Yedi yıl sonra Ömerli hutbesi: Cihat çağrısı var mı, yok mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’deki Selefi hareketin IŞİD konusunda görüş ayrılığına düştüğü İslami Etüt Toplantıları’nı düzenleyen İslami Etütler Platformu, aynı zamanda İstanbul-Ömerli’de 28 Temmuz 2014’te kılınan Ramazan Bayramı namazını da organize etmişti. Toplu namaz basına, “Ömerli’den cihat çağrısı”, “IŞİD İstanbul’da etkinlik yaptı” gibi başlıklarla yansımıştı. Namazı kıldıran ve hutbeyi okuyan Mustafa Yağbasa Medyascope’a açıklamada bulunarak, “Hutbedeki ana tema IŞİD’e gitmemek üzerine kuruluydu. Basın farklı gördü” dedi. Medyascope, Ömerli’deki hutbeyi uzmanlardan oluşan bir panele sordu. Hutbeyi değerlendiren uzmanların kimi, metnin IŞİD’e katılım çağrısı olarak algılanabileceğini söylüyor, kimiyse metinden “Suriye’ye gitmeyin” anlamı çıkabileceği kanısında. Medyascope’a göre panelin fikir birliğine varamayışı, dinleyici ne duymayı umuyorsa hutbenin öyle anlaşılabileceğini gösteriyor.

Haber: Sema Kızılarslan & Doğu Eroğlu

IŞİD’in hilafeti ilan ettiği dönemde Türkiye’den savaşmak ya da yaşamak için IŞİD’e katılımların olduğu biliniyordu. Ancak IŞİD’e katılımlar henüz yüksek sesle tartışılmaya başlanmamıştı. Tam o günlerde, 28 Temmuz 2014’te İstanbul-Ömerli’de düzenlenen Ramazan Bayramı namazı etkinliği kamuoyunda hem tepki hem de endişe yarattı. Bol kıyafetleri, bıyıksız uzun sakalları ilk görüşte anlaşılan 500’den fazla erkeğin katıldığı namazın ardından okunan hutbede geçen, “Allah’ım, yeryüzünde senin rızan için, senin kelimenin yücelmesi için cihat eden, hicret eden ve sabreden bütün tevhid ehli mücahitlere yardım et. Onları zafere ulaştır, onları koru ve atışlarını isabet ettir” ifadeleri, toplumun Selefi hareketin görüşlerini paylaşmayan kısmında paniğe yol açtı.

Ramazan Bayramı namazı ve hutbede geçen ifadeler basına, “Ömerli’den cihat çağrısı yapıldı” ya da “IŞİD İstanbul’da etkinlik düzenledi” benzeri başlıklarla yansıdı.

Yedi yıl sonra İslami Etüt Toplantıları araştırmamız kapsamında görüştüğümüz Mustafa Yağbasa, hutbenin aslında IŞİD’e katılmama çağrısı içerdiğini savunuyor. Namazı kıldıran ve hutbeyi okuyan Yağbasa, Medyascope’a, “Hutbeyi ben okudum. Hutbedeki ana tema oraya, yani IŞİD’e gitmemek üzerine kuruluydu. Tabii, Türkiye basını farklı gördü. ‘Ömerli’de cihat çağrısı’ dediler” açıklamasında bulundu.

Yağbasa hutbenin içeriğine bakılmaksızın, insanların dış görünüşlerine bakarak ve sözlerinin cımbızlanarak, etkinlikte IŞİD’e katılım çağrısı yapılmış gibi haberlerin yayımlandığından yakınıyor.

Yedi yıl sonra hutbe hakkında yaptığımız görüşmenin ardından, hutbenin içeriğini alanlarında uzman İslam araştırmacılarından oluşan bir panele sorduk. Hutbeyi Medyascope için değerlendiren Ortadoğu ve dinler tarihi araştırmacısı Bülent Şahin Erdeğer, hutbenin IŞİD için olumlu göndermeler içerdiğini düşünüyor. Selefi hareketleri çalışan Berker Yaldız, açıklamanın temkinli olduğunu ve “IŞİD’e katılmayın” çağrısı içerdiği kanısında. Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara ise hutbede IŞİD’e katılıma şerh konduğu ama açıklamada bulunanların kendi cihatçı perspektiflerini aktarmak için cihat yanlısı ifadeler kullandıkları görüşünde.

İslami Etüt Toplantıları’nı düzenleyen İslami Etütler Platformu 28 Temmuz 2014 tarihinde İstanbul-Ömerli’deki Ramazan Bayramı namazı için çağrıda bulunmuş, namaza basından ve kamuoyundan gelen tepkiler üzerine İslami Etüt Toplantıları’ndaki katılımcıları arasındaki IŞİD tartışmaları büyümüştü. İslami Etüt Toplantıları’nın daimi katılımcılarından olan ve aynı zamanda Ömerli’deki namazdan sonra kısa konuşmalar yapan İlyas Aydın [Ebu Ubeyde] ve Ömer Yetek (Ebu Yusuf), daha sonra IŞİD’e katılmıştı.

Prof. Dr. Büyükkara: “Hareketsizlik yanlış anlaşılmasın diye cihat hassasiyeti hatırlatılmış”

Şiîlik, Selefilik, çağdaş İslami akımlar ve hareketler, din-siyaset ilişkileri konularında çalışmaları bulunan Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin kurucuları arasında ve hâlâ bu üniversitede görevde. Prof. Dr. Büyükkara, Yağbasa’nın konuşmasında üslubun özenle seçildiğini anlatıyor.

Büyükkara, namaz etkinliğinin farklı Selefi gruplarca ortaklaşa düzenlenen bir faaliyet olduğunu ve etkinlikte bulunan bu gruplardan bazılarının IŞİD’e karşı rezervleri bulunduğu hatırlatarak şu değerlendirmede bulunuyor:

“Farklı Selefi grupların birlikte kıldığı namazın sonrasında okunan hutbede öncelikle Ramazan’ın faziletinden bahsediliyor. Arkasından, Müslümanlar arası birliğin, yani vahdetin önemine temas ediliyor. Hutbenin son kısmında konu cihat ve hicrete geliyor. Hutbede doğrudan veya dolaylı olarak IŞİD’den veya bu örgütün hilafet ve hicret ilanından söz edilmiyor. Bu bayram namazı etkinliğinin farklı Selefi gruplarca ortaklaşa düzenlenen bir faaliyet olduğu ve yine bu gruplardan bazılarının IŞİD’e karşı rezervleri bulunduğu dikkate alındığında, hutbedeki üslubun özenle seçildiği sonucuna varabiliriz. Hutbenin son kısmındaki ‘düzensiz ve nizamsız hicret’ vurgusunu ve yine Hz. Peygamber’e referansla ‘hicretin ancak bir emirin izniyle yapılabileceği’ yönündeki delillendirmeyi, bu grupların kendi tabanlarını, gelişigüzel şekilde’ IŞİD’e gitmekten alıkoymaya yönelik mesajları olarak değerlendirebiliriz. Musul’daki ilanın üzerinden henüz bir ay geçmiş olmasından hareketle, sanki gruplar beklemekteler ve fevri davranmak istemiyorlar izlenimi ediniyorum. Fakat diğer taraftan hatip, kendilerinin cihat ve hicret hassasiyetine sahip Müslümanlar olduklarını hutbesinin sonunda hatırlatarak, mevcut ‘hareketsizliklerinin’ yanlış anlaşılmasının da önüne geçmek istiyor.”

Erdeğer: “Bu grubun IŞİD’i ‘İslam Devleti’ olarak benimsediği açık”

Temel çalışma alanları Ortadoğu ve dinler tarihi olan gazeteci-yazar Bülent Şahin Erdeğer, 28 Temmuz 2014’te, IŞİD halifeliği ilan ettikten 24 gün sonra yapılan etkinlikte Mustafa Yağbasa’nın konuşmasını “2014 konjonktüründe” değerlendirmek gerektiğini vurguluyor.

Erdeğer’e göre yasal takibata uğramamak için kullanılan “ikili dil”, hutbenin anlaşılmasını zorlaştırıyor:

“Türkiye’deki Selefi cemaatler irili ufaklı olarak iki ana gövdeden oluşuyor. Birinci kesim Suudi Arabistan resmi ideolojisi çizgisinde, apolitik bir Selefilik versiyonunu benimseyenler. Bu gruplar zaman zaman Suudi rejimini meşru yönetim görürken bazıları da hangi ülkede yaşıyorlarsa o ülkenin iktidarına ya da rejimine itaati öngörüyorlar. Diğer gövde ise Cihadi Selefilik olarak adlandırılan, siyasal hedefleri olan versiyon. Bu kesim de IŞİD’in ortaya çıkması sonrası aşamalı olarak ikiye bölündü. Bir kesimi el-Kaide Cihadi Selefiliğini savunurken, diğer kısmı Küresel Cihad aşamasının devletleşme kısmına geçildiğini öne sürerek IŞİD’i meşru İslam Devleti olarak benimsiyor. Ancak IŞİD’i benimseyenler bulundukları ülkelerde yasal takibata uğramamak için ikili bir dil kullanıyor. Söz konusu Bayram Hutbesi’ni incelediğimizde, genel İslami dilin ve referansların kullanıldığını görüyoruz. Ancak söz konusu grubun İslam kardeşliği tanımı o kadar dar ki, İhvan’ı, Nahda’yı, Hamas’ı hatta Selefi hareketleri ve el-Kaide’yi bile kâfir gördüklerinden, Mücahitler ve Esirlerimiz dediklerinde, bu grubun IŞİD’i İslam Devleti olarak benimsediğini de göz önüne aldığımızda, bunun 2014 konjonktüründe IŞİD militanlarına gönderme olduğu bağlamsal olarak çok açık.”

Yaldız: “Hicret etmeyin, kafanıza göre IŞİD’e katılmayın demek istiyor”

“Selefilik ve Suriye İç Savaşında Selefi Örgütler Arasındaki Çatışmalar” çalışmasının yazarı, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora adayı olan Berker Yaldız, bayram namazında okunan hutbede açık bir davet olmadığını söylüyor.

O tarihlerde İslam Devleti’nin yeni kurulduğunu hatırlatan Yaldız, gruplar ve cemaatler arasında bu tarz fikir ayrılıklarının olmasını ya da bu konuların tartışılmasının doğal olduğunu aktarıyor:

“Bu konuşmada kesinlikle IŞİD’e açık bir davet yok. Hatta ben, zımni, örtük bir davet olduğunu da düşünmüyorum. Hicret çağrısı da değil. Böyle bir anlam çıkmıyor bu konuşmadan. Hatta tam aksine, 18. dakikadan hemen önce Kur’an merkezli mücadele edecek toplulukların nasıl yaklaşmaları gerektiğini anlattığı kısımda, ‘Bu dönemde Müslümanlar’ı Kur’an merkezli olarak bir araya getirmek için yeni girişimler var’ diyor. Burada bence IŞİD’i kastediyor ama ‘Allah ve resulünün bize öğrettiği çerçevede bakarak pozisyon alacağız’ ifadelerini kullanıyor. Peygamber döneminde yapılan hicretle de onların başına bir emir tayin edilmesini vurgulayarak, ‘Liderler bir karar almadan kafanıza göre gitmeyin’ mesajı veriyor. ‘Hicret etmeyin, kafanıza göre IŞİD’e katılmayın’ demek istiyor. (O dönemde) İslam Devleti daha yeni kurulduğu için bu tarz fikir ayrılıklarının olması da gayet doğal. IŞİD’e karşı da ayrıştırıcı ve yerici bir dil kullanılmıyor. Sadece temkinli olarak niteleyebileceğimiz, süreci değerlendireceklerini ima eden ama kendileri karar almadan gelişigüzel bir hicret edilmesini istenmediğini belirten bir konuşma.”

İslami Etüt Çalışmaları araştırma dosyasını hazırlayan Medyascope muhabirleri ne diyor?

Araştırmanın yürütücülerinden Sema Kızılarslan, Selefi literatüre çok hâkim olmayan dinleyicilerde, hutbenin bir cihat ve hicret çağrısı olarak algılanabileceği görüşünde:

“Hutbeyi ilk dinlediğimde ve uzmanlarla tek tek konuştuğumda, uzmanların farklı farklı görüşler ileri sürmesi bende, ‘Hutbe hangi niyetle dinlenirse öyle anlaşılabilir’ kanısı uyandırdı. Hutbeyi ilk dinlediğimdeyse ucu açık ve bağlamsal olarak kullanılan ayetlerin neye referans ettiği konusunda bilgisi olmayan benim için, İslam Devleti’ne karşı olumlu bir konuşma kanaati edindim.”

2014’ten beri IŞİD konusunda araştırmalar yapan Doğu Eroğlu ise hutbenin çok karmaşık bir yapıda olsa da IŞİD’i meşru görmeyen bir mesaj içerdiği görüşünde. Ancak Eroğlu’na göre Selefi hareketin makul reddedilebilirlik alışkanlığı bu mesajı gölgeliyor:

“Hutbenin en önemli kısmı, hiyerarşi vurgusu. Müslüman’ın emire, yani komutana itaati konulu kısımda, aslında hilafet ilan eden İslam Devleti’nin meşruiyeti sorgulanıyor. Bu bakımdan Prof. Dr. Büyükkara ve Yaldız’ın değerlendirmelerine katılıyorum. Hutbenin içeriğinden IŞİD’in meşru görülmediği anlaşılıyor; hicret ve cihat çağrısına meşru bir otoriteden gelmedikçe uyulmaması gerektiği belirtiliyor. Ancak bir sorunun da altını çizmek istiyorum. Bülent Şahin Erdeğer’in değerlendirmesinin geneline katılmasam da Erdeğer’in ikili dil kullanımı tespiti çok önemli. Daha önce Halis Bayancuk’un (Ebu Hanzala) konuşma ve yazıları için yaptığım değerlendirmeyi Mustafa Yağbasa’nın seslendirdiği hutbe için yinelemem gerekiyor: Tartışmalı metinlerde Türkiye Selefi hareketi genellikle makul reddedebilirlik hedefliyor (Eng. plausible deniability). Yani aslında metinler özellikle karmaşık kurgulanıyor ve mesajlar herkesin kendi arzu ettiği biçimde algılayabileceği biçimde iç içe veriliyor. Böylelikle eleştiriler ya da suçlamalar, hatta resmi soruşturmalar ortaya çıktığı zaman mesajın yanlış algılandığı şeklinde savunmalar yapılabiliyor.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus