Türkiye 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor – CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke: “Sözleşmenin bir gece yarısı kararnamesiyle feshedilmeye çalışılması, Türkiye’deki ucube rejimin karakterini ortaya koyuyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden yasal olarak çekilmesine bir gün kaldı. “Türkiye 1 Temmuz’da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıyor” yazı dizimizin ilk bölümünde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Av. Tuba Torun ile hukuki süreci ve kadınların kazanılmış haklarını, ikinci bölümünde Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü ile siyasi iktidarın kadınlara bakışını, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) neden bir gecede bu sözleşmeden vazgeçtiğini, üçüncü bölümünde Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Genel Temsilcisi Dr. Gülsüm Kav ile devlet yetkililerinin kadın hakları ve kadın cinayetleriyle ilgili söylemlerini, dördüncü bölümünde feminist-aktivist, Gazete Duvar yazarı, Medyascope yorumcusu Berrin Sönmez ile İstanbul Sözleşmesi’nin cumhurbaşkanı kararı ile feshedilmesinin gösterdiklerini ve Danıştay sürecini konuşmuştuk. Bu bölümde ise CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ile Danıştay’ın yürütmeyi durdurma talebini redetmesini, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini ve kadın mücadelesini konuştuk.

Selin Sayek Böke 

“Danıştay’ın verdiği ret kararı ile 42 milyon kadının yaşama tutunma iradesi bir kez daha çiğnenmek istendi”

Selin Sayek Böke ile söyleşimize, Danıştay 10. Dairesi’nin yürütmeyi durdurma taleplerini oyçokluğu ile reddetmesi ile başlıyoruz. 1 Temmuz’a bir gün kala Danıştay’ın bu kararı vermesinin hukuki değil, siyasi bir karar olduğunu söyleyen Böke, bu kararla birlikte “42 milyon kadının yaşama tutunma hakkının bir kez daha çiğnendiğini” dile getirdi. “Milyonlarca kadın, yaşam hakkını, toplumsal cinsiyet eşitliğini, eşit yurttaşlığı savunmaktan asla vazgeçmiyor, vazgeçmeyecek” diyen Böke sözlerine şöyle devam etti:

“Hukuk düzleminde cumhurbaşkanı kararının iptali için Danıştay’a milletvekillerimiz ve kadın kollarımız başvuruda bulundu. Fesih kararının yürütmesinin durdurulması da başvurumuz içinde yer alıyordu. Danıştay, Saray rejiminin iradesi doğrultusunda; hukuki değil siyasi bir karar verdi. Türkiye’de hukuk devletinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin ne derece yıkıma uğradığı bir kez daha gözler önüne serilmiş oldu. Üstelik Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) İstanbul Sözleşmesi’ni imzalama iradesini çiğneyerek, yani milli iradenin temsil edildiği Meclis’i yok sayarak alınmış bir karar. Cumhurbaşkanı kararının hukuk ile bağdaşan bir tarafı yok. Zaten yürütmenin durdurulması gerektiğini söyleyen Danıştay üyeleri de koydukları şerhlerde, fesih sürecinin TBMM kararı olmaksızın gerçekleşmeyeceğini belirtiyor. Dolayısıyla idari yargılama süresince bu kararın yürütmesinin yani hukuki etkisinin durdurulmuş olması gerekiyordu. Olağan hukuksal bir sürecin böyle işlemesi gerekirdi ancak tüm yüksek mahkemeler saray rejiminin siyasi ihtiyaçlarına göre şekillendiği için yürütmeyi durdurma talebi reddedildi.”

“Türkiye’deki kadınların kararlılığını ve iradesini her yerde yüksek sesle ilan ediyoruz”

İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye açısından feshedilmesinin ardından CHP, parti kurullarını topladı ve partinin kadın yöneticileri ve milletvekilleri bir açıklama yayımladı. Burada İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak konusunda kararlı bir irade göstereceklerini ilan ettiklerini söyleyen Böke o günden bu yana, CHP olarak bulundukları her platformda İstanbul Sözleşmesi için siyasi ve hukuki mücadelelerini sürdürdüklerini belirtti. Resmi Gazete’de yayımlanan kararın hukuka aykırı ve yok hükmünde olduğunu belirten Böke şöyle konuştu: “Hukuksuz fesih kararının alındığı andan itibaren halkın kürsüsü olarak gördüğümüz Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde, haftalık grup toplantılarımızda ve bu değerlerin savunulacağı komisyonlarda İstanbul Sözleşmesi’nin önemini dile getiren ve siyasi mücadeleyi büyüten bir tavır sergiledik, sergilemeye de devam ediyoruz. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) bünyesinde de İstanbul Sözleşmesi’nin fesih sürecine karşı Meclis olanakları çerçevesinde çalışmalar yürütüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırı dalgası sadece ülkemizde değil, çeşitli Avrupa ülkelerinde de yaşandığından İstanbul Sözleşmesi’nin savunulması için AKPM’de de genel olarak daha aktif bir süreç işliyor. Bu sürecin bir parçası olarak geçtiğimiz günlerde yapılan AKPM oturumunda bu konuda bir panel ve tartışma yürütüldü, ben de AKPM’deki Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grubu ile Türkiye’de hak mücadelesi yürüten kadınlar adına bir konuşma yaptım. Türkiye’deki kadınların kararlılığını ve iradesini her yerde yüksek sesle ilan ediyoruz.”  

“İstanbul Sözleşmesi’nin gerekliliklerini uygulamaya devam edeceğiz”

Böke’ye İstanbul Sözleşmesi feshedilse bile, CHP olarak partinizde İstanbul Sözleşmesi’nin gerekliliklerini uygulamaya devam edecek misiniz?” sorusunu yönelttik. Böke, her alanda sözleşmeyi uygulayacaklarını belirterek, “Biz partimizin gerek kurumsal yapısı içinde gerek siyaset yapma çizgisinde gerekse yönetim sorumluluğunu üstlendiğimiz belediyelerde İstanbul Sözleşmesi’nin temsil ettiği ve içerdiği bütün eşitlikçi değerleri korumaya ve sözleşmenin gerekliliklerini uygulamaya devam edeceğiz” dedi.

“Bu karar, sarayın insan haklarına, kadınların yaşamına verdiği değeri ortaya koyması açısından da büyük bir anlam içermektedir”

İktidarın İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülke konumundan çekilme sürecine gelişine vurgu yapan ve sözleşmenin feshedilmesinin nasıl bir sonuç doğuracağını anlatan Böke, İstanbul Sözleşmesi’nin bir lütuf olmadığının, kadın mücadelesinin sonucu olduğunu vurguladı. İktidarın kadınların iradesine rağmen İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini belirten Böke, “Türkiye’de sözleşmeden çıkma kararını alanlar kadınlar değildir, dolayısı ile Türkiye bu sözleşmeden çıkmış değildir. Bu çok net. Sözleşmeden çıkan saraydır. Bu karar, sarayın insan haklarına, kadınların yaşamına verdiği değeri ortaya koyması açısından da büyük bir anlam içermektedir” diye konuştu.

“İstanbul Sözleşmesi, haklarından ve yaşamlarından vazgeçmeyen milyonlarca kadının ortak sesidir”

İktidarın, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına giden süreci anlatan Böke, sözleşmeden çıkmak yerine tam tersine, sözleşmenin daha etkin uygulanması hatta daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kadına yönelik şiddetin her geçen yıl arttığını belirten Böke,  “İstanbul Sözleşmesi’nin yaşamın ta kendisi” olduğunu söyledi: 

“Sarayın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına giden süreç, bugünün ‘şahsım’ düzeninin Türkiye’ye dayattığı siyasal, kurumsal ve hukuki yıkımdan bağımsız değildir elbette. Türkiye’de hak temelli bir demokratik yapı yerine tek adam rejiminin hakim kılınmasıyla, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı iktidarın ve çeperinde yuvalanan kimi çevrelerin karalama kampanyaları arasında bir paralellik görüyoruz. Ülkemizdeki devlet krizi, ekonomik buhran ve toplumsal huzursuzluk hali derinleştikçe siyasal iktidar ayakta kalabilmek için daha çok baskıya başvurmayı seçiyor. Bu durumdan en çok etkilenenlerin başında kadınlar geliyor. Kadın cinayetlerinin, kadına şiddetin, taciz, tecavüz ve istismar vakalarının sayılarının son yıllarda arttığını bu yönde araştırmalar yapan bağımsız kadın inisiyatifleri ortaya koyuyorlar. Dolayısı ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme girişimini de ülkemizdeki şahsım düzeninin bir parçası olarak ele almak gerekir. Bu gerçeklik, verilecek mücadelenin bir düzen değişikliği mücadelesi olduğunu da bir kez daha ortaya koyuyor.”

“İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararnamesiyle feshedilmeye çalışılması Türkiye’deki ucube rejimin karakterini her anlamda ortaya koyuyor”

İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen anlayışın, kadınların şiddet görmesini meşrulaştırdığını söyleyen Böke, bununla birlikte aile içinde şiddetin onaylandığını, evlere hapsedilmiş şiddetin desteklendiğini belirtti. Böke, fesih kararının cumhurbaşkanı imzasıyla alınmasına ilişkin, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin niteliğiyle ilgiliTek adam düzeninin başta kadınlar olmak üzere bütün yurttaşlar için nasıl bir maliyet getirdiğini hep birlikte görüyoruz” dedi. “Türkiye’nin çarpık yönetim anlayışından, hukuksuzluktan ve keyfilikten kurtulması gerektiğini” vurgulayan Böke, sözlerini şöyle sürdürdü:  

“İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı kararnamesiyle feshedilmeye çalışılması Türkiye’deki ucube rejimin karakterini her anlamda ortaya koyuyor. Kararın kendisi, şahsım düzeninin hem kadınlar için ne ifade ettiğini, hem de nasıl bir hukuksuzluk düzeni olduğunu gösteriyor. Tek adam düzeninde, milletin iradesini temsil eden TBMM’de, tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin oybirliğiyle kabul edilmiş bir sözleşmenin, tek bir kişinin iradesiyle, keyfiyle feshedilmeye çalışıldığı bir durum bu. Tek adam düzeninin başta kadınlar olmak üzere bütün yurttaşlar için nasıl bir maliyet getirdiğini hep birlikte görüyoruz. Danıştay’a açtığımız davalar kapsamında saray rejimi savunma dilekçesinde kendi anlayışını tarif etmiş. Anayasamızın 125. maddesi gereğince ‘idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır’ Saray ise dilekçede sarayın keyfinin anayasadan üstün olduğunu, sarayın kararlarının dava bile edilemeyeceğini iddia etmiş. Güçlendirilmiş parlamenter sistem önerimiz tam da bu yüzden önemli: Bir gece yarısı, tek bir kişinin iradesiyle 42 milyon kadınının yaşamını doğrudan ilgilendiren bir karar alınamasın, koskoca bir ülkenin geleceği bu ve benzer kararlarla karartılmasın diye.”

“Düzen değişikliğinin ilk adımlarını, iktidar olduğumuzda, Türkiye’yi yeniden İstanbul Sözleşmesi’ne taraf kılarak atacağız”

Böke, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara geldiğinde Türkiye’yi yeniden İstanbul Sözleşmesi’ne taraf kılacağını” söyledi ve “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” dedi. Böke sözlerini şöyle noktaladı:

İstanbul Sözleşmesi’ni var eden de uygulanması yönünde kamuoyu farkındalığı yaratan da sohbetin başında da konuştuğumuz gibi kadın mücadelesinin direnci ve kararlılığı olmuştur. Bu hukuksuz feshin karşısında Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’ni yaşatacak olan da ilk demokratik seçimlerde kendi yaşam haklarını sandıkta savunacak olan da yine aynı mücadele kararlılığı ve irade olacak şüphesiz. Sözleşmenin hukuksuz feshine rağmen sözleşmenin hayatın içinde yaşatılması kadınların yaşam hakkının savunulması açısından büyük önem taşıyor. Hedefimiz kadınların zaten uygulanması gereken koruyucu sözleşmelerin ve yasaların uygulanabilmesi için ilave bir mücadele vermesine gerek kalmayacak, yaşam hakkının korunduğu, eşit ve özgür bir geleceği kurabilmek. Bunun yolu siyasal iktidarı demokratik yollardan değiştirmekten, kadını her anlamda hayatın dışına iten bu düzene son vermekten geçiyor. Böyle bir düzen değişikliğinin kadınların öncülüğünde başarılacağına hiç şüphe duymuyorum! Biz, işte bu düzen değişikliğinin ilk adımlarını, iktidar olduğumuzda, Türkiye’yi yeniden İstanbul Sözleşmesi’ne taraf kılarak atacağız. ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ demeye devam edeceğiz.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus