Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı olursa oy verir misiniz?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Tuğbanur Toprak  

Merhaba, iyi günler. Pazartesi (8 Kasım) günü “Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı olursa oy verir misiniz?” diye bir yayın yaptım. Hatta yayın öncesi Twitter’da hızlı bir anket yapmıştım. Daha sonra dün (9 Kasım) aynı şekilde “Ekrem İmamoğlu aday olursa…” diye Twitter’da sordum ve bir yayın da onunla ilgili yaptım. Şimdi sırada Mansur Yavaş var. Onunla da ilgili kısa süreli bir anket yaptım — tabii bu anketler benim sosyal medya hesabımdan yapılmış, bilimsel bir yönü yok. Ama yine de en azından benim bir şeyleri görmeme yardımcı oluyor. Bugün de Mansur Yavaş’ı değerlendireceğim. Ama öncesinde, bugün 10 Kasım, Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgiyle andığımı söylemek istiyorum. Bugün metrobüste Boğaz Köprüsü’nün üzerindeyken, saat 09.05’te bütün İstanbul ve anladığım kadarıyla Türkiye durdu. Aradan geçen 83 yılda, Atatürk’ün nasıl insanların hafızasında yaşadığını gördük. Bu sefer, her geçen gün daha sivil bir sahiplenme olduğunu görüyorum. Bunu bir yere not etmek gerekiyor. 

Evet, Mansur Yavaş… Aslında Mansur Yavaş ile ilgili söyleyeceğim bazı şeyleri dünkü İmamoğlu yayınında da söylemiştim. Çünkü birbirlerine benzer bir profile sahipler; ikisi de yıllar sonra AKP geleneğinin elinden Türkiye’nin iki büyük şehrini, İstanbul ve Ankara’yı almış kişiler. İkisinin de adı cumhurbaşkanlığı adaylığı için geçiyor. İkisi de esas işlerinin belediye başkanlığı olduğunu, oraya yoğunlaştıklarını söylüyorlar. Mansur Yavaş daha vurgulu bir şekilde belediye başkanlığında ısrar edeceğini söylüyor; ama tekrar tekrar vurgulamakta yarar var: Siyasette her şey mümkün. Son anda bir şey değişir ve Mansur Yavaş bir şekilde cumhurbaşkanı adayı da olabilir, aynı şekilde Ekrem İmamoğlu da olabilir. Burada birçok değişik faktör var, konjonktür önemli olacak. Tabii ki burada tek bir partinin kararı söz konusu değil; her ne kadar Meral Akşener “Ben başbakan olmak istiyorum” diyerek cumhurbaşkanlığı meselesini CHP’ye bırakmış olsa da, gerek Akşener gerekse ittifakın içerisinde yer almayı düşünen diğer partiler CHP’nin önereceği isim veya isimler arasında birtakım söz hakkı sahibi olmak isteyeceklerdir. Bunu da bir yerde akılda tutmak lâzım. İmamoğlu için dün söylediğim, belediye başkanlığı performansının bir başkasını Mansur Yavaş için de rahatlıkla söyleyebiliriz. Mansur Yavaş, biraz daha farklı bir şekilde, daha sosyal projelerde çok daha fazla dikkat çekiyor. İstanbul’da da var aynısı; ama Mansur Yavaş, mesela salgın konusu örneğinde olduğu gibi, birçok konuda ilk davranan isimlerden birisi oluyor; yoksullara yardım konusu ya da işlerinden olanlar, şu bu… Birçok konuda Mansur Yavaş’ın çok daha fazla dikkat çektiği kanısındayım. Ama İmamoğlu ile aralarındaki en büyük fark tabii ki siyasî gelenek farkı. İmamoğlu CHP geleneğinden, ama daha merkez sağ bir profil çiziyor –ya da merkezde bir profil çiziyor diyelim, sağ demek haksızlık olur–, Mansur Yavaş ise ülkücü hareketten geliyor. 

Kendisi 1999-2009 yılları arasında MHP’den Ankara Beypazarı belediye başkanlığı yaptı. Daha sonra MHP’nin büyükşehir adayı oldu, daha sonra CHP’den oldu, en sonunda tekrar CHP’den aday olunca kazandı. Yavaş Türk milliyetçisi, hatta daha radikal bir sağ diyelim Türkiye için — çünkü kendini milliyetçi olarak gören çok kişi var, ülkücü hareket biraz daha farklı. Mansur Yavaş bu anlamıyla bakıldığında daha uç bir yerden merkeze doğru gelen biri; ama üslûbuyla bakıldığı zaman, Mansur Yavaş bir merkez siyasetçi profiline de sahip. Geçmişi tam böyle olmasa da kendisi merkezden bir siyasetçi profiline sahip. Aralarındaki en büyük fark bence Kürt meselesi ya da Kürt seçmenden oy alıp alamama meselesi. Bu noktada Ekrem İmamoğlu, Kürtleri kucaklayıcı çok hamle yaptı, Mansur Yavaş yapmadı, yaptıysa bile fark etmedik; ama onları dışlayıcı pozisyonlar aldığını da görmedim. Bâriz bir şekilde böyle bir duruş sergilediğini de görmedim. Fakat herhalde ayrı bir çalışma yapılsa –ki yapanlar vardır–, HDP seçmenine soracak olsalar, herhalde açık ara İmamoğlu’nu tercih ederler Mansur Yavaş’a göre. Bugün sorduğumda, İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın rakamları neredeyse yakın. “Kesinlikle evet” diyenlerin sayısı İmamoğlu’nda daha fazla. Bu, benim takipçilerimle ve bu anketi cevaplayanlarla ilgili olabilir. Fakat İmamoğlu da Mansur Yavaş da Kılıçdaroğlu’ndan daha çok “Kesinlikle evet” tercihini almış isimler. Nitekim dün mesela bir tanesini “Türkiye Raporu”ndan alıntılamıştım — Can Selçuki’nin yeni raporundan. Orada da ve birçok araştırmada da çok açık şekilde çıkıyor ki, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu popülerlik açısından Kemal Kılıçdaroğlu’nun çok önündeler. Hatta Meral Akşener de Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde. Fakat biliyoruz ki genel eğilimde sanki Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın adayı olacakmış gibi bir eğilim var. Yine vurgulayalım: Her an her şey değişebilir. Bu çok daha netleşebilir ya da bambaşka bir isim bile çıkabilir. Bu sözünü ettiğimiz üç isim dışında birileri de çıkabilir. Fakat şu hâliyle baktığımızda, bu üç isim içerisinden Kılıçdaroğlu’nun daha önde olduğunu düşünerek bakmakta –yani an itibariyle böyle gözüküyor– fayda var. 

Şimdi burada kritik hususlardan birisi İmamoğlu ile ilgili: “Madem” diyoruz, “muhalefet ittifakı güçlendirilmiş parlamenter sistemde anlaşıyor ve cumhurbaşkanı bir anlamda bu başkanlık yetkilerini bir geçiş sürecinde kullanacak; ama bunları kullanırken de diğer ittifak ortaklarıyla paylaşarak birtakım şeyleri kullanacak. Daha sonra cumhurbaşkanı sembolik bir konuma yakın olacak”. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu böyle bir senaryoya daha uygun bir isim ve hatta bunun Kılıçdaroğlu için bir tür jübile olabileceğini söylemiştim. Aynı şekilde baktığımız zaman, İmamoğlu için bu çok gerçekçi bir çizgi olmuyor. Çünkü İmamoğlu çok daha genç, –istikbal vaat eden diyeceğim, ama şu anda zaten çok önemli bir yerde–, önü çok açık, 1970 doğumlu. Kılıçdaroğlu’nun 1948 doğumlu olduğunu düşünürsek, neredeyse bir kuşak farkı var aralarında, baba-oğul bile olabilirler — erken evlenmiş birisinin, o yaşta çocuğu pekâlâ olabiliyor. Mansur Yavaş da tam ortada bir yerde duruyor, 1955 doğumlu. Yani burada sanki Mansur Yavaş ilk aşamada yetkilerini kullanıp daha sonra yetkilerini kabineye –yani Bakanlar Kurulu’na ve Meclis’e– devretmeye razı olacak bir cumhurbaşkanlığı profiline daha fazla uygun olabilir. Yani Mansur Yavaş diyelim ki cumhurbaşkanı olur –tabii ki diğer partilerden birtakım cumhurbaşkanlığı yardımcıları olur– ve bir restorasyondan sonra ülke, bir geçiş döneminin ardından parlamenter sisteme döner ve ilk yapılacak seçimde kim birinci parti olursa onun lideri başbakan olarak Mansur Yavaş tarafından atanır, esas yetkileri o ve Parlamento alır ve Mansur Yavaş da pekâlâ eski tip cumhurbaşkanlığına yakın bir cumhurbaşkanlığını kabul edebilir. Tabii kendisi ne düşünüyor? Bunu biliyor değilim, ama İmamoğlu’ndan daha yakın böyle bir senaryoya, bunu da kabul etmek lâzım. 

Bir başka husus da şu: İttifak CHP’den ve dolaylı bir şekilde HDP’den ibaret değil. İYİ Parti güçlü bir şekilde var, her geçen gün daha da güçlendiği söyleniyor. Onun dışında AKP’den kopan partiler söz konusu, Saadet Partisi bir şekilde söz konusu. Dolayısıyla seçilecek olan cumhurbaşkanının sağdan ciddi bir oy alması lâzım. Mümkünse MHP’ye ve AKP’ye, dolayısıyla Cumhur İttifakı’na ve onun adayına oy vermeyi düşünen kişilerden de oy çalması iyi olur. Şu gidişatta bakıldığında, Cumhur İttifakı dışındakiler tek başlarına kazanabiliyor gözüküyorlar. Fakat ne kadar güçlü bir şekilde kazanırlarsa o kadar iyi olur. Dolayısıyla Mansur Yavaş’ın sağ seçmenden, hatta AKP’ye ve MHP’ye daha yakın olan, belki de milletvekili seçiminde AKP’ye ya da MHP’ye oy verip cumhurbaşkanlığında tercihini değiştirebilecek kişiler için bir çekim merkezi olabilir, böyle bir özelliği var. 

Sağ seçmenin Ekrem İmamoğlu’nu çok dışlamış olduğunu sanmıyorum; onun Kürtler’e yönelik birtakım sempatik çıkışlarından rahatsız olan aşırı milliyetçiler olabilir, ama Ekrem İmamoğlu tam bir merkez siyasetçisi profili çizdiği için çok fazla itici değil. Ama şunu da kabul etmek lâzım ki Mansur Yavaş sağ tabana –kimilerine göre Türkiye’de ve dünyada sağ-sol kalmamış, ama bence hâlâ var– sağ tabana daha fazla hitap ediyor. Bu noktada tabii bir başka vektörü ciddiye almak lâzım, önemsemek lâzım; o da yeni seçmen, genç seçmen. Tahmin ediyorum –elimde bir bulgu yok bu konuda; ama muhakkak bu konuda yapılmış araştırmalar da vardır– genç seçmen nezdinde İmamoğlu’nun popülaritesi herhalde daha fazladır. 

Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı olmayı düşünmediğini, bundan onur duyacağını ama düşünmediğini, kendisinin belediye başkanlığı yapmakta olduğunu, yapacak çok fazla işi olduğunu söyledi. Dolayısıyla onun çok fazla cumhurbaşkanı olmak için ortaya çıkacağını sanmıyorum. Fakat şöyle bir strateji de izliyor olabilir: Kendini bu konuda çok fazla niyetli gibi göstermeyip, ama bir kriz ânında eğer muhalefet içerisinde, ittifak içerisinde birtakım kırgınlıklar, keskinlikler olursa, dolayısıyla burada sâkin bir isim olarak ortaya çıkabileceğini düşünüyor olabilir — bence bu fena da bir fikir değil. Çünkü daha şimdiden “Muhalefetin adayı kim olacak?” sorusu üzerinden bayağı bir tartışma var. Bu arada iktidarın da bunu bilinçli bir şekilde kaşıdığını ve çok sayıda dezenformasyonu, şunu bunu yaymaya çalıştığını görüyoruz. Tabii şunu da özellikle vurgulamak lâzım: İktidarın ve onun medyasının artık böyle gündem belirleme, muhalefetin kafasını karıştırma, muhalefetin içerisinde ayrılık gayrılık yaratma gibi gücü pek kalmamışa benziyor. Kendilerini muhalefette tanımlayan insanların bu konuda artık derileri kalınlaşmış durumda. Tabii ki çok olağanüstü durumlarda işin rengi değişebilir; ama artık o iktidar medyasının söylediği haberlere çok fazla itibar etmiyorlar ya da iktidar sözcülerinin –Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil olmak üzere, hele Devlet Bahçeli’nin– sözlerinin muhalefet çevresinde herhangi bir etkisi yok. 

Sonuçta toparlayacak olursak: Kılıçdaroğlu’nun adı daha fazla öne çıkmış gözüküyor, fakat açıkçası Kılıçdaroğlu’na destek daha az gözüküyor. Şunu özellikle vurgulamak lâzım: Birçok kişi açıkçası, “Erdoğan’ın karşısına kim çıkarsa çıksın ona oy veririm” noktasına gelmiş durumda. Burada Kılıçdaroğlu için söylediğimi özellikle vurgulamak istiyorum: Kendisine oy verebilecek olan kişileri, kerhen oy vermekten gönüllü, isteyerek vermeye çevirmesi gerekiyor ve bu konuda da bâriz bir çalışma içerisine girmiş durumda. Mansur Yavaş’a “mecburen oy vereceğini” söyleyenlerin –en azından ben sorduğumda– büyük kısmı olaya ideolojik olarak bakıyorlar, Mansur Yavaş’ın ülkücü geçmişinden dolayı ve Kürt meselesindeki en azından sessizliği diyelim, o sessizliği hayra yormuyor bazı Kürt seçmenler, öyle diyelim; ama buna rağmen yine de ona oy vereceklerini söyleyen çok kişi var. İmamoğlu’na yönelik olarak da –onu dün söylemiştim, tekrar söylemekte yarar var–, sevenlerinin sayısı daha fazla ve artıyor; ama o kendini sevdirmeye çalıştıkça bazı insanlar da ondan uzaklaşıyorlar, onu da özellikle tekrar vurgulamak lâzım. Bu, zaten popülerin isimlerin kaderidir; sevenleri ve sevmeyenleri olur ve bunlar birbirleri arasında kapışırlar. 

Mansur Yavaş ve İmamoğlu’nu kıyasladığımız zaman, şu âna kadarki belediye başkanlıkları anlamında baktığımızda, ikisinin de çok bâriz bir falsosu olmadı, çok büyük engellerle karşılaştılar –özellikle İstanbul–, ama şu âna kadar bu engellerden yılmışa benzemiyorlar ve kendilerini, yaptıklarını –özellikle sosyal alanda yaptıklarını–, bilhassa Mansur Yavaş kamuoyuna çok iyi duyuruyor ve buradan bir prestij kazanıyorlar. Tekrar söyleyecek olursam, yaş farkı gerçekten bence önemli olacak. Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu arasında 15 yaş fark var. Bu da kimin hangi pozisyona talip olacağını belirlemekte –hem kişisel olarak kendilerinin, hem de parti yönetimlerinin, hem de seçmenin algısında– etkili olacak, bunların gerçekten önemi var. Çünkü baktığımızda, Mansur Yavaş şu an 66 yaşında; Ekrem İmamoğlu ise 51 yaşında. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nun daha uzun bir süre Türk siyasetinde varlığını etkili biçimde sürdürme potansiyeli ciddi bir şekilde var, bunu hesaba katmak gerekiyor. 

Evet, üç ismi birer gün arayla peş peşe değerlendirdim. Bakalım, önümüzdeki günlerde dördüncü, beşinci isimler çıkar mı? Çıkarsa ilginç olur tabii; birtakım kişilerin kendini aday yaptırtmak için kulis yaptıkları da söyleniyor; fakat esas olarak bu üç isim ve etrafında şekilleneceğini söylemek mümkün. Tabii Erdoğan’ın ne olacağı meselesi var. Erdoğan’ın adaylığını varsayarak bunları değerlendiriyoruz. Şu ya da bu şekilde Erdoğan’ın –diyelim ki sağlık nedenleriyle, diyelim ki kendi siyasal bir tercihi nedeniyle– aday olmaması durumunda bütün bu senaryoları yıkıp, yepyeni şeyler konuşmamız gerekecek. 

Bugün “Transatlantik” var –özellikle orada Ömer Taşpınar daha önce söylemişti, “Türkiye çağırılmaz herhalde” diye– Demokrasi Zirvesi’ne Türkiye’nin çağırılmamasını konuşacağız, özellikle onu konuşacağız, bir de bu F-16’lar meselesini. Akşam da “Adını Koyalım”da Burak Bilgehan Özpek, Ayşe Çavdar ve Kemal Can ile “Millet İttifakı’nda sorunlar çözülüyor mu?” gibi bir başlıkla karşınızda olacağız. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus