Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (85): Sebep gerçekten faiz mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında’nın 85. programında Sedat Pişirici, Merkez Bankası’nın faiz indirimi ışığında ekonomideki güncel gelişmeleri değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Cemre Su Arvas

Merkez Bankası, geçen hafta perşembe günü yaptığı Para Politikası Kurulu toplantısında aldığı karar ile politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8,25’ten yüzde 10,25’e yükseltti. Kurul son üç toplantıdır faizi 8,25’te sabit tutuyordu.

Para Politikası Kurulu’na, Merkez Bankası Başkanı başkanlık ediyor. Başkan da Murat Uysal. Murat Uysal, Murat Çetinkaya başkan iken onun yardımcısıydı. Murat Çetinkaya, politika faizi yüzde 24 iken “faiz sebep enflasyon netice” diyen AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faizler indirilsin” talebine karşılık vermeyen bağımsız Merkez Bankası’nın başkanıydı. Onu da bu göreve Erdoğan atamıştı. Ama faizi indirmemesi üzerine Erdoğan’ın Resmi Gazete’de 6 Temmuz 2019 Cumartesi günü yayınlanarak yürürlüğe giren 5 Temmuz 2019 tarihli kararı ile görevinden alındı. 5 Temmuz 2019 Cuma günü Merkez Bankası’nın efektif dolar satış kuru 5 lira 61 kuruş, efektif avro satış kuru 6 lira 32 kuruştu. Bugün piyasada dolar kuru 7 lira 75 kuruş, avro kuru 9 lirayı aşmış durumda.

Merkez Bankası’nın web sitesinin en tepesinde “Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır” yazar. Yani Merkez Bankası’nın işi enflasyonu kontrol etmek. O zaman bakalım duruma. Murat Çetinkaya’nın görevden alınmasından hemen önceki ay Haziran 2019’da tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) yüzde 15,72, üretici fiyatları enflasyonu (ÜFE) yüzde 25, gıda fiyatları enflasyonu yüzde 19,20. Murat Çetinkaya’nın görevden alınıp yerine yardımcısı Murat Uysal’ın atandığı ay Temmuz 2019’da TÜFE yüzde 16,65, ÜFE yüzde 21,66, gıda fiyatları enflasyonu yüzde 18,21’di. Bir yıl sonra Haziran 2020’de TÜFE yüzde 12,62, Temmuz 2020’de TÜFE yüzde 11,76, Ağustos 2020’de TÜFE yüzde 11,77’ydi.

Sonuç: Merkez Bankası değiştiği günden bu yana politika faizi 8,25’e göre yüzde 65, 10,25’e göre yüzde 57 oranında düşürülmüş. Düşürülmüş ama TÜFE Haziran 2020’de Haziran 2019’a göre yüzde 19, Temmuz 2020’de Temmuz 2019’a göre yüzde 29 gerilemiş. Buna karşılık dolar kuru yüzde 37 yükselmiş, avro kuru yüzde 42 yükselmiş.

Murat Çetinkaya, Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Albaraka Türk Katılım Bankası’nda bankacılık hayatına başlamış. Halk Bankası’nda genel müdür yardımcılığı yapmış. Kuveyt Türk Katılım Bankası’nda genel müdür yardımcısı olarak görev yapmış. Yani bankacılığın hem faizlisini biliyormuş hem faizsizini.

29 Haziran 2012’de Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına, 19 Nisan 2016’da da yardımcısı olduğu Erdem Başçı’nın yerine başkan olarak atanmış ki o Erdem Başçı da yardımcısı olduğu Durmuş Yılmaz’ın yerine Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı, Erdoğan’ın başbakan olduğu sırada atanmıştı.

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı, Ahmet Davutoğlu’nun başbakan olduğu sırada ise görev süresi uzatılmamıştı. Çünkü o da faizler konusunda iktidarla ters düşmüş, faiz indirimlerine sıcak bakmamıştı. Durmuş Yılmaz para politikası konusunda iktidarla ters düştü, gitti. Erdem Başçı para politikası konusunda iktidarla ters düştü, gitti. Murat Çetinkaya para politikası konusunda iktidarla ters düştü, gitti.

Murat Uysal iktidarın dediğini yaptı, duruyor, gitmedi. Ama o bile 24’ten 8,25’e indirdiği faizi 10,25’e çıkarmak zorunda kaldı. Neden? Çünkü siyasetçinin iktidarda kalma ihtirası ile ekonominin gerçekleri örtüşmüyor. Çünkü güneş balçıkla sıvanmıyor. Çünkü artık mızrak çuvala sığmıyor. 

Bu ülkede ekonomik kriz, sıkıntı, buhran, adına ne derseniz deyin, 2018 yılında başladı. 8 Mart 2018’de uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu düşürdü, not görünümünü değiştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP iktidarı bunu ciddiye almadı. Almadı ama Moody’s’in not düşürmesinden 40 gün sonra, 17 Nisan’da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Erken genel seçim istiyoruz” demesi üzerine 18 Nisan 2018’de Erdoğan, Bahçeli ile bir araya gelip 2017’de yapılan ve Türkiye’nin hükümet sistemini değiştiren referanduma göre 3 Kasım 2019’da yapılması gereken cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimi erkene, 24 Haziran 2018’e aldı. 

Erdoğan’ın seçimden önce, mayıs ayında Londra’da yabancı yatırımcılarla ve gazetecilerle görüşürken sarf ettiği “Enflasyonun nedeni faizdir”, “Seçimi kazanırsam ekonomi ve para politikasında daha etkin rol oynayacağım” sözleri krizin tuzu biberi oldu. Üstüne Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ile Rahip Brunson gerginliği geldi. 13 Ağustos 2018 günü erken Asya piyasaları açıldığında dolar kuru 7 lira 24 kuruşu gördü. 

Sonra ne oldu? İşler iyice bozuldu. İstediler ki kredi muslukları açılsın, düşük fazili kredi ile ekonominin çarkları dönsün. Nasıl dönsün? İhtiyaç kredisi çeken beyaz eşya, otomobil alsın, tatile gitsin, konut kredisi çeken ev alsın, ticari kredi çeken yatırım yapsın, böylece istihdam artsın işsizlik azalsın.

Bunun için önce yüklendiler kamu bankalarına, sonra yüklendiler özel bankalara ama öyle olmadı. Bu bankadan kredi çeken ya öbür bankada döviz hesabı açtı ya da döviz büfesine gidip dolar aldı. Üzerine bir de koronavirüs salgını patladı mı, başta hizmet sektörü, ekonomi iki seksen yere uzandı. Mart 2018’de Türkiye’nin kredi notunu düşürerek ekonomik krizin işaret fişeğini çakan Moody’s de 2,5 yıl sonra bu kez Türkiye’nin kredi notunu bir daha düşürünce artık kaçacak yer kalmadı.

Geçen hafta şunları söylemiştim yine bu programda: Merkez Bankası’nda 45 milyar dolar döviz var 43 milyar dolarlık da altın. Buna karşılık memleketin dış borcu 431 milyar dolar, bunun 97 milyar doları devletin borcu. Dış ticaret 20 milyar dolar açık vermiş. Cari işlemler 15 milyar dolar açık vermiş. Tasarruf yetersiz. Ekonominin çarkları borçla dönüyor. Neredeyse her gün ya bir iç borç ya da bir dış borç ihalesine çıkılıyor. Dışarda borç ararken, kredi primi 506 Türkiye’nin. Bu prim Amerika Birleşik Devletleri’nin 18, Almanya’nın ise 9,9. 

Bunların üzerine yine geçen hafta TÜİK’in açıkladığı düzeltilmiş tüketici güven endeksi verileri de sektörel güven endeksi verileri de 100’ün altında geldi. TÜİK’in açıklamasına göre sektörel güven endekslerinin 100’den büyük olması mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise kötümserliği gösteriyor. Buna göre, tüketici de sektörler de “kötümser”.

“Faiz sebep enflasyon netice” denilerek ekonomik sıkıntının suçu faize yüklenip İslami hassasiyeti yüksek seçmenin oyları garantiye alınmaya çalışılarak bağımsız Merkez Bankası’nın ipleri ele geçirilip faiz düşürüldü de ne oldu? İşte faiz yine yükseldi. İşte kur yine fırladı, işte enflasyon hala çift haneli, İşte hayat yine pahalı, işte işsiz sayısı yine 9 milyon. 

Ve bir soru hala ciddi bir cevap bekliyor: Sebep gerçekten faiz mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus