Ekonomi Tıkırında (67): Bilanço

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 67. programında Sedat Pişirici, Türkiye İstatistik Kurumu verileri ile AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları ışığında, ekonominin gidişatını ve iktidarın bilançosunu değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Engin Deniz İpek

İyi günler. Türkiye’nin nüfusu, 2019 yılı sonu itibariyle 83 milyon 154 bin 997 kişi. Çalışma çağı sayılan 15-64 yaş arası nüfus da 56 milyon 379 bin 88. Resmi işsiz sayısı, Şubat 2020’de 4 milyon 228 bin. Yine Şubat 2020’de “İş bulmaktan umudunu kesmiş olanların” sayısı 1 milyon 107 bin. “Ev işleri ile meşgul vatandaşlarımızın sayısı” 11 milyon 222 bin. Kayıtlara “ücretsiz aile işçisi” olarak geçen vatandaşlarımızın sayısı 2 milyon 224 bin. Kayıtlara “iş aramayıp çalışmaya hazır olan” diye geçen vatandaşlarımızın sayısı 3 milyon 207 bin.

Bu bilgileri ve daha fazlasını Türkiye İstatistik Kurumu’nun web sitesinde bulabilirsiniz. Ama şu bilgiyi orada bulamazsınız: Türkiye’deki dar gelirlilerin sayısı 5 milyon 500 bin.

Bu sayıyı, 18 Mayıs 2020 Pazartesi akşamı, kabine toplantısından sonra açıklama yaparkenAKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan verdi. Tam olarak şöyle dedi Erdoğan: “5,5 milyon dar gelirli vatandaşımıza biner lira nakit desteği sağladık.”

Bu, 18 yıldır süren AKP iktidarının ekonomik ve toplumsal bilançosudur:  5 milyon 500 bin dar gelirli vatandaş.

Az önce “Bu bilgileri ve daha fazlasını Türkiye İstatistik Kurumu’nun web sitesinde bulabilirsiniz” dedim ya, kurumun başına yapılan bir atama, bu konuda kuşkuya neden oldu. Türkiye İstatistik Kurumu uzun bir süredir “vekaleten” yönetiliyor. Başkan da yardımcıları da bölüm başkanları da hep “vekil”. Bu yöntem, böyle kritik bir devlet kurumunda yöneticilerin istenildiği zaman görevden alınması, istenildiği zaman değiştirilmesi için kullanışlı olsa gerek. Önceki Türkiye İstatistik Kurumu Başkan Vekili Yinal Yağan, kurumda başkan yardımcısı iken, Nisan 2019’da, yine kurumu başkan vekili olarak yöneten Mehmet Aktaş’ın yerine atanmıştı. Görevdeki ömrü bir yıl bir ay sürebilen Yağan,  Berat Albayrak’ın bakanlığı döneminde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda çalıştığı ve yine Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı döneminde Türkiye İstatistik Kurumu’nun başına getirildiği için  “Albayrak’ın adamı olabileceği ve kurumun verilerini manipüle edebileceği”  kuşkuları ile karşılanmıştı. Şimdi Yinal Yağan’dan boşalan koltuğa oturan, yeni Türkiye İstatistik Kurumu Başkan Vekili Muhammed Cahit Şirin ise kişisel ilişkileri açısından iktidara daha da yakın. Şirin, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Elif Esen’le evli. Çiftin geçen yılki nikahlarının şahidi de Tayyip Erdoğan’dı. Yağan gibi başkan yardımcısıyken kurumun başına getirilen yeni başkan vekilinin yönetiminde, Türkiye İstatistik Kurumu’nun ne şirinlikler yapacağını ileriki günlerde göreceğiz. Ama o zamana kadar mevcut açıklamalarla ekonominin yönünü saptamaya çalışalım. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun son açıkladığı verilerden biri, tüketici güven endeksinin Mayıs 2020 değeri. Nisan ayında 54,9 olan bu değer, mayısta 59,5 olarak açıkladı. Endeks değerinde her ne kadar bir ay içinde 8,5 oranında bir artış görünse de, yine bizzat Türkiye İstatistik Kurumu’nun bildirdiği üzere, endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması ise tüketici güveninde kötümser durumu gösteriyor. Yani güven endeksi yukarıya doğru biraz kıpırdasa da hala 100’ün altında. Yani tüketici kötümser!

Tüketicideki kötümserlik reel sektöre de yansımış. Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı sektörel güven endekslerinin Mayıs 2020 verileri de 100’ün altında. Perakende ticaret sektöründe 79, inşaat sektöründe 58,5, hizmet sektöründe 51,1. 

Bu ahval ve şerait içinde, Merkez Bankamız faizi dokuzuncu kez indirdi. Artık politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faizinin yeni oranı yüzde 8,25.

Hatırlayalım, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, “AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, faiz indirimi taleplerine direniyor” diye önceki Başkan Murat Çetinkaya’yı görevden alıp yerine yardımcısı Murat Uysal’ı atamasından sonra, o tarihte yüzde 24 olan politika faizini, 2019 yılının temmuz, eylül, ekim ve aralık toplantıları ile 2020 yılının ocak, şubat, mart ve nisan toplantılarında aldığı kararlarla yüzde 8,75’e kadar indirmişti. Bu dokuzuncu toplantıdaki 50 baz puanlık indirim ile politika faizi oranı yüzde 8,25 oldu.

Merkez Bankası, bu son faiz indirimini “ölçülü” olarak tanımlıyor. İndirime ilişkin bir açıklama yapan Merkez Bankası, o açıklamada şöyle diyor:  “Türk lirasında gözlenen değer kaybına karşın, başta ham petrol ve metal fiyatları olmak üzere uluslararası emtia fiyatları enflasyon görünümünü olumlu etkilemektedir. Üretim ve satışlardaki düşüşe bağlı birim maliyet artışları takip edilmekle birlikte, toplam talep koşullarının  enflasyonu sınırlayıcı etkisinin arttığı tahmin edilmektedir.” Yani talep yok.

“Gıda fiyatlarındaki dönemsel ve salgına bağlı etkiler nedeniyle tüketici enflasyonunun kısa vadede bir miktar yüksek seyredebileceği,  ancak yılın ikinci yarısında talep yönlü dezenflasyonist etkilerin daha belirgin hale geleceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Para Politikası Kurulu, enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları dikkate alarak, politika faizinde ölçülü bir indirim yapılmasına karar vermiştir.”

Bağımsız Merkez Bankası’nın bu açıklamasından ne anladınız? Neden “ölçülü bir indirim” deme ihtiyacı duymuş Merkez Bankası? Ölçü nerede?

Ortada ölçü filan yok. En azından faiz indiriminde ölçünün kaçtığını Merkez Bankası da görüyor ki bu seferki indirimin “ölçülü” olduğunu söylüyor. Türkiye ekonomisinde Ocak 2018’den bu yana ölçü kaçmıştır. Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının tespit edildiğinin açıklandığı 10 Mart 2020’den bu yana ise ölçü mölçü kalmadı.

Önümüzde iki adet cumhurbaşkanı kararı var. İlki, koronavirüs salgınının ekonomik etkilerini en aza indirmek için vatandaşlar, esnaf ve firmalara verilen desteğe ek kaynak sağlamak üzere, finansman bonolarında gerçek kişiler için vergi tevkifat oranını yüzde 10’dan yüzde 15’e çıkardı.

İkincisi, döviz almak isteyenlere banka, döviz büfesi ve diğer finansal kuruluşlar tarafından satılan dolar, avro ve diğer yabancı paralar ile yine bankalarda açılan altın mevduat ya da yatırım hesapları için, fiziki olmayan altın satış tutarı üzerinden alınan kambiyo işlem vergisini değiştirdi. Kambiyo işlemlerindeki Banka Sigorta ve Muamele Vergisi oranı binde 2’den yüzde 1’e yükseltildi.

Bu iki karar da para arayışının bir ifadesidir. Cepteki para bitmiş, gözler başkasını cebine dikilmiş. Bunda bir ölçü var mı?

Lafı uzatmayayım. Türkiye bu Ramazan Bayramı’na 5,5 milyon dar gelirli ve 4 milyon 200 bin işsizle girdi. Söz verdikleri halde dağıtamadıkları “ücretsiz ve her hafta beş adet” maske de cabası. 

Bu gerçeklerle yaşabiliyorsanız, hepinize iyi bayramlar efendim.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus