Aldous Huxley: “Şans eseri birtakım kişilere göre şekillenen bir tarih yoktur” Mike Wallace röportajı (1958-Türkçe altyazılı)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İngiltere’nin meşhur Huxley ailesinin bir ferdi olan Aldous Huxley (1894-1963), özellikle Cesur Yeni Dünya adlı distopik romanıyla tanınsa da çok ciddi bir entelektüel olarak çok çeşitli konularda bilgi sahibi olan ve bu konulara dair denemeler kaleme alan bir yazardır. Hatta benim Aldous Huxley ile tanışmam da “Denemeler” adlı seçilmiş yazılarından oluşmuş bir kitaptı. Ancak ne yazık ki 20 yaşından önce elime geçmiş bu kitabı şu an için geriye dönüp baktığımda anladığımı sanmıyorum; Huxley’nin birçok şeyi bilmesinden dolayı etkilendiğim aklımda, hatta denemelerinin ardından Cesur Yeni Dünya’yı okumuş ve sevmiştim, ama bir kez daha onu tam olarak oturtamamıştım belki kafamda. Nitekim Gerorge Orwell’in 1984’ünü çok daha büyük bir heyecan ve coşkuyla okumuştum hemen hemen aynı dönemlerde. Cebir, şiddet ve baskı kullanarak insanları kontrol altına alan, gerçeği değiştiren bir yönetim fikri çok daha kolay benimseyeceğim, belki de bir bakıma çok daha “aksiyon dolu” bir fikirdi. Oysa Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’da “rıza üretimi” veya “rıza manipülasyonu” olarak kendisini gösteren baskılama yöntemi hiç kuşkusuz günümüze çok daha yakın bir tahmindir. Her ne kadar demokrasinin kökleşmiş olmadığı ülkelerde sistemli bir örgütlenme gösteren yönetim olmadığı için daha kolay yol olarak seçilen “1984” uygulansa da, demokratik hakların yerleştiği yerlerde artık insanların kontrolü için çok daha manipülatif yöntemler kullanılmaktadır. Elbette ki bu Cesur Yeni Dünya’daki kadar bariz maddelerce yapılmamakta, ama yer yer teknolojik aletlerin ve mecraların kullanımıyla ona yakın bir konum alınmaktadır.

Aldous Huxley, yaklaşık 60 yıl önce, 1958’de, Mike Wallace’ın programına katılarak topluma, teknolojiye ve siyasete yönelik görüşlerini açıklar. Elbette ki usta gazeteci Mike Wallace’ın sorularıyla yarım saatlik programı saatler sürmüşçesine dolu dolu geçirtmesini de ayrıca belirtmek gerekiyor kanımca.

Özgürlüğü kısıtlayan kişi veya şeylerin ne olduğu sorusuyla başlıyor program. Huxley, özgürlüğü kısıtlayanın “birtakım kişiler” değil, aksine “birtakım güçler” olduğunu söylüyor. Diğer bir deyişle, bir kişi ismi zikretmenin önemli olmadığını, zira tarih boyunca ortaya çıkmış kimi şeylerin bir nevi etki-tepki süreciyle özgürlüğü kısıtladığı, bunun neredeyse toplumsal bir olgu olduğunu, kimi isimlerin şahsi kötülüklerinden ortaya çıkmadığını ifade ediyor. Peki nedir bu özgürlüğü kısıtlayan güçler? Huxley’ye göre birincisi, aşırı nüfus artışıdır; ikincisi ise, aşırı örgütlenme. Bir de bunu takip eden teknolojik ilerleme ve yeni teknolojik aletlerin çıkması ve dolayısıyla bunlara dayanan propaganda söz konusudur.

Aşırı nüfus artışının özgürlüklerimizi nasıl kısıtladığına dair Huxley’nin yaptığı açıklama, hiç kuşkusuz onu toplumsal vakaları nasıl okuduğunun güzel bir örneğidir: “[Nüfus artışıyla beraber yaşam standardı düşüyor.] Elli yıl öncesine kıyasla insanlara kişi başına daha az yiyecek ve mal düşüyor. Bu ülkelerin ekonomik durumu giderek daha istikrarsız bir hal aldıkça tabii ki merkezi hükümet de “devlet gemisini” dengede tutmak için daha fazla sorumluluk alıyor. Sonrasındaysa bu şartlar altında toplumsal huzursuzluk çıkıyor ve bunu da merkezi hükümetin tekrar müdahalesi izliyor. Burada totaliter rejime doğru hızla ilerleyen bir süreç görmek mümkün.”

Huxley, benzer bir süreç ile aşırı örgütlenmeyi, adem-i merkeziyetçiliği, reklamcılığı, propagandayı vb. birçok şeyi açıklamaya çalışıyor. Ana noktası, şans eseri birtakım kişilere göre şekillenen bir tarih olmadığı. Mesela Hitler’in propaganda aracı olarak radyoyu kullanmasını ele alıyor; artık tam olarak Hitler gibi doğrudan bir propaganda yapılmıyor olsa da, kötü bir durum söz konusu olduğunda ve gerek duyulduğunda o dönemden bile daha güçlü bir propagandanın yapılabileceğine dikkat çekiyor. İnsanın artık farkında bile olmadan itaat edeceğini, hatta köleliğini sevebileceğini ifade ediyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus