Seren Selvin Korkmaz yazdı: Muhalefet, Rus ruleti oynar mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’de erken seçim düdüğü çalınmış görünüyor. Önümüzdeki seçimler ülke için kritik bir dönüm noktası olacak. Otoriterliğin kurumsallaşması ile demokratikleşme arasında bir yol ayrımı, pek çok insanın psikolojik sınırı, ülkeden umudunu yitirmesi için dönüm noktası, ülkeden gitme planları için konulan tarih… Gerçeğin ve algının sınırlarında bir varoluş mücadelesi adeta. Bu koşullarda milyonların umudu Türkiye muhalefetinin demokratikleşme ve adalet vaadinde. Muhalefetin ise sorumluluğu büyük, yükü ağır. Üstelik koşulları hiç de adil ve eşit değil. Muhalefetin sahası çamurlu, yolları dikenli. Ama bu çamurlu sahada bata çıka mücadele etmeyi de öğrendi muhalefet. Dünyadan çıkarılan dersler var, deneyimler var, kötü tecrübeler sonucu yaratılan yeni formüller var, yerel seçim zaferinin tadı var… Şüphesiz ki muhalefetin geldiği konum bir önceki seçimlere göre çok daha iyi noktada. Ancak, seçimlere giden son düzlükteki performanslar daha sandıklar kurulmadan önce seçimin galibini belirleyecek. Bu noktada, alınacak her risk Türkiye’nin kaderini etkileyecek. Peki Türkiye muhalefeti yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmişken Rus ruleti oynar mı?

Bu sorunun cevabı seçimlere giden süreçte muhalefetin önünde uzanan riskleri ve fırsatları iyi yönetebilmesinde. 2019 yerel seçim zaferinin rüzgarını arkasına alan muhalefet son dönemlerde siyasetin gündemini de belirleyen taraf oldu. İktidara hedef şaşırtan, helalleşme çıkışı gibi hamlelerle ezber bozdu. Erdoğan’la yarışabilecek birden çok politik aktörün belirmesi, iktidarın istikrarlı kan kaybı ve pek çok ankete göre artık çoğunluğu sağlayamıyor oluşu da muhalefet lehindeki olumlu havayı pekiştirdi. Ancak, geçtiğimiz hafta Erdoğan’ın döviz hamlesi sonucu olumlu hava birden muhalefet eleştirilerine dönüştü. Otoriter rejimlerle mücadelede “kazanabiliriz” algısını canlı tutmak çok kritik. Ancak, bu durum bir o kadar da pamuk ipliğine bağlı. Mevcut durum tam da bu kırılganlığı gösteriyor. Fakat bu eleştirel ortam muhalefet için önemli bir fırsat da yaratıyor. Şapkayı önüne alıp düşünme ve rehavete yer bırakmayacak bir stratejiyi yeniden uygulamaya koyma fırsatı.

Muhalefetin Türkiye’de demokratikleşmeyi sağlaması üç aşamaya bağlı. 1) Seçim öncesinde seçimi kazanacak stratejileri geliştirmek 2) Seçim güvenliğini sağlamak 3) Demokrasiye geçiş için yol haritasını planlamak.

Muhalefet bir süre benim de dahil olduğum bir grup tarafından seçime odaklanmakla eleştirildi. Uyarımız şuydu: Seçim kazanmak bu mücadelenin ilk ve ön koşulu ama topluma ortak bir yol haritası, bir geçiş planı sunmazsanız seçimin neyi değiştireceğini anlatamazsınız. Bugünlerde ise muhalefeti seçim stratejisini geri planda tutup geçiş sürecine odaklanmakla eleştiriyoruz. Haliyle muhalefetin durumu “Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranıyor” diye okunabilir. Ama işin aslı muhalefetin dengeyi tutturmakta zorlanması, tahterevalli gibi bir tarafa ağırlık verdiğinde diğer tarafın havada kalması. Muhalefetin riskini en aza indirecek senaryo bu üç alanda dengeli bir strateji kurmak. Türkiye muhalefetinin bu denge için insan kaynağı, enerjisi ve kapasitesi mutlak surette var.

Seçim öncesi stratejisi daha önceki yazımda da ifade ettiğim gibi büyük oranda ortak aday ve ittifak formüllerine bağlı. Görülen o ki parlamento seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimi için ayrı ittifak stratejileri oluşuyor. Parlamento seçimleri, Millet İttifakı’nın yanı sıra HDP ve belki diğer sol partilerin de yer alacağı üçüncü bir ittifak ile ilerleyecek gibi… Ortak cumhurbaşkanı adayı ise her iki ittifakın da destekleyebileceği bir isim olmalı. Birbirinden çok farklı eğilimleri olan muhalefet partileri için bu yolu almak kolay değil ama bu fikirlerin artık olgunlaşmış olması bekleniyor. Çünkü zaman daralıyor. Örneğin, Millet İttifakı partileri ile güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş için aynı masaya oturan DEVA ve Gelecek Partileri’nin ittifaka dahil olup olmadığı ne zaman netleşecek? Muğlaklık içeren her adım, zaman kaybettiren her hamle muhalefet için büyük risk taşıyor. Öte yandan, Erdoğan’ın karşısında kim olsa kazanır anlayışı aday tartışmalarını geçiş sürecini yürütecek adaya odakladı ancak esas strateji seçimi kesin kazanacak aday ve ortak kabine formülü üzerine kurulmalı. Bu süreçte muhalefet partilerinin birbirleri ile rekabeti değil, ortaklığına ihtiyaç var; şüphesiz ki rehavet rekabeti doğuruyor.

Seçimler vaktinde bile yapılacak olsa zaman daraldı. Pek çok kişide ise seçim güvenliği sağlanamayacağı için iktidarın gücü devretmeyeceği anlayışı hâkim. Bu algı muhalefet başarılı da gitse başarısını kırılganlaştıran, olumlu havayı çabuk dağıtan etkenlerden biri. Seçim güvenliği için ikna edici, güven verici uygulamaların planlanması, seçim ittifaklarını da aşan ortak bir koordinasyona evrilmesi şart. CHP İstanbul İl Başkanlığı bu konuda çalışmalarına başladığını duyurdu. İstanbul seçimlerinde önemli etkisi olan Kaftancıoğlu’nun seçim güvenliği formülü ülke geneline ne kadar yaygınlaşacak merak konusu. Ayrıca öne çıkan diğer sorular cevapsız duruyor. Seçim güvenliği için etkili dijital uygulamalar geliştirildi mi? Partiler seçim güvenliği konusuna ortaklaşa çalışıp bölgesel risk haritaları çıkarabilecek mi, tedbirler nasıl alınacak? Sivil toplumla nasıl ortaklaşılacak? Bu soruların yanıtsız kalması büyük risk, her biri için oluşturulacak yanıtlar ise önemli bir fırsat içeriyor.

Geçiş süreci tartışmaları ise kolay olmayacaktır ancak zamanın daraldığı bu dönemde aylar süren çalışma ve müzakereleri bekliyoruz. Ortak yol haritasını, ortak ekonomik programını bir türlü topluma duyuramayan muhalefet bekleme salonunda tahlil sonucu bekleyen hastaların gerginliğini artırıyor adeta. Sorunlara çözüm elitler paktı niteliğinde kalıyor. Örneğin, güçlendirilmiş parlamenter sistemin halkın yediği ekmeğin fiyatına nasıl etki edeceği konusu henüz güçlü bir şekilde anlatılamadı. Partilerin il ve ilçe örgütleri seçmene bunları nasıl anlatacak? Mutabakat süreleri uzadıkça meselenin iletişim boyutu geride kalıyor. Seçim meydanlarına inildiğinde ise bu hazırlıklar için artık geç kalınmış olacak.

Erdoğan yenilmez değil ancak Erdoğan’ı yenmek hiç de kolay olmayacak. Popülizmin kitabını yazmış krizleri lehine çevirebilen bir liderden söz ediyoruz. Medyayı, kamu kaynaklarını kontrol eden bir iktidardan söz ediyoruz. Krizi yaratan ve onu icra eden popülist lider krize basit çözümler sunarak ondan beslenebiliyor. Doları 18 liradan 12 liraya düşüren lider olarak kimi seçmenin gözünde “mucizevi” rolünü pekiştiriyor. İktidar, önümüzdeki süreçte krize ve kaosa daha çok ihtiyaç duyacak. Kutuplaşmadan daha çok medet umacak. Dini referansları daha yaygın göreceğiz söylemlerde. İktidarın her hamlesi milli güvenlik ile eşleştirilecek. Çünkü iktidarın artık tek çaresi algı yönetimi.

Türkiye muhalefeti tarihi bir görev üstleniyor. Türkiye’nin kader seçiminde ülkenin talihini değiştirmek muhalefetin ellerinde. Muhalefet artık otoriterlikle mücadelede tecrübeli. İşi sıkı tutarsa ülkenin yönetimini devralmaya, Türkiye’nin kaderini değiştirmeye hazır. Ancak, Türkiye’nin Rus ruleti oynayacak, riske atacak durumu yok. Türkiye’nin “olabilir” senaryolarına değil “kesin çıkış” içeren formüllere ihtiyacı var.

Seren Selvin Korkmaz’ın önceki yazıları:

Ülkenin çıkışı nerede?

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı muhalefetin geçiş süreci formülü mü?

Kadınların seçilme hakkı sahiden var mı?

İktidar ne zaman kaybeder, muhalefet ne zaman kazanır?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus