Burak Karataş yazdı: Welcome to the jungle

Bizim matbuatın ‘haybeden’ gündemlerine bayılırım. Eskiden ‘Hitler bir deli miydi, yoksa dahi miydi’ sorusu üzerinden ‘uçarak’ yazı dizileri hazırlarlardı ya da Zeki Müren’e çocuk düşürttürürlerdi.

(Dış haberler servislerinin gözde konusunu, yani ‘Kızıl Çin, Birleşmiş Milletler’e girecek mi?’ tartışmasını da unutmuş değilim… Şimdilerde akıllı uslu bildiğimiz pek çok isim dahil olmak üzere herkes, halen aynı yerde ‘gezindikleri’ için değinmeye lüzum görmedim. Öyle ya, Çin hâlâ komünist bir ülke olarak kabul ediliyor, oysa siyasal bilimler literatüründe ‘altyapısı kapitalist üstyapısı komünist’ bir ülkeye yalnızca ve yalnızca ‘faşist’ denilebilir… Üniversite kantininde kızlarla laklak yapmak keyiflidir de, kantarın topuzunu kaçırınca heybe ile torbayı birbirine karıştırmamak imkansızdır.)

Şimdi ‘fen ilerledi’, basının attığı kıtırların boyutu da vitrini de değişti: Uzaktan insana parmak ısırttıracağı gazete tarafından çoktaaan ilan edilmiş bilimsel başarılar, sanat evreninin en çaçaron atılımları, sporun en dangıl etkinlikleri sayfa sayfa yer buluyor gazetelerde.

Pardon, bir de ‘Internet gazeteciliği’ vardı, öyle ya… Fakat sonuç pek de farklı değildir.

Türkiye-AB ilişkileri çıkmazı
Türkiye-AB ilişkileri çıkmazı

Benim en sevdiğim ‘konu başlıklarından’ birisi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş sürecidir. Bir ara bunun adı da değişmiş, ‘uyum süreci’ olmuştu, biz değil de onlar ‘uyuşan ve benzeşen taraf’ olunca iş yattı.

Türkiye, 1963 senesinde Ortak Pazar’a başvurdu.

Ve aradan geçen 63 sene boyunca bunun altını dolduracak tek bir hamle dahi yapmadı.

Tam tersine, o başvurudan sonra birkaç kez muhtıra verildi, birkaç kez darbe yapıldı veya buna teşebbüs edildi, pek çok kez olağanüstü hâl veya sıkıyönetim uygulandı, defalarca insan hak ve hürriyetleri kısıtlandı ve ihlal edildi.

Ve aydınlarımız, tüm bunlara rağmen ülkemizin bu birliğe girebileceğine dönük inançlarını saf bir biçimde sürdürdüler.

Bunun Avrupa’nın bizi oyalamak için önümüze astığı bir havuç olduğunu göremediler… Hoş, biz de buna kanmak için elimizden geleni yaptık ya…

İktidar cenahından gelen ‘ilişkileri sürdürme’ mesajları, tek kelimeyle, komiktir… Evet, Avrupa’nın ‘askere’ ihtiyacı vardır. Ancak bunun karşılığında bize verecekleri, bizden alacaklarından oldukça fazladır. İşbu yüzden, sessiz ve derinden ve ihtiyatlı gidecekler.

(Bir zamanlar NATO’nun da böylesi bir ihtiyacı vardı. Ülkemizin aradan geçen onca yılda sadece ‘insan deposu’ olarak anılagelmesi ve birilerinin bununla övünmesi(!) demek istediğim şeyi ortaya koyuyor sanırım. Yeri gelmişken: Kore Savaşı’nda her ölen asker için bir yenisinin gönderileceği belirtilmişti hani ilgili antlaşmalarda da, bunu zamansız yazdığı için Çetin Altan merhumun burnunu epeyce sürtmüşlerdi… Yoksa dillerde yer edinen şu ‘Avrupa Birliği ordusu’ projesindeki yerimiz gene böylesi bir antlaşmanın gölgesinde mi tayin edilecektir?)

‘Vize serbestisi’, göçmenlerle başı belada olan yaşlı kıta için sunturlu bir küfür anlamına gelir. Ellerinden gelse ‘cebinde parası olanlarla aklı fikri yerinde olanlarınız hep gelsin, gerisini sal suya’ buyuracaklar (ve buyuruyorlar da!)… Niye Türkiye’ye vize serbestisi uygulasınlar? 2005’te bile bunu istememişlerdi.

İktidarın vizyonu buncağızdan öteye gidemiyor.

Çünkü ötede, hukuk sistemine ilişkin birtakım mülahazat bulunuyor ki bizim yöneticilerimiz bunların başkalarınca ele alınmasını istemiyorlar. (Öyleyse ne diye Brüksel’in sultasına koşuluyorlar?)

Gelelim muhalefete… Özellikle anamuhalefette (berikilerin ne düşündüğünü bilmiyoruz), konu tarihi gerçekleri gargaraya getirme mesabesinde ele alınıyor… Bu doğrultuda, ‘Mustafa Kemal Paşa’nın yolundan gideceğiz’ şeklinde hamaset ediliyor yalnızca. Fakat atlanan bir nokta var: Eğer Mustafa Kemal’in çizgisinden gideceksek birliğe asla ve kat’a üye olmamamız gerekir, çünkü bu ‘istiklal-i tam’ çizgisinden taviz vermek demek olacaktır!

Yooook, eğer kastedilen şey Atatürk’ün ‘Batıcılığı’ ise, gene iki hata yapılıyor: Birincisi, Atatürk Batılı idi, ‘Batıcı’ değil! Ve ikincisi, Atatürk liberal Batı’ya oldukça soğuk bakıyordu otuzlu yıllarda!..

Yani efendim… Gerek iktidarın gerek muhalefetin ‘Tavşana kaç, tazıya tut’ politikası, milyonlarca lumpenin Avrupa başkentlerinde serbestçe at oynatması sözkonusu olup ayaklar suya erince, Avrupa elitleri tarafından bir kenara konulur elbet ve buradan olsa olsa Türkiye zararlı çıkar.

Yeni Avrupa savunma mimarisi, Türkiye-AB ilişkileri çıkmazı
Türkiye-AB ilişkileri çıkmazı

Aydınların bu ısrardan vazgeçmeleri gereklidir. Türkiye’nin ‘muasır medeniyet seviyesine’ gelebilmesi için Birlik’e ihtiyacı yoktur. Zaten onlara yaslanarak o seviyeye gelebilecekse de bu suni bir ilerleme olur, günü gelince tökezler, sonra da paldır küldür yere çakılırsın.

Türkiye, doğru düzgün ve uygar kapitalizmle tanışmamış yani pastayı büyütmemiştir ki, pastayı bölüşmek için tartışma aşamasına geçsin… Yani, halen ‘gelişmekte olan’ ülkedir. Dileyen buna ‘gelişmemekte ısrarcı olan’ da diyebilir, aynı kapıya çıkar.

Hani eskiden ‘onlar ortak, biz Pazar’ diye de bir slogan vardı yahu… Gene aynı tuzağa mı düşelim isteniyor?

Kaldı ki şimdiki haliyle Avrupa Birliği’nin de ne kadar ileriye taşınabileceği fena halde şüphelidir.

Ancak, unutulmamalı: Orduya duyduğu gıcık yüzünden AB taraftarı olan aydınlar, Avrupalı değildirler. Serinlemek için su kanalına girip ölenler, entel barlarında birbirlerini çekiştirenler, hizmet bekleyen insanlara saygısızlık eden memurlar, emeğine ve işine saygı duymayan ve ‘ne iş olsa yaparız abi’ kafasında giden lumpenler, Avrupalı değildirler.

Meyhanede kafayı çekince arkadaşının eşine ‘yazılan’ hergele de Avrupalı değildir, İstanbul’da okuyan kızını bir çocukla konuştu diye ‘aile meclisi kararıyla’ öldürme kararı alan yaratık da. ‘Atalarımızın dini olan Şamanizm’e dönelim’ diyenler ve zikirmatikçiler zaten konudışıdır.

Tamam da istediği zaman rahatça yatıp kalkabilmek için ille de ‘devrim nikâhı’ isteyen salim arkadaşlar çok mu Avrupalıdır yani?

Hayır, hiçbiri değildir efendim. Olmak da önemli değildir zaten. Çünkü çağdaş olmanın doğuyla batıyla, sağla solla, Avrupa’yla Asya’yla, siyahla beyazla bir ilgisi yoktur. Bunu algılayamayanların da o birlikte yeri yoktur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş