Transatlantik: 2022’de Biden’dan beklenenler, ABD’de salgın ve aşı karşıtlığı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ruşen Çakır, Gönül Tol ve Ömer Taşpınar, Transatlantik programının bugünkü bölümünde Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) salgınında yaşanan son gelişmeleri, ülkedeki aşı karşıtlığını ve komplo teorilerini, 6 Ocak Kongre baskını yargılamalarında gelinen son noktayı, 2022 yılında ABD Başkanı Joe Biden’dan iç ve dış politikada bekleyenleri ve kasım ayında düzenlenecek ara seçimler öncesi Biden’ın popülaritesini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. 2022’nin ilk “Transatlantik”i ile karşınızdayız. Washington’da Gönül Tol ve Ömer Taşpınar’la birlikteyiz. Arkadaşlar merhaba, iyi yıllar.

Gönül Tol: İyi yıllar Ruşen.

Ömer Taşpınar: İyi yıllar.

Ruşen Çakır: Biz yılı Gönül’le kapattık. Ömer sen yoktun. O zaman seninle açalım. Önce şöyle başlayalım — bugün daha çok sizin orayı konuşacağız, ABD’yi konuşacağız: Öncelikle bu salgını konuşalım. Sanki bitiyor, bitti, bitiyor mu falan derken, normalleşme başlamışken, tekrar yeni bir şeyle, virüsün yeni bir şeyiyle, ne deniyordu ona?

Gönül Tol: Omicron varyantı.

Ruşen Çakır: Ha evet, varyantıyla. Sizin oradan, tüm dünyadan, özellikle Batı’dan çok rakamlar geliyor. Rekorlar kırıyor galiba, değil mi? Şu anda bir günde yüz binlerce kişi. Hatta milyon diye gördüm. Ne oluyor Ömer? Orası çok mu vahim? Yoksa bu sefer, çok daha fazla vaka olup, ölümlerin azaldığı söyleniyor, ama yine de bayağı bir telaş hâli var galiba.

Ömer Taşpınar: Evet Ruşen, farklı bir durum. Amerika’nın yaklaşık yüzde 65’i aşılı. Aşılı olanların bu mutasyona, bu varyanta yakalanma ihtimâli var, yok değil. Fakat hastanelik olma ve tabii ki ölme ihtimâli, yüzde 1’lere, 2’lere kadar düşüyor. Dolayısıyla aslında aşısız olanların ve özellikle sağlık sorunları olup aşısız olanların hastanelere düşmeleri ve onların ölüm vakaları var. Ölüm vakaları eskiye oranla yüksek değil. Fakat hastanelerin âcil bölümleri dolmuş durumda. Mesela bizim eyâlet Maryland’de dün bu nedenle Olağanüstü Hal ilan edildi. Bir de tabii okullar meselesi var. Yani mesela bu sabah haberleri dinliyordum: Chicago’da Öğretmenler Sendikası okula gitmeme kararı almış, çünkü bu varyant nedeniyle bir sürü vaka var, çocuklarda da var. Halbuki Belediye Başkanı sendikayı zorluyor, okulların açık kalması konusunda. Bu tür sorunlar da var. Okulların çoğu şu anda, ilkokulların çoğu eyâlet kararlarına bağlı. Bazı eyâletlerde, özellikle güney eyâletlerinde daha yüksek. Fakat o eyâletlerde aynı zamanda aşılanmama oranı da daha yüksek. Dolayısıyla bir kutuplaşma söz konusu, okullar üzerinden giden bir mesele bu. Vaka sayısı dediğim gibi yüksek Amerika’da şu anda. Fakat ölüm oranı çok yüksek değil. Bir de bu nereden başladı? Güney Afrika’dan başladı değil mi? Güney Afrika’ya baktığımızda, Güney Afrika’da tepe yaptı, bundan yaklaşık üç hafta önce. Fakat son iki haftadır vaka sayısının çok azaldığını görüyoruz. Dolayısıyla tünelin sonunda bir ışık var diyor herkes. Yani bu yükselecek rakamlar fakat aniden de düşmeye başlayabilir, Güney Afrika’da olduğu gibi. Bu arada İngiltere’de ilk defa iki yüz bin vaka oldu günlük, bu en kötü zamanında bile İngiltere’de olmamış bir rakam. Dolayısıyla Avrupa’da, Danimarka’da, Fransa’da, Almanya’da da söz konusu bu mesele. Ve şöyle bitireyim: Şimdi bu son varyantı değil bunun. Dünyada aşılanma olmadıkça, dünyada özellikle fakir ülkelerde aşılanma kampanyaları ölçek kazanmadıkça, bu virüs mutasyona uğrayacak ve küreselleşme çağında bir şekilde tekrar dönüp dolaşıp gelecek; dolayısıyla iki şeyin yapılması lâzım. Bir tanesi, Batı ülkelerinde aşıya direnişin azaltılması lâzım. Yani hâlâ yüzde 20, 30, 40 oranında aşılanmamış bir kesim var. Onların aşılanmaya ikna edilmesi lâzım. Belki de zorunluluklar getirilmesi lâzım. Mesela restoranlara, işyerlerine alınmaması gerek.

Ruşen Çakır: Burada sözünü kestim, ama Macron’un ettiği lâfı biliyorsun değil mi? Aşı olmayanlara ettiği, Fransızca, onu görmedin mi?

Ömer Taşpınar: Görmedim. Söyler misin bana? Ne demiş?  

Ruşen Çakır: Engueuler. Onu şey diye çevirdik biz, “rahatsız edeceğiz” filan diye çevirdik. 

Ömer Taşpınar: “Yakalarını bırakmayacağız, azarlayacağız sizi, peşinizden geleceğiz…” yani sert bir dil kullanıyor. Zaten seninle bir programda Fransa konuşmamız lâzım. İşler çok karışık. Yani Macron bayağı bir sağa kaydı, otoriterleşiyor. Çünkü sağdan çok ciddi kendisine…

Ruşen Çakır: Aman Ömer. Biraz daha konuşursan Avrasyacı yapacaksın.

Ömer Taşpınar: Ama ikinci söyleyeceğimi de bitireyim. Yani bu aşılama kampanyasının herkese yayılması gerekiyor. Batı ülkelerinde direnişin artırılması için. İkincisi Afrika’da, Latin Amerika’da, Asya’daki aşılanmamış ülkelere, aşı oranının çok düşük olduğu ülkelere, âcil bir şekilde Birleşmiş Milletler veya Dünya Sağlık Örgütü üzerinden çok daha yoğun bir aşılama kampanyası gerekiyor. Çünkü bu virüs küreselleşmenin bir ürünü ve bütün dünyadaki aşılanma artmadıkça mutasyonlar devam edecek.

Ruşen Çakır: Gönül bu aşı karşıtlığı meselesi, Ömer’in değindiği… bugün ben sabahtan beri aşı karşıtlarının sosyal medyada küçük çaplı lincine uğruyorum. Yani daha önce çok daha sert linçler gördüğüm için bu biraz hafif kaçıyor, ama yine de birbirinden farklı insanlar, mesela yeniden çok sayıda vaka olmasını falan aslında aşının bir işe yaramadığının kanıtı olarak göstermeye çalışıyorlar. Ve aşı karşıtlarının bir kısmında, farklı kesimlerden gelseler de böyle bir politik bakış var. Yani komplocu bakış vs.. ABD bunun sanki merkezi gibi bir yer, değil mi? Orada aşı karşıtları çok daha örgütlü, köklü ve önemli yerlerden de destek alan bir pozisyonları var herhalde.

Gönül Tol: Evet Ruşen, Bu Covid aşısına karşı duyulan tepki özellikle çok siyasî bir boyut aldı. Yani aşı karşıtlarının çok ezici bir çoğunluğu Trump’a oy vermiş isimler. Yani aslında ilginç bir şey oldu. Şimdi, biliyorsun pandemi Trump döneminde başladı ve aşılar üzerinde çalışılmaya o dönemde başlandı. O dönem Demokratların büyük bir kısmı aşı olmayacağını söylüyordu. Yani mesele siyasîleşmişti. Çünkü şunu söylüyorlardı: “Trump’ın yönettiği bir süreç bu aşı geliştirme süreci ve bu sürece güvenmiyoruz biz. Yani Trump’a güvenmiyoruz biz. Yani Trump’ın yaptığı hiçbir şeye güvenmiyoruz”. O nedenle Demokratlar arasında da kuvvetli bir aşı karşıtlığı vardı. Şimdi Biden geldi, işte bu aşılar geliştirildi vs.. O geleneksel olarak aşı karşıtı bir taban, kemik bir taban var zaten Amerika’da. Bunun önemli bir kısmını mesela Siyahîler oluşturuyor. Onun da tarihsel sebepleri var. İlginç olan –mesela geçenlerde Ömer ile bunu konuşuyorduk–, askerler arasında, Amerikan Ordusu içerisinde aşıya karşı ciddi bir direnç var. Şimdi bunun tarihsel kökenlerine baktığımızda bir sürü sebebi var bunun. Birincisi, Covid özelinde, sadece asker içerisinde değil toplumun genelinde de şunu düşünüyorlar: Bu aşı çok çabuk geliştirildi. Yani aşı geliştirme süreci on yıllar alan bir süreç. “Bu çok alelacele yapıldı ve biz buna güvenmiyoruz” diyenler var. Şimdi Trump yönetiminde, bir de buna “Trump’a güvenmiyoruz” diyenleri ekleyin. Siyahîlerde, geçmişte onların üzerinde çeşitli deneyler yapıldığı için genel olarak bir aşı karşıtlığı var. Buna karşı şüphecilik söz konusu şimdi askerler arasında, Ben buna bakarken, aşı karşıtlığının tarihî kökenleri nedir diye bakarken, 90’lardaki o Antraks (Şarbon) aşısına karşı, o sürecin yanlış yönetilmesinden kaynaklanan bir şüphe oluşuyor. O dönemlerde, Amerikan Ordusu içerisinde, yani hem Kara Kuvvetleri’nde hem Hava Kuvvetleri’nde hem Deniz Kuvvetleri’nin içerisinde bir şey oluşturuluyor. Özellikle sahaya giden, Ortadoğu’ya,  Afrika’ya giden güçler arasında mutlaka olunması gereken aşılar var. Bu Antraks aşısıyla ilgili olarak, o süreç iyi yönetilemiyor. Yani üst düzey askerî yetkililer bilgi vermiyorlar alt düzeydeki askerlere. Pek çok şey generalin inisiyatifine bırakılıyor. Dolayısıyla bir bilgi kirliliği oluşuyor. Yani aşıya dâir askerlerin kendi aralarında kulaktan dolma bilgiyle geliştirdikleri komplo teorileri var. Ve sistematik bir şekilde bu komplo teorilerini çürütmek için üst düzey askerî yetkililer çaba harcamıyor. O dönemdeki Amerikan yönetimi de çaba harcamıyor ve bunun sonucunda, aşı karşıtlığının kökenleri o yıllara dayanıyor ve bütünüyle komünikasyon eksikliği yüzünden. Şimdi bugün mesela yeni yapılan bir çalışma gördüm. Covid karşıtlığına bakıyorlar ordu içerisinde. Azınlıklar arasında çok yoğun bu — yani Siyahîler ile Hispanikler. İkincisi, alt düzeydeki askerler arasında çok yaygın ve eğitim oranı etkili. Yani eğitim seviyesi düştükçe aşı karşıtlığı artıyor. İlginç bir şekilde de kadınlar arasında, kadın askerler arasında çok yüksek aşı karşıtlığı ve bunların işte tarihî kökenlerine baktığımızda, hem o Amerika’nın genelindeki azınlıkların duyduğu, aşıya karşı duyduğu bir şüphe var, bir de ordunun geçmişinde bu konuda yeterince bilgilendirme yapılmamasının getirdiği bir bagaj var. Şimdi dolayısıyla Biden yönetiminin aslında bu yıl –birazdan konuşacağız– önündeki en önemli sorun: “Bu toplumun neredeyse üçte biri aşılı değil; bunu nasıl aşacağız?” Bir konuşma yaptı dün Biden, resmen dedi ki: “Allah aşkına aşılanın!”

Ruşen Çakır: Yalvarıyor yani.

Gönül Tol: Yalvardı. Çünkü aksi takdirde, bütün uzmanlar diyor ki: “Yapabileceğimiz bir şey yok”. Tamam, sorunlar var Covid’le mücadelede: Testler yok, yeterince test yapılamıyor. Yani bir sürü problem var süreçte. Aksaklık var. Fakat en önemli mesele: Aşı olmuyor insanlar. Üçte birinden bahsediyoruz. Yani Ömer dedi ki: Amerikan halkının yüzde 60-65 arası aşı olmuş. Doktorlar diyor ki: “Bunu yüzde 80’e çekmemiz gerekiyor”. Şimdi bunu nasıl yapacaksınız? En önemli sorun bu ve o sorunun da bir çözümü yok. Çünkü bütün yapılan bu PR kampanyaları falan, çok sonuç getiriyor gibi görünmüyor. Bu, toplumun siyasî olarak çok bölünmüş, kutuplaşmış olmasıyla da alâkalı bir durum.

Ruşen Çakır: Evet, şimdi Ömer. Trump…

Ömer Tol: Bununla ilgili bir şey söyleyebilir miyim? Gönül’ün bahsettiği: Şimdi nasıl yapılacak? İsrail örneğini verelim. İsrail’de benim bildiğim kadarıyla aşılanma en yüksek oranlara ulaşmış durumda. Süpermarkete, sinemaya, işyerlerinde girişte kart soruluyor. Yani eğer aşı kartın yoksa alınmıyorsun içeri. Ben geçenlerde Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittim. Otoriter bir rejim. Aşılanmama diye bir lüksün yok. Aşın yoksa hiçbir yere gidemiyorsun, yani otoriter rejimlerde veya çok bilinçlendirilmiş, böyle kuralların getirildiği rejimlerde bu yapılabiliyor. Amerika, bireysel özgürlüklerin olduğu bir yer. Dolayısıyla zorlanıyorlar böyle bir yasa geçirmekte, herkesi zorlamakta. Ama zorlanmadıkları bir kurum var. O da Gönül’ün bahsettiği kurum: Pentagone. Askerler ve federal görevliler, memurlar. Şu anda bütün federal görevlileri bilmiyorum ama, bizim Pentagone, yani bizim Savunma Bakanlığı’nın personeli aşılanmak zorunda. Yani aşılanmayacağım dediğinde mazeret belirtmek zorundasın. Mazeret belirten, mesela Hava Kuvvetleri’nde benim bildiğim %2’lik bir oran var. %2’lik oran mazeret belirtiyor. Ve o mazeret dikkate alınıyor, tıbbî nedenlerle mi? Hangi nedenlerle? “Dinî nedenler” diyenler var. Mesela kürtaja karşı olup, “Bebek fetüsünden aşı yapıldı” deyip, “Ben buna dinî nedenlerle karşıyım” diyenler var. Onların mazeretleri kabul edilmiyor. Dolayısıyla sırf benim çalıştığım kurumda tanıdığım iki kişi, aşı olmadıkları için emekli olmak zorundalar. Ya atılacaklar ya da emekli olacaklar. Yaşları da 60 civarında. Dolayısıyla Biden yönetimi devlette bir zorlama getirebiliyor. En azından Pentagone’da getirdi, Federal Hükümet’te getirebiliyor. Ama özel sektörde çalışanları, halkı, geneli nasıl zorlayacak, nasıl bunları zorla aşılatacak? Onun çâresi ancak ciddi yasaklar getirmek. Yani: “Süpermarkete giremeyeceksiniz, shoping mall’a giremeyeceksiniz, sinemaya gidemeyeceksin, restorana gidemeyeceksin”. Her yerde sana soracaklar bunu. İsrail’de öyle yaptılar.

Ruşen Çakır: Evet, senin Macron da zaten “Kahve içemeyeceksiniz” vs. diye bir şeyler söyledi. Şimdi, Biden dönemini, 2022’de ne yapacağı meselesini konuşalım. Kötü durumda çünkü — biliyoruz. Hep bunu konuşuyoruz. Kamuoyu araştırmalarında Biden’ın görev onayı her gün düşüyor anladığım kadarıyla. Onun öncesinde şundan da bir bahsetsek: Yarın Kongre Baskını’nın yıldönümü, değil mi? Yarındı değil mi? Ne oldu? Olay kapandı mı? Çok ciddi bir şekilde üzerine gittiler mi? Burada Trump doğrudan suçlanmıyor galiba. Bir Türkiye’de çok fazla onun takibini yapamadık, ama anladığım kadarıyla yıldönümünde sizin orada bayağı bir gündemde. Onunla bir hesaplaşma gerçek anlamıyla yapıldı mı? Yoksa o şaklaban gibi 1-2 tane adamın yargılandığı böyle küçük çaplı bir dava mı söz konusu?

Gönül Tol: Yani aslında Ruşen, bu baskını araştırmak için bir komisyon kuruldu Kongre’de: 6 Ocak Komisyonu. Ve o komisyon çerçevesinde aslında bildiğim kadarıyla 50’ye yakın insan çağırıldı, 700 kişi tutuklandı mesela. Ben daha bu sabah bir Türk gazetesinde gördüm, “Hiçbir tutuklama olmadı” falan diye. Aslında tutuklama oldu. 700 kişinin tutuklandığı söyleniyor. Pek çok insan ifadeye çağırıldı ve bu, devam eden bir süreç. Şimdi, bir takvim var. Bu takvim işleyecek mi bilmiyoruz. Takvime göre bu 6 Ocak Komisyonu’nun bir ara raporu var; yazın o ara rapor sunulacak. Yılın sonuna kadar da bu raporun tamamlanması bekleniyor. Demokratlar bu konuda acele ediyorlar. Çünkü biliyorsun Kasım ayında ara seçim yapılacak ve büyük ihtimalle Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğunu kaybedecek –Senato’yu da kaybedebilirler– ve eğer öyle bir şey olursa, Kongre’deki Cumhuriyetçilerin bu komisyonun faaliyetlerine son vereceğini düşünüyorlar. O yüzden de bir an evvel bunu yapmak istiyorlar. Böyle bir acele içerisindeler. Şimdi bu komisyon aslında büyük ölçüde kapalı kapılar ardında yapıldı. Cumhuriyetçileri endişelendiren şey, aslında komisyon liderleri bu önümüzdeki dönemde, önümüzdeki aylarda kamuya açık bazı oturumlar yapabilirler. Dediğim gibi, bu komisyonun soruşturması kapsamında pek çok kişi ifadeye çağırıldı. Bir sürü tanık dinlendi. 300’e yakın tanık dinlendi ve 700 kişi de tutuklandı. Şimdi bunun devamı gelecek muhtemelen. Ama asıl önemli soru Trump dönemine ait belgelerin açıklanıp açıklanmayacağı. Bunun üzerine bir tartışma var; yani komisyon o Trump dönemine ait bir sürü kaydın açıklanması talebinin ertelenmesi konusunda bir karar aldı. Fakat hâlâ bu tartışılıyor. Bunlar açıklanacak mı ve o kamuya açık oturumlarda bunlar paylaşılacak mı sorusu önemli Cumhuriyetçiler için.

Ruşen Çakır: Ömer, ne diyorsun? Senin Trump geliyor mu?

Ömer Taşpınar: Şimdi Gönül’ün dediği gibi Meclis’te Araştırma ve Sorgulama Komisyonu kuruldu ve Trump yönetiminde Beyaz Saray’da görevli, Trump dahil, ama onun Özel Kalem müdürü Steve Bannon’ın,Beyaz Saray’da bu konuda o gün aktif olan bir sürü insanın cep telefonlarına, mesajlarına bakıldı. Yani tam olarak Trump ne dedi? Trump’ın yanındakiler ne dedi? Ve Kongre içinde Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ne yaptılar, ne dediler cep mesajlarında? Bunların hepsine bakılıyor ve Trump yönetiminden 12 civarında görevli, sorgulanmak için Meclis Komisyonu’na davet edildi. Bunların hemen hepsi reddetti gelmeyi. Dolayısıyla şu anda bunlar suçlu durumuna düşüyor. Yani bir şekilde Meclis’teki sorguya gelmeme durumuna düşüyorlar. Bu arada ciddi bir tartışma, Kongre içindeki Trumpçı üyelerin o gün neler dedikleri ve onların bir şekilde sorgulanıp sorgulanmayacağı konusunda. Tabii ki dokunulmazlıkları var; fakat acaba bu kişiler insanları bu ayaklanmaya teşvik ettiler mi? “Ayaklanmaya teşvik etme” suçu meselesi var. Tabii bütün bunlar neyin gölgesinde yapılıyor? Senin sorduğun sorunun gölgesinde. Trump acaba geri gelir mi? Bir dahaki seçimde aynı olaylar olur mu? En büyük mesele o. Yani Amerika’da 2022’de, bu yıl ara seçimler olacak. 2024’te başkanlık seçimleri olacak. Bu seçimlerde yine böyle bir durum olursa, Trump veya Trump’a benzer biri, “Seçim sonuçlarını kabul etmiyorum” deyip halkı sokağa çağırırsa ne olur? Ve şu anda Amerikan kitapçılara gittiğinde, “Savaş çıkar mı? İç savaş çıkar mı? İç savaşlar nasıl çıkıyor?” konulu kitap enflasyonu var. Yani iç savaş kitapları okunmaya başlandı. Tekrar buraya doğru gidilir mi? Bir korku içinde insanlar. Yani acaba bu yaşananlar tekrar yaşanır mı? Tabii ki tekrar Beyaz Saray’ın veya Kongre’nin saldırıya uğraması söz konusu olmaz. Oraları kolluk kuvvetleri korurlar. Ama ülke içinde bir kaosa gidilir mi? Tartışma bu. Ve benim gördüğüm kadarıyla, özellikle bu Trumpçıların profillerine bakıyorlar. Mesela bu mobilizasyona kimler geldi? O gün Kongre binasına giren insanlar kimler? Ve ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Böyle zannettiğimiz gibi, hani başıbozuk tipler değil. İçlerinde avukatlar var, içlerinde emekli memurlar var, emekli polisler var, doktorlar var. Yani bana bir bakıma Hannah Arendt’in Banality of Evil kitabını hatırlatıyor, yani Kötülüğün Sıradanlığı. Sıradan insanlar bunlar. Bir yalana inanmışlar. Sosyal medya üzerinden, o komplo, o yalan üzerinden mobilizasyon yapmışlar, ölçek kazanmışlar ve arkalarında onlara “Yürü” diyen bir başkan var. “Yürü” diyen bir başkan var. Dolayısıyla yaptıklarının meşru olduğuna inanıyorlar. En önemli mesele bu. “Yaptığımız meşru, çünkü Başkan bize bunu yap dedi” diyorlar ve korkunç bir şey bu. Bütün dünya açısından da korkunç; çünkü yani insanın aklına, eğer bu Amerika’da oluyorsa, neden başka yerlerde olmasın?

Ruşen Çakır: Aman, şimdi bizde de biliyorsun, yine dün Cumhurbaşkanı 15 Temmuz’u hatırlattı. Şu oldu, bu oldu. Neyse…

Ömer Taşpınar: Ya, Türkiye nelerden geçti. Bizim, Gezi zamanında, “Ben % 50’yi evde zor tutuyorum” diyen bir başkanımız var.

Ruşen Çakır: Ama şimdi %51 olmadığı için, yani % 41 ya da artık her neyse. Evet, bu…

Ömer Taşpınar: Şunu söylemeye çalışıyorum Ruşen; yani bu mesele, Amerika’nın şu anda demokrasiden bahsettiği dünyada, Biden yönetiminin “demokrasi, demokrasi” dediği bir ortamda, Amerika aslında kendisi ne kadar zor şartlarda otoriter bir düzenin direkt direğinden döndüğü, yani böyle bir şey olsaydı, herkes buna bir darbe diye bakıyor. Bir darbe girişimi diye bakıyorlar buna. Yani bu Başkan’ın bir şekilde bir darbe girişimiydi ve direkten döndü. Şanslıydık, bir daha olmaması için ne yapılmalı tartışması var.

Ruşen Çakır: Gönül, sen demin bu salgınla mücadeleyi Biden’ın en önemli meselelerinden birisi olarak söyledin. Geçen hafta da biraz konuşmuştuk, ama önünde sadece tek bu mesele yok. Bir kere bununla da çok bağlantılı bir ekonomi meselesi var. İkincisi her şey bir yana, popülerlik sorunu var. Söylediğiniz ara seçimlerde Demokrat Parti’nin kaybetme ihtimâlinin çok yüksek olması ve Kongre’de çoğunluğu kaybedecek olması meselesi var. Hep bir dizi olumsuzluk sayılıyor. Hiç mi onun lehine bir durum yok? Ya da durumu çevirebileceği bir şey yok mu?

Gönül Tol: Yani durumu çevirebileceği birkaç nokta var. Bence 2022’nin Biden açısından, iç siyaset açısından en önemli gündem maddelerinden bir tanesi, bu sosyal altyapı paketi. Bu sosyal altyapı paketi Temsilciler Meclisi’nde, Demokratların oylarıyla kabul edildi. Yani bu yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir paket. Ve bunun içerisinde, sağlık sisteminden tutun, iklim değişikliğiyle mücadeleye, çocuk ve yaşlı bakımına kadar bir dizi unsur var. Fakat Senato’da Demokrat Senatör Joe Manchin, buna destek vermeyeceğini söyledi. Şimdi bu neden önemli? Çünkü Senato’da 100 tane üye var, 50’si Demokrat, 50’si Cumhuriyetçi. Dolayısıyla Demokrat bir senatörün “Ben bunu desteklemeyeceğim” demesi çok önemli bir problem Biden için. Yılı kapatırken, Aralık ayında çeşitli görüşmeler yapıldı Joe Manchin ile. Bir tane daha Demokrat senatör var; o da karşı olduğunu söylemişti. Fakat hani tam olarak oyunun ne yönde olacağı konusunda bir netlik getirmemişti. O yüzden şimdi bir tane West Virginia senatörüne odaklanıyor Beyaz Saray. Şimdi o ikna edilebilir, edilmesi gerekiyor Joe Manchin’in. Çünkü söylediğimiz gibi bu sosyal altyapı paketi Biden’ın en önemli vaatlerinden bir tanesi ve eğer bunu geçirebilirse gerçekten iç siyasette pandemiye rağmen bir başarı hikâyesi yazabilir. Ama yani o konuda şüpheler var; çünkü West Virginia senatörü diyor ki: “Ben bu hâliyle mümkün değil kabul etmem. Ayrıca bence enflasyona ve Covid’le mücadeleye odaklanmak zorundayız” diyor. Ama Biden, yakın bir zamanda Manchin’le sorunların halledilebileceğinin altını çizdi. Burada Biden ekibi de diyor ki: “Tamam, bu sosyal paketle hâlâ uğraşıyoruz, geçip geçmeyeceği belli değil; ama biz çok önemli bir altyapı paketi geçirdik. O yüzden bunu anlatmak gerekiyor. Yani bir başarı hikâyesi de var.” Hatta pandemide dahi bir başarı hikâyesi yazmaya çalışıyorlar. Şöyle ki, gerçekten de etkileyici bir şekilde inanılmaz bir aşılama kampanyası başlatıldı. Yani bugün aşı bedava. Herkesin erişebileceği bir şey — isteyen herkesin. Bu önemli bir başarı. “Bunun altını çizelim” diyorlar. Geçirilen altyapı paketini de anlatmak için Biden’ın önümüzdeki haftalarda, aylarda ülkeyi gezip tek tek insanlara bunun onların hayatında neye dokunacağını, ne gibi ekonomik katkılar sağlayacağını anlatması bekleniyor. O yüzden ben sosyal altyapı paketinin geçip geçmeyeceğine odaklanıyorum bir başarı hikâyesi çıkması için. Tabii bir sürü problemle karşı karşıya Biden. Yani pandeminin, enflasyonun vs. dışında, kendi partisi içinde bölünmüşlüklerin dışında. Mesela çok ciddi bir problem: Yönetimde çok önemli pozisyonlar var, çok büyük bir kısmı doldurulamamış. Yani bu sabah kontrol ettim: Sadece 177 tane önemli pozisyon doldurulmuş. Çünkü Senato o kadarına onay vermiş. Çok daha büyük bir kısmı, 266 tanesi doldurulamamış. Bu ne demek oluyor? Yani bürokraside çok büyük, önemli, ağır bir ajandası var Biden’ın. Gerçekleştirmek istediği şeyler var. Fakat önemli pozisyonlar Senato’ya takılmış durumda. Bunları dolduramadığı için de bürokrasiyle tam ahenkli bir çalışma izleyemiyor Biden ve hayata geçirmek istediği şeyleri hayata geçiremiyor. Ama bence Biden yönetimi için bu yılı asıl önemli kılan, Kasım 2022’de ara seçimlerin olacak olması. Şimdi bu ara seçimler Cumhuriyetçiler için şu anlama geliyor: Cumhuriyetçiler için çok kritik bir yıl; çünkü Trump’ın parti içerisinde ne kadar ağırlığının olduğunu gösterecek. Şimdi Mart’ta ön seçimler yapılacak. Trump pek çok adaya desteğini ifade etti. Şimdi eğer bu adaylar bu seçimlerde başarılı olursa, 2022, Cumhuriyetçilere ve Demokratlara şunu anlatacak: Bir kere Trump 2024’te kesinlikle aday olacak, çünkü parti tabanında hâlâ çok güçlü. Hatta bazı Cumhuriyetçiler şunu söylüyor, “Biz hiçbir zaman Trump’ın parti üzerindeki kontrolünün bu kadar kuvvetli olduğu bir dönem görmedik” diyorlar. Yani Beyaz Saray’da oturmuyor belki, Florida’da, ama onun onayını almak isteyen pek çok Cumhuriyetçi, seçimler öncesi Trump’ın kapısına gidiyor. Trump bunlar için toplantılar yapıyor ve tabanını mobilize etmeye çalışıyor; yani bu yıl Trump’ın parti içerisindeki ağırlığının ne kadar olduğunu gösterecek bir yıl olacak. Eğer onun desteklediği adaylar kazanamazsa da, Cumhuriyetçi Parti içerisinde 2024’te kim aday olacak tartışmaları başlayacak ve bu Demokrat Parti’yi ve Biden’ı bire bir etkileyecek gelişmeler.

Ruşen Çakır: Ömer, seninle noktalayalım. Yine Trump diyeceğim ve artık, adamdan biz burada kurtulamıyoruz, siz orada hiç kurtulamıyorsunuz herhalde; ama sosyal medya girişimi, şusu busu, sürekli bir şeyler yapıyor ve kendini unutturmuyor değil mi?

Ömer Taşpınar: Unutturmaz; yani popülizm meselesi, küresel bir mesele artık Ruşen. Dünyanın her yerinde popülizm çok güçlü, demokrasiler popülizme karşı kırılgan rejimler. Bir popülist lider çıkıp sosyal medya sayesinde inanılmaz bir kitle kazanabiliyor. Fransa’da yaşananlara bak. Yani Zemmour diye bir adam çıktı, bir anda popülist bir mesajla Fransız siyasî sistemini sarsıyor. Trump zaten bilinen bir marka. 4 yıllık bir başarı hikâyesi var kendine göre. “Benim zamanımda ekonomi çok iyiydi” diyor, “Bu pandemi gelmeseydi ekonomi şahlanmıştı. Bakın Demokratlar geldi, enflasyon içinde yüzüyoruz” diyor.  “Pandemiyi bitiremediler” diyor. Yani Trump’ın mesajları hâlâ parti tabanında karşılık görüyor. Trump’ın azledilmesine “Evet” demiş Cumhuriyetçilerin tekrar seçilme şansı yok. O kadar basit. Yani rövanşını istiyor. “Benim azledilmeme ‘Evet’ demişlerin artık peşinden geliyorum” diyor. Şimdi Biden’a gelelim. Biden’ın şansı var mı? Bir kere, tarihe baktığımızda, seçilen Amerikan başkanları % 90 oranında –yani son 50-60 yılda– ilk dönemlerindeki ara seçimleri kaybetmişler. Hem de kötü şekilde kaybetmişler. Yani göreve gelen bir başkan iki yıl sonra genelde Kongre’de ve Senato’da bir yenilgiye uğruyor. Dolayısıyla bir mucize bekliyor Biden, Senato’daki ve Temsilciler Meclisi’ndeki zaten çok dar olan, çok az olan çoğunluğunu koruması bir mucizeye bağlı. Dolayısıyla önümüzdeki 2 yıl, 2023 ve 2024’te Demokratlar, muhtemelen Senato’da ve Temsilciler Meclisi’nde azınlık durumuna düşecekler. Bu Biden’ın işini daha da zorlaştıracak. Bu duruma nasıl gelindi? Bu duruma bence şöyle gelindi: İlk 100 gün çok önemliydi Biden açısından ve son derece başarılı bir ilk 100 gün geçirdi. Gönül’ün bahsettiği aşılama kampanyası çok iyi gitti. Ekonomi konusunda önemli mesajlar verdi, dış politika konusunda bazı vaadettiği şeyleri, İklim Anlaşması, İran’la masaya oturma gibi konularda pedala bastı ve ilerledi. Ama ikinci 100 gün bir duraklama başladı. Hem aşılamada bir duraklama başladı, hem dış politikada Afganistan yaşandı. Ve enflasyon sinyalleri çoğalmaya başladı. Üçüncü 100 gün bir çöküş dönemi oldu. Yani o üçüncü 100 günde enflasyon iyice arttı. Pandemi geri geldi. Önce Delta’yla geri geldi, şimdi Omicron’la geri geldi. Ve o üçüncü 100 gün Trump’a destek oranının %40’ların altında yeni bir döneme geldi.

Gönül Tol: Biden’ın.

Ömer Taşpınar: Pardon, Biden’a destek oranının % 40’lara düştüğü döneme geldi. Şimdi ne yapılabilir sorusuna strateji değişikliği arıyorlar. Şimdi, iki mesele var. Yani Amerika’da halkın Biden’a desteğinin azalmasının arkasında iki mesele var. Bir tanesi sağlık, pandemi meselesi, orada yaşanan sorun; ikincisi ekonomi. Bu iki meselede nasıl farklı mesajlar verilebilir peşinde Biden. 2022’yi kurtarmak için değil, ara seçimleri kurtarmak için değil, 2024’ü kurtarmak için bence. Yani 2024’e şimdiden hazırlık yapmak zorunda. Ve şu mesajı vermeye çalışıyor bence. O önemli bir strateji değişikliği pandemi konusunda. Çıtayı pandemide indirmeye çalışıyor. Yani başarı çıtası %90 aşılanma değil veya bu pandeminin bir şekilde yok edilmesi ve normalizasyon, tam normalizasyon değil. Başarı çıtasını aşağıya çekmek ne demek? Bir şekilde halkı bu pandemiyle yaşamaya alıştırmak demek. Yani bu hemen gitmeyecek. Bir yıl daha, iki yıl daha, belki üç yıl daha devam edebilir. Ve göreceli bir başarı ortaya koymak. Mesela bir örnek vereyim: Buradaki sağlık kurumu şu anda virüse yakalananların izolasyonunu, semptomları yoksa 10 günden 5 güne indirdi. Niye bunu yapıyor? Çünkü 5 gün sonra işe dönmesini istiyor insanların. Yani işgücünün azalmasını istemiyor. İnsanların evlerinde 10 gün, 15 gün izole kalmasını istemiyor. Bu ne demek? Bu insanların bir şekilde bu virüsle yaşamasını ve tekrar işgücüne, piyasaya dönmesini sağlamaya çalışma. Yani biz bu virüsle yaşayacağız. Başarı çıtasını herkesin aşılanması ve hastanelerin normale dönmesi olarak değil, bir şekilde başarı çıtasını indirelim. Dolayısıyla halkı, halktaki beklentileri çok yükseltmeyelim. Beklentileri azaltalım. Bence bu bir strateji değişikliği.  Bunun sinyallerini görüyoruz. Başarılı olur mu olmaz mı bilmiyorum. Fakat bence denemeye değe; çünkü insanlar pandemide tam bir normalleşme bekliyorlar. Her şey normal olsun. Çocuklarımızı yollayalım. Biz işe gidelim. Her şey normal olsun. O normalleşme olmazsa suçlu kim? Suçlu iktidar diyorlar. Bundan kurtulması gerekiyor Biden’ın. İkincisi Gönül’ün anlattığı, bu ekonomik harcamaları halka anlatma. O mesele de çok zor, çünkü bu sosyal harcama paketi 10 yıllık bir paket. Meyvelerini 10 yıl içinde verecek bir paket. Amerika’da bir sosyal devlet yaratma projesi bu. Bunun meyveleri öyle altı ayda bir yılda ortaya çıkacak meyveler değil. Yani bunlar zamanla ortaya çıkacak şeyler ve bu konuda bir sabır gerekiyor ve her şeyden önce paketin çıkması gerekiyor — daha paketi çıkartamadı. Yani Biden’ın karar vermesi gereken, kendi partisi içinde, daha güçlü bir şekilde, o kendisine tam destek vermeyenler üzerine daha ciddi bir baskı kurup Senato’dan geçirmesi ve enflasyon konusunda da asıl âcil mesele enflasyon. Çünkü insanlar gerçekten, yani süpermarkete gittiğinde veya benzin almaya gittiğinde fiyatların arttığını görüyorsun — ki Amerikalılar buna hiç alışkın değil.

Ruşen Çakır: Ömer, ayıptır sorması, yüzde kaç enflasyon orada yıllık?

Ömer Taşpınar: Burada % 7’ye ulaştı. İnanabiliyor musun? Yüzde 7. Yani Türkiye’de tabii % 50’lerde dolaşan bir enflasyon var. Amerika’da %7 enflasyon, 30 yıldır, 35 yıldır görülmemiş bir enflasyon ve normalde, hani Türkiye’de, “Ya, TÜİK’in verdiği rakam %20-30, aslında % 50” diyorlar ya. Burada da halk daha yüksek olduğuna inanıyor enflasyonun. O % 7’den daha yüksek olduğuna inanıyor. Bir kere enflasyonun yaşandığı yer sadece tüketim endeksi değil. Yani sadece aldığın ürünlerde değil, baktığında enflasyonun çok yüksek olduğu bir alan, mesela okul fiyatları, emlak fiyatları. Borsadaki şişkinlik; yani bir para var, bir likidite var, o likidite sürekli para pompalıyor ortaya ve emlak fiyatları aldı başını gidiyor, okul fiyatları aldı başını gidiyor, benzin fiyatları daha yükseldi. Dolayısıyla Amerika’ya baktığında, halkta, “Ya, acaba biz geçinebilecek miyiz? Yani ne olacak?” korkusu var. İşsizlik oranı düşük, ama insanlar iş aramaktan vazgeçti. Yani bir şekilde insanlar piyasaya da giremiyor. Piyasadan çıkıp iş aramayan çok insan var. O nedenle yapay olarak işsizlik oranı düşük. % 4’te gözüküyor işsizlik oranı. Fakat aslında çok daha yüksek bir işsizlik olduğundan bahsediliyor. Bütün bunlar konusunda Biden ne yapabilir, nasıl mesajlar verebilir? Amerika’nın hâlâ çok ciddi bir yapısal gelir dağılımı bozukluğu var. Fakirler daha da fakirleşti. Fakirler çok daha zor duruma geldi bu pandemi döneminde. Onlara belki âcil yardım paketleri vermesi gerekiyor; daha yüksek oranda, âcil yardım paketleri vermesi gerekiyor. Bunların bir kısmını yaptı. Fakat o sosyal devlet paketi Senato’da takıldığı için, bazı konularda takvimin sonuna gelindi. Mesela ayda 600-700 dolar yardım alan bir kesim var, o kesim geçen ay yardım alamadı. Çünkü Senato’dan geçmedi bu paket. Dolayısıyla Biden’ın yapması gereken, Gönül’ün bahsettiği Joe Manchin gibi ortadaki Demokratlara, kendisine tam destek vermeyen demokratlara Macron’un taktiğini uygulamak. Yani sizin peşinizdeyim, yakanızı bırakmayacağım demesi gerekiyor. Sertleşmesi gerekiyor Biden’ın. 

Ruşen Çakır: İyi, hadi bakalım, birden sizin için çok üzüldüm. Ve Türkiye’de yaşıyor olmaktan mutlu oldum.

Ömer Taşpınar: Daha sık yapalım bu programı Ruşen.

Ruşen Çakır: Evet, burada noktayı koyalım “Transatlantik”e. Gönül Tol’a ve Ömer Taşpınar’a çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. Haftaya buluşmak üzere. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus