İslami Etüt Toplantıları – Mustafa Yağbasa: “’IŞİD’e gitmeyin’ dememize rağmen ‘Artık halifelik var, cemaat hükümsüzdür’ deyip gittiler”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Haber: Doğu Eroğlu & Sema Kızılarslan

Medyascope’un İslami Etüt Toplantıları araştırmasının ikinci kısmında, toplantı katılımcılarından Mustafa Yağbasa, İslami Etüt Toplantıları’nın düzenlenmesine yol açan sebepleri ve toplantılardaki IŞİD tartışmalarını anlatıyor. Selefi hareketin önemli isimlerinden Yağbasa’yı Türkiye kamuoyu, Temmuz 2014’te İstanbul-Ömerli’de kılınan ve “Ömerli’den cihat çağrısı” başlıklarıyla gazetelere yansıyan Ramazan Bayramı namazı etkinliğinden hatırlıyor. Yağbasa İslami Etüt Toplantıları sürecini, “O toplantıdaki [İslami Etüt Toplantıları] herkes, ‘Hadi IŞİD’e!’ demiş olsaydık birçok insan IŞİD’e giderdi. Biz ‘IŞİD’e gitmeyin’ demiş olmamıza rağmen, önlerine set olmamıza rağmen çok ciddi sayıda insan, ‘Artık halifelik var, cemaat hükümsüzdür’ deyip çıkıp gitti” diye özetliyor.

Yaklaşık üç yıl İslam Devleti Medya Bakanlığı’na bağlı çalışan Ömer Yetek, Türkiye’ye döndükten sonraki sorgusunda, Türkiye’deki Selefi cemaatlerin IŞİD’e katılımı hakkında daha önce fark edilmemiş bir süreci işaret etti. Türkiye’de IŞİD’e bireysel katılımların nasıl gerçekleştiğine dair birçok çalışma yapılmıştı ama tarihi IŞİD’in öncesine dayanan Selefi cemaatlerin IŞİD’e katılma ya da katılmama kararlarını nasıl aldıkları pek de bilinmiyordu.

Ömer Yetek’in işaret ettiği İslami Etüt Toplantıları’nın, Selefi hareketin IŞİD yol ayrımındaki konumunu Medyascope araştırdı.

Yetek emniyetteki ifadelerinde, İstanbul’daki önemli Selefi kanaat önderlerinin katıldığı İslami Etüt Toplantıları’nda IŞİD konusunun tartışıldığını, görüş ayrılığı sonrasında toplantıda temsil edilen cemaatlerin bir kısmının Türkiye’de kaldığını, bir kısmınınsa IŞİD’e katılmak üzere Suriye ve Irak’a gittiğini anlatıyordu.

Daha sonraları şer’i isimleriyle kamuoyunda tanınacak İlyas Aydın [Ebu Ubeyde] ve Ömer Yetek [Ebu Yusuf], İslami Etüt Toplantıları’ndaki tartışmalar sonrasında cemaatlerinden birçok kişiyle birlikte IŞİD’e katıldı. IŞİD’e biat etmeyi uygun bulmayan Halis Bayancuk [Ebu Hanzala] ve Mustafa Yağbasa ise Türkiye’de kalmayı seçtiler ama birçok IŞİD davasından yargılanıp pek çok kez hüküm giydiler.

İslami Etüt Toplantıları’nın katılımcılarından biri Mustafa Yağbasa, yani Selefi hareket içinde bilinen adıyla Zaza Mustafa, İslami Etüt Toplantıları sürecinde ve sonrasında yaşananları Medyascope’a anlattı.

Türkiye’deki Selefi hareketin önemli isimlerinden Mustafa Yağbasa’yı Türkiye kamuoyu, 28 Temmuz 2014’te İstanbul-Ömerli’de kılınan ve “Ömerli’den cihat çağrısı” başlıklarıyla gazetelere yansıyan Ramazan Bayramı namazı etkinliğinden hatırlıyor.

31 Temmuz 2014 tarihli Sözcü gazetesinin birinci sayfası. Mustafa Yağbasa namazı kıldırırken.

Mustafa Yağbasa’yla görüşmemiz, Türkiye’deki Selefi hareket için önemli bir kırılmanın somutlaştığı İslami Etüt Toplantıları’nın öncesini konuşarak başlıyor. Selefi hareketin özellikle Gülen Cemaati’nden gördüğü baskıyı anlatan Yağbasa, dinsel söylemler kullanan AK Parti iktidarının kültürel egemenliği yüzünden, “İslam’ı uğradığı istismardan kurtarmak için” İslami Etüt Toplantılarını düzenlemeye başladıklarını anlatıyor.

Yağbasa’ya göre, başta kuruluş amaçlarına hizmet eden İslami Etüt Toplantıları, IŞİD’in güç kazanması ve hilafet ilan etmesiyle beraber, yaklaşım farklılıklarının belirginleştiği bir tartışma ve ikna mecrasına dönüşmüş. IŞİD’e biat edilmesine karşı çıkan Yağbasa, tartışmalardaki tutumunu ve IŞİD’e katılımları, “O toplantıdaki [İslami Etüt Toplantıları] herkes, ‘Hadi IŞİD’e!’ demiş olsaydık birçok insan IŞİD’e giderdi. Biz ‘IŞİD’e gitmeyin’ demiş olmamıza rağmen, önlerine set olmamıza rağmen çok ciddi sayıda insan, ‘Artık halifelik var, cemaat hükümsüzdür’ deyip çıkıp gitti” diye özetliyor.

Medyascope’un İslami Etüt Toplantıları araştırmasının ikinci kısmında, Mustafa Yağbasa toplantının düzenlenme sebeplerini ve IŞİD tartışmalarını anlatıyor:

Doğu Eroğlu: Ömer Yetek ifadelerinde İslami Etüt Toplantıları’ndan söz ederken, IŞİD’in ortaya çıkışıyla birlikte toplantı katılımcılarının görüş ayrılığı yaşamaya başladığını ima ediyor. Yine de Ömer Yetek, toplantıların IŞİD konusunda bir kanaat belirlemek için düzenlendiğini ileri sürmüyor. Toplantıların başlamasının sebebi neydi?

Mustafa Yağbasa: O toplantıların başlangıcında şöyle bir teorimiz vardı.

Türkiye’de birçok farklı kanaldan İslami çalışmalar yapılıyor. Yüzlerce yapılanma vardır. Bunların her birinin farklı özellikleri vardır. Örneğin tasavvuf ayrıdır, tasavvufun içerisinde yüzlerce bölüm vardır. Bir de gerçekten Kuran’ı, vahiy dinini yaşamaya çalışan, bu doğrultuda insanlara vahiy dinini anlatmaya çalışan insanlar vardır.

İslami Etütler Platformu’ndaki [İslami Etüt Toplantıları’nın düzenleyicileri, kendilerini de İslami Etütler Platformu olarak adlandırıyordu] gaye, cemaatlerin insanlara doğru İslam’ı nasıl anlatmaları gerektiği tartışmaktı. Hangi doğru İslam’ın insanlara anlatılması lazım? İnsanlara doğru dini anlatırken nelere dikkat edilmesi gerekir? Toplum içindeki batıl anlayışlar insanların zihninden nasıl izale edilebilir? İslami Etüt Toplantıları, aylık olarak bir araya gelip bu konuları istişare ettiğimiz, bu tartışmalar üzerinden seminerler hazırladığımız ve bu seminerleri topluluklara aktardığımız bir çalışmaydı.

Eroğlu: İslami Etüt Toplantıları’nın temel hedefinin davet esaslarını belirlemek olduğu söylenebilir mi? [Doğu Eroğlu’nun notu: Selefi hareket, kendi İslam itikadını insanlara anlatma faaliyetlerini davet ismiyle nitelendiriyor]

Yağbasa: Tabii. Asıl hedef budur. Türkiye kadar İslam’ın istismar edildiği başka bir ülke bulamazsın. Bu istismarı tasavvufçusu da yapıyor, siyasi partisi de yapıyor, başka ekollerde İslam’a mensup olanlar da yapıyor. Laik olanından tut, en radikaline, her düşünceden insan İslam’ı istismar ediyor. O dönem cemaatleri bir araya getirmekteki hedefimiz, istismar edilen İslam’ın nasıl doğru anlaşılabileceğini ve doğru İslam’ın nasıl yayılması gerektiğini tartışmaktı. Ömer Yetek de bu toplantılara katılan kişilerden biriydi.

Eroğlu: Ömer Yetek toplantı katılımcılarının şu isimler olduğunu söylüyor: Halis Bayancuk [Ebu Hanzala], İlyas Aydın [Ebu Ubeyde], İsmail Okur [Ebu Zeyd], kendisi [Ömer Yetek ya da Ebu Yusuf] ve siz [Mustafa Yağbasa]. Toplantıya katılan başka isimler de var mıydı?

Yağbasa: Söylediğiniz isimlerin toplantılara katıldığı doğru. Aslında Ömer Yetek’in ifadelerinde sıkça bahsettiği ama İslami Etüt Toplantıları söz konusu olduğunda belirtmediği bir isim daha var. O da Yaşar Aydın. Samsunlu olduğu için Samsunlu Yaşar diye anılır. Zaza olduğum için bana Zaza Mustafa dedikleri gibi yani.

Yetek ifadelerinde Yaşar Aydın’ın el-Nusra Cephesi görüşlerine yakın olduğunu, IŞİD’i desteklemediğini sık sık vurguluyor.

28 Temmuz 2014’te Ömerli’de düzenlenen Ramazan Bayramı namazı sırasında, İslami Etüt Toplantıları’nın üç katılımcısı, Ömer Yetek, İlyas Aydın ve İsmail Okur aynı karede gözüküyor.

Ben de Ömer Yetek’le pek çok konuda ayrı düşünüyorum. IŞİD süreci söz konusu olduğunda da farklı düşünüyoruz. Zaten İslami Etüt Toplantıları’nın maksadı bir el-Nusra Cephesi ya da IŞİD tartışması değildi. Doğru İslam’ı anlamak, doğru İslam’ı insanlara doğru metotlarla ulaştırabilmek, İslam’ı, Kuran’ı ve sünneti istismar edilmekten kurtarıp özgürlüğüne kavuşturma mücadelesi bizimki.

İslami Etüt Platformu illegal bir yapı değildi. Bütün katılımcılarının isimlerinin listesini biz valiliğe de gönderdik. Seminerden önce, “Semineri bu şahıslar verir. Gerçek isimleri şu olan şu kişiler” diye biz bunları valiliğe de bildirdik. Legal şeyler. [Doğu Eroğlu’nun notu: İslami Etüt Toplantıları cemaat liderlerinin kendi aralarında düzenlediği iç arama toplantılarıyla başlıyor, daha sonra bu toplantılarda tartışılan meseleler dinleyicilerin de katılabildiği seminerler olarak sunuluyordu.]

Hatta Tevhid dergisinin bir kapağında bütün bu isimleri ve seminer duyurusunu bulabilirsiniz.

Tevhid dergisinin Ocak 2014 sayısında, İslami Etüt Toplantıları’na paralel olarak düzenlenen seminer etkinliklerinden birinin duyurusu yapılmıştı. İslami Etüt Toplantıları’nda tartışılan konular, daha sonra seminer olarak düzenlenip geniş katılımlı toplantılarda dinleyicilere sunuluyordu.

Eroğlu: Evet, İslami Etüt Toplantıları’nda gündeme gelen meselelere ilişkin makaleler bir internet sitesinde de yayımlanıyordu.

Yağbasa: Doğru. islamietutler.com’da zaten makaleler yayımlanıyordu. Sesli makaleler, toplantıya katılanların yazdığı makaleler orada yayımlanıyordu. İnternet sitesiyle Ömer Yetek ilgileniyordu. Onun gidişinden sonra site kapandı.

Eroğlu: Toplantıların, İslam’ın istismara uğraması yüzünden başlatıldığını aktarıyorsunuz. Bunu biraz detaylandırır mısınız? İstismardan kastınız ne?

Yağbasa: Gençliğimde sosyalist bir gelenekten gelmeyim aslında. Sonradan İslam’ı tanıdım. Doğru olanın bu olduğuna inanıyorum, buna göre yaşıyorum. Dolayısıyla olaylara İslami olarak bakar, İslami olarak incelerim. Ama hangi bakış açısından bakarsan bak, Türkiye’de İslam, Kuran ve sünnet gerçek anlamda istismar ediliyor. Doğru İslam anlatılmıyor. Bir yerde konuşuyorsun, sakallısın. Hemen seni AK Partili diye lanse ediyorlar. AK Partisin o zaman! Niye? Onlar da İslam’dan bahsediyor… AK Partililer, sen AK Parti’ye oy vermiyorsun diye sana tepki koyuyor.

Biz yıllarca Gülen Hareketi’nden çektik. Bizi yargılayan, tutuklayan, cezaevine atanlarla, sorgulayan polislerle aynı koridorlarda yaşadım ben Silivri’de. Hepsi, “Biz size zulmettik!” diye bağırıp helallik isterdi. Zalim olduğunuzu anlamanız için bunu yaşamanız [cezaevine düşmeniz] mı gerekiyordu?

Bir tutukluluğum sırasında mahkemeye, “Neden tutuklu olduğumu öğrenmek istiyorum” diye yazdım. Mahkemeden cezaevine gelen yanıtı cezaevi müdürü bizzat getirdi. Cevapta, “Bu dosyada bu isimde bir tutuklu sanık yoktur” yazıyordu. Beş gün sonra Beşiktaş’taki Devlet Güvenlik Mahkemesindeki duruşmada savunmam soruldu. Mahkemeden gelen yanıtı avukatım hakime verdi. Savcı tahliyemi istedi, sonra o dosyadan beraat ettim. Neden orada olduğumuzu bile bilmiyorduk. Mahkemede, “Çok roman okuyan biriyim. Romanlarda dahi görmediğim, duymadığım bir hakikati yaşıyorum” demiştim. Tüm savunmam buydu.

Gülen Hareketi de kendini İslam’a nispet ediyordu [Kendini İslam’a eşit görüyordu ya da kendini İslam’la özdeşleştiriyordu]! Onlar da İslam’ı istismar ediyor, sömürüyorlardı. Dolayısıyla doğru İslam’ın anlaşılması lazım. Türkiye’de insanların yüzde 80’i doğru İslam’ı bilmeden İslam’a mesafe koymuşlardır. Gerçek İslam’ı kimse bilmiyor.

Eroğlu: İslami Etüt Toplantıları’nın başlamasında Gülen Hareketi de etkili oldu mu? O ortamı yaratanlardan biri onlar mıydı?

Yağbasa: Tabii tabii, biz o zaman anlatıyorduk. Ali Fuat Yılmazer’i bilmeyen yoktur. Yılmazer, C Şubenin [Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na bağlı] başındaydı. “Neden beni sorguluyorsun?” dedim ona. Yurt Atayün [İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptı] de vardı. Kendisi şunu söyledi bana: “Sen kimsin Hocaefendi [Fethullah Gülen] hakkında yazı yazıyorsun?” Bu olay en güçlü oldukları dönemde, 2008’de oldu.

Biz doğru İslam’ın doğru anlaşılması için mücadele verdik. Ne kadar ömrüm olursa bu mücadeleyi sürdüreceğim. Kimse beni bundan vazgeçiremez. Ben buna inanmışım. Ama bunu engellemek için şiddetle bağdaştırmak ya da kamuoyunda veya mahallede, oturduğum binada beni terörist ilan etmek… Hep bunları yaşadım.

Evimdeki aramalara refakat etmek için komşum geldiğinde polislere beni gösterip, “Terörist dediğiniz bu mu?” diyor. Tepki koyuyorlar. Mahkemelerde defalarca söyledim. 2008’den beri aynı adreste oturuyorum ve kiracıyım. Örgüt hiyerarşisini düşünün, ki beni sıradan bir militan olarak da görmüyorlar! Böyle biri 13 yıldır aynı adreste oturur mu? Biz kendimizden, şiddete bulaşmayacağımızdan eminiz. Son dosyamızda savcı, “Bu düşüncede olan insanlar ilerde anayasal düzen için sorun teşkil edebilirler” diyor. İhtimaller üzerinden insanları yargılamak dünyanın neresinde var? Türkiye’de var! 1995’ten beri bu düşünceyi taşıyorum, böyle inanıyorum. Bugüne kadar sıradan bir kavgadan dolayı bile ifade vermişliğim, karakola girmişliğim yoktur. Hayatım boyunca şiddete bulaşmadım. Ama Türkiye’de muhalifsen… İktidarın kimliği önemli değil; AK Parti olur, CHP olur ya da İYİ Parti, fark etmeksizin. Türkiye’de muhalifsen senin yaşam hakkın sınırlıdır.

İslami Etüt Toplantıları’nı böyle bir ortamda başlattık. Gayemiz İslam’ı, vahyi ve sünneti doğru anlamak, doğru anlatmak, istismardan kurtarmaktı.

Katılımcıların her biri farklı bir cemaatsel çalışma yapıyordu. Örgütsel demiyorum çünkü örgüt değillerdi. Her biri farklı bölgelerde cemaat faaliyeti yürütüyor, İslam’ı anlatmaya çalışıyordu. “Doğru İslam anlatılmıyor, bari bundan sonra doğru İslam anlatılsın. Bir düşünce, bir ideoloji anlatılıyorsa asıl kaynağından anlatsın” dendi.

Eroğlu: İslami Etüt Toplantıları’nın başladığı 2013 yılı sonlarında Suriye iç savaşı söz konusu olduğunda asıl tartışmalar el-Nusra Cephesi hakkındaydı. O dönemde IŞİD de diğer gruplardan ziyade Suriye’deki rejime karşı savaşıyordu. Bu meseleler Ömer Yetek ya da İlyas Aydın tarafından mı İslami Etüt Toplantıları gündemine getirildi, yoksa o dönem zaten sizin tarafınızdan da tartışılıyor muydu?

Yağbasa: el-Nusra Cephesiyle ilgili tartışmalar gündeme gelmişti. “Bu sahada [Suriye] ne yapılabilir?” diye soruldu. el-Kaide’yi iyi tanıyan Türkiye’deki ender insanlardan biriyim. el-Kaide’nin nizamlı bir yapısı yoktur. Birçok insanın kendi düşünceleriyle eyleme geçtiği bir harekettir. el-Kaide’ye bağlı el-Nusra Cephesi de Suriye’de rejime karşı mücadele veriyordu.

2011’de cezaevinden yeni çıkmıştım. O zaman bana Nusret Cephesinin emiri Cevlani’nin [Ebu Muhammed el-Cevlani] birkaç konuşmasını getirmişlerdi. Cevlani uzun bir konuşmasında benim dikkatimi çeken şöyle bir şey diyor: “Suriye Suriyelilerindir, geri kalanlar bizim için misafirdir” O zaman şöyle dedim: “Adam kendi mantığıyla baktığı zaman haklı. Suriyeliler olarak, Suriye’deki rejime karşı mücadele etmek meşrudur, herkes bu mücadeleyi verebilir. Ama bu mücadele bittiğinde misafirler topraklarına geri dönecek. Peki, misafir olarak gittiğin yerden geri dönüşün nasıl olacak? Bunu hesaplamak zorundasın.”

IŞİD ortaya çıkmamış olsaydı, [Suriye rejimine karşı] farklı gruplar aynı hedefle savaştıkları için başarılı olabilme ihtimalleri vardı, ben öyle inanıyorum. IŞİD’in ortaya çıkışıyla bütün gruplar birbirleriyle çatışmaya başladı ve Suriye toprakları hiç olmayacak kadar kan ve göz yaşına sahne oldu. Bu süreçte kendi kanaatimi söylemiştim, o topraklara gidip mücadele etmenin yanlış olduğunu söylemiştim. Buradan gidişimi birileri farklı değerlendirebilir. “el-Nusra Cephesi terör örgütüdür” der. Bir terörist olarak mı ülkeye döneceksin? Sen gideceksin, bir toplumun özgürlüğü için mücadele edeceksin. Sonra ülkene terörist olarak döneceksin. Normal mi bu? Orada [Suriye’de] sana yer vermeyecek. Yani Fidel ile Raul’un Che Guevara’ya bakanlık verdiği gibi sana yer vermeyecek.

“Misafirsin” diyor zaten. Dolayısıyla benim bu coğrafyada işim olmaz. Kim için, niye savaşıyorum? Orada bir insanlık kıyamı yaşanıyor mu? Yaşanıyor. Dün Beşar Esad halkına yüzde beş zulmediyorsa, bugün Arap Baharı adıyla ortaya çıkan sebeplerden dolayı Beşar’ın zulmü yüzde 90’a çıktı. Bu yetmedi, gruplar kendi aralarında birbirini vurmaya başladı. Böyle bir sahada aklı selim bir insan bulunabilir mi?

Belki insanlar kendi aralarında el-Nusra Cephesi hakkında başka değerlendirmeler yapmış olabilir ama benim net duruşumu gördükten sonra kimse bu konuyu benim yanımda tartışmaya açmamıştı. Ta ki IŞİD’in ortaya çıkışına kadar.

Eroğlu: 2014’ün başında güçlenen IŞİD, 29 Haziran 2014’te halifeliği kurduğunu ilan etti. Bu gelişmeler İslami Etüt Toplantıları’nda konuşuldu mu? Halifelikle birlikte IŞİD’e bakış değişti mi?

Yağbasa: IŞİD güçlenip Musul’u aldıktan sonra İslami Etüt Toplantıları’nda konuşuldu. IŞİD’e katılmış kişilerin oradan gönderdikleri haberler çok konuşuldu. Haberleştikleri insanlardan çok olumlu şeyler duyduklarını söyleyenler oldu.

Sonra hilafet ilanı benim için dönüm noktası oldu.

Belki hilafet ilan edilmemiş olsa hâlâ farklı bakabilirdik. Ama hilafet ilanının çok yanlış bir adım olduğunu düşündüm. Bir cemaat ya da hareket kendi liderini halife ilan edemez. Benim anladığım İslam’da bu yok. Halife İslam ümmetinin halifesiyse, İslam ümmetinin icması [fikir birliği] gerekir. İcması olmasa bile çoğunluğunun buna onayı gerekir.

Kim bu topluluk? Bu topluluk [IŞİD] aslında yıllardır tek başına mücadele eden bir topluluk değil. el-Kaide’ye bağlı, el-Kaide’yle hareket eden ve el-Kaide’nin gölgesinde varlığını sürdüren bir hareket. Birden el-Kaide’den ayrılıyor. Aslında el-Kaide Suriye sahasına Cevlani’yi gönderiyor. Cevlani [el-Kaide’nin Suriye kolu el-Nusra Cephesinin lideri] diskalifiye ediliyor ve Ebubekir el-Bağdadi denen vatandaş birden Eymen el-Zevahiri’ye [el-Kaide’nin lideri] isyan bayrağını açıyor.

Bu olaya iki şekilde bakmamız gerekiyor.

Birincisi, İslami olarak bakacağız. Birileri bir topluluktan ayrılıyorsa şer’i [İslam hukukuna uygun] gerekçe göstermek zorunda. IŞİD el-Kaide’den ayrılırken ortaya beni ikna edecek bir şey koyması lazım. Öyle bir açıklama yok. Öyle bir soru sorma hakkın yok. Öyle bir soru sorduğunda muhatap alınmıyorsun zaten. Ben sormadım ama soranlara, “Ben devletim, sen kimsin?” tarzı yanıtlar verildi. Bana göre şer’i bir gerekçe koymuyorsa bu hareket bir soru işareti.

İkincisi, bu hareket savaşarak bir toprak almadı. Dün omuz omuza savaştığı insanlara, “Ya buradan çekileceksiniz ya da sizi vururuz, çatışacağız” dedi. Onlar da kardeş kanı dökülmesin diye çekildiler. IŞİD savaşarak almadıkları toprakta egemenlik iddiasında bulundu. Daha sonra bütün insanların kendilerine rağbet edebilmesi için adını hilafet koydular. Bu stratejide de siyasi anlamda başarılı oldular bana göre. Çünkü herkes oraya gitti! Aslında İslami Etüt Toplantıları’nın kendi arasındaki kopuş noktası da burası oldu.

İslami Etüt Toplantıları katılımcılarından Ömer Yetek, solda Ömerli’deki 28 Temmuz 2014 tarihli Ramazan Bayramı namazı etkinliğinde konuşurken, sağdaysa İslam Devletinde bulunduğu sırada

O zaman ilk etapta Ömer Yetek, İlyas Aydın ve onlardan yana [IŞİD yanlısı] tavır koyup sonradan fikir değiştirenler var. Onların ismini vermeyeceğim. Ama geri kalanlar diyebilirim. Bu kişiler, “Artık hilafet var. Hilafet varken artık İslami Etütler Platformu’nun ya da cemaatin hükmü yoktur” demeye başladı. İlyas Aydın ve Ömer Yetek çok da fazla bu konuları tartışmadılar. Tartışılmadılar derken, kafayı koymuşlardı yani. Türkiye’de kaldıklarında hareket alanları sınırlıydı. Ama oraya gittiklerinde her açıdan önleri açık olacaktı. Yani o zaman öyle görüyorlardı. Hem maddi olarak hem de manevi olarak önleri açık olacaktı. Hem de kendi düşüncelerine göre özgür bir hayat yaşayacaklarını zannediyorlardı. Bir hayal kurmuşlardı. Ütopik bir hayal…

O zaman ben şunu söylemiştim: “Hilafetin meşru olmadığına inanıyorum. Yanlış buluyorum. Düşünsel olarak da IŞİD’in özgün bir düşünce ortaya koyduğunu göremiyorum.” IŞİD özgün bir düşünce ortaya koymuş olsa en azından, “Bu düşünce İslam’a göre doğru bir anlayıştır” ya da “İslam’a göre yanlıştır” diyebilirsin. O zaman onlara, altı ay beklemelerini söylemiştim.

Eroğlu: Bu sözleriniz sert eleştirilerle karşılaştı mı?

Yağbasa: Tabii ki karşılaştı! Ortam ateşli geçiyor! Sonra hatta ben toplantıyı terk ettim. “Gidene güle güle!” demiştim ve oradan ayrılmıştım.

Eroğlu: Bu söylediklerinizden, kendilerini ve IŞİD’e katılma niyetlerini şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta ifade ettiklerini anlıyorum. Sizi ya da diğer toplantı katılımcılarını IŞİD’e katılmak için ikna etmeye çalıştılar mı?

Yağbasa: Beni ikna edemeyeceklerini biliyorlardı. Orada benim başkalarını etkilemememi önlemek için çabaladılar. Biz o gün, o toplantıdaki [İslami Etüt Toplantıları] herkes, “Hadi IŞİD’e!” demiş olsaydık birçok insan IŞİD’e giderdi. Biz “IŞİD’e gitmeyin” demiş olmamıza rağmen, önlerine set olmamıza rağmen çok ciddi sayıda insan, “Artık halifelik var, cemaat hükümsüzdür” deyip çıkıp gitti. Kimse kimseyi takmıyor. Zaten önleri açık! Yapacak bir şey yok.

Ömer Yetek devamında, İslami Etütler Platformu dağıldıktan sonra bizi ikna etmeye çalıştı. Bu tartışmalarımızın olduğu dönemde daha IŞİD’e biat etmemişti, sadece gitme aşamasındaydı.

YARIN: Mustafa Yağbasa, 28 Temmuz 2014’te İstanbul-Ömerli’de kılınan toplu Ramazan Bayramı namazını, gazetelerdeki “Ömerli’den cihat çağrısı” manşetlerini ve sonrasında yaşananları anlatıyor..

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus