Kemal Can ile “5 Soru 10 Cevap” (26): MHP-AKP ilişkisi ve beka davası

Kemal Can bu hafta “5 Soru 10 Cevap”ta MHP-AKP ilişkisi ve beka davasını beş soru üzerinden değerlendirdi:

Yerel seçim için Cumhur İttifakı hangi hesaplarla ve nasıl kuruldu?

MHP’nin blok seçmeni için kurduğu ağdan nasıl sonuç bekleniyordu?

Hesaplar neden tutmadı ve ortaklar nasıl birlikte batmaya başladı?

Meydan dili ve iktidarın gerilimdeki yalnızlığı nasıl sonuç veriyor?

Son düzlükte bu tablo değişir mi, seçim sonuçlarını nasıl etkiler?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar. 

Seçime üç haftadan kısa bir süre kaldı birazcık da seçim gündeminin siyasetin sıcak tarafına değineceğiz. MHP ve AKP ilişkisi son yılların en heyecanlı takip edilen meselesi ve bu seçimin sonrasında da üzerine çokça konuşulacak bir konu olacak muhtemelen.  

Yerel seçim için Cumhur İttifakı hangi hesaplarla nasıl kuruldu?

Bilindiği gibi, önce görünürde küçük arkasında da çok da küçük olmayan derin siyasi sorunların bulunduğu bir arıza yaşandı. İki parti liderinden yüksek perdeden bu sefer ittifak yok açıklamaları geldi. Ama çok kısa süre içerisinde Erdoğan mecburiyetini hızla fark etti ve bu mecburiyetin sonucu olarak da bir tür teslimiyetle ittifaka katıldı. Koltuk değneği, yedek filan gibi sözlerle MHP’nin kendi siyasi varlığını imha ettiği muhalefet cephesinde konuşulsa da, işin öyle olmadığı, söylem rengi itibarıyla bütün kontrolün bu aşamadan sonra büyük ölçüde MHP’ye geçtiğini, strateji ve söylemi MHP’nin önceliklerinin belirlediğini söylememiz lazım. Peki niye buna razı oldu AKP? İktidarı koruyacak konsolidasyonu devam ettirmenin başka bir yolu olmadığı için; 24 Haziran’daki erime çok fazla olmayıp iktidarı korumuş görünse bile, gelen konjonktürün -özellikle ekonomik krizin- ciddi bir erozyon yaratabileceğini gördüğü için; İktidarı korumak, iktidarda kalmayı tartışmasız hale getirmek için; bir mecburiyet içerisinde olduğunu fark ettiği için razı geldi. 

Çok ciddi siyasi sorunları olmakla birlikte. Büyük ölçüde AKP’nin değil Erdoğan’ın tercihiydi bu. Bu anlamda, AKP ile Erdoğan’ın da daha net biçimde ayrıştığı bir nokta olarak işaret edebiliriz ittifakı. İttifakı yapan Erdoğan, ittifakın aleyhinde olan ise AKP. MHP için neden önemliydi? İttifakın bütün söylemini ve önceliklerini belirleme gücünü ele geçirmiş durumdaydı. Bunu devam ettirme ve bunun Erdoğan tarafından kabul edilmesi, bu mecburiyetin itirafı politik olarak büyük bir güç sağlıyordu. Blok içindeki oy hareketleri açısından da, lehine bir sonuç doğuracağını düşünüyordu. Yine her iki taraf da, bu birlik halinin muhalefeti bozabileceğini, tam anlamıyla birlik oluşturmakta bir sürü zorluğu olan muhalefetin iktidar bloğuna cevap üretemeyeceğini ve onun dengesini bozacağına inanıyordu. Tablo buydu ve ittifak böyle yenilendi. 

MHP’nin blok seçmeni için kurduğu ağdan nasıl sonuç bekleniyordu?

Birçok kamuoyu araştırmasında, seçmen davranışlarında blok tercihi değişiklerinin henüz çok dramatik seviyelere varmadığı, hala blok mensubiyetinin devam ettiği ama blok içi oy hareketlerinin devam ettiğini ve hızlandığını gösteriyor. Bu, 24 Haziran’da da ucu görünmüş bir eğilimdi. MHP, blok tercihi değiştirmeyecek ama AKP’den uzaklaşma eğilimindeki seçmen için bir tür ağ kurarak AKP’den MHP’ye doğru oy kayışının devam edeceği hesabı içerisindeydi. Bunun için de, ekonomi, dış politika gibi konularda biraz kendini AKP’den ayrıştırarak, mesela ekonomi meselesine fazla girmeyerek, uyarı kılığında eleştirel çıkışlar yaparak, dış politikada daha sert bir dil tercih ederek bir bu ağın işlevli olacağını hesaplıyordu. 

Beka davası stratejisi -büyük ölçüde bu da MHP ve Bahçeli’nin oluşturduğu bir strateji- bu ayrı durma imkanını çok vermedi. Bir kere, kendi içinde bir çelişki oluşturuyordu beka davası meselesi. Bundan iki yıl önce referanduma gidilirken, Türkiye uçacak gidecek denilen, güçlü büyük Türkiye sloganı ile çıkılan yolda, Türkiye’nin önünü açma iddiasındaki bir referandumda buluşan partiler, bugün -arada çok ciddi tehdit oluşturan bir gelişme olmamasına rağmen- bir beka davasından ve vatandaşı yardıma çağıran bir tür “eyvah” tablosuna sürüklendi. Bu kendi içinde çelişkili bir şeydi. Yani hem bütün dünyada sözümüz geçiyor, hem ekonomik saldırıyı da atlattık deyip sonunda çok büyük bir beka davası ile yüz yüze olunduğu iddiası tenakuz oluşturdu. Bu iktidar partilerinin önüne bir sıkıntı olarak, inandırıcılık sorunu olarak geldi. 

Hesaplar neden tutmadı ve ortaklar nasıl birlikte batmaya başladılar?

Bunun en önemli nedeni elbette ekonomik kriz tablosu. MHP’nin başlangıçta tamamen o konunun dışında durmak, hemen hemen hiç değinmemek tavrı, bir süre sonra bu beka davası stratejisi yüzünden işlemez hale geldi. Özellikle ekonomik krizin gündelik hayata çok net yansımalarının ortaya çıkmasından sonra, Bahçeli mecburen ekonomik krizi önemsizmiş gibi gösterecek çıkışlar yapmak zorunda kaldı:  “Aç kalınır sonra yiyeceğimiz olur doyarız, işsiz kalınır ama sonra bulur çalışırız ama beka çok daha önemli’ gibi bir sözü söylemek zorunda kaldı. “Ekonomik kriz bizim değil AKP’nin işi, biz başka bir davanın peşindeyiz” deme lüksünü kaybetti. Yani beka meselesinin iktidarın bekası meselesi olduğunu kabullenmek ve söylemek zorunda kaldı. Bu, kaçınılmaz olarak bir özdeşlik yarattı. 

Beka stratejisi, AKP ve MHP’yi özellikle MHP’nin çok istemediği biçimde yapıştırdı. Başka bir lafı olmadığı için AKP bu söyleme çok asıldı. Hatta abartılı biçimde asıldı. Dolayısıyla, MHP’nin AKP’den kaçacak oyları toplayacak ağ olma özelliği de kayboldu. İkisi beraber bir kaçış alanı haline geldiler. Seçmen henüz bu bloktan büyük bir kopuş göstermiyor olabilir; belki seçmen rahatsızlığı 31 Mart’ta daha çok oy vermeme davranışı biçiminde olabilir; başka partilere oy verme tercihine henüz yönelmemiş olabilir ama bunun kalıcı siyasi etkiler yaratacak bir çözülmenin başlangıcı olduğu konusunda benim bir şüphem yok.  Üstelik bunun çok yavaş ilerleyen ve daha önce başlayan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Özellikle ekonomik kriz tablosunun doğrudan büyük reaksiyonlar oluşturmasa bile iktidar partilerinin siyasi hesaplarını bozan en önemli mesele olduğunu söyleyebilirim. İkincisi de, beka stratejisi üzerine kurulan seçim söyleminin dozunun kaçırılması. 

Meydan dili ve iktidarın gerilimdeki yalnızlığı nasıl sonuç veriyor?

Beka davasının kimin bekası ile ilgili olduğu; iktidarın kendini korumak üzerine kurduğu bir söylem olduğu yanında, kullanılan dilin çok abartılı olması ve ortaya sürülen argümanların inandırıcı olmamasından dolayı ciddi biçimde bir reaksiyon yarattı. Hatta iktidar seçmeni bile varılan dozdan, ortaya konulan iddialardan rahatsızlığını dile getirir hale geldi. Çünkü suçlama ve saldırı dozunun, pazarcı esnafını, marketleri, bakkalları, muhalefet partisine oy vermiş seçmenleri, hakkını isteyen herkesi, işsizliğinden, yoksulluğundan şikayet edenleri nifak odağı hatta giderek terörist olmakla suçlayan dile dönüşmesi rahatsızlık yarattı. Bu artık iktidar aleyhine işlemeye başladı. Kurulan strateji öyle bir kapandı ki, bu aşamadan sonra dozu artırmak dışında bir etki yaratmak ya da viraj alarak yeni bir strateji kurmak imkansız.

Bir başka önemli nokta, önceki seçimlerde muhalefet aktörleri de bir karşı gerilim üreterek siyaset yapıyorlardı. Muharrem İnce örneğinde de gördüğümüz gibi. Bu sefer muhalefet, kendi seçmeni tarafından çok eleştirilmiş olsa da, gerilim üretme açısından topa hiç girmedi. Hiç devrede olmadı, hiç karşılık üretmedi. İktidarın gerilim üretmede yalnız kalmasına neden oldu. Bu, kısmen bilinçli bir tercih, kısmen de kendi seçmenini de küstüren, eleştirilebilecek çok da politik olmayan bir tutumdu ama taktik olarak sonuç verdiğini görüyoruz. İktidar gerilim üretmekte, siyasi dili sertleştirmekte yalnız kaldıkça, kendi aleyhine bir kampanyaya dönüşen, geriye dönemediği bir tür yokuş aşağıya koşma halini yaşıyor. Ayrıca ciddi biçimde söz bulmakta ve sözcü bulmakta sıkıntı çekiyor iktidar partileri. Neredeyse belediye başkan adayları bile hiç ortalıkta yok, başta Binali Yıldırım olmak üzere. İçişleri ve Dışişleri Bakanı Soylu ve Çavuşoğlu, Bahçeli ve Erdoğan. Ve Aslında sadece Erdoğan. Bu sözcü daralması, yerel seçim atmosferinde iktidar partileri açısında aleyhte çalışan bir başka durum. 

Son düzlükte bu tablo değişir mi, seçim sonuçlarını nasıl etkiler?

Açıkçası kalan süre büyük bir stratejik değişiklik yapılmaya yetecek bir süre değil. Zaten böyle bir şeyin hazırlığının olduğuna dair bir işaret de yok. Bütün partiler mevcut stratejilerine belki doz artırarak belki yeni argümanlar katarak devam edecekler gibi görünüyor. Erdoğan’ın her seçimde bir sürpriz bulabileceği tezi ya da ona biçilen büyük siyasi deha yakıştırması, neredeyse 4-5 seçimdir hiçbir karşılık üretmiyor. Şapkadaki tavşanlar bittiği için ya da hikaye kurma yeteneğinde bir sınıra gelindiği için yeni bir şey olmuyor. Kasım 2015’ten beri aynı seçimi tekrar eden bir Türkiye var. İktidar bloğu açısından -sloganları değişse de ya da seçmenin asıl niyeti fark etme dozu değişse de- aslında aynı şeyi oylatıyor iktidar. Bu seçimde de çaresizlik döngüsünü kırabilmiş değil. 

İlk kurulan hesaptaki birçok nokta iktidar açısından tam istendiği gibi işlemiyor. Bir şeyin daha başladığını söyleyebiliriz. Artık AKP MHP’yi de aşağıya çekiyor. Yani “sorumsuz yetkili pozisyonunu” artık MHP’yi koruyup AKP’den oy akışı devam edemiyor. İktidar içerisindeki farklı pozisyonu koruyamıyor, özdeşliği saklayamıyor. AKP hızla destek kaybederken MHP’yi de aşağıya doğru çekme işaretleri veriyor. Bunun 31 Mart sonrasında bazı pozisyon alışlar yaratabilme ihtimalinden bahsedebiliriz. Çünkü 31 Mart’ta çok dramatik bir oy tablosu değişikliği olmasa bile iktidarın güven sorunu yaratacak kayıplar yaşayacağı görünüyor. Özellikle büyükşehirlerde seçmenin sorunlarıyla ilgisiz olup kendi önceliklerini dayatması konusunda iktidara bir ceza verebileceğinin işaretleri görünüyor. Dolayısıyla, büyük bir değişim görülmese bile başlayan trendin artarak devamı yeni bir güven sorunu ortaya çıkaracaktır. Hem MHP’nin, hem de Soylu olmak üzere AKP sözcülerinin, sürekli olarak 31 Mart’ta istenmeyen bir sonucun ülke için yaratabileceği sorunlardan bahsetmesi, yerel seçimden çıkacak sonucu kalıcı bir siyasi sorun olmaya aday hale getiriyor. 

Genel olarak iktidar cephesindeki tabloya ve hesaplara, tutmayan hesapların nasıl sonuçlar vereceğine dair bir gezinti yaptık: Muhtemelen önümüzdeki haftalarda seçim yine bu tabloyu değerlendirme imkanımız olacak. 

Tekrar iyi haftalar. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar

Haftanın En Popüler İçerikleri