2008 krizini önceden bilen ekonomist Nouriel Roubini: Büyük Buhran’dan daha büyük bir buhran geliyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

2008 küresel ekonomik krizini önceden tahmin eden ve aynı zamanda “Kriz kâhini” olarak da bilinen New York Üniversitesi ekonomi profesörü Nouriel Roubini, koronavirüs krizinin ekonomiye olan mevcut ve potansiyel etkileriyle ilgili düşüncelerini Project Syndicate için kaleme aldı. Yazının çevirisini paylaşıyoruz. 

Kovid-19’un küresel ekonomide yarattığı şok, 2008 küresel ekonomik krizine ve hatta Büyük Buhran’ın getirilerine göre daha hızlı ve daha şiddetli oldu. Hem 2008 krizine hem de Büyük Buhran’a baktığımızda borsalar en az yüzde 50 oranında çökmüştü, kredi piyasaları donmuştu, büyük iflaslar yaşanmıştı, işsizlik oranları yüzde 10’un üzerine çıkmıştı ve gayri safi yurt içi hasıla değerleri (GSYİH) yüzde 10 veya daha fazla oranlarda daralmıştı. Ancak bunların hepsi zamana yayılarak üç sene gibi bir süre zarfı içerisinde gerçekleşmişti. Mevcut koronavirüs krizine baktığımızda ise, benzer bir makroekonomik ve finansal durum yalnızca üç hafta içinde oluştu.

Bu ayın başında ABD borsaları yüzde 20 oranında sert bir düşüş yaşadı -bu şimdiye kadar yaşanan en hızlı düşüş. Şu an ise piyasalardaki genel düşüş yüzde 35 oranında, kredi piyasaları durdu, kredi marjları (ıskarta tahviller gibi) 2008’deki oranlara geldi. Goldman Sachs, JP Morgan ve Morgan Stanley gibi anaakım finans şirketleri, Amerika’daki GSYİH oranlarının ilk çeyrekte yüzde 6, ikinci çeyrekte ise yüzde 24 ila yüzde 30 oranlarında düşeceğini belirtiyor. ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin ise işsizlik oranının yüzde 20’nin üzerine çıkabileceği konusunda uyarılarda bulundu (2008 krizindeki en yüksek oranın iki katı).

Diğer bir deyişle, toplam talebin her bileşeni yani tüketim, sermaye harcamaları ve ihracat oranları daha önce eşi benzeri görülmemiş bir serbest düşüş içerisinde. İktisat yorumcularının çoğu V şeklinde bir gerileme dönemi, yani ekonomik faaliyetlerin bir çeyrek için keskin bir şekilde düşeceğini ve sonraki çeyrekte hızlı bir şekilde toparlanacağını öngörüyordu ancak şu an karşımızda olan manzara, Kovid-19 krizinin çok daha başka getirileri olduğunu gözler önüne seriyor. Şu an ekonomide oluşan durum ne V ne U ne de L şekillerine benziyor. İçinde bulunduğumuz durumu I şekline benzetebiliriz. Yani mali piyasaların ve reel ekonominin düşüşünü temsil eden dikey bir çizgi. 

Ne Büyük Buhran’da ne de İkinci Dünya Savaşı’nda, bugün Çin’de, ABD’de ve Avrupa’da olduğu gibi ekonomik faaliyetlerin büyük bir kısmı tam anlamıyla kapanmamıştı. Şu an içinde bulunduğumuz durum için en iyi ekonomik senaryo, azalan kümülatif ekonomik faaliyet açısından 2008 krizinden daha sert ancak daha kısa ömürlü olan ve bu doğrultuda yılın dördüncü çeyreği itibarıyla pozitif büyümeye açık bir düşüş gibi gözüküyor. Böyle bir durumun yaşanması halinde, tünelin sonundaki ışık göründüğünde piyasalar da toparlanmaya başlayacaktır.

Ancak en iyi senaryoyu görmemiz için birkaç farklı koşulun bir araya gelmesi gerekiyor. Birincisi; ABD’nin, Avrupa’nın ve krizden ağır şekilde etkilenen diğer ekonomilerin Kovid-19 testleriyle beraber izleme ve tedavi önlemlerini yaygınlaştırmaları ve tıpkı Çin’in uyguladığı tipte tam ölçekli bir karantina ve kapanma gerçekleştirmeleri gerekiyor. Yaygın kullanıma açılabilecek bir aşının geliştirilip üretilmesi 18 ay gibi bir süre alabileceğinden, antivirallerin ve diğer tedavi yollarının geniş ölçekte uygulamaya konulması şart.

İkinci olarak, 2008 küresel krizinde büyük rol oynayan para politikası yapıcılarının alışılagelmemiş önlemler uygulama konusunu düşünmeleri gerekiyor. Faiz oranlarının sıfıra veya negatif değerlere çekilmesiyle beraber gelişmiş yönlendirme, maddi rahatlama ve bankalara, para piyasası fonlarına ve hatta büyük şirketlere kredi kolaylıkları tanınması düşünülebilir. ABD Merkez Bankaları Sistemi, küresel piyasalardaki büyük likidite dolar sıkıntısını gidermek için sınır ötesi takas uygulamalarını genişletti fakat şu an bankaları küçük ve orta ölçekli işletmelere likidite olmayan ama çözücü nitelikler taşıyan borçlar verme konusunda teşvik etmemiz gerekiyor. 

Üçüncüsü, hükümetlerin bütün hanelere geniş çapta büyük mali teşvikler dağıtmaları gerekiyor. Yaşadığımız ekonomik şokun büyüklüğü göz önüne alındığında, gelişmiş ekonomilerde bütçe açığının yüzde 2 veya yüzde 3 GSYİH değerlerinden yüzde 10 veya daha yüksek oranlara ulaşması gerekecek. Özel sektörün çökmesini engelleyecek kadar geniş ve güçlü bir bilanço tablosuna sahip olanlar yalnızca merkezi hükümetler. Ancak bu açık finansman politikaları tamamen para kazanma odaklı olmalı. Eğer standart devlet borçlarıyla finanse edilirlerse, faiz oranları keskin bir şekilde artabilir ve toparlanma imkansız hale gelebilir. 

Ne yazık ki en iyi senaryonun olması için, gelişmiş ekonomilerdeki halk sağlığı pandemiyi idare edebilmek açısından gereken seviyelerin altına düştü ve gündemdeki maliye politikası paketleri ekonomiyi olabildiğince kurtarabilmek açısından geniş ve çabuk bir şekilde ele alınmış değil. Bunlardan dolayı, yeni bir Büyük Buhran yaşama hatta Büyük Buhran’dan daha büyük bir ekonomik bunalım yaşama riskimiz günden güne artıyor. 

Salgın durdurulmadığı sürece, dünya ekonomisi ve piyasaları serbest düşüşlerine devam edecek. Ancak pandemi hangi oranlarda durdurulursa durdurulsun, toplam büyüme oranı 2020’nin sonlarına kadar oldukça kötü bir durumda olabilir. Sonuçta o zamana kadar, başka mutasyonlarla beraber yeni bir virüs mevsimi de başlayabilir ve tıbbî tedavi yöntemleri tekrar umulandan daha az etkili olabilir. Bu durumda ekonomi yeniden daralabilir ve piyasalar tekrar çökebilir. 

Dahası, düzelme kapsamındaki önlemler yüksek enflasyonlara sebep olursa mali politikalar da bundan zarar görebilir. Özellikle, eğer virüsten kaynaklanan negatif arz şokları potansiyel büyümeyi azaltırsa bu bahsettiğim durum daha da kaçınılmaz olacaktır. Birçok ülke, kendi para birimlerinde böyle bir borçlandırmayı kaldıramaz. Peki böyle bir durumda, gelişmekte olan piyasalardaki hükümetleri, şirketleri, bankaları ve hane halklarını kim kurtaracak?

Pandemi ve ekonomik serpintiler kontrol altına alınsa bile, her durumda, küresel ekonomi birtakım risklere maruz kalacak. ABD başkanlık seçimleri yaklaşırken, Kovid-19’un yarattığı krizin, Batı ile en az dört revizyonist gücün çatışmalarına yol açacağı kesin. Örneğin Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi halihazırda ABD’ye siber savaş ilan etmiş dört ülke, ABD’nin şu anki seçim sürecine de siber müdahalede bulunurlarsa bu bir dizi sivil düzensizlik ve şiddet eylemini de beraberinde getirebilir. 

Benzer bir şekilde daha önce de belirttiğim gibi, ABD ve İran arasındaki savaş riski oldukça hafife alınıyor. Aynı şekilde Çin-ABD ilişkileri de, iki ülkenin Kovid-19 pandemisinin ortaya çıkışıyla ilgili birbirlerini suçlamalarıyla birlikte gittikçe kötü bir hal alıyor. Önümüzdeki aylarda mevcut krizin, ülkeler arasındaki taraflaşmayı ve küresel ekonominin çözülmesini hızlandırması oldukça muhtemel.

Henüz bilinmeyen salgın hastalık dalgalarının, yetersiz ekonomi politikası hamlelerinin ve jeopolitik tansiyonun, küresel ekonomiyi kalıcı bir depresyona sokarak finansal piyasa erimelerine sebep olabileceği açık. 2008 krizinden sonra, her ne kadar geç kalınmış da olsa, verilen güçlü ekonomik tepki bütün küresel ekonomiyi uçurumun kenarından çekti. Bu sefer bu kadar şanslı olamayabiliriz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus