İSTANBUL (Medyascope) – 8.Gün programının bu bölümünde Sorel Dağıstanlı’nın konukları gazeteciler İrfan Değirmenci ve Kıvanç El oldu. Programda Üsküdar’daki seçim süreci, Ailem Güvende operasyonu ve Mansur Yavaş ile Recep Tayyip Erdoğan’ın görüşmesini değerlendirdi.
Sorel Dağıstanlı, gazeteciler İrfan Değirmenci ile Kıvanç El’i konuk etti. Programda “Ailem Güvende” adı verilen LGBTİ+’ları hedef alan operasyon, Mansur Yavaş ile AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki görüşme ve Üsküdar’daki seçimler konuşuldu.
“Bizim ailelerimiz aile değil mi?”
İrfan Değirmenci, “Ailem Güvende” operasyonunun adının LGBTİ+’ları aileye yönelik bir tehdit gibi gösterdiğini belirterek, “Bizim ailelerimiz aile değil mi?” diye sordu.
Değirmenci, LGBTİ+ haklarının insan hakları olduğunu vurgulayarak, operasyon kapsamında insanların hedef gösterildiğini ve kişilik haklarının ihlal edildiğini söyledi. İktidarın LGBTİ+ karşıtlığını kullanarak kendi tabanını konsolide etmeye çalıştığını savunan Değirmenci, “Ailem güvende” ifadesinin operasyonun hedefindeki kişileri doğrudan suçlu gibi gösterdiğini belirtti:
“Bu faşist baskıyla kendi tabanına anlatmak istedikleri şey şudur. ‘Evet, biz başarısız olduk. Ekonomide çuvalladık. Siz daha zengin olamadınız. Size anlatacak yeni bir hikâyemiz yok. Ama bize destek olursanız bu sapkınları ülkeden göndeririz. Son bir kez desteğinizi istiyoruz’.”
Değirmenci ayrıca çocukların güvenliğinin sağlanamadığını savunarak, “Çocukların güvenliği” gerekçesiyle LGBTİ+’lara yönelik operasyonlar düzenlenirken çocuk işçiliği, kayıp çocuklar, kadın cinayetleri ve çocukların eğitim koşulları gibi sorunların göz ardı edildiğini söyledi.

Üsküdar seçiminde dengeler nasıl değişti?
Kıvanç El, Üsküdar’daki başkanvekilliği seçimindeki tabloyu Bursa örneğiyle karşılaştırarak AKP’nin belediye meclisindeki çoğunluğa dayanan “meşru” açıklamasının Üsküdar’da geçerli olmadığını söyledi. Tutuklamalar ve belediye meclisindeki transferlerle dengelerin değiştirildiğine dikkat çeken ve “Sanki Üsküdar’ı kaybedersek, ‘İstanbul’u alan Türkiye’yi alır’” anlayışının etkili olduğunu belirten El, şunları söyledi:
“Birçok vakfın, ki bu vakıflar da hani sıradan vakıflar değil, TÜRGEV, ENSAR Vakfı gibi, iktidarda siyasi gücü de olan vakıfların Üsküdar’da çok sayıda projeleri olduğu, çok sayıda kiralama işleri olduğuna yönelik haberler var. Demek ki hani iktidar cephesinden Üsküdar mutlaka kaybedilmemesi gereken bir yer ki aynı yorumları yine bu süreçte aslında Esenyurt’ta da görmüştük. Çünkü Esenyurt’a da kayyum atandı. Ve Esenyurt denildi ki İstanbul’un en büyük ilçesi, İstanbul’da önümüzdeki yıllarda en fazla rantın olacağı bölge burası denilmişti. Orada da mesela belediye meclisinde seçime bile gidilmedi. Çünkü orada da çok ciddi bir farkla CHP vardı. Olarak direkt kayyum atandı, bir kayyumla yönetiliyor.”
“Ben hâlâ çok güçlüyüm” mesajı
Kıvanç El, Erdoğan’ın CHP’den AKP’ye geçişleri teşvik ettiğini belirterek, “Gel ya seni bizim partiye alalım” sözlerini hatırlattı. El, Mansur Yavaş’ın AKP’ye geçeceğinin konuşulmasının bile muhalif seçmende “Biz galiba yine iktidar olamayacağız” psikolojisinin oluşmasına yol açtığını söyledi:
“İktidar bunu, Erdoğan, AKP yönetimi bunu bu süreci böyle de yöneterek, transferlerle, milletvekili transferleriyle, belediye başkanı transferleriyle, parti içerisindeki muhalifleri de içine katarak, kendi içerisindeki muhalifleri de katarak ve bir taraftan da böyle Üsküdar süreçlerini yaşatarak aslında topluma ‘Bakın, ben hâlâ çok güçlüyüm, herkes hâlâ bana geliyor. Ben hâlâ temel alternatifim, buradayım, gitmiyorum’ mesajını çok net şekilde bir süreçte gösteriyor.”








