilere göre ya vurguluyordu ya da gizliyordu.

1980’li yıllara gelindiğinde pek çok Suudi gibi, Kaşıkçı da Sovyetler’e karşı Afganistan’da cihad çağrıları yapıyordu. Bin Ladin’den çağrı geldiğinde Kaşıkçı da bu davete kayıtsız kalamamıştı.

Gazeteci mi mücahid mi?

Kaşıkçı Afganistan’da, üzerinde yerel elbise, elinde saldırı tüfeği olduğu halde poz vererek fotoğraf çektirdi. Yine de bu fotoğraf oraya savaşmaya gittiğini kesinleştirmiyor.

Kaşıkçı ile orada röportaj yapan Norveçli araştırmacı gazeteci Thomas Hegghammer’ın dediklerine göre Kaşıkçı, Afganistan’da gazeteci olarak bulunuyordu. Cihadcılığa ise sadece o değil, pek çok Arap ve Batılı gazeteci de sempatiyle bakıyordu. Suudi gazeteciler de bunu doğruluyor. Bu arada Kaşıkçı’nın bazı arkadaşları da, o dönemin Suudi istihbaratının başında bulunan Turki al-Faisal ile ilişkisinden dolayı Suudi hükümetinin ajanı olmasından da şüphe edildi. Kaşıkçı, Usame bin Ladin’in ölümünün ardından Twitter’da şöyle demişti: “Afganistan’daki o günlerde cesur ve güzeldin; nefret ve tutku tarafından esir alınmadan önce.”

Gazetecilik kariyeri ilerledikçe, Cezayir ve ilk Körfez Harekâtı zamanında Kuveyt gibi ülkelerde çalıştı. Krallar gazeteleri sahiplenirlerken, yolsuzluklar ve skandalların üstü örtülürken, bazı içerikler sansürlenirken Kaşıkçı medya dünyasının merdivenlerinde hızlı bir yükseliş içindeydi. 11 Eylül saldırılarında komplo aranmasına şiddetle karşı çıktı ve saldırının aynı zamanda birlikte var olma ve hoşgörü gibi değerlere sahip İslam inancına da yapıldığını yazdı. 2003 yılında Al Watan gazetesine editör olduktan iki ay sonra, saygı duyulan bir İslamcı akademisyenin Müslüman olmayanların katledilmelerinin nasıl meşrulaştırılacağını derslerde anlattığını iddia ettiği bir makale yüzünden işinden atıldı. 2007’de aynı kuruma bir kez daha geldi ve bu macerası öncekinden sadece biraz daha uzun sürdü.

Prens Turki, Kaşıkçı’yı, hem ABD’de hem de Britanya’da büyükelçilik görevi yaptığı sırada danışman olarak işe aldı. Kaşıkçı’nın pek çok arkadaşı, kendisinin monarşiye sunduğu uzun hizmeti süresince dahi seçimli demokrasi ve Müslüman Kardeşler odaklı politik dizayn yanlısı olduğunu belirtiyorlar. Örneğin Cezayir’de 1992 yılında darbe olduğu zaman Kaşıkçı, Londra’da kurulan “Cezayir için Demokrasi Dostları” (The Friends of Democracy in Algeria) oluşumunun öncülüğünü yaptı.

50’li yaşlara geldiğinde Müslüman Kardeşler ile girdiği ilişki de bulanıklaşmıştı. İhvan mensupları Kaşıkçı’nın her zaman kendileri ile birlikte olduğuna inandıklarını söylerken, daha seküler kesimden gelen arkadaşları ise bu fikri benimsemiyordu.

Kaşıkçı hiçbir zaman çok radikal reformlar talep etmemişti, hep aşamalı reformların çağrılarını yapmıştı. Ancak 2011’de Arap coğrafyasında meydana gelen ayaklanmalar konusunda heyecanlıydı. Sonunda ise bu konuda hayal kırıklığına uğradı.

“Birkaç sözcüğüyle Selman’ın bütün imajını yerle yeksan ediyordu”

Kaşıkçı Suudi Arabistan’da kadınlara otomobil kullanma hakkının tanınması gibi reformları överken, otoriterleşme eğilimlerine de karşı çıkıyordu. Aynı zamanda Trump’ı da ilk seçildiğinde eleştiriyordu ve Suudiler de Trump ile ilişkilerinin kötüleşmesinden çekindikleri için Kaşıkçı’nın bu konularda konuşmasını engellemeye çalışıyorlardı. Ancak Kaşıkçı’nın arkadaşlarına göre, kendisini Veliaht’ın kara listesine sokan sebep köşe yazılarında Veliaht’ı Rusya lideri Putin ile kıyaslayarak eleştirmesiydi.

Kaşıkçı’nın arkadaşı Tamimi bu konuyla ilgili şöyle diyordu: “Muhammed Bin Selman kendisine iyi bir imaj çizmek için milyonlarca dolar harcıyor; Kaşıkçı ise birkaç sözcükle bütün bu imajı yerle yeksan ediyor. Veliaht çok sinirli olmalı.” Ama Kaşıkçı eleştirilerine devam etti.

Suudi Arabistan da dâhil Arap ülkelerindeki yolsuzlukların ve hukuksuzlukların ölçüsünün toplum tarafından yeterince iyi bilinmediğini düşünerek bunları aktaracak ve petrol rezervlerinin artık ekonomiyi döndürmek için yeterli büyüklükte olmadığını açıklayacak tercüme raporların yer alacağı bir web sitesi açmayı planlıyordu. “Arap Dünyası İçin Hemen Demokrasi” (DAWN) adlı bir grup oluşturmak da planları arasındaydı.

Kaşıkçı’ya göre Arap dünyasında demokrasi, radikal İslamcılar ve toplumun siyasete karışmasının ülkeye kaos getireceğini düşünen otoriter elitler tarafından saldırı altındaydı. Tek çıkar yol, gücün paylaşılmasıydı. Ancak bu şekilde daha iyi bir yönetim oluşturulabilir ve iç savaşlar engellenebilirdi. Kaşıkçı’ya göre Veliaht, gelecek projeleri için milyarlarca dolar yatırım yapıyordu ve bu tamamen kendi muhakeme gücü ve çevresindeki bir danışman ekibi tarafından gerçekleştiriliyordu. Ancak bu yeterli değildi.

Yeni bir hayat: Evlilik, İstanbul…

Arkadaşlarının söylediklerine göre, Kaşıkçı Washington’a taşındığından beri Veliaht onunla defalarca iletişime geçmiş, eleştirilerinin tonunu düşürmesini istemiş ve onu Suudi Arabistan’a dönmeye davet etmişti. Ancak Cemal Kaşıkçı yeni bir hayat inşa ediyordu. O ve Hatice Cengiz evlenmeye karar vererek İstanbul’da yaşamayı planlıyorlardı.

Uzun zamandır Cemal’in arkadaşı olan Maggie Mitchell Salem, Kaşıkçı için endişeleniyordu. Ona Suudi diplomatik temsilciliklerine her gittiğinde kendisine mesaj atmasını istediğini söylemişti. Maggie şöyle anlatıyor: “Kaşıkçı bana güldü ve şöyle dedi: “Ah Maggie, gerçekten çok gülünçsün.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus