Apocalypse, kıyamet, diyor İncil (Vahiy Kitabı 6). Biz bunu bir yok oluş olarak değil, bilindik, alışıldık, yerleşik (kurum, kural/nomos, süreç) olduğu varsayılan her şeyin yitirilmesi, katı olan her şeyin jöleleşmesi hatta buharlaşması şeklinde okuyalım. Türkiye siyasetinde yerleşik/bilindik her şeyi yitirmekte olduğumuz; bir apokalips’in içinde yaşadığımız konusunda hemfikiriz sanırım. Bu değişim dediğimiz şeyden farklı. Değişim dediğimizde, bir şey başka bir şeyle değişir. Türkiye’nin siyasal apokalips’inde ise -biz beğenelim beğenmeyelim- eski kurallar, kurumlar, süreçler, aktörler… yenileriyle değişmiyor; eski zâil oluyor ama yeni zuhûr etmiyor. İşte tam olarak apokaliptik bir durum.
Mahşerin dört atlısı ve kuzu
Tanrı’nın elinde yedi mühürle kapatılmış bir tomar vardır. Tarihin, küresel yapının ilâhî planının tümü budur. Bir tek Kuzu, kurban edilmiş (çarmıha gerilmiş) ama hâlâ yaşamakta olan kişi, İsa- sırayla açar mühürleri. İlkin iktidar hırsıyla teşbih olunan beyaz bir at çıkar. Kuzu ikinci mührü açınca kanın ve savaşın sembolü kızıl at; üçüncü mühür açılınca da ekonomik krizi temsil eden siyah at çıkar. Dördüncü at solgundur, beti benzi atmıştır. (Siyasal) ölüm, siyasal yok oluştur dördüncü at; Silivri’dir. Mühürler tanrının elindedir ama sistemi kıyamete götürecek olan da dört atla temsil edilen kendi iç çelişkileridir.
Beşinci mühürle siyasal ölüler adalet aramaya başlarlar. Adalet henüz gelmeyecektir. Beklemeleri gerektiği söylenir onlara Altıncı mühürle siyasal yapıda katı olan her şeyin buharlaştığı bir sistem krizinin kapısı açılır. Son mühürle yarım saatlik bir sessizlik aşamasına girer sistem. Burada bitmez yaşanacaklar. Yarım saatlik mola sonrasında ellerinde borazanlarıyla yedi melek gelecek ve yargılamalar başlayacak; onlar işlerini bitirince de ellerinde kâseler olan yedi melek daha gelecek.
Eskatolojik bir anlatıdır, bir kıyamet teorisidir İncil’deki anlatı; Türkiye ile kurduğumuz analojiyi fazla zorlamamak lazım. Ayrıca Türkiye’deki apokaliptik bozulmada kim beyaz atı temsil eder, siyah olan, kızıl olan kimdir onu da size bırakıyorum.

Siyasal aktörler ne istiyor bu apokaliptik gidişatı kim değiştirebilir?
Erdoğan’dan başlayalım ve sadece kesin olarak bildiklerimizden hareket edelim; hiç spekülasyon yapmayalım. Reis sadece ve sadece iktidarda kalmak istiyor. Üstelik sadece 2027-2028 seçimlerini değil, 2033 ve 2037 (erken) seçimlerini de kazanmak istiyor. Erdoğan eğer arzu ettiği anayasa değişikliğini, DEM Parti ve/ya Kılıçdaroğlu CHP’sinin de desteğiyle 2028 seçimlerinden önce yapabilirse ne âlâ. Bu, gelecek seçimin bir erken seçim olmayacağı, müstakbel seçimlerin tam olarak 14 Mayıs 2028’de yapılacağı anlamına gelir: Anayasa değişikliği ile adaylığı önündeki engelleri kaldırabileceğine göre seçimlerin daha öncesinde yapılmasına da gerek kalmayacaktır.
Anayasa değişikliği akabinde 14 Mayıs 2028 seçimlerine girip kazanacak bir Erdoğan’ın beş yıl sonraki 2033 ve 2033’den sonra parlamentonun öne alarak ona yeniden aday olma kapılarını açacağı (muhtemel) 2037 erken seçimlerine de katılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ben bunun bir spekülasyon değil, tartışmasız bir gerçek olduğunu ve eğer anayasa değişikliği gerçekleştirilir ve Erdoğan’ın sağlık durumu elverirse 2037’deki erken seçimlerde de aday olarak 2042’ye kadar iktidarda kalmayı hedeflediğini düşünüyorum. Nitekim Erdoğan bunu daha önce de yapmış, 2017 Mühürsüz Referandumu’ndan sonra, anayasa değişikliğini gerekçe göstererek 2023’te ikinci defa, ikinci kez (yani üçüncü kere) Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne aday olmuştu. Hiç kuşkunuz olmasın Erdoğan bu kez de aynı tavrını gösterecek 2033 seçimlerine de üçüncü defa ikinci kez (toplam beşinci kere) aday olacak 2038’de yapılması gereken seçimleri de erkene alarak 2037 de dördüncü defa ikinci kez yani altıncı kere Cumhurbaşkanı olma hayalini kuracaktır.
Şu noktayı da ilave etmek isterim: Bu iktidar hırsı sadece kişi olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidar hırsı olarak okunursa yanlış olur. Bir siyasal kurum olarak Reis, bir kişi olarak Erdoğan’dan fazlasıdır. Erdoğan ancak bir iktidar bloğunun maestrosu olarak Reis’tir. Bu maestro politik ve ekonomik bir güç ağını dağıtır, pay eder. Tekrar, tekrar cumhurbaşkanı seçilmek isteyen tek başına Tayyip Erdoğan değil, Reis’in koordine ettiği bu networkün içindeki tüm aktörlerdir.
Erdoğan olası bir anayasa değişikliğini referanduma gerek kalmaksızın değiştiremeyeceğine kanaat getirirse yaklaşan seçimler, o seçimin bir erken seçim olarak tanımlanmasına ve böylece Erdoğan’ın aday olabilmesine imkân verecek kadar erken ama olabildiğince geç bir tarihte yapılacaktır. Bunun için de Erdoğan’ın, Özgür Özel’in arkasında toplaşmaya başlayan toplumsal muhalefeti dağıtması ve seçimleri sembolik hale getirmesi gerekiyor. Altını bir daha çizmek isterim: dağıtılması, güçsüzleştirilmesi gereken CHP değil, CHP’nin de önemli bir bileşeni olduğu toplumsal muhalefettir.
Eğer Erdoğan (muhtemel) 2027 seçimlerini bu yolla aşabilirse anayasa değişikliği raftan inmeyecek 2027-2032 arasındaki konjonktüre göre bu değişiklikler yeniden, yeniden, yeniden gündeme taşınacak; hak vâkî olana kadar mevcut iktidar bloğu ve onun meastrosu iktidar şebekesi içinde tutulacaktır. Yok başaramazsa bu apokaliptik yapı dağılacak; farklı bir parti değil, farklı bir iktidar networkü iktidar mekanizmalarına hâkim olacak, oyunun aktörleri değil, oyunun kendisi, kuralları değişecektir.
Devlet Bahçeli ile devam edelim ve yine sadece kesin olarak bildiklerimizden hareket edelim; spekülasyon yapmayalım. Hiçbir risk ve sorumluluk almadan iktidar şebekesinin nimetlerinden yararlanan Bahçeli, hiç kuşku yok ki bu kıyamet senaryosunun en kârlı aktörüdür ve tek istediği de bu iktidar networkü içinde kalmaya devam edebilmektir.
Kılıçdaroğlu CHP’si de bu apokaliptik yapıda önemli bir rol üstlenecektir. Sadece müstakbel bir anayasa değişikliğine destek vermesi, İmamoğlu’nu minderin dışına iterek sivil ölüme mahkûm etmesi değil; Kılıçdaroğlu CHP’si, Türkiye siyasetinin, yerleşik/bilindik olan her şeyin yitirilmekte olduğu, katı olanın buharlaştığı bir apokalipsi değil de hâlâ bir “çok partili, demokratik, parlamenter bir siyasal rejim” gibi görünmesini sağlayacak yegâne aktördür. Koltuğunu garanti altına alabilmiş bir Kılıçdaroğlu, hiç kuşkunuz olmasın ki Erdoğan rejimini sıkı sıkıya eleştirecek, salı günleri yapılan grup toplantılarında tumturaklı sözler edecek, yeni yeni “ekmeleddin ihsanoğlulları” bulup cumhurbaşkanı adayı gösterecek, böylece, bu parlamenter görünümlü apokalipsi ilelebet payidâr kalabilecektir.
Özgür Özel’e gelelim. Onun, tek başına, -tıpı bir grup toplantısında da söylediği gibi- “Benim adım Tatar Ramazan, ben bu oyunu bozarım!” diye kükreyip iktidar bloğunu tuzla buz edemeyeceği de neredeyse kesin. Toplumsal muhalefeti arkasına alamamış bir Özel’in, bir Tatar Ramazan değil olsa olsa bir Ahmet Kaptan (72. Koğuş) olarak yaşamına devam edebileceğini de notlarımıza ekleyelim.
Özgür Özel- Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki kör dövüşünü Kılıçdaroğlu kazanırsa olabilecekleri yukarıda özetlemeye çalıştım. Bu kör dövüşünü Özel kazanır ama bu arada Kasım 2026 tarihi geçerse Yeni Özgür Özel CHP’sinin üç yıldan bu yana kongre yapmadığı için (son kongrenin Kasım 2023’teki kongre kabul edildiğini diğerlerinin yok sayıldığını hatırlayalım) seçimlere girme hakkını yitireceği âşikâr. Yok eğer Özgür Özel CHP’den ayrılır başka bir parti kurarsa parti içi didişmeyi kazanan Kılıçdaroğlu CHP’sine bu kuralın işletilmeyeceğini ve CHP’nin seçimlere katılacağı da bir o kadar âşikâr.
Partiden ayrılıp yoluna yeni bir partiyle devam edecek Özgür Özel’in çevresine fezleke mayınlarının döşendiğini hatırlatmaya gerek var mı? TBMM’deki bir oturumda basit çoğunlukla dokunulmazlığı kaldırılacak Özel’in, ertesi gün hâkim karşısına çıkarılacağı, akabinde süratle verilecek bir mahkûmiyet kararı ile hem milletvekilliğinin düşürüleceği hem de siyasi yasaklı hale getirileceği de neredeyse kesin gibi. Belki de 1999 sonrasında serbest eczacı olarak çalıştığı dönemlerde Özel, reçetesiz Aspirin satmıştır ve bu Aspirin 20 yıl sonra o kişinin ölümüne sebep olmuştur. Saçmalıyor muyum? Yo hayır, hiç de değil.
İmamoğlu hapisten çıkar mı? Evet, kesinlikle. Özgür Özel seçimleri kazanır da iktidar değişirse falan diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Aksine, Anayasa değişikliği ya da erken seçim sonrasında Erdoğan tekrar cumhurbaşkanı seçildikten, Özgür Özel sistemden tasfiye edildikten, Kılıçdaroğlu CHP’si uysal muhalefeti ile AKP’yi “terletmeye” başladıktan, iktidar bloğu sadece 2027-2028 seçimlerini değil sonrasındaki iki seçimi de garantiye aldıktan sonra, siyasi yasaklı hale getirilecek İmamoğlu da hapisten çıkacaktır.
Bu kıyamete mecbur muyuz?
Değiliz. Ancak bunun yolunun Özel’in CHP’yi tekrar eline alması, İmamoğlu’nun (ya da Mansur Yavaş’ın) cumhurbaşkanı seçilmesi ile bize bir anda bahşedilecek bir armağan olmadığını da bilmemiz gerekiyor. Ne Özel’in yeni bir parti kurup seçimleri kazanmak için canını dişine takması ne de CHP içi didişmede galip gelerek CHP ile yoluna devam etmesi eskinin zâil olduğu, yeninin zuhûr etmediği, katı olanın buharlaştığı, bilinenin unutulduğu bu apokaliptik yapıyı dağıtabilecektir.
Ya sokak hep bir ağızdan Yurttan Sesler söylemeye başlayacak Özel’de o koronun maestrosu olacak ya da Reis’in maestroluğunu yaptığı yirmi küsur yıllık orkestra, yirmi küsur yıllık iktidar ağı yoluna devam edecek. Özetle ben ne tek başına CHP ile ne de CHP’den ayılanların kuracağı bir partiyle başarıya ulaşılabileceğini düşünüyorum. Sadece, gençlerin, kadınların, emekçilerin, emeklilerin; parlamenter, lâik, demokratik, bir cumhuriyet düşüncesi etrafında güçlerini birleştirebilecek bir toplumsal muhalefetin; sadece, siyasal bir özne haline gelebilecek bir toplumsal muhalefetin; Özgür Özel CHP’sine ya da onun kuracağı partiye sempatizan olacak değil, bizatihi siyasete el koyacak, siyasal özne olacak bir toplumsal muhalefetin bu yapıyı dağıtabileceğini düşünüyorum.











