Seren Selvin Korkmaz yazdı: Kadınların seçilme hakkı sahiden var mı?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

5 Aralık 1934’te Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Bu, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadın mücadelesinin bir kazanımı… Bir taraftan da genç Cumhuriyet’in eşitlik ve demokrasi vaadinin önemli bir adımı. Ancak, Cumhuriyet ikinci yüzyılına hazırlanırken kadınların eşit temsiline karşı hâlâ ciddi bir direnç var. Kadının kâğıt üzerinde var gözüken seçilme hakkının önündeki bariyerler fiiliyatta bu hakkın gasp edilmiş olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de demokratik siyasal sistem tartışmalarının yürütüldüğü bu dönemde, kadınların siyasette temsili meselesini de daha yüksek sesle tartışmanın da tam zamanı. Geçtiğimiz hafta yüzde 50 cinsiyet kotası ve fermuar modeli ile kadınların siyasette eşit temsilini sağlayabilmek için CHP tarafından Meclis’e sunulan kanun teklifi, AKP ve MHP gruplarının oyları ile reddedildi. Bunlar EŞİK (Eşitlik İçin Kadın Platformu), KA.DER (Kadın Adayları Destekleme Derneği) gibi kurumların uzun süredir dile getirdiği öneriler. Nitekim, siyasal partilerin bu önerileri tüzük değişikliği ile hayata geçirmelerinin, karar alma mekanizmalarında eşit temsile yer vermelerinin önünde hiçbir engel yok. Öte yandan altı muhalefet partisinin üzerinde çalıştığı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisinde de kadının eşit temsili konusunun da yer bulması oldukça önemli. Türkiye demokrasi ve eşitlik için ürkek adımlara değil kararlı ve sahici programlara ihtiyaç duyuyor.

AKP’nin de dahil olduğu İslami hareketin başarısında özellikle Refah Partisi geleneğinden gelen kadın kolları mobilizasyonu çok önemli yer tutar. CHP’nin seçim kampanyalarında kadınların çok ciddi emeği vardır. Kürt hareketinde ise kadınlar siyasal mücadelede çok önemli bir yer tutuyor. Seçmen profili olarak da toplumun yarısını oluşturan kadınlar partiler için önemli bir oy tabanı. Ancak mesele seçilmek olunca kadınlar ya aday gösterilmiyorlar ya da seçilemeyecekleri yerlerden göstermelik aday olarak listelerde yer alıyorlar. Ekonomik eşitsizlikler ve kültürel kodlar sebebiyle konulan bariyerler de eklenince kadınların “seçilme” hakları oldukça sınırlanıyor. Yüzde 1’lik oyun dahi kıymetli olduğu bu günlerde partilerin seçmeni temsilde seçmenin yarısını kaybetmek istemeyen siyasi partilere “Eşit temsil yoksa oy yok” demek gerekiyor.

IstanPol’de de geçtiğimiz hafta Türkiye’de Kadının Siyasete Katılımı: Siyasi Hayatta Karşılaşılan Engeller ve Deneyimler başlıklı bir rapor yayımladık. Rapor Bengi Ruken Cengiz, Gülçin Karabağ ve Gülşen Doğan tarafından kaleme alındı. Rapora göre, 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınmasının ardından yapılan 1935 seçimlerinde Meclis’teki kadın milletvekili oranı yüzde 4,5. Bu oran 2018 seçimlerine gelindiğinde ise yalnızca yüzde 17,3 olmuş. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre, Türkiye ulusal parlamentolarda kadın temsil oranı açısından son sıralarda yer alıyor. Katılım sadece parlamento ile sınırlı değil elbette yerel yönetimlerde ve siyasal partilerin karar organlarındaki temsil eşitliğinde de oldukça kötü bir tablo var. Raporda her bir kademedeki temsil oranlarına dair çok detaylı bilgiler yer alıyor. Birkaçına göz atalım.

Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin karar alım mekanizmaları incelendiğinde kadın temsilci sayısı açısından ilk sırada yüzde 44,11 ile HDP yer alıyor. CHP yüzde 32,6, AKP yüzde 27,61, İYİ Parti yüzde 27,43 ve MHP yüzde 8,08. Bu partiler il başkanları düzeyinde incelendiğinde ise HDP eşbaşkanlık sistemi ile temsilde eşitliği yakalarken, 81 ilde CHP’nin dört, AKP ve MHP’nin iki, İYİ Parti’nin üç kadın il başkanı var.

Kaynak: IstanPol “Türkiye’de Kadının Siyasete Katılımı: Siyasi Hayatta Karşılaşılan Engeller ve Deneyimler” raporu

Öte yandan raporda yer alan kadın siyasetçilerin deneyimleri ise eşitsizliğin her düzeyde nasıl yerleştiğini oldukça net bir şekilde anlatıyor. Farklı partilere ve ideolojilere mensup kadınlar, siyasette benzer deneyimleri yaşıyorlar. “Siyaset kadın işi değil” yargısından, erkek yöneticilerin karar süreçlerini kendi aralarında yürütüp kadınları dışlamasına kadar pek çok deneyim yer alıyor. Ekonomik eşitsizlikler de kadınların siyasete katılımını engelliyor. Kadınlar için siyaset yapma özgürlüğü ancak belirli bir eğitim ve kariyer seviyesinde mümkün. Verilere baktığımızda ise Türkiye’de kadınların 70’i herhangi bir gelire sahip değil. Yani zaten sınırlı olan temsil hakkı yine çok daha sınırlı bir gruba erişiyor. Önümüzdeki süreçte siyasetin finansmanın da temiz ve adil bir siyaset vaadinin gerçekleşmesi için önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor. Sıklıkla tekrarlıyorum: Siyasi kampanyalarda şeffaf ve küçük meblağda desteklere olanak veren yeni bir sistem kurulmalı ve bu devlet tarafından denetlenmeli. Aksi halde ekonomik gücü elinde bulunduranlar siyasal güce de doğrudan veya dolaylı olarak sahip oluyorlar. Bu durum ekonomik açıdan dezavantajlı kadınların da “seçilme” hakkını kullanabilmesini sağlayacaktır.

Bu bariyerleri aşmak için sivil toplum desteği de oldukça önemli. Örneğin ABD’de Adil Demokratlar (Justice Democrats) adlı oluşum bölgelerinde daha önce seçilmemiş ve dezavantajlı adayları destekliyor. Platform adaylara kampanya süresince finansal ve stratejik destek sunmak amacıyla hizmet ediyor. Adil Demokratlar, ABD Temsilciler Meclisi’ne Alexandria Ocasio-Cortez, İlhan Omar gibi ilerici kadın siyasetçileri kazandırdı. Türkiye’de de “Ben Seçerim” Derneği benzer bir yaklaşım ile kadın adayları desteklemek için yola çıktı. Ayrıca SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği, Demir Leblebi Derneği gibi platformların da kadınların sesini duyurmaları ve görünürlüğü için önemli çalışmaları var.

Türkiye’nin içinden geçtiği bu zorlu dönemde bütün kutuplaşmaya ve baskılara karşı en güçlü direnci kadın hareketinin gösterdiğini söylemek yanlış olmaz. Hiç unutmadığım o 8 Mart pankartında yer aldığı gibi, umutsuzluğa kapılırsam kadınların kalabalığını ve dayanışmasını hatırlıyorum. Bugün de yapılması gereken bu direncin kadınların zaten eşit hakkı olan “seçilme” ve eşit temsil hakkının fiiliyatta da siyasetin her alanında var olması için dört bir koldan şartları zorlamak. Siyasal partilerin yüzde 1’lik oy kaygısı varsa, kadınların da eşitlik hakkı ve talebi var. Güçlendirilmiş parlamenter sistem ile daha adil ve demokratik bir Türkiye talep eden muhalefet partilerinin ise bu eşitsizliği giderecek yöntemleri hem sistem önerisine dahil edip hem de fiiliyatta eşitliği uygulamaları için önlerinde hiçbir engel yok. Bugün eşit temsil talebinin daha yüksek sesle dile getirilmesinin tam zamanı.

Seren Selvin Korkmaz’ın önceki yazıları:

İktidar ne zaman kaybeder, muhalefet ne zaman kazanır?

Seren Selvin Korkmaz’ın yazısını Elif Özge Yalçın seslendirdi:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus