Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (110): Alavere dalavere Bayburtlu nöbete

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dört buçuk ay önce göreve getirdiği Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal, 18 Mart 2021 Perşembe günü politika faizini yüzde 17’den yüzde 19’a çıkardıktan iki gün sonra, yine Erdoğan tarafından görevden alındı. Bayburt doğumlu ve Bayburt Milletvekilliği yapmış Ağbal’ın yerine de yine Bayburt doğumlu ve Bayburt Milletvekilliği yapmış Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nu atadı. Ekonomi Tıkırında’nın 110. yayınında Sedat Pişirici, bu beklenmedik değişikliği ve ekonomiye etkisini değerlendirdi.

Türkiye hem ekonomik hem de siyasal açıdan hareketli ama hiç de iç açıcı olmayan bir haftayı geride bıraktı. Ekonomi ile iştigal edenler, 12 Mart 2021 Cuma günü açıklanan reform paketinin şaşkınlığını yaşarken, 18 Mart 2021 Perşembe günü Merkez Bankası’nın politika faizini %17’den %19’a yükselttiğine, bundan iki gün sonra ise faizi yükselten Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınıp yerine Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nun atandığına tanık oldular.  

Kavcıoğlu, 19 yıllık AKP-Erdoğan iktidarının yedinci Merkez Bankası Başkanı. 18 Kasım 2002’de Abdullah Gül’ün başbakanlığındaki ilk AKP hükümeti işe başladığında, Merkez Bankası Başkanlığı koltuğunda Süreyya Serdengeçti oturuyordu (2001-2006). Serdengeçti görevde beş yılını doldurduktan sonra yerine, banka içinden (Banka Meclisi Üyesi) Durmuş Yılmaz geldi (2006-2011). O da görevde beş yılı doldurduktan sonra koltuğunu yine banka içinden birine, yardımcısı Erdem Başçı’ya bıraktı (2011-2016). Başçı da beş yıl görev yaptıktan sonra, yerine yardımcısı Murat Çetinkaya geldi. Ancak Çetinkaya, Erdoğan’ın istediği üzere faizi düşürmediği için üç yıl görevde kalabildi (2016-2019), o da koltuğu yardımcısı Murat Uysal’a devretti. 

Uysal faizi %24’ten %8,25’e düşürse de kurlar fırladığında 10,25’e yükseltince, bir yıl dört ay içinde koltuğundan oldu (2019-2020). Bu sefer başkanlığa gelen ise artık banka içinden değildi. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı iken bu göreve atanan eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın başkanlıktaki ömrü ise ancak dört ay 14 gün sürebildi (2020-2021). 20 Mart 2021 itibarı ile ise Merkez Bankası Başkanı artık Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu. Kavcıoğlu da banka dışından biri.

Merkez Bankası’nın üç yılda üç başkan öğüten politika faizi sürecine bir göz atalım. Dönemin Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, 13 Eylül 2018’de politika faizini %24’e çıkarıp, 6 Temmuz 2019’da Erdoğan tarafından görevden alınana kadar o seviyede tuttu. Yerine gelen yardımcısı Murat Uysal, 25 Temmuz 2019’daki ilk para politikası kurulu toplantısında faizi %19,75’e indirdi. Sonraki sekiz para politikası kurulu toplantısı boyunca düşürülen faiz, 21 Mayıs 2020’deki toplantıda %8,25 oldu. Sonraki üç toplantıda bu seviyede sabit kalan faiz, 24 Eylül 2020’de %10,25’e yükseldi. Faiz, 22 Ekim 2020 toplantısında da 10,25’te sabit kalırken, AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Kasım 2020’de Murat Uysal’ı görevden alıp, yerine Naci Ağbal’ı atadı. Ama ertesi gün de (8 Kasım 2020), Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Instagram hesabından istifa ettiğini duyurdu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’na Lütfi Elvan’ı atayıp yola devam eden Erdoğan, 14 Kasım 2020’de, partisinin Kars ve Karaman il kongrelerindeki konuşmasında “Ekonomi, hukuk ve demokraside yepyeni bir seferberlik başlatıyoruz” dedi. 19 Kasım 2020’de de Naci Ağbal, Merkez Bankası politika faizi oranını %10,25’ten %15’e yükselti. 24 Aralık 2020’de %17’ye çıkan faiz Ocak ve Şubat 2021’de bu seviyede sabit kaldı.

Sürecin böyle gitmeyeceğinin işareti, belki de 2 Mart 2021’deki TÜİK Başkanlığı atamasıydı. AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan TÜİK Başkanlığı’na, asaleten, İTÜ mezunu bir jeoloji mühendisi olmakla birlikte 1992 yılından beri Marmara Üniversitesi Ekonometri Bölümü’nde çalışan Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer’i atadı. Aynı gün de 14 Kasım 2020’de duyurduğu “ekonomi, hukuk ve demokraside başlatılacak seferberlik”in ilk adımı olan “insan hakları eylem planını” açıkladı.

Erdoğan her fırsatta önemli kararları istişare ile aldıklarını vurgularken, 10 Mart 2021’de TÜİK Başkanı Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer, kurumun şubat ayı başında kurduğu “Fiyat İstatistikleri Danışma Kurulu” ile “İşgücü Piyasası Danışma Kurulu”nun görevine son verdi. Bundan iki gün sonra da (12 Mart 2021) Erdoğan ekonomik reform paketini açıkladı. 

Ekonomik reform paketini geçen haftaki yayında değerlendirmiştim. İçinden reform değil esnafa vergi muafiyeti ile kalfaya ücret artışı çıkan ama onların da aslında destek filan olmadığı anlaşılan, döner sermayeler ile özel emeklilik sandıklarının paralarına el konulacağını bildiren, yerel yönetimleri çalışamaz ve muhtaçlara yardım edemez hale getireceğini duyuran, gerisi “cek cak”tan ibaret bir paket.

Paket fos çıkıp da beklediğini bulamayanların mırıldanmaları artmaya başlamıştı ki 17 Mart 2021’de HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürüldü, aynı gün Anadolu Ajansı, HDP’nin kapatılması için dava açıldığını duyurdu. Ertesi gün ise (18 Mart 2021) Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun faiz kararı geldi: %19. Piyasa beklentisi 100 baz puan iken kurul beklentinin de üzerine çıkıp faizi 200 baz puan yükseltmiş, 17’den 19’a çıkarmıştı.

Daha bu faiz artışı sindirilememişti ki sarsıcı darbe 20 Mart 2021 Cumartesi günü geldi. Sabaha karşı Resmi Gazete’ye bakanlar gördüler ki AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı görevden alıp, yerine tıpkı yeni TÜİK Başkanı gibi Marmara Üniversitesi’nde (Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulu) öğretim üyesi olan, Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu’nu atamış.

Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, görevden alınan Naci Ağbal gibi Bayburt doğumlu. Kavcıoğlu da Ağbal gibi 26. dönem Bayburt Milletvekili’ydi. Bayburt ise 16 Nisan 2017 referandumunda yüzde 81,70 ile 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde de %82 ile Erdoğan’a en yüksek desteği veren vilayet. 

Erdoğan’ın seçimden sonra çıktığı teşekkür gezisinin ilk durağı, 10 Ağustos 2018’de Bayburt olmuştu. O sırada iktidar, dönemin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Trump ile Rahip Brunson krizi yaşıyordu. O kriz esnasında Erdoğan Bayburt’u ziyaret ederken, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da aynı gün İstanbul’da “Yeni Ekonomik Model”i açıklayacaktı. İzleyenler hatırlayacaktır, Albayrak açıklama için kürsüde, Erdoğan’ın Bayburt konuşmasının sona ermesini beklemek zorunda kalmıştı. 

Erdoğan o gün Bayburt’ta “Dolar molar bizim yollarımızı kesemez, hiç endişe etmeyin. Ama yastığının altında doları, avrosu, altını olan varsa gitsin bankada bozdursun” demişti ancak kimsenin umrunda olmadı. Bankalardaki döviz mevduatı TL mevduattan daha fazlaydı, bu konuşmadan sonra daha da arttı.

Aynı gün, Erdoğan’ın konuşmasının ardından “Yeni Ekonomik Model”i açıklayan Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak ise Merkez Bankası ile ilgili olarak “Para politikalarının tam bağımsızlığının sağlanması diğer bir prensibimiz, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı çok önemli” demişti. Erdoğan, bağımsızlığı çok önemli olan o Merkez Bankası’nın başkanı Murat Çetinkaya’yı, bu konuşmadan 10 ay 26 gün sonra, 6 Temmuz 2019’da, faizleri düşürmüyor diye görevinden aldı. 

Aynı gün ABD Başkanı Trump, Türkiye’den satın alınan çelik ve alüminyumda gümrük vergisinin iki katına çıkarılması talimatını verdi. Üç gün sonra, 13 Ağustos 2018, ekonomik krizin kur üzerinden bu kadar net göründüğü ilk gün oldu. O gün ABD, Trump’ın ilan ettiği çelik ve alüminyumdan alınan gümrük vergisinin iki katına çıkarılması kararını uygulamaya başladı ve Asya piyasalarında dolar kuru 7,23 TL’ye çıkarak zirve yaptı.

Ancak ekonomik kriz derinleştikçe Bayburt’un tavrı da kısmen değişti. Referandumda ve seçimde Erdoğan’a büyük teveccüh gösteren Bayburt, 31 Mart 2019’daki yerel seçimde ise AKP’nin değil MHP’nin adayını belediye başkanı seçti. Bayburt belediyede AKP’den vazgeçti ama Erdoğan Bayburt’tan vazgeçmedi. Son iki Merkez Bankası Başkanı’nı Bayburtlular’dan seçti. 

Bir söylentiye göre Naci Ağbal, 24 Haziran 2018 seçimlerinde Kavcıoğlu’nun bir kez daha Bayburt’tan milletvekili adayı olmasını engellemiş. Eğer öyle ise Kavcıoğlu rövanşı fena almış demektir. Öte yandan Kavcıoğlu, faizi artırdığının ertesi günü Naci Ağbal’ı manşete çıkarıp “Bu operasyonu kim adına çektiniz” diye soran Yeni Şafak Gazetesi’nin köşe yazarı. Gazetedeki son yazısı ise 16 Mart 2021 tarihli ve “Ekonomi reform paketinin piyasaya etkisi” başlıklı. Yazıyı bulup okursanız, bağımsız Merkez Bankası’nın başkanlığına atanan Kavcıoğlu’nun, onun eski bir AKP milletvekili olduğunu bilmeseniz dahi, tipik bir AKP’li olduğunu görürsünüz. Diyeceksiniz önceki Merkez Bankası Başkanları AKP’li değil miydi? Süreyya Serdengeçti’den sonrakilerin hepsi ya AKP’liydi ya o anlayış, kültür, inanç havzasına dahildiler ama hiç olmazsa Naci Ağbal’a kadar, aynı zamanda Merkez Bankası kültürel havzasının da bir parçasıydılar. Ağbal ile birlikte bağımsız başkan, açıkça partili başkan oldu.

Şimdi diyorlar ki Naci Ağbal para politikası konusunda Erdoğan ile çok sert bir tartışma yaşadığı için görevden alındı. Bu, ne kadar inanılır? AKP-Erdoğan iktidarında Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı, TÜPRAŞ, PETKİM ve Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyeliği, Yükseköğretim Kurulu Üyeliği yapan, AKP Merkez Yönetim Kurulu Üyesi olarak partinin ekonomi işlerinden sorumlu genel başkan yardımcılığını üstlenen, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde AKP Bayburt Milletvekili olan, AKP’nin kurduğu 64. ve 65. hükümetlerde Maliye Bakanlığı yapan, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiğinde Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na getirilen, yani bir nevi gölge Hazine ve Maliye Bakanı olan, bu görevdeyken ortalık karıştığında Merkez Bankası Başkanı yapılan, görevden alındıktan sonra da “Sayın Cumhurbaşkanımıza Merkez Bankası Başkanlığı dahil bugüne kadar uygun görerek atadığı tüm görevlerden dolayı teşekkür ederim. Bugün itibariyle görevden alınmam nedeniyle de şükranlarımı arz ediyorum.” diye tivit atan birinin, bırakın Erdoğan ile para politikası veya faiz oranı üzerine sert biçimde tartışmasını, Erdoğan’a bilgi vermeden, onay almadan faizi %19’a yükseltmesi mümkün mü? 

Bir başka açıdan bakarsak, Erdoğan açısından bu kadar güvenilir ve vazgeçilmez olan Naci Ağbal, gerçekten neden görevden alındı? Açıkçası bilmiyorum. Partide daha önce Naci Ağbal’ın oturduğu koltukta oturan AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli’nin bugün tivitıra yüklediği “Hükümetin, optimal pozitif reel faiz seviyesinin belirlenmesinde para politikası araçlarını rasyonel kullanmadığını ve bu nedenle de ekonomiye büyük bir mali yük getirdiğini düşündüğü Merkez Bankası Başkanını değiştirmesi piyasalara meydan okumak değildir” açıklamasını da inandırıcı bulmuyorum.

Ama vaka ve ölü sayılarının artacağı biline biline “kontrollü” diyerek koronavirüs salgını önlemlerinin gevşetilmesine, İstanbul Sözleşmesi’nde çıkmaya karar verilmesine, HDP’ye kapatma davası açılmasına, ana muhalefetin elindeki yerel yönetimlerin elini kolunu bağlamaya niyetlenilmesine, Gezi Parkı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elinden alınarak adı duyulmamış bir vakfa devredilmesine, döner sermaye ve özel emeklilik sandığı paralarına göz dikilmesine, sonradan vazgeçilse de kuyumculardan 500’er gram altın toplamaya kalkışılmasına, krizdeki memleket ekonomisinin gidişatını anlayacağımız veriler üreten, en azından üretmesi beklenen TÜİK ve Merkez Bankası Başkanlarının art arda değiştirilmesine, içi bomboş olsa da yeni hiçbir şey içermese de insan hakları eylem planı ve ekonomik reform paketi açıklanmasına, faizi yükselten Merkez Bankası Başkanları’nın kafalarının kopartılmasına bakılacak olursa, iktidar İslami ve milliyetçi hassasiyeti yüksek seçmeni konsolide edip, Kürt seçmeni sandıktan uzak tutarak, 2015 ve 2018’de yaptığını bir kez daha yapmaya, can havli ile seçime kaçmaya çalışıyor. Keşke kırmadan dökmeden ülkeyi seçime götürebilseler. Keşke “ne pahasına olursa olsun” demekten vazgeçip, koltuğa yapışmadan iktidarı devredebilseler. 

Çünkü, iktidardaki koalisyon ne yapmaya çalışırsa çalışsın, şu tablo bütün çıplaklığı ile ortada duruyor. Hükümetin iç ve dış borcu, Ocak 2021 itibarıyla toplam 1 trilyon 837 milyar 600 milyon TL. Bunun 810 milyar 600 milyonu Türk Lirası borç, 1 trilyon 27 milyar 100 milyon lirası döviz cinsinden borç.

Memleketin dış borcu 435 milyar USD. Dış ticaret açığı 3,4 milyar USD. Cari açık 36,6 milyar USD. Kişi başı milli gelir 9.146 USD’a gerilemiş. Şubat 2021’de tüketici fiyatları enflasyonu %15,61, gıda fiyatları enflasyonu %18,40, üretici fiyatları enflasyonu %27,09. Ocak 2021’de işsizlik oranı %12,2, işsiz sayısı 3 milyon 861 bin. TÜİK’in yeni açıklamaya başladığı, “zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizler”den oluşan “atıl işgücü oranı” yani gerçek ya da geniş işsizlik oranı ise %29,1. Bir hesapla bu da 9 milyon 200 bin işsiz demek.  Koronavirüs salgınında günlük vaka sayısı yine 20 bini aştı, günlük can kaybı tekrar 100’ün üzerine çıktı. Yeterince ve gerekli hızda aşı yapılamıyor, gerekli tedbirler alınamıyor, alınanı da uygulanamıyor, hasılı salgın yönetilemiyor.

Tablo bu iken zırt pırt Merkez Bankası Başkanı değiştirince paran pul, itibarın yerle bir oluyor haliyle. Geçen cuma piyasalar kapanırken 7 lira 21 kuruş olan dolar kuru, pazarı pazartesiye bağlayan gece Asya piyasalarında 8,5 lirayı gördü. Demin anlattım, bunun bir benzeri, Erdoğan’ın Bayburt ziyaretinden üç gün sonra, 13 Ağustos 2018 Pazartesi günü yaşanmış, bir önceki haftayı 5 lira 95 kuruş civarında kapayan dolar kuru, Asya piyasaları açılışında 7 lira 23 kuruşa fırlamıştı. Bugün ise bir önceki haftayı 7 lira 21 kuruştan kapatan Amerikan Doları, Asya piyasalarında 8,5 lirayı gördü, Türkiye’de ise 7 lira 87 kuruştan güne başladı. Türk Lirası an itibarı ile dolar ve avro karşında %10 civarında değer kaybetmiş durumda. Altının gramı cuma günü 407 lirayken bugün 441 lira. İtibarın göstergesi ne, risk primi. Bir ülke döviz cinsinden borçlanırken ödeyeceği faizin belirlenmesinde rol oynayan bu prim, şubat ayında 290 baz seviyesinin altına kadar gerilemişti, bu sabah ise 466 baz puan seviyesine çıktı. Merkez Bankası verilerine göre geçen hafta bu ülkenin bankalarındaki mevduatın %52,75’i dövizdi. Yastık altındaki dövizin, altının ne kadar olduğunu ise bilemiyoruz. Dolar alarak, altın tutarak kendinizi koruduğunuzu zannedebilirsiniz ama bir Merkez Bankası değişikliği ile fırlayan dolar kuru, düşen risk primi, sıradan hayatımızı sürdürmemizi sağlayan her şeyin süreç içinde zamlanması, enflasyonun patlaması, hayat pahalılığının daha yakıcı hale gelmesi, işsizliğin yoksulluğun artması demek.

“Bana ne Merkez Bankası’ndan” diyemezsiniz. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, iktidar ortaklarının değil Türkiye’nin bankası, senin, benim, hepimizin bankası. Merkez Bankası iktidarın oyuncağı olmamalı, Merkez Bankası Başkanı’nın akıbeti iktidarın iki dudağı arasından çıkacak lafa bağlanmamalı. “Alavere dalavere Bayburtlu nöbete” diyerek, ne Merkez Bankası düzelir ne Türkiye ekonomisi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus