Fransız renk tarihçisi Michel Pastoureau: “Siyasetçiler sarı renginden tarih boyunca uzak durmuştur”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Orta Çağ tarihçisi ve renklerin sembolizmi üzerine çalışmalarıyla tanınan Fransız Michel Pastoureau, Türkçede “Mavi: Bir Rengin Tarihi” (İmge Kitabevi), “Siyah: Bir Rengin Tarihi” (Sel Yayıncılık) ve “Şeytan Kumaşı” (İletişim) ile biliniyor. Fransa’yı haftalardır sarsan “Sarı Yelekliler”in ışığında, Le Figaro gazetesinden Anne Fulda, Pastoureau ile “sarı renginin tarihçesini” konuştu. Söyleşiyi Oğul Tuna çevirdi.

Michel Pastoureau

“Sarı Yelekliler” hareketiyle birlikte, bir siyasal hareketle özdeşleşen sarı rengi ilgi görmekte. Bu ilgi ilk kez mi görülüyor?

Michel Pastoureau: Evet, Fransız Devrimi’nden beri sarı rengi, yalan ve ihanetle özdeşti, siyasette bu renkten itinayla uzak durulurdu. Bu noktada, diğer temel renklerin çoktan kullanımda olduğunu söylemek gerekir: Mavi muhafazakâr partilerle; kırmızı komünistler ve devrimcilerle; pembe sosyalistlerle; yeşil ekolojistlerle; siyah anarşistlerle ve beyaz monarşistlerle özdeşti. Turuncuya gelirsek, cankurtaran yeleği ve simidini çağrıştıran bu renk önce Ukraynalılar, sonra da Fransız Demokrat Hareketi (MoDem) tarafından kullanıldı. Mor ise 20. yüzyılın başından beri feminist hareketin sembolüydü. Öyleyse geriye sarı ve griden başka renk kalmıyordu.

Şu sıralar sarı üzerine bir kitap yazmaktasınız, bu kitapta “Sarı Yelekliler”den de bahsediyor musunuz?

Pastoureau: Kitabın neredeyse onda dokuzunu yazdım. Paleolitik dönemden başladım ve şimdi 19. yüzyıldayım, henüz çağdaş döneme ulaşmadım. Bu hareketten bahsedip bahsetmeyeceğimi bilmiyorum. Bu olaydan bahsedilmeye değecek mi veya genişlik kazanacak mı, bekleyip göreceğim. O an size çok önemli görünen olaylar vardır, bunu sadece renklerin tarihi için demiyorum; ve öbür yandan on yıl ya da yüz yıl sonrasında hiçbir şey ifade etmeyen olaylar da mevcuttur.

Sarı tarihsel olarak pek sevilmeyen bir renk. Niçin?

Pastoureau: Kamuoyu anketleri yapmaya başlanılan 19. yüzyıl sonundan beri sonuçlar hep aynı kaldı. Altı temel renk içerisinde sarı hep en son sırada geldi; mavinin, yeşilin, kırmızının, siyah ve beyazın gerisinde. Fakat durum her zaman bu şekilde değildi.

Orta Çağ’da gerçek bir ilgisizliğin odağına oturmadan önce sarı, Antik Yunan ile Roma’da ve Kutsal Kitap halkları arasında oldukça değer verilen bir renkti. Yine, mesela Çin’de; zenginlikle, iktidarla özdeşleşen sarı, imparatora özgü bir renkti. Avrupa’da uzun zaman boyunca altın rengine, yani “iyi sarı”ya, karşıt olarak sarı rengi yalanla, ihanetle ve riyakârlıkla; aynı zamanda yaşlanma ile, çöküş ile, küflenme ve çürüme ile bir tutuldu. Gel gelelim, sarı çift taraflıdır, tüm renkler gibi. Mutluluk, ışık, güneş ve refahla özdeş olumlu yönleri de vardır.

Orta Çağ’da ne değişti?

Pastoureau: 12. yüzyıl ila 13. yüzyıl itibarıyla sarı, Orta Çağ tasvirlerinde hainlerin rengi hâline geldi. İsa’ya ihanet eden ve hainlik kavramı en iyi temsil eden Yahuda, yüz kızartıcı niteliklerle tasvir edildi: kızıl saçlar ve sarı bir cüppe. Bu ihanet düşüncesi de sarı rengine yapışık kaldı. Ve bu fikir; ihanet eden ve ihanete uğrayan olmak üzere iki tarafı da temsil etti Aldatılan, “boynuzlanan” eş, tasvirlerde sarı renkli gülünç kıyafetlere sokuldu. Tıpkı işçilerin haklarını savunuyormuş gibi görünmesine rağmen patronlarla iş tutan sendikaların “sarılar” olarak adlandırılması gibi.

Peki neden sarı da bir başka renk değil?

Pastoureau: Sahtekârlık fikriyle sarı renginin ilişkisi, boyacılığın ya da ressamlığın sorunlarıyla ilgili olabilir. Sarı, güzel görünen bir renktir ve tutmaz. Renk döner, kandırır ve aldatır. Kumaşın tekneden çıktığı an, muhabbetçiçeği ya da katırtırnağı (safran lüks bir renklendiricidir) ile renklendirilen sarı güzeldir, aydınlıktır. Bir süre sonra ise daha kasvetli, donuk, gri bir hâl alır. Belki bu düşüncenin arkasında şu da vardır: Sarı, aldatıcı bir renktir; güzel olduğuna inanılır fakat aslında değildir.

Sarı, ayrıca İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudilerin taşıdığı yıldızların da rengidir.

Pastoureau: Evet, Naziler, Orta Çağ sembolleri arasından ayrımcı bir sarı rengini seçip çıkardılar.

Etimolojik olarak “sarı” (Fransızca “jaune”) kelimesi nereden geliyor?

Pastoureau: Latince galbinus’tan, o da Germen kökenlidir: Almancada gelb, İngilizcede yellow da aynı dil ailesinden gelir. Eğer Hint-Avrupa dillerine bakacak olursak, kökü aydınlık, parlama fikridir. Ama kelime, Latin söz dağarcığına geç bir dönemde ulaştığında, daha çok kötü sarıları niteler. Galbinus; beğenilmeyen, asidik, limon sarısıdır. İlginç biçimde bu kelime diğerlerini ortadan kaldırdı ve 1000 senesinden sonra yerini “jaune” kelimesine bıraktı.

Fransızcadaki söz dağarcığında sarı, genellikle olumsuz değerlerle özdeşleşir.

Pastoureau: Fransa ve Batı Avrupa için bu doğrudur. İngilizce’de, Almanca’da ve ayrıca İtalyanca’da da bu anlamını korur. İngilizce’de “a yellow dog” deyimi korkak, ödlek birini niteler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus