George Bernard Shaw: Albert Einstein’a övgü (1930-Türkçe altyazılı)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

27 Ekim 1930’da, sanıyorum ki bir anma yemeği için bir araya gelen toplulukta baş konuk Albert Einstein’dır ve yemeğin ardından kadeh kaldırmak için ayağa kalkan George Bernard Shaw, ki kendisi daha 5 yıl önce, 1925’te, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür, ufacık bir konuşma yapar.

Shaw, oyunlarındaki uzun girizgahların aksine, sıkıcı ve basmakalıp ifadelerle Einstein’ı onurlandırmak yerine, sözlerine oldukça güçlü bir çatışma ile başlar: Burada, der, Napolyon’u anmak için kadeh kaldırıyor olsaydım pek çok güzel şey söylerdim, ama asıl söylemem gerekeni dile getiremezdim: Napolyon hiç olmasaydı, insan ırkı için daha iyi olurdu.

Peki neden böyle der Shaw? Çünkü onun için Napolyon gibi büyük isimler tarih sahnesinde önemli kimselerdir, ama bu kişiler ellerini kana bulamışlardır. İmparatorlukları kurarken bireylerin hayatlarını hiçe saymışlardır. Ancak burada ilginç olan biraz da şudur ki, Shaw, yaşamının bir döneminde Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerin lehine olacak politik bir duruş da sergilemiştir. Neyse ki konumuz bu değil.

Shaw, sözlerine şöyle devam eder: İmparatorluklar kuran büyük isimlerin ötesinde, bir başka insan topluluğu daha vardır. Bu kişiler imparatorluklar değil, ama evrenler kurar. Kimdir bunlar? Pisagor, Batlamyus, Aristoteles, Kopernik, Kepler, Galileo, Newton ve günümüzde Einstein. Bu insanların imparatorluklar kuranlardan en büyük farkı, ellerini kana bulamamış olmalarıdır. Her birinin kurduğu evren, yüzlerce yıl varlığını sürdürmüştür. Bunların son temsilcisi Einstein da bir evren kurmuştur ve bu evrenin varlığını kaç yıl sürdüreceğini bilemeyiz.

Doğrusunu söylemek gerekirse, her ne kadar zaman zaman aristokratlar veya oligarklar tarafından desteklense de, özünde otoritenin karşısında durarak insanlığın gelişimini sağlamak adına saf bir hakikat arzusuyla gerçekleştirilen bilimin, günümüzdeki otorite ve sermaye yanlısı ve teknoloji odaklı bilim ile ne kadar ilgisi var, kestirmekte zorlanıyorum.

Bilim, bir sonuç değil, bir yol ve yöntemdir. En azından öyleydi. Hemen her türden değerin eğilip bükülerek işlevsel kılındığı çağımızda, bilimin rıza üretiminin bir aracı haline geldiğini veya gelmek üzere olduğunu sezmek o kadar da zor iş değil. Artık tek bir kişinin evren kurabileceği bir dünya değil burası, denetimli ve hakemli kurumların aldığı ekonomik destekle hep beraber çalışmalar yürütüp “tasarlanan hakikate” ulaşmak için var çabasıyla uğraştığı bir dünya.

Tabii ki her zaman ve her şeyde olduğu gibi, burada da yanılıyor olabilirim. Açıkçası en büyük ümidim de bu: Yanılmak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus