“Çık, lanet olası leke! Çık diyorum!”
(Macbeth, V. Perde, 1. Sahne)
Kılıçdaroğlu neden bir nefret objesi haline geldi? Neden (benim gibi) CHP üyesi olmayanlar bile -ki yaklaşık 25 milyon 500 bin kişi- şu anda ondan nefret ediyor? Bir partinin kurultayının iptal edilmesi ve eski yönetimin göreve getirilmesi gibi teknik bir konu neden bu kadar fazla insanı ilgilendiriyor? Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, MHP’li muhalifler tarafından 19 Haziran 2016 tarihinde toplanan olağanüstü tüzük kurultayını ve bu kurultayda alınan tüm kararları hukuka aykırı bularak iptal ettiğinde kimse Devlet Bahçeli’den nefret etmemişti; zaten bu konuyla çok fazla ilgilenen de olmamıştı.
Bir toplumsal travmanın müşahhas hâli: Kılıçdaroğlu

Kılıçdaroğlu’na yönelik toplumda uyanan yaygın tepki ve nefret sosyolojik bir vaka olsa da ben bunun Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği (hukukî ya da değil) karar ile ya da Kılıçdaroğlu’nun Özel’in koltuğuna (yeniden) oturması ile ilgili olduğunu düşünmüyorum.
Şunu akılda tutmak gerekiyor; Mayıs 2023’te Erdoğan Cumhurbaşkanlığı’nı AKP de TBMM’de üstünlüğü ele geçirmedi; aksine, Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetti. TBMM koltukları ise Altılı Masa üyelerine hediye edildi. Nitekim 2023 seçimleri, Kılıçdaroğlu’na oy veren 25.504.724 kişi için basit bir seçim yenilgisi değil, ele geçirilen fırsatın heba edilişiydi. Yaşadığımız travma, Kılıçdaroğlu’nun şahsında somutlaştı.
CHP Kılıçdaroğlu’nun kişiliğinde ete kemiğe bürünen yenilgi travmasını bir başarı hikayesine döndürmeyi başardı. Özgür Özel genel başkanlığa seçildi. Kılıçdaroğlu siyasî gündemden silindi; toplumsal muhalefet travmasıyla hesaplaşayazdı. 2024 yerel seçim başarısı, 2023 travmasını bir özgüven iklimine çevirdi. Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’nun tutuklanması bile 2024 sonrası esen imbatı poyraza çevirememiş, toplumsal muhalefet yavaş yavaş Özel CHP’sinin etrafında kenetlenmeye başlamıştı.
Haklı ya da haksız, siyasî ya da hukukî, doğru ya da yanlış, bir yargı kararıyla Kılıçdaroğlu ve ekibinin yeniden arzı endam etmeleri, doğrudan doğruya bu travmayı tetikledi. Toplumsal muhalefet Kılıçdaroğlu’na, “hukuka aykırı bir şekilde CHP yönetimine geldiği” için değil, 2023’te yaşadığı travmayı yeniden hatırlattığı için tepki göstermeye başladı: 2024 yerel seçimleri sonrasında tam atlatmaya başlamıştık ki, travma yeniden (2026) hortladı; travmanın şahsında somutlaştığı Kılıçdaroğlu’nun tasfiyeden başka hiçbir anlama gelmeyen saçma sapan arınma söylemleri psikolojik yaraları iyice, iyice kanattı.
Tahir Bey’in hijyen takıntısı
Kılıçdaroğlu’nun arınması, bir kirli olmama, temiz olma durumunu değil suçun insan ruhunda bıraktığı silinemez izin trajedisini hatırlatıyor bana; bir temizlenme eforunu değil, isterik bir saplantıyı, takıntıyı. Vıcık vıcık riyâkârlık, buram buram sahtekârlık kokan bir kavrama dönüşüyor arınma kelimesi Tahir Bey’in ağzında; “Arınmalıyız!” dedikçe arsızlaşıyor Tahir Bey’in gözleri. Cawdor Beyi olmakla yetinmeyip İskoç Cumhurbaşkanı olmayı kafaya takan Tahir Bey -tıpkı Lady Macbeth gibi- önce Şehremini Duncan’ı betona gömdürür. Cadıların Tahir Bey’in kulağına fısıldadığı İskoç Cumhurbaşkanı olacaksın sözleri Tahir Bey’i dostu, çalışma arkadaşı Banquo’yu da feda etmeye zorlar. İktidarı suçla ele geçirmek mümkündür; fakat onu suç işlemeden korumak mümkün değildir: Dökülen kanlar yeni kanlar çağırır.
Artık bir uyurgezer gibi dolanır durur Tahir Bey, işgal ettiği Genel Merkez Sarayı’nın koridorlarında; sürekli ellerini ovuşturur, bir şeyleri temizlemek için uğraşıyor gibidir: “Çık, lanet olası leke! Çık diyorum!” diye mırıldanır. Oysa elleri tertemizdir Tahir Bey’in, o aslında ellerindeki kanı değil, vicdanındaki suçu yıkamaya, arındırmaya çalışmaktadır.
Geçtiğimiz günlerde Sözcü TV’de katıldığı programda arınma kelimesini doğrudan doğruya 20 defa, aynı anlama gelecek (temizlik, ayıklama vb.) diğer kelimelerle birlikte 10 defa, toplamda 30 defa kullanmıştır Tahir Bey. Gazetecilerin soru sordukları süreleri düşersek bilfiil 1 saat 34 dakika konuşan Tahir Bey, demek ki, yaklaşık her üç dakikada bir arınmadan bahsetmiştir. Yetmez Tahir Bey! Değil mi ki “Kan kokusu hâlâ burada;” daha sık bahsetmelisin arınmadan ki “Arabistan’ın bütün güzel kokuları [bile] şu küçük eli güzel kokutamaz.” (V. Perde, 1. Sahne)
Tahir Bey’in pişkinliği/pişmanlığı
Gazetecilerin, 2016 yılında dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde oy kullanmalarının Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmasına giden yolu açtığını hatırlatarak sorduğu “Pişman mısınız?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Hayır, pişman değilim“ yanıtını verir. Kılıçdaroğlu bu cevabını İlkesel Duruş (dokunulmazlıkların kaldırılmasının partinin ve kurultayların aldığı temel bir ilke kararı olduğu) ve Aklanma Gerekliliği (siyasetçilerin dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmaması gerektiğini, bir iddia varsa yargı önüne çıkıp aklanması gerektiği) kavramları üzerine oturtur; ki onun bu pervasız pişmansızlığı, arsız bir pişkinlik olur çarpar yüzlerimize. “Yine olsa yine yaparım!” arsızlığıyla verir cevabını. Nitekim Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyarete bile gitmiştir, tüm ilkesel duruşu ve tüm pirüpak yüzüylecanımız, pirimiz, Tahir Bey. Oysa bu ziyaret ne bir ilke ne bir arınmadır; olsa olsa katilin cinayet mahalline dönüşüdür.
Bundan sonra…Asıl önemli soru
Özgür Özel ve ekibi yeni bir parti mi kurar, var olanlardan birine mi yanlanırlar… CHP seçimlere girebilir mi, Kılıçdaroğlu yılan hikayesine dönen Arınma Kurultayı’nı kaç yüzyılda tamamlar… Evet tüm bu sorular önemli olmasına önemli ama ben en çok şu sorunun cevabını bekliyorum.
Er ya da geç o seçim gelecek. Özgür Özel ve partisi ya kazanacak ya da kaybedecek; yeni partinin eski CHP’lileri, CHP defterini yeniden açacak. Yeni parti cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazansa, TBMM çoğunluğunu ele geçirse de açacak; yine kaybetseler de -belki de daha hınçla, iştiyakla- eski defterleri açacak, gözlerini Kılıçdaroğlu CHP’sine dikecekler.
İşte geldik benim cevabını dört gözle beklediğim soruya: O gün geldiğinde, politik yevmü’d-dîn, politik hesaplaşma günü geldiğinde Tahir Bey koltuğundan onuruyla mı indirilecek, onursuz mu?













