Cezaevlerinde 604’ü ağır 1.605 hasta tutuklu ve hükümlü var – İnsan hakları savunucuları anlatıyor: “ATK raporları, tıbbi değerlendirmeden yoksun, sadece tahliyeleri engellemeye yönelik”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Avrupa Cezaevleri Kuralları “Özgürlüğünden yoksun bırakılan tüm kişilere insan haklarına saygılı bir şekilde davranılmalıdır” maddesiyle başlıyor. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre cezaevlerinde 604’ü ağır, bin 605 hasta tutuklu ve hükümlü bulunuyor. 2020 başından bu yana kadar yedisi infaz ertelemelerinden kısa bir süre sonra olmak üzere en az 59 hasta mahkûm yaşamını yitirdi. İHD’nin hasta tutuklular listesinde bulunan 56 yaşındaki ağır hasta tutuklu Abdülrezzak Şuyur 14 Aralık gecesi İzmir Aliağa Şakran T Tipi Cezaevi’nde, tüm çağrılara rağmen tahliye edilmeyen kanser hastası Halil Güneş ise 15 Aralık’ta Diyarbakır 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulduğu tek kişilik hücrede yaşamını yitirdi. Cezaevlerindeki hasta tutuklu ve hükümlülerin durumunu, insan hakları ihlallerini ve sürecin hukuki boyutlarını Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, avukat Erselan Aktan ve Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Koordinatörü Berivan Korkut ile konuştuk.

Cezaevlerindeki ölümlerde Türkiye ikinci sırada

Avrupa Konseyi’nin 2020 cezaevi istatistiklerine göre, Avrupa cezaevlerinde nüfusa oranla en fazla tutuklu ve hükümlü Türkiye’de bulunuyor. Aynı zamanda cezaevindeki ölümlerde de Türkiye ikinci sırada. Türkiye’deki hükümlü ve tutuklu ölümlerinin yüzde 13,9’u intihardan kaynaklanıyor. Cezaevlerinde kapasitelerinin üzerinde tutuklu ve hükümlü olduğunu vurgulayan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevinde insanları intihara sürükleyen pek çok hak ihlalinin yaşandığını söylüyor. 

Gergerlioğlu: “İnfaz ertelemenin tabutta ve ölüm döşeğinde gerçekleştiği durumlar oluyor”

Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde işkenceye ve infaz koruma memurlarının cinsel saldırısına maruz kaldığını belirterek suç duyurusunda bulunduktan sonra 9 Aralık’ta şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer‘in avukatı Jiyan Tosun da bu duruma dikkat çekerek, “Adım adım ölüme götürdüler. İntihar olsa bile burada intihardan başka çare bırakmama durumu da var” demişti.

Gergerlioğlu, cezaevlerinde yaşanan sağlık hakkı ihlallerini adım adım şöyle anlattı:

Teşhiste, infaz ertelemede ve tedavide gecikmeler yaşanıyor. İnfaz ertelemenin tabutta veya ölüm döşeğinde gerçekleştiği durumlar oluyor. Cezaevi sistemi günden güne ağırlaşıyor. F tipi sistemi tecrit sistemi. Tek kişilik hücrelerde ağır hukuksuzluklarla karşılaşan insanların fiziksel ve psikolojik olarak dirençleri düşürülüyor. Bir hekim olarak söyleyeyim, cezaevi insanları depresyona sokan bir yer. Üzerine bir de hak ihlalleri gelirse bu durum daha da kötüye gider. İnfaz koruma memurlarının davranışları, kısıtlamalar insanların dirençlerini düşürüyor. Bu direnç düşmesi de çeşitli hastalıklara yol açıyor. Dejeneratif hastalıklar dediğimiz hastalıklar ön plana geçebilir. Kanser gibi hastalıklar da bu direnç düşmesiyle ortaya çıkabilir. Cezaevlerinde kanser olma oranı da depresyondan dolayı intihar etme oranı da dışarıya göre daha fazla. Cezaevleri ölümlerinde dünyada ikinci sıradayız. İntihar da oran yüzde 13,2. İntihar, insanın manevi dünyasının yıkılması, depresyona girmesi sonucunda vuku bulan olaydır. Cezaevinde intiharı tetikleyen unsurlar çok fazla.”

“Hastaneye bağırış ve hakaretler eşliğinde gidiyorsun”

Revire bile güçlükle giden hasta tutuklu ve hükümlülerin hastaneye sevk işlemi de zorlu bir süreç. Tutuklu ve hükümlünün hastaneye sevki için infaz koruma memurları ile jandarmanın “uygun” olması lazım. “İnce arama”dan geçirilen ve mahrem bölgelerine kadar aranan hastalar daha sonra hiç de uygun olmayan koşullarda ring aracıyla hastaneye götürülüyor.

İnfaz memurlarının ve doktorların davranışları hastanın “suçuna” göre değişiyor. HDP’li Gergerlioğlu, bir doktorun hastaya, “Ben seni ameliyat ederim ama ameliyat masasından kalkabilir misin bilmiyorum?” dediğini aktarıyor:

“Bu aşamaları geçmemek ve o ring aracına binmemek için ‘Bunları yaşamak istemiyorum ve hastaneye gitmiyorum’ diyen hastalar var. O hastaneye bir sürü bağırış ve hakaretler eşliğinde gidiyorsun. Hastaneye ulaştıktan sonra da yüzlerce kişi arasında elin kelepçeli bir cani gibi dolaştırılıyorsun. Poliklinikte hasta tutuklu ve hükümlülere baktım, onun için her iki tarafı da biliyorum. Hipokrat yeminini unutmuş bir doktorla karşılaşırsanız kötü muamele yapabiliyor. Eğer hasta, Kürt ya da siyasi bir tutuklu ise ideolojik davranıp ‘Ben seni ameliyat ederim ama ameliyat masasından kalkabilir misin bilmiyorum?’ diyor. Bir hasta bu tutum karşısında ameliyat olabilir mi? Suçtan suça göre infaz memurlarının ve doktorların davranışları değişiyor. İnfaz koruma memurlarının bazen kulağıma eğilip ‘Suçunu biliyor musunuz?’ dediği oluyordu. Suçundan bana ne, karşımda bir hasta var.”

Mahremiyet ihlallerinden birini de kadınlar yaşıyor. Kadın tutuklu veya hükümlüler cezaevinde kadın doğum bölümüne gittiğinde ve vajinal muayeneye girdiğinde doktor odasında jandarma da bulunuyor. Kadınların, muayene sırasında perdenin arkasında jandarma olduğunu bildiği için rahat olmadığını söyleyen Gergerlioğlu, “Bu bir mahremiyet ihlalidir” diyor.

Eski DTP Eş Genel Başkanı ve eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk

“Çok insafsız ve acımasız bir cezaevi zihniyeti var”

2016 yılından bu yana Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski DTP Eş Genel Başkanı ve eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun bir süredir kötüye gittiği dile getiriliyor. Annesinin ölümünden sonra hafıza kaybı yaşadığı belirtilen Tuğluk için, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi “Hastalığının kronik seyirli olduğu ve ilerleyici vasıf arz ettiği, cezaevi koşullarında sağlanabilecek tıbbi destek ve bakımının yeterliliğinde sorun yaşanabileceği, ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceğine ve dolayısıyla cezasının infazının ertelenmesi”ne yönelik rapor hazırladı. Ancak Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) raporunda Tuğluk için “Hayatını yalnız idame ettirebileceği, tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam ettirebileceği” belirtildi.

Gergerlioğlu, ATK raporlarının önyargılı verildiğini söylüyor:

“Çok insafsız ve acımasız bir cezaevi zihniyeti var. Eğitim araştırma hastanelerinden alınan infaz erteleme raporlarını infaz kabul etmiyor. Bunu ATK ile onaylatmanız gerekiyor. Eğitim araştırma hastanesinin heyet raporunu veren doktorlar doktor değil mi? ATK, tamamen siyasi yapılanmış bir yer. Hasta tutuklunun siyasi durumuna bakıp karar veriliyor. Aysel Tuğluk’un iki raporunu da hekim ve insan hakları savunucusu olarak okudum. İlk raporun siyasi bir göz olmadan verildiğini, ikinci raporun ise önyargılı bir rapor olduğunu gördük. Avukatlar bir üst kurula başvuru yapmış ancak Aysel hanımı en az iki-üç aylık bir süreç bekliyor ve içerde durumu daha da kötüleşiyor.”

Avukat Erselan Aktan

“ATK raporları, tıbbi değerlendirmeden yoksun, sadece tahliyeleri engellemeye yönelik”

Hapis cezalarının kişileri özgürlüklerinden yoksun bıraktığını fakat tutuklu veya hükümlülerin anayasada yer alan diğer haklarını engellemediğini dile getiren Avukat Erselan Aktan, uygulamanın ise böyle olmadığını söylüyor. Hasta tutuklu ve hükümlülerle ilgili kararların ATK’ler tarafından verildiğini ve bunun tıbbi değerlendirmeden yoksun olduğunu vurgulayan Aktan, bu raporların birebir aynı olduğunu belirtiyor: 

“Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, milli veya siyasi ayrım yasağına, zalimane, onur kırıcı, aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele yasağına referansla başlar. Anayasadan kaynaklanan diğer haklar ise ancak kanunilik ve hukuka uygunluk çerçevesinde kısıtlanabilir. Kanunun, anayasanın ve sözleşmelerin söylediği bu. Ancak uygulama ve kanunun ara satırları, bu temel ilkeleri bloke eden birtakım düzenlemelerle dolu. ATK’ler uygulamada bu ilkeleri kadük bırakan en etkin kurumlar oldu son süreçte. ATK raporları, tıbbî değerlendirmeden yoksun, sadece tahliyeleri engellemeye yönelik, büyük harflerle ‘Cezaevinde kalabilir’ yazan birbirinin aynı raporlar. Hakkında bu yönde rapor tanzim edilen birçok mahpus cezaevlerinde hayatını kaybetti. ATK’lerin siyasi saik ve motivasyonla hareket ettikleri eleştirisi uzun süredir yapılıyor. Sanırım bu yapılırken işin tıpla, hekimlikle ilgili kısmı gözden kaçırılıyor. Şöyle düşünelim: hekimler, muayene ettikleri hastaların sağlığının yerinde olduğunu, hastanede kalmasına gerek olmadığını söylüyor ve hastayı evine gönderiyor. Hasta evine gittikten kısa bir süre sonra acı çekerek hayatını kaybediyor. Böylesi bir ölüm cezaevi dışında gerçekleşirse hasta yakınları doktor hakkında dava açar, tıp otorite ve idareleri de harekete geçerdi. ATK’ler için de böyle bir sürecin işletilmesi, bu raporların tamamının ‘Ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler’ kapsamında Yüksek Sağlık Şûrası, Adli Tıp Enstitüleri ve üniversitelerin Adli Tıp Anabilim Dalları’na taşınması gerekiyor.”

“DGM’lerin verdiği müebbet hapis cezaları bir bakıma ATK’ler eliyle ölüm cezasına dönüştürülüyor”

Cezaevindeki hasta tutuklu ve hükümlülerin önemli bir kısmının, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin (DGM), 90’lı yıllarda işkenceyle alınan beyanlara ve askerî hâkimlerin kararlarına dayanarak müebbet hapis cezası verdiği kişiler olduğuna dikkat çeken Aktan, bu kategorideki mahpusların ağır tecrit koşulları altında hapishanedeki otuzuncu yıllarına yaklaştığını söylüyor:

“Yaşları ilerliyor, ağır hastalıklar geçiriyorlar. Tahliyelerinin engellenmesi için her şey yapılıyor. DGM’lerin verdiği müebbet hapis cezaları bir bakıma ATK’ler eliyle ölüm cezasına dönüştürülüyor. Temel ilkeleri kadük bırakan tıkaçlardan bir diğeri de satır aralarına işlenmiş kanun değişiklikleri. ‘Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’ belli kategorilerdeki mahpusların tahliye olmalarını ya da infazlarının ertelenmesini neredeyse imkansız hâle getirecek hükümler öngörüyor. Sözgelimi bir mahpusun cezaevinde kalmayacağı ile ilgili tıbbi bir rapor varsa bile, tahliye savcılığın vereceği son karara bırakılıyor. Yahut, olağanüstü durumların varlığı halinde bir mahpus hakkında infaz erteleme yoluna gidilmesi gerekiyorsa kanun, ‘terör suçları ve örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar…’ ibaresini devreye sokuyor ve tahliye ya da infaz ertelemeyi imkansız hâle getiriyor. Üstelik bunu, kanundan doğan hakkı yönetmelikle kısıtlayarak yapıyor.”

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Koordinatörü Berivan Korkut

Berivan Korkut: “Karantinadaki hasta tutuklu ve hükümlüler tecrit hücresinde tutuldu”

Cezaevlerinde sağlığa erişim “koronavirüs salgınından önce ve sonra” olarak ayrılıyor. Cezaevindeki hastalar ilk basamağa, yani aile hekimlerine erişmekte sıkıntı yaşıyor. Salgından önce de sağlığa erişim noktasında hastalar cezaevinde ayrı ayrı süreçlerden geçenken, salgından sonra erişim daha zor hale geliyor. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği Koordinatörü Berivan Korkut, salgın döneminde karantinada 14 gün kalması gereken tutuklu ve hükümlülere hukuka aykırı şekilde davranıldığını ve özellikle siyasi tutukluların 14 gün tecrit hücresinde tutulduğunu belirtiyor:

“İnsanlar karantina döneminde bile sorunlar yaşadı. Normal şartlarda hastaneden gelenlerin 14 gün karantina tutulması gerekirken, siyasi tutuklu ve hükümlüler tecrit hücresinde tutuldu. Karantinalar hiçbir şekilde tecrite dönüştürülmemeli. Bazı hapishanelerde kalabalık ortamda tutulduğu söyleyenler de var. Karantina süresi dolmaya yakın olan tutuklu ve hükümlülerin yanına yeni karantinaya girmiş kişilerin konulduğunu ve tam bu süre biterken hastanın bu süresinin uzatıldığını öğrendik. Cezaevleri tecrit uygulanan, temel ihtiyaçların karşılanmadığı, karantina sürecinin bir tür işkence gibi algılanabileceği duruma geldi.”

“Ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin biran önce infazı ertelenmelidir”

Korkut, karantina sürecinin sağlığı korumak için oluşturulduğunu, tecrit ve işkenceye dönüştürülmemesi gerektiğini söylüyor. Son dönemde cezaevinde yaşanan ölümlere dikkat çeken Korkut, ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin infazının biran önce ertelenmesi gerektiğini vurguluyor:

“Salgın koşullarında ağır hastaların, cezaevi koşullarında bütünlüklü tedavi ihtimalleri ortadan kalktı. Son dönemde peş peşe ölüm haberleri aldığımız bir dönemdeyiz. Ağır hasta tutuklu ve hükümlülerin bir an önce ceza infazı ertelenmelidir.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus