Ekonomi Tıkırında (136): Gıdada enflasyonun sorumlusu kim?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Merkez Bankası Başkanı, tüketici fiyatları enflasyonunu gıda fiyatları enflasyonunun artırdığını belirtip, bundan sonra çekirdek enflasyonu dikkate alacaklarını açıklıyor. AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise gıdadaki fahiş fiyat artışından kurucu ve sahipleri ya dostu ve arkadaşı ya da AKP’li olan, AKP iktidarında büyüyüp devleşmiş beş zincir marketi sorumlu tutuyor. Bu esnada çiftçinin kullandığı gübre, yem ve tohumdaki enflasyonu frenleyebilecek, çiftçinin kurduğu ama AKP’lilerin yönettiği şirketler kıllarını kıpırdatmıyor. Ekonomi Tıkırında’nın 136. yayınında Sedat Pişirici, bu kargaşada gıda enflasyonunun sorumlusunu aradı.

Türkiye’yi 19 yıldır “Biliyorsunuz ben ekonomistim” diyen Recep Tayyip Erdoğan yönetiyor. AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Şubat 2018’den beri de bir başka ekonomist destek veriyor: MHP lideri Devlet Bahçeli. O da bir ekonomist. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu; Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden iktisat doktoralı; aynı üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Politikası Ana Bilim Dalı’nda 1987’ye kadar öğretim üyesi.

Ekonomist Erdoğan, Türkiye’nin Mart 2018’de yuvarlandığı ekonomik krizi kamuoyu önünde inkar etti. Devlet Bahçeli de ekonomik kriz nedeni ile iktidarı kaybetmemek isteyen Erdoğan’a destek verdi. İkisi birlikte taa Kasım 2019’da yapılması gereken seçimleri Haziran 2018’e aldılar. Kurdukları Cumhur İttifakı ile birlikte de bu sefer iktidarı birlikte devraldılar. 

Bu iki “ekonomist” 2018’de siyaseten kendilerini kurtardılar ama giderek derinleşen ekonomik kriz, bir yıl sonra, 2019’da, Türkiye’nin dört bir yanında intiharlara yol açtı. Takatleri kalmayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, siyanür içip, çoluk çocuk hayatlarına son verdiler. 

İktidardaki iki ekonomist krizle baş edemezken Mart 2020’de dünya çapındaki ölümcül koronavirüs salgını Türkiye’de de yayılmaya başladı. Sağlık Bakanı 11 Mart 2020 sabaha karşı televizyondan ilk vakanın tespit edildiğini duyurdu. Erdoğan da bir hafta sonra 100 milyar liralık “Ekonomik İstikrar Kalkanı” paketi açıkladı. 

Pakette ne olduğunu hatırlıyor musunuz?

İç havayolu taşımacılığında üç ay süreyle KDV oranını yüzde 18’den yüzde 1’e indiriyorlardı mesela, vatandaş hazır ucuzlamışken uçuuçuversin de koronavirüs daha hızlı yayılabilsin diye. 

Konaklama vergisini kasım ayına kadar uygulamama kararı almışlardı mesela. Vatandaş hazır bir miktar ucuzlamışken o yaza tatile gidigidiversin de koronavirüs daha rahat yayılabilsin diye.

Ha bir de konut almada kolaylık getirdiler ki koronavirüs ev alıp Türkiye’ye yerleşebilsin diye.

Bu arada, paket 100 milyar liralıktı ama Erdoğan, vatandaşa söz verdiği haftada beş adet ücretsiz maskeyi dağıtamadı.

Ekonomist Erdoğan’ın ekonomik düsturu, faizin enflasyona sebep olduğu. Sloganı da “Faiz sebep enflasyon netice.” Faizi düşürünce enflasyonun da düşeceğine inanan bu ekonomist, iktidarda olduğu 19 yılda, bağımsız Merkez Bankası’nın başına altı başkan atadı -ki bunların üçünü açıkça faizi düşürmeyip yükselttikleri için görevden aldı- ama bir kere olsun çıkıp “Faizi sıfıra indiriyorum, dolayısıyla enflasyon da ortadan kalkıyor” demedi, diyemedi.  

Erdoğan’ınki nasıl bir teori ki Türkiye faizi düşürünce piyasa uzmanlarının, yerli ve yabancı bankaların yıl sonu enflasyon tahminleri yükseliyor, döviz kuru fırlıyor. Burada sözü edilen faiz, Merkez Bankası’nın para politikası faizi. Enflasyon ise tüketici fiyatları enflasyonu. 

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu geçen perşembe toplanıp, %19 olan politika faizini %18’e indirmeye karar verdi. Politika faizini, önceki Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal %17’den %19’a çıkarmış, ertesi gün de koltuğunu kaybetmişti. Yerine gelen Şahap Kavcıoğlu da tam beş aydır politika faizini %19’da sabit tutuyordu.

Kavcıoğlu, 29 Temmuz 2021’de, yılın üçüncü enflasyon raporunu açıkladığı konuşmasında enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana kadar sıkı para politikasının süreceğini bildirmişti. Bundan bir hafta sonra ise 4 Ağustos 2021 Çarşamba gecesi, AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir özel televizyon kanalında “Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz, yüksek faiz yok. Çünkü yüksek faiz, bize yüksek enflasyonu getirecektir” demişti. 

Ancak Erdoğan’a rağmen Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 12 Ağustos 2021’deki toplantısında politika faizini %19’da sabit tutmuştu. Daha sonra Eylül 2021’in tüketici fiyatları enflasyonu %19,25 ile politika faizinin üstüne çıkınca, Merkez Bankası’nın politika faizini enflasyonun üzerine çıkarması gerektiği savunulmuştu. Ancak Merkez Bankası politika faizini enflasyonun üzerinde belirlemek bir yana, daha da aşağı çekti. 

Para Politikası Kurulu bu indirime gerekçe olarak, “para politikasının etkileyebildiği talep unsurları, çekirdek enflasyon gelişmeleri ve arz şoklarının yarattığı etkilerin ayrıştırılmasına yönelik analizleri değerlendirdikten sonra, para politikası duruşunda güncellemeye ihtiyaç bulunması”nı gösterdi. Para Politikası Kurulu’nun açıklamasında, 12 Ağustos 2021’deki açıklamada yer alan “para politikasındaki sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecektir” cümlesine bu kez yer verilmedi. 

Bu ne demek? Merkez Bankası, yasal görevi ve temel amacı olan enflasyonla mücadeleden vaz mı geçiyor? Yoksa “Ben çekirdek enflasyona bakarım” deyip bütün suçu “gıda enflasyonu”na mı yıkmaya çalışıyor. Gelin cevabı birlikte arayalım.

Politika faizi, Merkez Bankası’nın ticari bankalara verdiği bir hafta vadeli borç paranın faizi. Bu faiz, ticari bankaların Merkez Bankası’ndan gecelik veya geç likidite penceresinden çektiği paranın faizini de belirliyor. Bunların hepsi birden ticari bankaların mevduat ve kredi faiz oranlarını belirlemesinde rol oynuyor. Bütün bunların tamamı da piyasadaki faiz oranlarının belirlenmesinde bir gösterge oluyor. 

Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak. Bir başka deyişle enflasyonla mücadele. Enflasyon dediğimiz şey ise fiyatlar genel seviyesindeki yükseliş ya da düşüş. Bunun hayat pahalılığı ile ilgisi yok ama ilintisi var. 

Enflasyonla mücadele edecek olan Merkez Bankası, politika faizi gibi para politikası araçlarını kullanarak fiyatlar genel seviyesini, düşük veya yüksek değil, belli bir seviyede tutmayı amaçlıyor. Buna da “fiyat istikrarı” deniyor. Fiyatlar istikrarlı olunca herkes, ev ya da araba almaktan ticari yatırımda bulunmaya, evlenmekten iş kurmaya, geleceğini daha rahat planlıyor.

Fiyatlar genel seviyesi, yani enflasyon yüksek ise ve her ay da yükseliyorsa ama çalışanların maaşı her ay yükselmiyorsa, üstelik çarşıda pazarda etiketler, açıklanan veya hedeflenen enflasyona göre değil, vatandaşın kafasında şekillenen enflasyona göre yazılıyorsa, işte o zaman hayat pahalılığı başlıyor.

Bizim Merkez Bankası, geçen perşembeye kadar “sıkı para politikası” uyguluyordu. Neydi bu? Vatandaş için tasarruf araçları belli: Banka faizi, altın, döviz. Bunların getirdiği kazanç yüksek olursa vatandaş harcamasını kısıp tasarrufa yönelir, tasarrufunu da faize, altına, dövize yönlendirir. Harcama kısılınca mal ve hizmet piyasası zora düşer, para kazanabilmek için fiyatları düşürmeye başlar. Fiyatlar düşünce enflasyon düşer. 

Lakin bunlar, vatandaşın tasarrufu banka faizine yönlenirse olur. Altının veya dövizin getirisi banka faizinden yüksekse talep onlara yönelir. O talep de altının ve dövizin fiyatını artırır. Altın neyse de dövizin fiyatının artması, Türkiye gibi medarı maişet motorunu yurtdışından borçlanarak döndürmeye çalışan bir ülkenin iflahını keser. Ülke, borcu borçla kapamaya çalışır. Bir borç sarmalına girer. Bunun sonucu ise yöneticilerinin saraylarda yaşadığı, New Yorklara bina dikmekle övündüğü bir ülkede, işsizliktir, yoksulluktur.

Bu ülkenin Merkez Bankası Başkanı, eylül ayı başında, kim oldukları öğrenilemeyen, kimine göre yatırımcı kimine göre ekonomist bir kısım insanla buluşup, “Siz tüketici fiyatları enflasyonuna bakmayın gıda fiyatları enflasyonu yüzünden yüksek geliyor, asıl çekirdek enflasyona bakmak lazım” demişti. Bu ülkenin Merkez Bankası Başkanı 8 Eylül 2021’de de Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası toplantısında, enflasyonda çekirdek göstergelere bakacaklarını söyledi. Kabaca diyor ki bu ülkenin Merkez Bankası Başkanı, tüketici fiyatları enflasyonunu yükselten gıda fiyatları. Biz de bundan böyle tüketici fiyatları enflasyonuna bakmayacak, çekirdek enflasyona göre hesap yapacağız.

Ekonomist AKP Genel Başkanı ve ekonomist Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından, faizleri düşürsün ki enflasyon da düşsün diye göreve getirilen Merkez Bankası Başkanı, faizi düşüre düşüre 19’dan 18’e düşürüyor, bunun halkın enflasyonu olan tüketici fiyatları enflasyonu üzerinde zerre kadar etkisi olmayacağını o da biliyor, o nedenle de artık içinde “işlenmemiş gıda ürünleri”nin yer almadığı “çekirdek enflasyon”u dikkate alacaklarını söylüyor. Görevin enflasyonla mücadele ama edemiyorsun, cumhurbaşkanın “faiz sebep enflasyon netice” diyor, “Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil. Faiz oranlarında da düşüşe geçiyoruz” diyor ama faizi düşüremiyorsun, bütün sorumluluğu gıda fiyatlarını üzerine atıyorsun. Bakalım o zaman gıda fiyatlarını yükselten nedir?

Dedim ya bu ülkede enflasyonla mücadele Merkez Bankası’nın görevi. Merkez Bankası’nın mücadele edemediği enflasyonu ölçen de Türkiye İstatistik Kurumu. Merkez Bankası, enflasyonla mücadele araçlarından biri olan politika faizini marttan ağustosa altı ay boyunca %19’da sabit tutarken, Ağustos 2021’in tüketici fiyatları enflasyonu %19,25 ile politika faizinin üzerine çıkıverdi. Bu ne demek? Silah bellediğin politika faizi enflasyonu vuramamış demek. Geçen haftaki son Para Politikası Kurulu toplantısında da politika faizini %18’e indirdiler, sıkı para politikasından da vazgeçtiler. Bir nevi silah ellerinde patladı. Ama son açıklamada hala diyorlar ki “Enflasyonda son dönemde gözlenen yükselişte gıda fiyatlarındaki artışlar etkili olmaktadır.”

Hem Merkez Bankası Başkanı hem Merkez Bankası Para Politikası Kurulu enflasyonun suçlusu olarak gıda fiyatlarını gösteriyor ya, öyleyse verilere bakalım:

2020 yılı sonunda, Aralık 2020’de, TÜFE %14,60, gıda fiyatları enflasyonu %20,61, ÜFE %25,15. 2021 yılı başında, Ocak 2021’de, TÜFE %14,97, gıda fiyatları enflasyonu %18,11, ÜFE %26,16. En son ağustos ayında, TÜFE %19,25, gıda fiyatları enflasyonu %29, ÜFE %45,52. Gıda fiyatları enflasyonu hep tüketici fiyatları enflasyonunun üzerinde. Ama o gıdayı üreten üreticinin enflasyonu da hep gıda fiyatları enflasyonunun çok üzerinde.

TÜİK, 14 Eylül’de Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nin (Tarım-ÜFE) Ağustos 2021 verilerini açıkladı. Yıllık artış oranı %24,69, aylık artış oranı %1,77. Ayrıntıya bakalım: Yıllık en fazla fiyat artışı, %42,5 ile lifli bitkilerde gerçekleşmiş. Nedir lifli bitki? Buğday, arpa, çavdar, yulaf, fasulye, nohut, bezelye, fındık, fıstık, badem, havuç, karnabahar, elma, mandalina, portakal. Onu %38,5 ile yumuşak çekirdekli meyveler ve sert çekirdekli meyveler izlemiş. Yani elma, armut, ayva, incir ve nar ile kayısı, şeftali, erik, kiraz ve vişne. Üçüncü sırayı %36 ile tavuk ve yumurta almış. Dördüncü sırada %33 ile pirinç hariç tahıllar, baklagiller ve yağlı tohumlar var. Çiğ inek sütündeki artış %22. Çiğ koyun, keçi sütündeki artış %21,5. Diğer çiftlik hayvanları ve hayvansal ürünlerindeki artış %19. Sebze, kavun-karpuz %10. Çeltik yani işlenmemiş pirinç %9. En az neyin fiyatı artmış? Üzüm. %3. Aylık en fazla artış da %9,33 ile tavuk ve yumurtada.

Ağustos 2021’de, endekste kapsanan 86 maddeden 22’sinin ortalama fiyatı azalırken yedisinin ortalama fiyatı değişmemiş. Ama 57 maddenin ortalama fiyatı artmış. Peki artmış da niye artmış? Cevabı yine TÜİK’in 20 Eylül’de açıkladığı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerinde. Bu endeks Temmuz 2021’de yıllık %29,38, aylık %1,98 artmış. Yani önce temmuzda tarımsal girdi fiyatları yıllık %29 artmış, ağustosta da tarım ürünleri fiyatları yıllık %24,5 oranında yükselmiş. Yani önce temmuzda tarımsal girdi fiyatları aylık aylık %2 artmış, ağustosta da tarım ürünleri fiyatları aylık %1,77 yükselmiş. Ürün fiyatı, aylıkta da yıllıkta da girdi fiyatını yakalayamamış. Bir başka deyişle üretici üretmek için harcadığı parayı, ürettiğini satarak kazanamamış, üretmek için harcadığı parayı ürettiğini satarak yerine koyamamış.

Peki üretici üretmek için en çok neye para ödemiş? Üreticinin üretmek için kulandığı malzeme içinde en çok hangilerinin yıllık fiyatı artmış? İlk sırada %62,5 ile gübre var. Onu %48 ile çiftlik binaları, %43 ile bina bakım masrafları izliyor. Makine bakım masrafları %32 oranında, yem fiyatları %32 oranında, enerji fiyatları %23 oranında, veteriner harcamaları %20,5 oranında, tohum ve dikim materyali %10 oranında artmış. Aylık en fazla artış da %6,16 ile gübrede. Onu %3,79 ile enerji izlemiş.

Türkiye’de pek çok gübre üreticisi var. Büyüklerden birisi, kısa adı GÜBRETAŞ olan Gübre Fabrikaları Türk A.Ş. Sahibi, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin sahibi ise Türkiye’nin çiftçisi, üreticisi. GÜBRETAŞ’ın yönetim kurulu başkanı Fahrettin Poyraz. Poyraz aynı zamanda GÜBRETAŞ’ın sahibi olan Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin de genel müdürü. Aynı Poyraz, üç dönem AKP’nin Bilecik Milletvekili. TÜİK’in açıkladığı Temmuz 2021 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’nde fiyatı bir yılda da bir ayda da en çok artan girdi neydi? Gübre. 

Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin, 17 bölge birliği, 1622 kooperatifi bir de holdingi var: Tarım Kredi Holding. Holdingin yönetim kurulu başkanı kim? Yine eski AKP Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin Tarım Kredi Holding’inin bir de yem şirketi var: Kısa adı TARYEM olan Tarım Kredi Yem. TARYEM’in genel müdürü kim? Üç dönem AKP Kütahya Milletvekili olan Hasan Fehmi Kınay. TÜİK’in açıkladığı Temmuz 2021 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ne göre yem fiyatları bir yılda ne oranda artmış? %32. 

Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin Tarım Kredi Holding’inin bir de tohum şirketi var: Kısa adı TAREKS olan Tarım Ürünleri Araç Gereç İthalat İhracat ve Ticaret A.Ş. TAREKS’in genel müdürü kim? AKP Trabzon Milletvekili Aday Adayı Burhanettin Topsakal. TÜİK’in açıkladığı Temmuz 2021 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ne göre tohum fiyatları bir yılda ne oranda artmış? %10.

Türkiye’nin çiftçisi, üreticisi ülkenin dört bir yanında kooperatif kurmuş, bu kooperatiflere aidat ödemiş, kooperatifler bir araya gelip bir merkez birliği kurmuş, bu merkez birliği çiftçinin parası ile gübre üreten, yem üreten, tohum üreten şirketler kurmuş, o şirketlerin de başına AKP’lileri getirmiş, o AKP’lilerin liderinin ve hükümetinin iktidarında gübrenin, yemin, tohumun enflasyonu patlamış gitmiş.

Bu memlekette elektrik enerjisini kim üretiyor, devlet. Onca özelleştirmeye rağmen en büyük elektrik enerjisi üreticisi hala devlet. Fiyatı kim belirliyor? Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu. Bu kurum ne kurumu? Kamu kurumu. Başkanını kim atıyor? Cumhurbaşkanı. TÜİK’in açıkladığı Temmuz 2021 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’ne göre enerji  fiyatları bir yılda ne oranda artmış? %23.

Deseler ki “Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi rejimi geçerlidir, bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” eyvallah. Ama ellerinde, dibine kadar ele geçirdikleri dev bir çiftçi-üretici birliği var. Öyleyse neden Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği’nin çiftçiye uygun fiyattan gübre, yem, tohum temin etmesini, neden üretimini kontrol ettikleri elektrik enerjisinin çiftçiye daha hesaplı iletilmesini sağlamıyorlar? Kimse bana “Kardeşim yalan yanlış konuşma, Tarım Bakanlığı bu dediğin her kalemde çiftçiye destek veriyor” demesin. Halep ordaysa arşın, Tarım Bakanlığı ordaysa Türkiye İstatistik Kurumu burda. Hem de başkanı bizzat Erdoğan tarafından yedi kere değiştirilmiş Türkiye İstatistik Kurumu. Hem de başkanı bizzat Erdoğan tarafından yedi kere değiştirilmiş Türkiye İstatistik Kurumu’nun Temmuz 2021 Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi verileri.

Şimdi soruyu tekrar soralım: Tüketici fiyatları enflasyonunun sorumlusu gıda fiyatları enflasyonu mu? Eğer öyleyse gıda fiyatları enflasyonunun sorumlusu kim?

Erdoğan’a bakılırsa sorumlu, beş zincir market. AKP Genel Başkanı ve 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmak için gittiği New York’tan dönmeden önce gazetecilerle bir araya geldiğinde, kendisine, bizzat ilgileneceğini söylediği fahiş fiyat konusundaki problemin ne olduğu ve çözüm için ne yapacağı soruluyor. Cevabını aynen okuyorum: “Bu konuda kısmen özellikle bu zincir marketlerin sınırsız uygulamaları var. Bu sınırsız uygulamalar karşısında biz de Ticaret Bakanlığı olarak bunların üzerine gideceğiz. Zincir marketlerin bu uygulamalarıyla mücadelede Ticaret Bakanlığımız gerekli olan her türlü tedbiri alıyor, alacak ve bunlara da gerekli operasyonları yapacaktır.”

“Tek problem zincir marketler mi” diye soruluyor. Erdoğan’ın ona da cevabı şöyle: “Ağırlıklı olarak iş orada toplanıyor. Bütün üreticiden tüketiciye olan yerde zincir marketlerin buradaki yoğun ürünleri toparlaması. Bu da beş tane zincir market. Bunlar bütün o ürünü toparlıyor. Bu beş tane zincir marketin topladığı ürünle piyasalar altüst oluyor. Bunlar eğer bu noktada daha adil davranırlarsa hem vatandaş uygun fiyatla ürün alabilecektir hem de üretici şu an itibarıyla kazanımını, parasını zamanında alma şansına ulaşacaktır.”

Bu beş zincir marketin hangileri olduğunu herhalde tahmin ediyorsunuz. Ama koskoca cumhurbaşkanı adlarını vermemişken ben hiç vermem. Lakin biri, Erdoğan’ın zincir marketleri işaret etmesinden bir gün sonra kendini ele verdi: Şok market zincirinin sahibi Ülker Grubu’nun patronu Murat Ülker. Bir grup ekonomi gazetecisi ile bir araya gelen Murat Ülker, Türkiye’de planlama sorunu olduğunu söyleyerek,“Bir sene dağ-taş soğan dolu ertesi sene piyasada soğan yok. Marketlere yükleniyorlar. Marketçi alıp satıyor. Parasını üreticiye ödüyor. Yani milletin aklıyla alay etmeye lüzum yok” deyivermiş.

Tüketici fiyatları enflasyonunun %19, üretici fiyatları enflasyonunun ise %45 olduğuna dikkat çeken Murat Ülker, “Yani aradaki fark aslında biz üreticilerin ne kadar fedakarlık yaptığının kanıtı. Artık herkesin TL’nin değerlenmesi için çalışması gerekiyor. Neden başkasının parasının değer kaybetmesini bekiyoruz” diye de soruvermiş. Gerçi Murat Ülker’in açıklamaları kamuoyuna mal olduktan sonra Yusuf ile istişare edilmiş olacak ki patronu olduğu Yıldız Holding’den “Murat Ülker’in zincir marketlerdeki fiyat tartışmasına ilişkin değerlendirmesinin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın zincir marketlerde denetimin artacağına yönelik açıklamasıyla yakın veya uzak bir ilgisi bulunmamaktadır” açıklaması geldi.     

Hatırlarsanız 10 gün önce de bir başka uzuuun zincir market olan BİM’in İcra Kurulu Üyesi ve aynı zamanda Gıda Perakendecileri Derneği Başkanı Galip Aykaç da bir televizyon programında “fahiş fiyat” ile perakende sektörünün bir alakası olmadığını savunup, “Bu algı yönetimine müsaade etmeyeceğiz” demişti. Öte yandan fiyat artışların sadece sebze ve meyve ile sınırlı olmadığını da belirten Aykaç, “Soruyor Ankara’dan bazı yetkililer ‘Ya ne oldu da peynir fiyatları, süt fiyatları arttı’ diye. Ama bilmiyorlar ki çiğ süt fiyatını devlet artırdı zaten” diye konuşmuştu. Ticaret Bakanlığı ve diğer birimlerin böyle dönemlerde çok sık denetmelerde bulunduğunu vurgulayan Aykaç “Bu denetimlerde de buldukları bir şey varsa gereğini yapıyorlar. Şu anda da birkaç gündür denetimler var. Ne zaman sıkışılsa böyle bir denetime başvuralım diyerek böylece bir çözüm bulabileceklerini düşünüyorlar. Bu böyle olmaz yani” diye de eklemişti.

Galip Aykaç’ın işaret ettiği, iktidarın ne zaman sıkışsa başvurduğu bu denetim, Recep Tayyip Erdoğan’ın da taa Amerikalarda sözünü ettiği, “Ticaret Bakanlığı olarak bunların üzerine üzerine gideceğiz” denetimi. Ama gerçekten bir denetime gidilecek mi şahsen kuşkuluyum. Neden derseniz? Bakınız o Ticaret Bakanlığı 13 Eylül 2021 Pazartesi sabahı, kendi web sitesinden, aşırı fiyat artış iddialarını soruşturmak üzere, yine aynı gün dokuz büyükşehirdeki 10 toptancı halinde eş zamanlı denetimler gerçekleştirileceğini duyurdu. Bu nasıl denetim yahu? Denetime gitmeden önce “Denetime geliyorum” diye, denetlenecek yer uyarılır mı? Böyle bir denetimde “aşırı fiyat artışı” tespit edilebilir mi? Zaten üzerinden 15 gün geçti, bu denetimin yapılıp yapılmadığı, yapıldıysa bir şey bulunup bulunmadığı konusunda ne bir haber çıktı ne de Ticaret Bakanlığı bir açıklamada bulundu. Şimdi o bakanlığın yaptığının aynısını, bağlı olduğu hükümetin başı yapıyor: “Beş zincir marketi denetleyeceğiz.” BİM’in yöneticisi söylüyor işte, “Şu anda da birkaç gündür denetimler var” diyor. Öyleyse bu boş açıklamalar niye? Niyetiniz salih mi yoksa dostlar alışverişte görsün mü?

Az önce “Bu beş zincir marketin hangileri olduğunu herhalde tahmin ediyorsunuz. Ama koskoca cumhurbaşkanı adlarını vermemişken ben hiç vermem” demiştim ama oldu olacak kırıldı nacak, söyleyelim gitsin. Bu beş zincir market “BİM, A101, Şok, CarrefourSA ve Migros”.

Önce BİM’e bakalım. Bizzat kendisi web sitesinde diyor ki “Türkiye’nin organize perakende sektöründe pazar payı en yüksek şirket olan BİM Birleşik Mağazalar AŞ, faaliyetlerine 1995 yılında 21 mağazayla başlamıştır. BİM, mağaza sayısı ve cirosunu istikrarlı bir biçimde artırma politikasını 2020 yılında da sürdürmüştür. 2020 yılında yurt içinde üç yeni bölge merkezinin yanı sıra 969 (+30 FİLE) yeni mağaza açarak mağaza sayısında yıllık yüzde 12 oranında büyüme kaydeden BİM, 2020 yıl sonu itibariyle Türkiye’de 8.407 (FİLE ile 8.530) mağaza sayısına ulaşmıştır.”

Bakınız yıl 2021, BİM diyor ki 2020’de 969 (+30 FİLE) yeni mağaza açtık. (BİM ucuzluk marketi ya yavrusu FİLE ucuzun da ucuzu) BİM’in ekonomik kriz ve koronavirüs salgınına rağmen mağaza sayısı itibarı ile %12 büyüdüğü 2020 yılında bu ülkede kim cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan; hükümeti kim kurmuş, Recep Tayyip Erdoğan; iktidarda kim var, adı Cumhur İttifakı olan AKP-MHP koalisyonu. Yetmedi mi? Girin BİM’in web sitesine görün, “tarihçe” sayfasında Erdoğan-AKP iktidarında yıl yıl nasıl büyüdükleri yazıyor. 

BİM’in web sitesinde olmayan ne? Cüneyd Zapsu, Aziz Zapsu ve Latif Topbaş tarafından kurulduğu. Cüneyd Zapsu, Ekim 1999’da, o sırada TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı olan Bülent Eczacıbaşı’nın evindeki yemeğe Recep Tayyip Erdoğan’ı götüren kişi. Sonrasında da AKP’nin kurucu üyesi. Zapsu biraderler daha sonra hisselerini Latif Topbaş’a satarak BİM’den ayrıldılar. BİM bugün, hisselerinin %70,96’sı halka açık olup Borsa İstanbul’da işlem görse de başta Latif Topbaş olmak üzere Topbaş ailesi fertlerinin kontrolünde. 

BİM’in web sitesinde olmayan bir başka şey ne? Latif Topbaş-Tayyip Erdoğan ilişkisi. Topbaş’ın İzmir-Urla-Zeytineli’nde inşa ettirdiği villaların sahiplerinden birinin de Erdoğan olduğu haberleri üzerine 2014 yılında açıklamada bulunan Latif Topbaş, Anadolu Ajansı’nın haberinde, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile 35 yıllık dostlukları olduğunu söylüyor.

Dönelim Cüneyd Zapsu’ya. BİM’deki hisselerini Topbaş’a sattıktan sonra abisi ile birlikte BİM’e rakip A101’i kurdu; yani Erdoğan’ın “beş tane” dediği zincir marketlerden bir diğerini. Zapsular buradaki çoğunluk hisselerini daha sonra Memorial Sağlık Grubu ve Aydın Örme’nin sahibi Turgut Aydın’a sattılar. Zapsu en başında A101 hisselerinin bir bölümünü Fethullah Gülen cemaatinin Bank Asya’sına satmıştı. En sonunda A101’in sahibi Turgut Aydın da 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ’nün finans ayağı kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakıldı. A101 bugün Türkiye’nin en çok mağazaya sahip market zinciri. Web sitesinde Türkiye’nin 81 ilinde ve tüm ilçelerinde faaliyet gösterdikleri, 2020 sonu itibariyle 10 bin 1 mağazaları olduğu yazıyor. Bu ne zaman olmuş? 2008’den bu yana. İktidarda kim var? Erdoğan ile partisi AKP.

Ha bir not: 2017 yılının sonunda AKP hükümeti artan et fiyatları üzerine 29 liraya kıyma, 31 liraya kuşbaşı et satacaklarını açıklamıştı ya, Et ve Süt Kurumu’nun temin edeceği eti satmak üzere açılan ihalede iş, bugün fahiş fiyata ürün atmakla suçlanan BİM ve A101’e verilmişti.

Gelelim Erdoğan’ın sözünü ettiği beş zincir marketten üçüncüsü Şok’a. Migros’un Koç Holding tarafından yönetildiği sırada 1995’te Migros tarafından kurulmuş bir ucuzluk marketi zinciri. Aynı tarihte BİM de kurulmuştu hatırlarsanız. 2011 yılında 1.255 mağazaya sahip olduğu sırada Yıldız Holding bünyesine katılıyor, yani Ülker grubuna satılıyor. O sırada Migros’un sahibi uluslararası bir yatırım fonu. Ülker’in elindeki Şok, biri Sabancı Holding’in DiaSA’sı olmak üzere üç indirim mağazası zincirini satın alarak hızla büyüdü. Şok Marketler, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) gönderdiği 2021 yılı yarı yıl finansal sonuçlarına göre, 81 ilde 8 bin 741 mağazaya sahip. Şok’un bu yılın ilk yarısındaki net satış geliri 2020’nin aynı dönemine göre yüzde 33,3 artarak 13,2 milyar TL olmuş. Murat Ülker’in yönetim kurulu üyesi olduğu Şok bunu ne zaman başarmış, Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarında.

Ülker ile Erdoğan’ın ilişkisi hayli eskiye dayanıyor. Hürriyet’in 25 Şubat 2005 tarihli haberine göre Erdoğan, tümü de İstanbul’un Anadolu yakasında Ülker’in ürünlerini dağıtan üç ayrı anonim şirkette kurucu hissedar. Aynı şirketlerde kardeşi Mustafa Erdoğan ve eniştesi Ziya İlgen de hissedarmış. Şirketlerden ilki, Ülker’in bisküvi ve çikolata ürünlerini dağıtan Emniyet Gıda, ikincisi ise süt ve süt ürünlerini dağıtan İhsan Gıda. Bu iki şirket, Erdoğan’ın AKP’yi kurmasından çok önce faaliyete geçmişler. Erdoğan,başbakan olduktan sonra ise Aralık 2003’te Ülker’in Cola Turka’sı ile Çamlıca Gazozu’nu dağıtan Yenidoğan Pazarlama’yı kurmuş. Erdoğan’ın toplam hissesi %12, kardeşi ve eniştesinin hisse oranı toplamı ise %18. Tüm hisseler, 2 Şubat 2005’te, toplam 3 milyon Yeni Türk Lirası’na, Ülker’in Trabzon bayii Ahmet Günaydın’a satılmış. Erdoğan’ın payına 1,2 milyon YTL (o tarihte yaklaşık 900 bin dolar) düşmüş.

Beş zincir markette geriye kaldı iki tane. Bunlardan biri 41 ilde 686 marketi olduğunu bildiren CarefourSA, diğeri ise 81 ilde 2 bin 316 marketi olan Migros. CarrefourSA, Sabancı Holding’in kontrolünde. Holdingin önceki merhum yönetim kurulu başkanı Sakıp Sabancı da şimdiki yönetim kurulu başkanı Güler Sabancı da Erdoğan ve AKP iktidarı ile iyi ilişki içinde oldu. Migros’ta ise yönetim 2015’ten beri Anadolu Grubu’nda. Anadolu Grubu’nun başında da Erdoğan’ın 22 yıl önce Bülent Eczacıbaşı’nın evinde birlikte yemek yediği ve “daha önceden tanıştığım dostlarım” dediği işadamlarından, halen TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan.

Lafı uzattım, toparlayayım. Memleketi iki ekonomist yönetiyor. Buna rağmen ekonomik krizle baş edilemiyor. Bu ekonomistlerden biri “faiz sebep enflasyon netice” diyor ama çıkıp da faizi sıfırlayıp enflasyonu bitiremiyor. Ötekisi ise ekonomik krizin adını bile ağzına almıyor. Enflasyonla mücadele etmesi gereken eski AKP milletvekili Merkez Bankası Başkanı, tüketici fiyatları enflasyonu ile baş edemeyince dümeni çekirdek enflasyona çeviriyor, halkın enflasyonu mücadele etmeyi bırakıp suçu gıda fiyatları enflasyonuna atıyor. Gıda fiyatları enflasyonu gübre, tohum, yem zamları ile yükseliyor. Gübre, tohum, yem ürten çiftçi şirketlerini yöneten AKPliler bunları ucuza temin etmiyor. Erdoğan’ın şimdi fahiş fiyatla mal sattıklarını ileri sürdüğü beş zincir marketin kurucuları ve sahipleri ya Erdoğan’ın dostu ve arkadaşı ya da AKP’li, hepsi de Erdoğan-AKP iktidarında bu kadar büyümüş. Ama şimdi Erdoğan diyor ki “Ne yaptıysa bunlar yaptı”. Onlar ise suçu üstlenmiyor. Bu kargaşada halk, kimsenin muhatap olmadığı artan enflasyonla, günden güne yakıcı hale gelen hayat pahalılığı ile mücadele etmeye çalışıyor.

Çözüm basit aslında. Yemeyin kardeşim. Meyve, sebze, et, ekmek almayın, tavuktan, yumurtadan, bulgurdan, makarnadan uzak durun. Hava ile su neyinize yetmiyor. Dayanın bir ay, bakın ortada ne hayat kalır, ne hayat pahalılığı ne de enflasyon. Market zincirlerinizden başka kaybedeceğiniz bir şey yok.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus